
Deprem Sonrası Belirsizlik İle Nasıl Başa Çıkacağız?
3 Mart 2023 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yine sesli düşündüğüm bir bölüm çektim. Ajandam yok. Ülkece içinde bulunduğumuz belirsizlik konusunda bana yardımcı olduğu düşündüğüm bazı düşünce kalıplarını, aksiyonları kendimce değerlendirdim.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoşgeldiniz.
Ben Emine. Bu hafta...
Biraz içinde bulunduğumuz belirsizliğin üzerine konuşmak istiyorum.
Belli bir ajandam yok, tamamen sesli düşüncem.
Beraber dertleşelim istiyorum.
Çünkü her gün bir skandalla karşılaşıyoruz.
Yani depremin acısı hala tazeyken şu an ülkece, milletçe delirmek üzereyiz.
Yani içinde bulunduğumuz durum o kadar belirsiz ki, o kadar tünelin ucunu göremiyoruz ki bir noktada artık eror vermeye başladık.
Nabaş edebilmek, bunun tahammülü gerçekten çok zor.
Ben bu bölümü aslında deprem öncesinde çekmiştim ve hazırlamıştım yayınlamak için.
Ama yayınlayamadan deprem oldu ve yayınlamadım, yayınlayamadım.
Çünkü orada, o bölümde konuştuğum kendi hayatıma dair olan belirsizliklerim o kadar minicik, ufacık geldi ki gözüme.
Şu anki içinde bulunduğumuz durumun yanında...
asla konuşulmayacak şeyler olduğunu fark ettim ki zaten deprem bize bunu göstermedi mi?
Yani hayatımızın pamuk ipliğine bağlı olduğunu, günlük endişelerimizin ne kadar aslında ufak olduğunu göstermedi mi?
Ve şimdi hayatımızda geleceğimize dair, can güvenliğimize dair, hayatımıza dair çok daha büyük endişelerimiz var.
Çünkü muazzam bir belirsizliğin içerisinde, muazzam bir kaygıyla yaşıyoruz günbegün ve her gün Değişen bir belirsizlik.
Yani değişen şey belirsizin kendisi.
Belirsizlik azalmıyor.
Örneğin ben şöyle bir döngün içerisindeyim.
Obsesif bir şekilde gündemi takip ediyorum.
Çünkü takip etmediğim zaman gerçekten de kaçırma korkusu, FOMO dediğimiz şeyi yaşıyorum.
Ne olup ne bittiğini bilmek istiyorum.
Okuduğum her haber, karşılaştığım her skandal beni biraz daha karamsarlığa, bir tık daha kaygıya sürüklüyor.
Çünkü... Yine bilinmezlik denizinde yüzüyorum.
Sonra dedim ki kendime en azından böyle gün içerisine birer saat aralar koy kendine Emine.
Orada sana iyi gelen bir şey yap.
Tamam yapayım ama bu sefer de sürekli bir inişli çıkışlı modum oluyor.
Yani evet o ara iyiyim yine elim telefona gidiyor.
Yine bütün moralim yerle bir oluyor.
E o zaman bu da bana iyi gelmiyor.
Farklı bir çözüm bulmam lazım.
Daha sürdürülebilir bir çözüm bulmam lazım.
Ne yapayım? Komple kendimi soyutlayayım mı?
Komple sosyal medyayı mı kapatayım?
Hayır, onu yapmak istemiyorum.
Yapamam da zaten. Çünkü orada neler olup bittiğini bilmek istiyorum.
Bir yandan da şöyle bir tonda düşünüyorum.
Şimdi belirsizlik neden rahatsız eder?
Bilgi eksikliğinden.
Yani bilinmezlik aslında orada rahatsız ediyor.
Ve şöyle araştırmalar da var.
Yıllar önce bununla alakalı bir eğitim hazırlarken karşıma çıkmıştı.
İçinde bulunduğumuz ortamda güncel kalmak, gündemi takip etmek, Az da olsa kontrolün bizde olduğu hissini verdiği için ya da olası bir olumsuz sonuçta ne yapacağımızı
az çok kafamızda tasarlamamıza sebep olduğu için mental olarak, psikolojik ve fiziksel olarak da bizi kendimize hazırlama alanı açıyor.
O yüzden de belirsizlikle başa çıkma konusunda yardımcı oluyor.
Tamam çok güzel ama bir yandan şu da var bizim maruz kaldığımız takip ettiğimiz o güncel haberler.
Hep negatif haberler. Hiç iyi bir şey olmuyor.
Bu sefer de insanı karamsarlığa sürükleyebiliyor.
Yani hiç mi iyi bir şey olmuyor Allah kahretsin dünyanın sonu geldi gibi bir tona da gelebiliyoruz.
Onun dengesini kurmak çok önemli.
E zaten sorunda o dengeyi kurmak emin ediyorsunuzdur muhtemelen.
Evet haklısınız. Ben onu kendimce şöyle çözümledim.
Aksiyon almak. Yani minicik de olsa, ufacık da olsa benim aksiyonum...
Ne değiştirebilir ki?
Benim bu yapacağım şey ne değiştirebilir ki diye düşünmeden biraz daha yine dediğim gibi kontrolün bende olduğunu hissettirecek bir aksiyon ya da bir fayda yarattığımı sağlayacak bir aksiyon almak.
Bu satın alacağınız bir ürün, yiyecek, kıyafet her neyse...
Deprem bölgesinde zarar gören kişilerden satın alarak hala daha şu an açılan işletmeler var.
Çünkü gördük sosyal medyada çok güzel destekler oldu.
Sürdürülebilir bir şekilde buralardan alışverişe adet edinmek olabilir.
Ya da depremden etkilenen öğrencilere mentorluk vermek.
Bence çok kıymetli. Anbean diye bir organizasyon, bir platform var.
Bunu çok güzel yapıyor. Mutlaka bakın derim.
Yani bunun gibi sürdürülebilirlik.
içeren şeyler yapmak. Yani yardım bağış demiyorum artık.
Çünkü o bağışların da nereye gittiği hiçbir şekilde belli değil.
O yüzden de bağışlarımızı yaptık tamam.
Onlar tek seferlik ama belki biraz daha büyük resmi görecek şekilde ne yapabiliriz?
Eminim daha yaratıcı fikirler vardır sizde.
Paylaşabilirsiniz benimle isterseniz.
için mesela bu yaptığım yayınlar çünkü sizlerden çok güzel dönüşler alıyorum ya da kolektif bir şekilde hareket etmek olabilir.
Kendi uzmanlık alanınızda bir şekilde dokunmak, birilerinin hayatına dokunmak, birilerinin bilinçlenmesini sağlamak olabilir.
Birileriyle bir şeyler paylaşmak olabilir.
Ama bunun gücünü de küçümsememek lazım.
Çünkü belirsizliğin en büyük sıkıntısı sürekli kontrolün bizden gittiği hissi.
Mesela şimdi seçimler var değil mi?
Seçimlerde neden bu kadar geriliyoruz?
Çünkü kontrol elimizden gidiyor.
Şöyle düşünüyorum ben. Ben daha ülkemi yönetecek insanı seçmeyi kontrol edemiyorum.
Kim bilir neler olacak diye düşünüyorum.
Nasıl o zaman başka şeyleri kontrol edeyim diye düşünüyorsun ama yavaş yavaş adım adım.
Burada şu da var. Son bir ayda yaşadıklarımızın hatta son 20 senedir yaşadıklarımızın hiçbiri kabullenilecek türden değil.
Hatta daha bile uzun diyebiliriz buna.
Yaşadıklarımızın çok büyük bir kısmı ne bu ülkenin ne bu toprakların ne burada yaşayan insanların hak ettiği cinsten.
şeyler ve haklı olarak bunları kabullenmek istemiyoruz değil mi?
Çünkü İdeal
bir senaryo var. Mutlu, mesut, refah içerisinde, güven içerisinde yaşayan farklı toplumlar, milletler var.
E haliyle biz de böyle yaşamak istiyoruz.
Ne engelliyor bizi? Tarih desen var, kültür desen var, doğal güzellik desen var, tarım desen var.
Her şey var.
Anlatabiliyor muyum size? Turizm desen var.
Yani ideal senaryoda her şey var.
Mahvedilenleri söylemiyorum tabii ki.
Şimdi bunlar varken biz neden hak ettiğimiz hayatı yaşayamıyoruz kendi ülkemizde?
Neden bu duruma düştük? Çünkü liyakatsizlik de var, açgözlülük de var, bencillik de var, eğitimsizlik de var.
Her şey var. Yani var oğlu var.
Şeyi okudunuz mu bilmiyorum. Ulusların Düşüşü, Darın Acemoğlu okumadıysanız kesinlikle tavsiyemdir.
Şeyi anlatıyor kitapta.
Bugün dünyanın süper güçlerin nasıl süper güç konumuna geldiği, diğer ülkelerde nasıl onların piyonu olduğu ya da gelişemediği gerçekten çok güzel bir kitap.
Mutlaka okuyun. Şimdi buradan neye bağlayacağım?
Hatırlarsınız daha ilkokuldan beri hayat bilgisayar derslerinde bize ülkemizin jeopolitik konumunun ne kadar önemli olduğunu, ne kadar önemli kaynaklara sahip olduğumuzdan bahsedilirdi değil mi?
Bu mükemmel bir şey ama aynı zamanda da...
Milli güvenliğimiz için bir tehdit.
Şöyle bir ülkenin geçmişine bakın Cumhuriyet kurulduğundan beri.
Hatta daha bile öncesinde ama hadi cumhuriyeti alalım.
Bu topraklar hep bir şeylerle savaşmadı mı?
Ne sağı kaldı ne solu kaldı.
Ne terörizmi kaldı ne başka bir şeyi kaldı.
Yani sistematik olarak biz hep bir karışıklık içerisindeyiz.
Ve bu karışıklık içerisinde olmak birilerinin ekmeğine yağ sürüyor.
Ve biz buna rağmen ayakta kalabiliyoruz.
Bir yandan tabii ayakta kalabiliyor olmamız bize dayatılan bu belirsizliği.
Kabullenip buna baş eğeceğimiz anlamına kesinlikle gelmiyor.
Biz sonuna kadar bununla savaşacağız.
Sonuna kadar hak ettiğimiz hayatı yaşamak için savaşacağız.
Bu noktada hemfikiriz.
Burada tek söylemek istediğim şey içine bulduğumuz coğrafyanın getirdiği şeyleri kabullenerek neyle savaşacağımızı belirlemek.
Nasıl enerjimizi ve zamanımızı doğru kullanacağımızı belirlemek.
Bence burası çok önemli. Üzgünüm coğrafya kaderimiz...
Gerçekten de öyle. Dünyanın öbür ucuna da gitsen sen o topraklarda, o kültürde doğduğun için, sevdiklerin ailen orada olduğu için sonuna kadar etkiliyor.
Hatta bazen yeri geliyor dağıt bile fazla etkiliyor.
O yüzden en çok birlik olmamız gereken noktadayız.
Bu kabullenme kısmına geri dönecek olursak da kabullenmekten kastım belirsizliği değil.
Bize belirsizliği yaratan durumu kabullenmek ki daha rahat başa çıkabilelim.
Bundan önceki bölümde de birlik olmak üzerine baya bir konuşmuştum.
Çünkü benim buradaki duruşum çok net.
Birlikten kuvvet doğar.
Ve şu an biz bu noktadayız.
Birlikten kuvvet yaratacağımız bir noktadayız.
Siyasi olarak en çok.
Ama günlük hayatımıza uygulayacaksak eğer depremden ve getirdiği belirsizliklerden etkilendiğimiz şeyleri Sevdiklerinizle daha fazla vakit geçirmek, duygularınızı anlatmak, ifade etmek, dışarı vurmak,
yeri geldiğinde ya da hiçbir şey konuşmadan kocaman bir kucak sarılmak bunlar çok kıymetli.
Bırakın vücudumuzdaki oksitosin hormonu sarılarak dışarıya çıkan bu aşk hormonu da diyorlar ya ama kendimizi güvende hissettiğimiz bir hormondur bu.
Tefek şeylerle de günü kurtarabiliriz.
Biliyorum bunlar günü kurtarmak.
Bazen diyorum ki Emine ya sen de böyle plazmalarla kendini kandırıyorsun.
Ama böyle günü kurtarmazsak gide gide girdabın içerisine çökeceğiz ve kurtuluşumuz olmayacak.
Benim diğer yaptığım bir yöntem de bu noktada başa çıkabilmek için şu anki belirsizlikle.
Belli başlı bana iyi geldiğini düşündüğüm, vücudumdaki dopamin, serotonin, endorfin hormonlarının arttırıldığını düşündüğüm aktiviteleri biraz daha otomatikleştirdim.
Biraz daha böyle bir rutine oturttum ki şunu hissedebileyim.
Nerede, ne zaman, nasıl, ne yapacağını bilmek, psikolojik olarak yapılan çalışmalar bunu söylüyor.
Hayatımızın kontrolünün bizde olduğu hissini veriyor.
Evet biliyorum şu an içinde bulunduğumuz kocaman belirsizlik okyanusunda bu belki minicik bir damla ama bu damlaya da ihtiyacımız oluyor bazen.
Mesela bu hafta sürekli ofise gittim.
Bütün düzenim bozuldu.
Yani kendime bir düzen oturtmuştum ve o düzenim bozuldu ve ben mahvoldum.
Haberlere baktığımda o belirsizliği çok daha...
Kötü yönettim, yönetemedim ya da kendi ruh halimi yönetemedim gibi.
O yüzden de biraz daha böyle düzene oturmuş aktiviteleri sıklaştırmak, bu dönemde minik beynimizi biraz daha manipüle ederek, kendimizi iyi hissetmek, iyi hissederek
ve başkalarına da belki bir noktada iyi hissetmesine yardımcı olmak amacıyla destek olabiliriz.
Çok da uzatmayayım, toparlayacak olursam.
Belirsizin yüksek olduğu dönemlerde hayatımızın kontrolünün bizde olduğunu hissetmeye ihtiyacımız var.
En azından benim tarafımda böyle çalışıyor ve benim bunu uygulayış şeklim birincisi bilgilenmek, bilgileri göz ardı etmemek, o aldığım bilgilerle alakalı bir aksiyon almak ve düzenimi
hem mental olarak hem fiziksel düzenimi sağlamak.
Bunlar bana hayatımın kontrolünün az da olsa bende olduğu hissini veriyor.
Bir düşünün. Sizde neler var?
Yani bunlar olmak zorunda değil.
Belki sizin çok daha farklı bir aktiviteniz, aksiyonunuz ya da düşünce biçiminiz hayatınızın kontrolünün sizde olduğu hissini veriyordur.
Bir üzerine düşün isterim, kafa yorun isterim.
Benimle paylaşmak isterseniz lütfen paylaşın ki diğer dinleyicilerimize de iletelim.
Birbirimizden beslenelim, birbirimize merham olalım.
Biliyorsunuz şu dönemde çok çok çok kıymetli.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın, kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
