
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Ebeveynleşme, çocukken yaşının çok üzerinde sorumluluk taşımak.
Nedir, neden olur, yetişkinlikte ne bırakır ve bu yükü tanımak nasıl bir şey?
Küçüklüğünüzde büyük olmak zorunda kaldıysanız — bunu fark etmek neden bu kadar zor, ve bu farkındalık neyi değiştiriyor?
📚 Kaynaklar
- Salvador Minuchin (1967): Kavramı ilk kez aile sistemleri kuramı içinde kullandı; ebeveyn rolünün çocuğa devri
- Ivan Boszormenyi-Nagy & Geraldine Spark (1973), Invisible Loyalties: Kavramın sistematik tanımı; "görünmeyen sadakatler" kuramı; kuşaklar arası aktarım
- John Bowlby, bağlanma teorisi: Çocukluk bağlanma örüntüleri ve yetişkin ilişkileri
- Gregory Jurkovic, Lost Childhoods: Enstrümantal vs. duygusal parentifikasyon ayrımı; modern tanımın çerçevesi
- Lisa Hooper, Parentification Inventory: Standart ölçüm araçları; yetişkinlik etkileri
- Kuperminc et al. (2013): Algılanan adalet ve psikolojik iyilik hali arasındaki ilişki
- Jankowski, Hooper, Sandage & Hannah (2013): Parentifikasyon ve ruh sağlığı semptomları; algılanan adaletin aracı rolü
- Jacobvitz, Riggs & Johnson (1999): Çapraz-cinsiyet ve aynı-cinsiyet aile ittifaklarının uzun vadeli etkileri
- Dariotis et al. (2023), Illinois Üniversitesi: 95 çalışmayı kapsayan küresel sistematik derleme; 4 sonuç kategorisi
- Cho et al. (2025): Asya-Amerikalı genç yetişkinler; göçmen aileler; kimlik
- PMC Couple Burnout çalışması (2025): 283 evli bireyle; partner parentifikasyonu ve çift tükenmişliği
- Annalisa Barbieri, Conversations with Annalisa Barbieri podcast / Guardian köşesi: Yetişkin danışan deneyimleri; aile ilişkileri; klinik örnekler
- Lisa Bruton, UKCP onaylı psikoterapist, Oxford Üniversitesi: "The Parentified Child" bölümü; "my child is my best friend" analizi; yetişkin rol örüntüleri
- Esra Akün (2017): Çocuklukta ebeveynleşme yaşantılarının özellikleri ve birey üzerindeki etkileri
- İplikçi & Şahin-Acar (2019), Türk Psikoloji Dergisi: 12 yaş çocuklarında ebeveynleşme davranışlarını yordayan etkenler
- Jackson, Raval et al. (2016): Ebeveyn-çocuk sınır bozulmasının kültürel varyasyonları
Transkript
Ya da ailecek zor bir dönemden geçiyorsunuz.
Ve siz fark etmeden bir şeyleri düzeltmenin, bir şeyin ucundan tutmanın sorumluluğunu hissediyorsunuz böyle içten içe.
Evde size birinin rol biçtiğinden falan kesinlikle değil.
Anne babanızın size bilinçli bir sorumluluk verdiğinden de değil.
Ama bir şekilde öğrenmişsiniz, bu benim rolüm diye içinize işlemiş.
Ve yıllar geçiyor, büyüyorsunuz.
Hala her zor durumda, her ilişkide, her kriz anında o içinizdeki sorumluluk devreye giriyor.
Ve benim halletmem lazım, benim yapmam lazım, benim bu sorumluluğu almam lazım diye inceden inceden fısıldıyor size.
İşte bugün bu sesi konuşacağız arkadaşlar.
Herkese merhaba, ben Emine.
Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Burada... Psikoloji, felsefe ve sosyoloji desteğiyle hayatı ve kendimizi daha iyi anlamayı konuşuyoruz.
Bugünkü konu biraz hassas, baya kişisel ve bence çok az konuşulan ama çok fazla insanın içinde bir yerlerde tanıyacağı bir şey.
Konumuz parentification arkadaşlar.
Ne demek tam olarak? Türkçe psikoloji literatüründe bu kavramın bir karşılığı var.
Ebeveynleşme ya da ebeveynleştirme.
Bazı kaynaklarda ebeveynleşmiş çocuk sendromu olarak da geçiyor.
O şekilde de bulabilirsiniz. Ben bugün ebeveynleştirme terimini kullanacağım bölüm boyunca.
Çünkü çocuğun genelde istemi dışında ya da farkındalığı dışında olan bir şeyden bahsediyoruz.
Bu kavramı ilk olarak 1970'lerde aile terapistleri Ivan Bozosmeninagi ve Geraldine Spark görünmeyen sadakatler kuramı içinde tanımlamış.
Peki ne demek ebeveynleşmiş çocuk sendromu, ebeveynleşme ya da ebeveynleştirme?
Şöyle, çocukken ergenlikte yaşınızın çok üzerinde sorumluluklar üstlenmek, ebeveynlerinizin duygusal desteği olmak, evin pratik işlerini yönetmek, kardeşlere bakmak ya da sadece evde herkesin...
iyi olması için sürekli tetikte olmak.
Bu hafta bu konuyu mikrofona getirme sebebim ise şu.
Geçenlerde karşıma çıktı bu terim ve çok dikkatimi çekti.
Çünkü birçok insanın hayat hikayesinde tanıdık bir yer tuttuğunu düşünüyorum bu kavramın ve geçmişten gelen bu tarz patternlerin şu an hem kendimizle olan ilişkimizde hem de arkadaşlık, romantik ilişkilerde
ciddi oranda bir etkisi olduğunu düşünüyorum.
Daha doğrusu etkisi olduğu gerçek araştırmalar bunu söylüyor.
Ben de bunları paylaşacağım zaten bugün.
Ve bir şeyin ne kadar farkında olur?
anlar, onu ne kadar isimlendirirsek üzerine çalışmak da daha kolay oluyor.
Böylece bize hizmet etmeyen düşünce kalıplarını, davranışları, örüntüleri azaltabilir ve çok daha huzurlu bir hayat sürebiliriz kendimizle ve ilişkilerimizle de.
O yüzden bugün bu konuyu konuşalım istedim arkadaşlar.
Ama bu bölümde detaylara girmeden önce, bunun psikolojik tarafını paylaşmadan önce bir parantez açmak istiyorum.
Ebeveynleştirme kavramını kullandığımızda biraz daha böyle negatif bir çağrışım yapıyor.
Sanki kötü ebeveynlerden bahsediyormuşuz gibi.
kesinlikle bu bölümün amacı bu değil.
Amacımız ebeveynlerimizi kötülemek, onların yaptığı yanlışları bir şekilde gün yüzüne çıkarmak ya da bugün yaşadığımız belli başlı problemleri özellikle de ilişkilerimizde onların üstüne yıkmak da değil, bir günah keçisi aramak ya da kurban pozisyonuna
girmek kesinlikle değil. Sonuçta ailelerimiz de, çoğu aile en azından, kendi bilgileri ve gördükleri çerçevesinde elinden gelenin en iyisini yap.
Dediğim gibi asıl amacımız farkındalığımızı arttırmak ve eğer ebeveynleşmiş bir bireyseniz şu an hayatınızda Hayatınızda hala yankıları varsa bu tecrübenin bölümün sonunda uzmanların önerdiği birkaç tekniği de paylaşacağım.
Ama tabii ki en doğrusu terapistinizle çalışmak olur.
O ayrı. Diyelim bir kamu spotu verdikten sonra bölüme girelim.
Konumuz bayağı uzun çünkü arkadaşlar.
Şimdi psikoloji literatüründe bu kavram ilk sistematik olarak Gregory Jurkovic ve Lisa Hooper tarafından inceleniyor.
Yıllardır bu konuyu araştırıyor bu iki kişi.
Ben de bölümde verdiğim örnekleri onları referans olarak aktaracağım.
Şunu söylüyorlar, ebeveynleştirme iki ayrı biçimde geliyor.
Bir tanesi enstrümantal ebeveynleştirme yani pratik somut sorumluluklar.
Evde yemek yapmak, kardeşe bakmak, fatura ödemek hatta göçmen ailelerde çok sık görünen bir şey.
Çocuklar bulunan ülkenin dilini daha hızlı öğrendiği için ebeveynler için tercümanlık yapıyorlar bazen.
Resmi işleri hallediyorlar.
Bu da enstrümantal ebeveynleştirmeye giriyormuş.
Ve araştırmalar şunu da gösteriyor.
Enstrümantal ebeveynleştirme destekleyici bir ortamda olduğunda çocukta özgüven ve sorumluluk duygusu gelişebilir.
Hatta bazı kültürlerde bu olağan kültürün bir parçası olarak da görülüyor.
İkincisi de duygu. Ulusal ebeveynleştirme Bu daha ince, daha görünmez.
Şöyle düşünün. Annenizin sırdaşı olmak.
Babanızın moral desteği olmak.
Ebeveynlerinizin kavgalarında ara bulucu olmak.
Evdeki gerilimi hissedip evin huzuru kaçmasın diye o huzuru yönetmeye çalışmak.
İnsanları idare etmek.
Kendinizi ifade etmemek.
Etmemeyi tercih etmek. Kendi ihtiyaçlarınızı ikinci plana atmak.
Bunun arkasında da şöyle bir düşünce varmış.
Çünkü zaten ortalık karışık.
Bir de ben sorun olmayayım. Bir de ben fazlalık olmayayım.
Ve bunu içselleştirmek.
Bu durum çoğu zaman... Büyük dramatik olaylarla gelmiyor bu arada.
Tam tersi çok tanıdık ve sıradan cümlelerle de gelebiliyor.
Birkaç tane örnek vereceğim şimdi.
Mesela bir anne çocuğuna babasıyla arasındaki evlilik problemlerini anlatıyor.
Babam bugün şöyle yaptı, bak ne yapıyor, böyle dedi, sen ne düşünüyorsun gibi.
Yani çocuk bir partner ya da bir arkadaş gibi danışılan kişi pozisyonuna geliyor ya da anneyi dinleyen, anlayan kişi pozisyonuna geliyor.
Ama o çocuğun rolü o değil ki.
O bir çocuk. Ya da şu çok tanıdık olabilir mesela özellikle Türk kültüründe.
Biz yeni evlendiğimizde babanın ailesi bana şöyle yaptı, babaannen bana böyle dedi, yengem bana şunu yaptı gibi çocuğun bilmesinin hiçbir şeyi değiştirmeyeceği yetişkinlere dair bilgileri çocuğa aktarmak.
Ya da şu cümle uzmanlara göre en tehlikeli olanlardan biri de buymuş.
Sen benim en yakın arkadaşımsın.
Biz arkadaş gibiyiz.
İlk duyduğunda çok sevgi dolu geliyor değil mi?
Ya da böyle gurur kaynağı gibi geliyor annenle arkadaş olabilmek.
Ama durup baktığınızda çocuğu çocuk rolünden çıkartıp bir yetişkin rolüne sokuyor.
Çünkü evde çocuğun rolü çocuk olmak.
Bir yetişkinin başka yetişkin arkadaşları olmalı.
Çocuk bir arkadaş değildir ve ebeveynin duygusal tamamlayıcısı olmak zorunda değildir diyor psikoterapist Lisa Burton.
Şimdi diğer örnekler de şöyle olabilir.
Ebeveyn para sıkıntısını.
sağlık korkularını, geleceğe dair kaygılarını çocukla paylaşıyor.
Tamam çocuk dinliyor, taşıyor, içten içe endişeleniyor ama çocuğun elinden hiçbir şey gelmiyor ki hiçbir şey değiştiremez o çocuk.
O bir şey yapamamanın çaresizliğini yaşıyor belki de o ağırlığı omuzlarında hissediyor.
Mesela buna boşanma, ayrılık, aldatma gibi tamamen yetişkin konuların çocukla konuşulmasını da ekliyor uzmanlar.
Anne ya da baba başka kimseyle konuşamadığı zaman genelde çocukla konuşma eğiliminde oluyor.
Ama bu da çocuklara ekstra bir psikolojik yük veriyormuş.
Ebeveynin duygusal durumunu sürekli izlemek zorunda hissediyor evin içinde gerginlik olduğu zaman.
Annem bugün nasıl? Babam nasıl?
Yorgun mu? Kızgın mı?
Üzgün mü? Ben ona göre davranayım.
Evi böyle hava durumu raporu gibi okumaya başlıyor bazı çocuklar ve bu tetikte olma hali çocuğun iç dünyasında normal hale geliyor.
Yetişkinliğinde de onu takip ediyor.
Bütün bu verdiğim örneklerin ortak noktası şu arkadaşlar.
Çocuk bu durumlarda bir yetişkin rolü üstleniyor ama kimse ona bunu açıkça söylemiyor.
Sadece öyle oluyor. Ve çocuk bunu reddedemiyor.
Nasıl reddetsin ki? Birincisi hiçbir çocuk bana bunu anlatma.
Bu çocukların dinleyeceği bir şey demez, diyemez.
Ya oturur dinler ya da dinlemek istemiyorsa bir şekilde odasına çekilir, kaçar ortamda bulunmak istemez.
Ama onu yaptığında da reddetmek sevgiyi riske atmak gibi hissettiriyor olabilir diyor uzmanlar.
Yani çocuk istemeden de olsa kendini o durumun bir parçası olmak zorunda gibi hissedebilir.
Ama bu duygusal ebeveynleştirme yani çocuğun ebeveynin psikolojik yükünü taşıyan İlerleyen dönemlerde bu kişilerde ya çocukken ya da yetişkinliklerde depresyon, ansiyete, kimlik gelişiminde
güçlükler ve yetişkinlikte özellikle ilişki örüntülerinde de negatif etkiyle sonuçlanıyor.
Yakın zamanda bu alanda yapılan bir araştırma daha var.
O da çok ilginç veriler vermiş çünkü pandemi döneminde evde daha fazla vakit geçirildi ya okullar kapandı, milyarlarca çocuğun eğitimi sekteye uğradı ve ailesiyle daha fazla vakit geçirmek zorunda kaldı.
adı kapsamlı bir araştırma var.
İlyonis Üniversitesi'nde yapılıyor bu araştırma ve dünyanın her yerinden altı kıtadan da insanların verilerini toplamışlar.
Bu dönemlerde ebeveynleştirilmiş çocukların aldığı roller çok somut bir biçimde sıralanmış.
Bir evin geçimini üstlenen bir kitle var.
Kendine bakan ve onun dışında aileye rehberlik eden, dil ve kültür aracısı olan, kendini eğiten, danışman, sırdaş, bakıcı ve duygusal destek olan çocuk rolleri var.
Bunlar Ya bu ya bu değil bu arada.
Bazı çocuklar hepsini aynı anda üstleniyor.
Hatta Polonya'da yapılan bir çalışmada pandemi döneminde ebeveynleştirme yaygınlığının %30'u geçtiğini gösteriyor.
Yani bu sadece eski nesillerin hikayesi değil ya da bizim ailelerimiz daha bilinçsizdi, bizler daha bilinçli ebeveyniz konusu da değil.
Hala daha farkında olmadan hayatımızın içinde olan bir şey.
Türk aile kültüründe bu dinamik çok rastlanan bir dinamik bu arada.
Mesela büyük çocuğun evini...
direği olması, anneni üzme, babanı yorma, sen ablasın, sen abisin, kardeşine örnek ol vs.
Bunlar bize çok tanıdık cümleler değil mi?
Ve bunların ne zaman sağlıklı bir sorumluluk duygusu, ne zaman ebeveynleştirme olduğu ayrımı da önemli.
Yani şey demek istemiyorum, bunlar söyleniyorsa kesinlikle ebeveynleştirme vardır değil.
Bu tamamen ailenin içinde bulunduğu duruma ve ebeveynlerin çocukla olan iletişimine göre ve diğer sorumluluk paylaşımına göre değişiyor.
Bu arada bu bahsettiğim örnek...
kötü bir ebeveynden çıkmak zorunda değil.
Araştırmacılar bunu çok net bir şekilde söylüyor.
Ebeveynlerin hiçbiri bunu bilerek kasıtlı olarak yapmıyor.
Çoğu zaman kendileri de zor koşullarda kısıtlı kaynakları olduğu için farkında olmadan yapıyor.
Bir de bu durumun daha sık görüldüğü senaryolar var.
Ne onlar? Ebeveyn ruhsal sağlık sorunu yaşıyorsa.
Bağımlılık varsa, kronik bir hastalık varsa, boşanma ya da yaz süreci varsa evin içinde.
Göç, yoksulluk, yalnızlık bunların hepsi aileyi öyle bir yere getirebilir ki en az dirençli olan yani çocuk sistemin dengesini korumak için devreye girebilir.
Kontrolü eline almak zorunda hissedebilir.
Ve o durumun içerisindeyken kötü hissetmiyor çocuk.
Nadiren kötü hissettiriyor.
Çoğu zaman tam tersi.
ben işe yarıyorum, ben güçlüyüm, ben bu ailede gerekli biriyim hissini veriyor ve bu his çocuğun içine işliyor.
Sentimental Value diye bir film var.
Türkçesi manevi değer. Bilmiyorum izlediniz mi ama izlemediyseniz kesinlikle tavsiye ederim.
Norveç yapımı bir film ve bayağı ödül aldı zaten.
Benim de çok sevdiğim bir yönetmeni var Joachim Trier.
Onun diğer filmlerine de bakabilirsiniz.
Eğer bu tarz filmleri merak ediyorsanız biraz daha böyle bağımsız sinemaya ilginiz varsa.
Neyse konudan çok da almayayım.
Sentimental Value filminin bir sahne var.
Ablası kardeşine diyor ki çocukluğumuz nasıl oldu da seni mahvedemedi?
Kardeş cevap veriyor. Her zaman çok kolay olmadı tabi.
Ablası da diyor ki ama sen bir aile kurmayı becerebildin.
Kardeşi de Büyürken ikimizin arasında çok büyük bir fark vardı ama.
Benim ablam vardı. Bakıma muhtaçken benim için sen vardın.
Annem çöktüğünde saçlarımı yıkayan sendin.
Tarayan sendin. Beni okula götüren sendin.
Kendimi hep güvende hisset.
Hala bile gözlerim doluyor böyle tüylerim dükendiken oldu şimdi okuyunca bunu ama ben bu sahneyi izlediğimde o kadar duygulandım ki böyle boğazımda bir...
Yumru vardı sanki. Sonra içimden şöyle bir şey geçti.
Acaba benim kardeşim de böyle düşünüyor mu?
Yeteri kadar iyi bir ampla olabildin mi?
Yeteri kadar sahip çıkabildin mi kardeşime?
Yeteri kadar ihtiyaçlarını karşılayabildin mi?
Bu filmi beraber izlediğim arkadaşım bana dönüm şey dedi.
Kendi düşündün değil mi kardeşinle bu sahnede dedi.
Ve ben şöyle kaldım nereden anladım.
Paylaştığım düşüncelerimi. O da dedi ki sen ablasın ebeveyn değilsin.
Bunları yapma gibi bir sorumluluğun yok.
Yoktu olmaması gerekiyordu.
O yüzden bunu düşünüp kendine eziyet etme sakın dedi.
Haklı ama ben de şöyle düşündüm.
Öyle bir dönem vardı ki hayatımızda.
Ben yapmasam kimse yapabilecek durumda değildi gibi hissettim.
Hemen hemen her aile geçmiştir zaten zor durumlardan.
Bir yandan böyle içimde bir his bunu kardeşime sormak istedi.
Sen de böyle hissettin mi? Ben de sana böyle hissettim.
Bu filmdeki gibi diye ama bir yandan da sormaya çok korktum çünkü bana hayır yeteri kadar var olamadın demesinden korktum.
Halbuki genel anlamda ablalığımla hep övünürüm ve hep şunu söylerim bu konuda mütevazi olamam kusura bakmayın ama yine de içimi o kadar acıttı ki bir şey böyle beni engelledi soramadım.
Bu filmi izledikten birkaç hafta sonra kardeşim aynı sahneyi bana Instagram'dan gönderdi subliminal mesaj olarak ve ben yine gereksiz bir duygu serine girdim.
Şimdi ben size bu Kişisel detayı neden verdim?
Bazı kaynaklara göre ebeveynleşme en çok evin büyük kız çocuğunda görülüyormuş.
Çünkü kız çocuğu biraz daha böyle evi çekip çeviren, duygusal olarak ortalığı idare eden, biraz daha bakım veren rolünde olabildiğinden mütevellit.
Peki ebeveynleştirilmiş çocuklar büyüyünce ne oluyor?
Eğer bunun farkına varmazlarsa ve burada bir müdahale işlemi gerçekleşmezse?
Tüm farklı araştırmaların ortak bir noktası var.
Ebeveynleştirilmiş çocuklar yetişkinlikte şu örüntülere daha sık düşüyor.
Birincisi aşırı sorumluluk duygusu.
Her şeyi kendiniz halletmek zorunda hissediyorsunuz.
Yardım istemek içinizde böyle garip bir şeyi tetikliyor.
Sanki yardım istemek sadece zayıflık değil.
Neredeyse bir şeylere birilerine ihanet gibi hissettiriyor.
Ve bu konuyla ilgili de yardım isteyememek isimli bir bölüm çekmiştim.
Ona da bakabilirsiniz. İkincisi başkalarının ihtiyaçlarını kendisinin önüne koyma.
Bu tarz çocuklarda ben iyiyim demek otomatik haline...
geliyormuş çünkü çocukken sizin ihtiyacınıza zaman ya da alan yoktu.
Hep halledilmesi gereken daha önemli, daha hayati şeyler vardı ve siz de ebeveynlerinizi daha fazla zorlamak istemediniz.
O çocuk halinizde belki de bir de ben yük olmayayım diye düşündünüz.
O yüzden kendinizi ikinci plana atıyorsunuz ve bunun genelde farkında olmuyorsunuz.
Duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarınızda daha hızlı bir şekilde fark edememek bunun sonuçlarından bir tanesiymiş.
Bu konseptten bağımlı ya da bağımsız olarak kendi duygularınızı önceliklendirememe gibi bir paterniniz varsa bu arada duygulara yer açabilmek diye bir bölümüm de var.
Dileyenler ona da bakabilir.
Üçüncüsü ilişkilerde bakım döngüsü.
Araştırmalar şunu söylüyor.
Çocukken ebeveynleştirilen yetişkinler ilişkilerinde de benzer roller üstlenme eğilimi.
Yani partnerlerine, arkadaşlarına bir anlamda ebeveynlik yapıyorlar.
Bakıyorlar, koruyorlar, duygusal yüklerini taşıyorlar ve bir süre sonra tükeniyorlar.
Ama o döngüden çıkamıyorlar çünkü bildikleri bağlanma biçimi bu.
Dördüncüsü kimlik. Ben kimim sorusunun cevabını bulmak zor gelebiliyor bu çocuklara.
Çünkü kendinizi büyük ölçüde ne işe yarıyorum, kime bakıyorum, neye yetiştiriyorum gibi bir faydalı olmak üzerinden...
Bu örüntülerin çoğu ilk bakışta erdem gibi görünüyor.
Sorumluluk sahibi olmak, güvenilir olmak, başkalarına destek olmak ve kesinlikle kötü şeyler değil ama farkı şu bu özellikleri bir seçim olarak taşıyorsanız çok güzel.
Bunun üzerine çalıştıysanız ve bunları isteyerek yapıyorsanız ama bunları taşımak zorunda hissediyorsanız insan gelişimi ve aile dinamikleri üzerine çalışmalar yapan araştırmacı Daryotis'in şöyle bulduğu sonuçlar var.
Kırılganlık, tepkisellik, dayanıklılık ve serpilme olarak 4 kategoriye ayırıyoruz diyor.
Ebeveynleştirme her zaman yakınla bitmek zorunda değil.
Bazı insanlar bu deneyimden gerçek bir dayanıklılık da çıkıyormuş.
Ama aynı şekilde araştırmaları şunu da söylüyor.
Bu olumlu sonuçlar ancak destekleyici bir ortam.
Algılanan adalet ve anlamlılık duygusu varsa ortaya çıkıyor.
Zorunda bırakılmaktan değil.
Faydalandığım araştırmaları bölüm açıklamalarına koyuyorum bu arada.
Merak ediyorsanız oradan da kaynaklara bakabilirsiniz.
Eğer kendinizde araştırmak istiyorsanız.
Çünkü çok fazla araştırma var.
Bazılarına referans veriyorum bölüm için.
da bazılarına vermiyor. Psikoterapist Lisa Burton da diyor ki mesela Kendinizi sürekli odadaki en sorumlu insan olarak mı buluyorsunuz?
İnsanlar size sürekli tavsiye ve rehberlik için mi geliyor?
Eğer öyleyse bu bir rastlantı değil.
Bu çok küçük yaşta öğrenilmiş bir rol.
Ve o rol eğer sorgulanmazsa yetişkinlikte de aynı koşulda sahneye çıkıyor.
Peki bu örüntü romantik ilişkilerde nasıl görünüyor?
Biraz da ona bakalım istiyorum. Birincisi bakım döngüsü ve fixer rolü.
Yani sürekli bir şeyleri onarmak isteyen kişi.
Ebeveynleştirilmiş yetişkinlik. İlişkinler ilişkilerinde çoğu zaman tamir eden, çözen, halleden taraf oluyorlarmış.
Partnerlerinin duygularından sorumlu hissediyorlarmış kendilerine, diğerlerine göre daha fazla.
Umudu değilse ben de mutlu olamam hissi de en tanıdıklarından biri.
Ve maalesef bu rol çoğu zaman duygusal olarak eksik ya da ihtiyaç dolu partnerleri böyle mıknatıs gibi çekiyor.
Neden? Çünkü bu tablo tanıdık.
Hatta rahat bile hissettiriyor en başta.
İkincisi sevginin koşullu hissettirmesi.
Bu tip çocuklar çok erkenden şunu öğreniyor.
Ben işe yarayınca, bakınca, bir şeyleri halledince seviliyorum.
Bu inanç yetişkinlikte de şöyle görünüyor.
Sadece var olduğun için sevinmek fikri inanılmaz yabancı geliyor.
Hatta şüpheyle karşılanıyor çünkü deneyiminiz bu olmadı hiçbir zaman.
Üçüncüsü bakılmakta zorlanmak.
Çok ilginç bir şekilde bakabilen insanlar yani bakım veren insanlar çoğu zaman kendilerine bakılmasında en çok zorlanan insanlarmış.
Biri size gerçekten ihtimam gösterdiğinde sen nasılsın ne istiyorsun aman dur sen yorulma ben halledeyim dediğinde içiniz böyle tuhaf bir rahatsızlık olabiliyor.
Nereden geldiği belli olmayan.
Bu kadar ilgiyi hak ediyor muyum?
Benden bir şey mi istiyor acaba?
Ya da ne gerek var ki şimdi gibi sorular gelebiliyor insanın aklına.
Ya da Tam zıttı biri size gerçekten çok bakınca böyle bunaltıcı da gelebiliyor.
Ay yeter beni bir sal da diyebilirsiniz.
Kendinizi kapatabilirsiniz de.
Çünkü o ilgiyi nasıl kabul edeceğinizi muhtemelen bilmiyorsunuz.
Araştırmalar da diyor ki bu kişilerin yetişkinlikte iki zıt tepkisi oluyor.
Bir kısmı ilişkide hep bakıcı rolünü arıyor.
Diğeri ise tam tersi biri ona ihtiyaç duyduğunda kaçan kişi.
Her ikisi de aynı kaynağa gidiyormuş.
Duygusal ihtiyaçların karşılanmadığı bir çocukluk.
Bu arada hazır çocuk...
Çocukluktaki duygusal ihtiyaçların karşılanıp karşılanmamasına değinmişken burada da bir bölüm önerisi yapayım.
Çocuklukta duygusal ihmal diye bir bölümüm var.
Hatta bununla alakalı da çok güzel yayınlanmış bir kitap var.
Adını hatırlamıyorum şimdi bölümde bahsediyorum.
Dileyenler oraya da bakabilir.
Çünkü o da birçok insana aydınlanma getiren bir kavram.
Hatta bana da dinleyicilerimden bir tanesi önermişti.
Ben böyle bir kitap okudum. Benim birçok şeyi anlamlandırmama ve kendimle ilgili bir şeyleri halletmeme yardımcı oldu.
Bunu bölüme taşırmasın diye.
Bu arada bölüm önerilerinizi her zaman beklerim.
Sizden gelen bölüm önerileriyle çektiğim bölümleri gerçekten çok seviyorsunuz.
Bir de gelen bölüm önerilerine çok hızlı bir şekilde bölüm çekemeyebiliyorum bazen.
Sebebi de şu. Mesela orta yaş sendromu ile ilgili bir bölüm önerisi geldi ve bence çok güzel bir konu.
Ama ben tam olarak orta yaşta değilim.
Yani teknik olarak ortalama insan ömrü 70 sene ise 35'te olduğum için evet.
Ama şu an orta yaş 45 ve 60 arası gibi bir yerde gösterildiği için ya da 45-65 miydi öyle bir şey.
Şey gibi. hissediyorum bazen.
Bu konuyla ilgili konuşacak kişi ben miyim acaba?
Bununla alakalı bir tık daha araştırma yapmam lazım diye düşünüyorum.
Çünkü buraya gerçekten içime sinmeyen hiçbir şeyi taşımıyorum bu mikrofona.
O yüzden de o bölümleri bazen bekletebiliyorum.
Yani benden bölüm gelmiyorsa sizden böyle bölüm önerisi topluyorsam ve o bölümü hızlı bir şekilde yayınlamıyorsam bilin ki o bölüm hazır bile olsa ki genelde hazır oluyor ama benim onu mikrofona taşıyabilmem için arka
planda bir tık daha pişmesi gerekiyordur.
Evet konumuza geri dönecek olursak ne diyorduk ilişkilerde ebeveynleştirme nasıl vuku buluyor?
Dördüncüsü ve en sonuncusu belki de en az konuşulanı.
vermek ile tükenmek aynı anda yaşanabiliyormuş.
Ne demek istiyorum? PMC'de 2025'te yayınlanan bir çalışma var.
283 evli bireyle birlikte yapmışlar ve çocuklukta ebeveynleşme yaşamış bireyler yetişkinlikte partnerlerinden de farkında olmadan ebeveynsel bir ilgi bekleyebilirmiş.
Yani hem Bakım veren oluyorlar ama içten içe de bakılmayı bekliyorlar.
Bu ikisi aynı anda olunca da çift tükenmişliği araştırmalarda couple burnout olarak geçiyor.
Günün sonunda ilişkiniz çok yorucu bir hale gelebiliyor.
Çünkü orada alma verme dengesinde bir sıkıntı var ve sizin beklentilerinizde de bu iki konuyla da alakalı bölümlerim var.
Oraya da gidebilirsiniz. Evet bunu yaşayan pek çok insan çok uzun yıllar fark etmiyor.
Neden? Birinci nedeni şu.
Sevgiyle iç içe geçmesi.
Annemi seviyordum ona destek olmak istedim.
Evet ikisi aynı anda doğru olabilir.
Hem anneniz çok sevdiniz tabii ki seveceksiniz anneniz ama hem de çok fazla yük üstlendiniz.
Bunlar birbirini dışlamıyor.
İkincisi normalleştirilmiş olması.
Eğer etrafınızdaki insanlar da aynı dinamiği yaşıyorsa, büyük kız çocuğu evi çekip çeviriyorsa, büyük oğlan babasının yardımcısı olup...
Özellikle de böyle aile işi gibi durumlar varsa onları devralıyorsa, bütün aileye bakıyorsa maddi olarak, manevi olarak o noktada kendinizi ya da içinde bulunduğunuzu sorgulayacak bir referans
noktası olmuyor ve normalleştiriyorsunuz haliyle.
Üçüncü neden gurur kaynağı olması.
Sen hep çok olgun bir çocuktun, çok akıllıydın, çok iyiydin, çok sessizdin gibi övgüler güzel hissettiriyor.
Ama o aynı güzel hissiyat altında ne olduğunu görmemizi zorlaştırıyor.
Dördüncü bir neden de Çok fazla şey üstlendim demek aynı anda ebeveynlerin benden fazlasını istedi demek gibi hissettirebiliyor.
Ya da bir şeylerin farkındayım bunu kabul ediyorum ve bununla yüzleşiyorum bunu ya da onların yüzüne vuruyorum gibi.
Ve bunu kabul etmekte sevdiğiniz belki de zor koşullarda çabaladığını gördüğünüz insanlar hakkında böyle bir şey söylemek onları suçlamak gibi çok ağır gelebiliyor.
Bunu olgunlaşıp farkındalığınız arttığında biraz daha kabullenme tarafına geçip Belki en başta kendinizde belki ailenizle yüzleşebilirsiniz ama her zamanda olmuyor tabii ki.
Yani ihanet gibi geliyor.
Ebeveynlerine ihanet etmek gibi geliyor insana.
Bunu... kabul edip bir şekilde anlamlandırmak.
Burada bir parantez daha açmak istiyorum.
Çünkü ebeveynleştirme araştırmalarının büyük çoğunluğu batı bireyci kültürlerde yapılmış.
Türkiye gibi kolektif aile yapısının hala çok güçlü olduğu yerlerde tablo bir tık daha farklı.
Tabii ki Türkiye literatüründe de, Türkiye psikoloji literatüründe de bu konu üzerine çalışan psikologlar var tabii ki.
Bunlardan bir tanesi Esra Akün.
Çocuklukta ebeveynleşme yaşantılarının özellikleri ve birey üzerindeki etkileri ki burada da dahil ettiğim çoğu sonucunu zaten.
Bir tanesi İplikçi ve Şahin Acar Türk Psikoloji Dergisi'nde.
Türkçe kaynak için bu kişilerin çalışmalarına da bakabilirsiniz.
Evet şimdi Güney Asya, Orta Doğu, Latin Amerika gibi kültürlerde bizim kültürümüze bir tık daha yakın kültürler bunlar.
Aileye destek olmak çocuk için olumlu bir kimlik parçası olabiliyor.
Ve araştırmalar diyor ki bu bağlamda ebeveynleştirme daha az psikolojik sıkıntıyla ilişkilendirilebilir.
Eğer çocuk bu rolü adil ve anlamlı buluyorsa tekrar buranın altını çizelim.
Ve şunu söyleyeyim aile içi sorumluluk almak ile Aile için kendinizi yok saymak arasında ince bir çizgi var.
Ve şu an geriye baktığınızda o çizginin nereden geçtiğini fark etmek, kültürel normlar ne olursa olsun kendi duygusal örüntülerinizi anlamak için bence çok önemli.
Ve ikisini ayırt etmenin yollarından biri de kendimize şöyle bir soru sormakmış.
Evet ben şu an bu bilgiye sahibim.
Böyle bir farkındalığım var.
Ve bu beni nasıl hissettiriyor?
Biraz daha böyle duygularınızda oturup nasıl hissettiğinize bakarak o ince çizginin ne tarafında olduğunuzu anlayabilirsiniz.
Emine içim acıdı kendimi hiç iyi hissetmedim ve bu farkındalık ne işime yarayacak keşke dinlemez olaydım.
derseniz cevabım da şu olur.
Görünmez bir yük taşıdığınızı bilmek onu bırakmayı mümkün kılıyor arkadaşlar.
Çünkü şimdiki hayatınızda bir şeyler yaparken, bir sorumluluk alırken ya da bir ilişkide bir tepki verirken, bir ilişkiye yaklaşım biçiminizde şu şekilde kendinizde bazı farkındalıklar yaşayabilirsiniz.
1- Ben şu an bu sorumluluğu gerçekten seçiyor muyum?
Yoksa üstlenmek zorunda mı kalıyorum?
Bu soruyu sorabilirsiniz. 2- Başkalarına ihtiyaç duyduklarında koşuyorum ama ben ihtiyaç duyduğumda ne oluyor?
Kimin bana yardım etmesine izin veriyorum ya da yardım etmesine izin veriyor muyum?
Ya da ben ihtiyaç duyduğumun farkında mıyım bile onu sürekli bastırıyor muyum?
3. Güçlü olmak ile yardım isteyememek arasındaki fark ne?
Ben bunu biliyor muyum? Ve en önemlisi küçükken büyük olmak zorunda kaldıysanız bu sizin için yapılmış bir seçimdi.
Ama şimdi yetişkin olarak siz farklı seçimler yapabilirsiniz.
Kolay değil. Uzun yıllardır işlenmiş bir örüntüyü görmek ve değiştirmeye çalışmaktan bahsediyoruz burada.
Ama mümkünat var mı?
Var. Eğer bu bölümü dinlerken tanıdık geldiyse ben galiba bu deneyimi yaşadım diye düşündüyseniz ve bu üzerinde çalışmak istediğiniz bir şeyse birkaç bir şey paylaşmak istiyorum.
Buradaki amacım tarif vermek, bunları bunları yapın iyileşeceksiniz demek değil.
Zaten benim durduğum yer burası da değil.
Çünkü dediğim gibi yıllarca içselleştirilmiş bir örüntü bir haftada bir ayda çözülmüyor.
başlamak için zemini var ve bence bu sizi çok derinden bir yerden etkiliyorsa en önemli destek tabii ki de terapi almak.
Terapi bu konulardaki en iyi çözüm.
Ama onun dışında uzmanların önerdiği şeyler de şöyle farkındalık.
Çünkü bu duruma bir isim koymak aslında ilk kırılmanın yaşanmasıymış.
Ah bunun bir adı varmış ve ben yalnız değilmişim.
Benden istenen şey, beklenen şey gerçekten fazlaymış ya demek diyebilmek çoğu insan için çok büyük bir rahatlama getiriyor.
İkincisi Bedene kulak vermek.
Ebeveynleştirilmiş çocuklarda duyguları anlamak bazen zor oluyor.
Çünkü yıllarca başkalarının duygularını okumaya alıştığınız zaman kendinizinkini nasıl okuyacağınızı unutuyorsunuz.
Ama duygulara kulak vermenin en güzel yollarından bir tanesi de bedene kulak vermek.
Beden her zaman sizinle konuşuyor arkadaşlar.
Kronik yorgunluk, açıklanamayan sırt ya da omuz ağrıları, uyku bozuklukları, tanıdık bir huzursuzluk duygusu, böyle göğsünüzdeki o ağırlık bunlar rastgele.
değil. Çoğu zaman bedeninizin size çok fazla yük taşıyorsun deme şekli.
Üçüncüsü ve bence en zoru bakılmayı kabul etmeyi öğrenmek.
Küçük adımlarla. Biri size Bırak ben yaparım, bırak ben hallederim dediğinde izin vermek.
Yoksa ben tek başıma yaparım dememek.
Bu refleksi bir tık daha tutabilmek.
Bir yakınınıza gerçekten ne ihtiyacınız olduğunu söylemek.
Ya da biri size nasılsın diye sorduğunda iyiyim demek yerine klasik olarak otomatik olarak çıkıyor ya ağzınızdan.
Onun yerine o kadar da iyi değilim ya, daha iyi günlerimde oldu diyebilmek.
Bunlar çok küçük biliyorum ama...
Zor bir yandan da. Her zaman söyleyebildiğimiz şeyler değil.
Çünkü her birinde küçük bir kırılma var.
Ben her zaman halleden olmayabilirim.
Bu düşünce ilk başta kimlik krizini bile tetikleyebilir.
Çünkü kimliğiniz o role yapışmış da olabilir.
Bir diğeri de sınır koyma pratikleri.
Ama burada sınırdan kasıt sert bir reddediş değil.
Daha çok... Ben şu an yardımcı olamam ya, ben şu an dinleyemem ya da bu benim taşıyabileceğim bir yük değil, bunu konuşmayalım ya da bu benim çözebileceğim bir şey değil gibi cümleler kurmak.
Çoğu zaman bu cümleleri kurmak sadece güç değil, pratik de istiyor.
O yüzden... Bunları söyleyebilmek ama bahsettiğim şey ya ben buna karışmak istemiyorum.
Beni dahil etmeyin dramanıza deyip insanları ghostlamaktan ya da kendinizi geri çekmekten bahsetmiyorum.
Bunun iletişimini yapmaktan bahsediyorum.
Beşincisi ve çok önemli az önce bahsettiğim gibi destek almak.
Çünkü bu tarz üzerimizde günümüze kadar taşıdığımız patternleri olan yük diyebiliriz bence yükler.
Tek başınıza yapılacak şeyler değil.
Bir terapi yardımıyla alanında uzman bir kişiyle üzerine çalışmak kendinize yapabilecek.
En büyük yatırımlardan biri olur bence.
Son olarak şunu demek istiyorum.
Benzer hikayeleri duymak da çok iyileştirici.
Çünkü ebeveynleştirilmiş çoğu insan ben anlaşılmam hissiyle büyüyor.
Kendine saklıyor ya. Ve birisi ben de aynıydım, ben de böyleydim dediği zaman insan kendini iyi hissediyor.
Çünkü yalnız olmadığını biliyor.
O yüzden bu bölümde bahsettiğim tecrübeleri olan ya da daha öncesinde konuştuğunuz ve bu bölümü dinlemesinin iyi olacağını düşündüğünüz arkadaşlarınıza göndermeyi onlarla paylaşabilirsiniz.
Yaşmayı unutmayın. Ve tekrar altını çizmek istiyorum arkadaşlar.
Konu ebeveynlerimizi suçlamak değil.
Ya da hayatınızın bir döneminde yaşadığınız, belki de şu an yaşıyorsunuz, psikolojik zorlukların sebebi olarak onları görmek de değil.
Bu bir yolculuk. Ebeveynlerinize kavga etmek anlamına gelmiyor bir şeyleri fark etmek, onları isimlendirmek.
Onlarla yüzleşmek zorunda da değilsiniz.
Öfkelendiyseniz onlarla paylaşmak zorunda da değilsiniz.
Hatta bazı insanlar için en iyi sonuç neymiş biliyor musunuz?
Hiç kimseye tek kelime etmeden...
kendi içinde bu rolü çözüp bırakmak oluyormuş.
Herkes için demiyorum. Bazıları için dediğim gibi paylaşmak çok daha iyi hissettirebiliyor.
Yani yeter ki siz rolünüzün farkına varıp kendinizin farkına varıp bu konuda bir adım atmaya başlayın.
Ve araştırmaların da söylediği çok net bir şey var.
Bu deneyimi yaşayan çocuklar güçsüz değil.
Genellikle tam tersi inanılmaz derecede dayanıklı, empatik ve zeki insanlar.
Ama bazen bu güç gerçekten sizden gelmiyor işte mecburiyetten geliyor ve mecburiyet ile seçim arasındaki fark hayat kalitenizi derinden değiştiriyor.
Çünkü bu sorumluluk bir noktadan sonra insanı yoruyor.
Evet son zamanlarda çektiğim en uzun bölüm bu oldu sanırım ve bölümü bu hafta şu soruyla kapatalım.
Bu anlattıklarım size tanıdık geldi mi?
Ve etkileri bugün hayatınızda nerede görünüyor eğer tanıdık geldiyse?
Bununla ilgili ne hissediyorsunuz?
İnstagram'da benimle paylaşabilirsiniz.
Her zaman okuyorum, cevap da yazıyorum bu arada.
Bir bölümün daha sonuna gelmiş olduk arkadaşlar.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
