
Değişime Ayak Uydurmak | Yurt Dışına Taşınma Serisi 3
6 Ekim 2021 · 30 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayat aldığımız kararların sonucu ise biz bu çerçeve de değişen dinamiklere nasıl tepkiler veriyoruz? Tepkilerimiz ve davranışlarımız hayatımızı kolaylaştırıyor mu yoksa daha da çekilmez bir hale mi getiriyor? Yurt dışına taşınma serisinin son bölümünde karşılaştığı zorluklar ne olursa olsun hayattan keyif almasını bilen canım arkadaşım Çisil Gürz ile farklı kültürlere ve büyük değişimlere adapte olmak üzere kendi tecrübelerimizi paylaştık.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Bugünkü bölümümüzde aslında çok çok özel bir konuğumuz var.
Tabii ki bütün konuklarım çok özel.
Ama benim hayatı yaşayış tarzından inanılmaz derecede ilham aldığım, hayatın her anının keyfini çıkaran, farklı pratik çözümlerle bütün olaylar
karşısında soğukkanlı durabilen muhteşem bir arkadaşım benimle birlikte olacak.
Çizil hoş geldin. Hoş bulduk Emo, hoş.
Böyle seni birazcık fazla üzerine yük yükleyip tanıtmış gibi oldum ama.
Aynen utandırdın beni biraz açıkçası.
Çok teşekkür ederim güzel sözlerin için öncelikle.
Gerçekten. Ve hani gerçekten seninle tanıştığım için de çok mutluyum.
Senin bakış açısında da benim öğrendiğim çok fazla şey var.
O yüzden heyecanlıyım aslında bu podcast serisi için.
Ben de heyecanlıyım. Çünkü kaç bölüm oldu?
Bak 40 bölümden fazla oldu.
Her seferinde böyle ufak bir heyecan oluyor içimde.
Hiç kaybetmek istemiyorum bunu da.
Neyse. Şey diyecektim.
Hani biz böyle hep konuşuyoruz.
Gerçi konuşmaya fırsat kalmıyor.
Biz genelde bir arada olduğumuzda hep yemek yemek, yemek yapmak ve tarifler konuşmak istiyoruz.
Bu doğru.
Bu doğru. O yüzden de hazır böyle...
Bir konumuz varken podcast ile konuşurken ben gerçekten şeyi çok merak ediyorum.
Bu kadar böyle değişime nasıl kolay ayak uyduruyorsun?
Çünkü bu senden önce iki tane bölüm benim yurt dışına taşınmakla alakalı çektiğim bir seriydi.
İşte burada taşınmanın başlangıcıdan iş bulmaya ve biraz daha adapte olmaya da.
konu açmak istedim.
Ama bununla beraber senin o hayatı güzel yaşayış, keyif alış tarzından da gerçekten çok nemalanmak istiyorum tabiri caizse.
O yüzden böyle hikayeni en baştan doğumuna kadar daha doğrusu saralım demeyeceğim ama böyle Dublin'e geldiğinizde her şeye alışma sürecin onları merak
ediyorum. Çünkü biz tanıştığımızda Sizin böyle bir artı bir minicik bir eviniz vardı.
Ve sen o evi inanılmaz güzel bir yuva yapmıştın.
Ve ben senden en çok neyi öğrendim biliyor musun Çizil?
Bir şeye böyle sebat etmek, sabırla istediğini böyle ilmik ilmik örmek.
O yüzden de çok merak ediyorum.
Sen bu kafa yapısına nasıl geldin?
Çünkü şey de değilsin, sürekli meditasyon yapan zen bir insan da değilsin.
Ama gördüğüm en...
Mindful insanlardan birisin.
O yüzden merak ediyorum.
Bir çisilgir nasıl olur?
Aslında herhalde ben çevremdeki insanlardan çok fazla besleniyorum.
Çok güç alıyorum. Onun da etkisi var.
Biz Dublin'e ilk geldiğimizde Sedat...
iş bulmuştu. İşte Sedat LinkedIn'den kabul aldı.
Biz Dublin'e geldik.
Her şey tabii ki başta çok güzel.
Oo yurt dışına taşınıyoruz.
İşte ikimiz de işlerimizden istifa ettik.
Aslında orada da çok güzel bir hayatımız vardı.
Böyle hani yaka silerek gelmedik Dublin'e.
Çok güzel bir arkadaş ortamımız vardı.
Keyifli vakit geçirdiğimiz işte İstanbul'da güzel vakit geçiriyorduk.
Konum olarak evimiz de hani işe yakın yerde olduğu için aslında o trafik trafikte de boğulmuyorduk.
O yüzden dediğim gibi İstanbul'u da aslında severek bıraktık.
Dublin'e ilk geldiğimizde her şey çok güzeldi.
Geldik, yepyeni bir şehir, kimseyi tanımıyoruz, yeni bir kültür.
Çok heyecanlıydık aslında.
İlk başta ben çalışmıyordum tabii ki.
Çıkıyordum, geziyordum, Dublin'i keşfediyordum, okuyordum.
Müzeleri geziyordum.
Öğrenebileceğim şeyleri öğreniyordum.
Ama sonra bir yerden sonra şöyle bir şey oldu.
Sonuçta sıfırdan başladık.
Yani kimseyi tanımıyoruz. Tanıdığımız kimse olmayınca da haliyle çevrende beslendiğin insanlar da olmuyor.
Sokakta tabii ki birileriyle tanışıyorsun, ediyorsun ama senin o arkadaşlarınla yarattığın o etkiyi yaratmıyorlar.
Sonra baktım böyle ufaktan bir düşüşe geçtim psikolojik olarak.
İşte Sedat işe gidip geliyor.
Geziyorsun ama bir yere kadar sonuçta başka şeyler de yapmak istiyorsun.
Okuyorum, ediyorum. İşte bir şeyler izliyorum.
Yeni şeyler öğreniyorum.
Tıkandım bir yerde. Çünkü şeyi de görüyorsun bir de.
Şimdi Sedat işe gittiğinde orada yine arkadaşlıklar ediniyor.
Biz onlarla tanışmaya başladık.
Tanışıyoruz. O çok güzel vakit geçiriyor.
Güzel bir grup buldu kendine.
Orada ben ama hala böyle...
Tam istediğim enerjiyi yakalayamadım insanlarla.
Öyle olunca da bir süre sonra böyle moralim de bozulmaya başladı.
Haliyle biraz değişik davranmaya başladım.
İşte Sedat bunu ilk fark eden Sedat'tı.
Hemen şey yaptık, bir aksiyon aldık.
Ne yapalım, ne yapabiliriz?
Evet hani İngilizceyi az çok biliyorum ama işe girmem için kendimi daha çok geliştirmem gerektiğini düşündüm.
Kendimle alakalı bir ortama girmiş olurum.
Öyle olunca da şey dedik, hadi bir dil okulu araştıralım.
Dil okulu araştırdım. O beni biraz oyaladı.
İçmesinden bir yer buldum.
Oraya başladım. Gidince de hemen...
Yeni insanlarla tanıştım.
Hemen böyle birkaç kafedengi arkadaş buldum.
Tabii ki onlar da yemeği seven, pişirmeyi seven insanlardı.
İşte takdir edersek iki.
Meksika'dan, İspanya'dan.
Böyle güzel bir arkadaş grubu oluşturduk.
Beraber gezmeye başladık.
Beraber işte onlar kendi kültürlerinden yemekler öğrettiler bana.
İşte ben onlara Türk bizim o güzel...
Yemeklerimizden yaptım.
Güzel bir şey tutturduk beraber.
Öyle olunca ben tekrar o eski halime geldim.
Sonra zaten işte iş buldum.
Bu sefer işle beraber yeni insanlar tanıdım.
Ama sen de biliyorsun ki biz İstanbul'da gerçekten güzel işler yapıyorduk.
Sevdiğimiz işlerde çalışıyorduk.
Şimdi buraya geldiğimde ben satış yapmak istemiyorum mantığıyla gelmiştim.
Öyle olunca da çok kısıtlı aslında çalışabileceğin yerler.
Ve çok daha önce...
Deneyimim olmadığı, yapmadığım bir işte çalışmaya başladım.
Tabii ilk başta inanılmaz zorlandım.
Benim için bayağı challenging oldu açıkçası.
Yani ne yapacağımı bilemedim.
Öğrenmeye çalışıyorum.
Bazen yapabiliyor muyum diye kendimi çok sorguladığım anlar oldu.
Sonra bir sene sonunda şeye karar verdim.
Evet insanlar güzeldi ama ben o şirkette daha fazla çalışmak istemeyeceğime karar verdim.
Mesela şey diyordun galiba hani ağlayarak geliyordum artık işe gitmemek için hasta oluyordum diyordun.
Gerçekten yani son zamanlara doğru böyle artık gerçekten o kadar moralim bozuktu ki işe ağlayarak gidiyorum.
Hani bugün ne olur sorun çıkmasın.
Dönerken böyle...
Cuma günü harika bir mutluluk.
Tabii ki de herkes cumaları çok sever ama eminim ki ben o sırada herkesten daha fazla seviyordum.
Böyle işe dönme stresi daha cumartesi geceden başlıyordu.
Yarın pazar ne yapacağım diye.
Sonra dedim ki hani ben bir senemi doldurdum.
Olmayacak yani ben burada devam etmek istemiyorum.
Kendimi de daha fazla zorlamayacağım.
İstifa ettim işimden.
Hemen bir ufak bir Türkiye turu yaptım.
O işte sevdiğim insanlarla buluştum.
Ailemi gördüm. Tekrar o İstanbul'da sokak sokak dolaştım.
Sevdiğim kafelere gittim.
Kitapçıları gezdim. O aslında kitapçı gezmek bence benim en büyük meditasyonlarımdan biri.
Gerçekten saatlerce durabilirim.
Öyle yapıyordum yani.
Gidiyordum. Sabahtan giriyordum.
Deli gibi bütün kitap onun arkasına bakıyorum.
O kitaba bakıyorum. Oturuyorum bir kahve içiyorum.
Sonra devam ediyorum. Çok keyifliydi.
Benim aslında kendimi toparladığım bir süreç oldu.
Sonra yeni bir iş buldum.
Tekrar geri döndüm. İşte orada benim aslında biraz daha fazla davrine adapte olmaya başladığım bir süreç oldu.
Çünkü neden? Kafadengi arkadaşlar buldum.
Kendimi daha güzel ifade edebildiğim.
Onlardan daha fazla şey öğrendiğim.
Süreç başladı yine.
Güzeldi. Oradan sonra artık galiba hep böyle yüklü tepeye çıkarak işte sizle tanıştık.
Senle tanışmıştık zaten bir sene sonrasında.
Ben seninle tanıştığımda orada devam ediyor muydum aslında tam hatırlamıyorum.
Son dönemlerim olabilir biliyor musun?
Evet son aylardı hatırlıyorum.
Son aylarında. Hatta şöyle bir şey hatırlıyorum.
Yani bizim yaptığımız senin o ikinci değiştirdiğin iş de aslında biraz daha şeydi.
Hani yine çok seni tatmin edebilecek bir iş değildi.
Ama ben şeyi hatırlıyorum.
Sen böyle oraya ekstra bir çaba...
sarf edip elinden geleni böyle farklı bir şekilde yapıyordun.
Fark yaratıyordun. Çünkü biz hepimiz Allah kahretsin bitse de gitsek diye bakarken hani sen burada neyi iyileştirebiliriz diye bakıyordun.
Ben bir şey demiştim. Yani oha Çesil gerçekten bir şeye kendini vererek yapıyor ve hani onun meyvesini de sonunda alıyor.
Çünkü sen orada bayağı güzel bir promotion aldın ve yükseldin.
Güzel bir hani şekilde bıraktın orayı da.
Ve hani bir yandan da düşünüyorum böyle sen anlatırken aslında Bizim beslendiğimiz şey hep böyle insan ilişkileri.
İşte o dedin ya güzel arkadaşlıklar buldum.
Arkadaşlarımıza Meksikalılarla birbirimize yemek öğretiyorduk.
Hep böyle bir anda kendimizi ait hissetmemizi sağlayan şeyler değil mi?
Hani arkadaşlıklardan bahsediyorum ama yemek de bence tabii ki bunun içerisinde.
Kesinlikle. Hani böyle kendimizi rahat hissettiğimiz ortamlar, mesela kütüphanelere gitmek ya da işte kitapçılara gitmek.
Ben de senin gibiyim. Hani burada bizim zaten sokağın aşağısında bir tane şey var ya, büyük bir tane kitapçı.
Hani sürekli oraya gidiyorum, saatlerimi geçiriyorum.
Hani ister istemez insan kendi yolunu bir şekilde buluyor.
Ama hani o kadar stresli bir şekilde yaşarken de o yolunu bulabildin ya da hani ona çözüm üretebildin, onun içinde kaybolmadın.
Bence o çok kıymetli bir şey.
Orada şöyle bir şey oldu aslında.
Bizim ilk taşındığımızda gerçekten bize çok yardımcı olan iki tane arkadaşımız vardı.
Onlar da evliydi. Hakikaten bize o süreçte çok destek oldular.
Ve o da benim gibi istemediği bir işte çalışıyordu.
Bir süre sonra konuşurken ikimiz de sevmediğimiz işler yaptığı için ister istemez sen...
Onun enerjisi düşüyor.
Şikayet etmeye başlıyorsun yaşadıklarından, hayatından, işinden.
Sonra fark ettim ki o bana iyi gelmiyor.
Yani ben bir şeyden şikayet etmeye devam ettikçe bu sefer daha da geriye gidiyorum.
Kendi potansiyelimi kullanamıyorum.
Mutsuz oluyorum. Haliyle sen mutsuz olunca etrafına da güzel bir enerji vermiyorsun.
Baktım ki ben ben olmaktan çıkıyorum.
Hemen şey yaptım.
Kendine gel. Böyle gitmeyecek.
Evet hani şu anda değiştiremiyorsun bunu.
Çünkü o işte biliyorsun da abimdeki çalışma izinleri durumunu.
Hani ben bir sene çalışmak zorundayım orada.
Şeyi kabul ettim. Ben burada askerlik gibi düşündüm bunu.
Bunu yapmak zorundasın.
Burada daha iyi işlere girmek için.
Bunu bitirmek zorundasın bu işi.
O bir sene işte yarısından sonra artık toparlamaya başladım.
Evet çok mutsuzum. Her şey kötü gidiyor ama şikayet etmemeliyim.
Evet, içimden geldiğinde ağlamalıyım.
Sonuçta o da aslında sana iyi geliyor.
Çünkü boşaltıyorsun, o kötü enerjiyi atıyorsun ve yoluna devam ediyorsun.
Şikayet etmeyi bıraktım.
Bence bana en çok yardımcı olan şey o oldu.
Sonra ikinci işimde de dediğin gibi aslında yine tam bana göre değildi.
Ama aksiyon almaya karar verdim.
Dedim ki neyi farklı yapabilirim?
Ne yapabilirim? Farklı...
İşte aa bak burada bu eksiklik var.
Hemen yöneticimle konuşup bunu yapabilir miyim?
Hani o 3 senenin birikimiyle belki de daha fazla şey çıkardım ortaya.
O da benim kendime güvenimi daha çok getirdi.
Aa bak ben böyle yapabiliyormuşum.
Bak bu işi yapmayı ben neyi sevdim?
Analiz yapmayı sevdim. Demek ki buradan alıp yürüyebilirim.
Excel'de zaten hani uğraşmayı seviyordum Excel'le de.
Onun üstüne düştüm.
Onunla ilgili bir şeyler yaptım.
O açıdan çok keyifliydi.
Sonra da zaten şimdiki işime geçtim.
Ya bu biraz da sabır işi.
Gerçekten hani burada bana hep ilk geldiğimde böyle hızlı bir şekilde iş değiştirmek ya da istediğim böyle iş dışında da bir şekilde hani istediğim şeylerin olması için hep böyle acele ediyordum.
Olsun, olsun, olsun. Hani Marlena, Marlena bizim ortak arkadaşımız bu arada.
Polonyalı, çok çok sevdiğimiz bir insan.
Marlena da bana hep şey diyordu.
Yani Emine her şeyin kendine ait bir zamanı var.
Bir şeyleri bu kadar çok ittirme, zorlama.
Ve hani belli bir yerden sonra o adaptasyon süreci de bence zamanla oluyor.
Ve senin dediğin gibi farklılıkları açık olmakla, insanların görüşlerine açık olmakla.
Ama en önemlisi de bence Çesil eğer ki bizim böyle...
çok güzel bir arkadaş ortamımız olmasaydı yani biz burada istediğimiz böyle aile ortamını yaratamasaydık burada çok barınamayabilirdik.
Kesinlikle. Çünkü gidip de dönen kişilerde hep bunu görüyorum ben.
Yani değişime ayak uydurmak bir derece ama orada kendini evinde hissetmeni sağlayacak seni anlayacak hani böyle başını omzuna koyabileceğin dostların olması gerekiyor ya da senin gibi çok güzel brownie
yapan dostların olması gerekiyor.
Girdiğinde gidip yiyebilirsin.
Hani bence bu insan ilişkileri zaten hani şu konuşmamızın en büyük şeyi oldu, noktası oldu.
Hani orada anlamlı ilişkiler kurmak ama bu illa aynı hani milletten olmak zorundası da değil.
Baksana hani dediğin gibi her milletten insan var ve o da beni çok besliyor.
Hani sürekli farklı insanlarla böyle bir şeyler yapıyor olmak, farklı şeyler öğreniyor olmak.
Bunlar gerçekten adaptasyon sürecinde ya da değişime ayak uydururken de fayda sağlıyor.
Ama şey de var tabii sen mesela yaz insanısın.
Yazı çok seviyorsun. Doğru.
Ama Dublin gibi bir yerde yaşıyorsun ve buradan taşınmayı da düşünmüyorsun.
Bu nasıl oluyor? Çok doğru.
Gerçekten ben böyle kapalı havalarda inanılmaz evden çıkmak istemeyip oturup kendi içime kapanıp bugün bitsin.
yarın güneşte olur o zaman daha enerjik olurum gibi düşünen insanlar.
Gerçekten güneşle beraber enerjim daha da artıyor bence.
Ya ilk geldik biz...
Hatta ilk gün şöyle bir şey yaşadık.
Geldik işte eve yerleştik.
Geldiğimizde hava yağmurluydu.
Eve yerleştik bir anda kar yağmaya başladı.
Şaka yapmıyorum. 3 Mart diyen tarihi çok iyi hatırlıyorum.
Kar yağdı durdu.
Sonra güneş açtı arkasından.
Bir günde dört mevsim yaşadık yani.
Geldik inanılmaz soğuk.
Böyle kat kat giyiniyorum falan.
Belki de o biraz da psikolojikdi o kat kat giyimi.
Bilmiyorum ama aşırı üşüyordum ilk geldiğimde.
Ona da şöyle alıştım aslında.
Dublin'i gezerken belki sen de hissetmişsindir aynı şeyi.
Ben parklarına aşık oldum.
Gerçekten yeşiline aşık oldum.
Yani inanamadım.
Biz işte ilk geldiğimizde...
Ben tabii haliyle bomboşum.
Gezecek yerler bakıyorum sürekli.
Nerelere gidebiliriz, ne yapabiliriz?
İşte hafta sonu araba kiralıyorduk.
Ufak ufak yakın destinasyonlara gidiyoruz.
Yani böyle ilk gittiğim yer hatta hatırlıyorum.
Glendalo diye bir yerdi. Bilirsin sen de.
Yani gittik diyorum ki masal diyarından mı çıktım?
Ben nasıl bir yerde yürüyorum?
Ben nasıl bir yere çıktım?
O göz olabildiğince yeşillik.
Hani bu Microsoft'un şeyin Windows'un arka planı vardır ya böyle bulutlar, yemyeşil, çimen falan.
Aynısını gördük yani.
Tek fark üzerinde koyunlar, kuzular otluyordu.
İnekler yatıyordu, dinleniyordu falan.
Öyle bir fark vardı yani.
Öyle olunca yani ben gerçekten çok sevdim.
Ne yapıyorduk işte parklara gidiyoruz, oturuyoruz.
Evet çok soğuk hani o parklarda Türkiye'de olsak eminim yüz katı daha çok eğlenirdik.
Çünkü 20 kat giyinmek zorunda değilsin.
Ne yaptım öğrendim.
İçlik işte nasıl şey yapabiliriz?
İçlik mi almalıyız?
Hemen araştır soğuktan nasıl korunulur?
Üstüne kaç katlı şey giyilir?
Öyle öyle alıştık aslında dışarıda vakit geçirmeye.
Soğuğuna, yağmuruna. Boşuna demedim pratik diye.
Boşuna demedim pratik diye.
Çünkü ben de çok iyi hatırlıyorum.
Bizim işte Semihlerin ortak arkadaşlarımızın bir arkadaşı geldi buraya.
Ve böyle geldi.
Çocuk daha bunu diğer bölümde de söylemiştim galiba.
Çocuğu da çok gömdüm ama.
Yani geldiği günün ertesi günü hep beraber branşı gittik.
Ve çocuk ben döneceğim bu soğukta yapamam demeye başladı.
Dedim ki yani zaten...
Kışın geldin biraz zaman ver.
Zaten illaki bir yere taşındığın zaman ya da hayatında bir değişiklik yaptığın zaman ona böyle büyük bir değişiklik yaptığın zaman bir zaman vermen gerekiyor.
Çocuk o gün içerisinde belki abartmıyorum 80 kere ben geri döneceğim dedi.
2 aya kalmadı ve geri döndü.
Vay dedi yapmış. Ama hani gerçekten bir şans vermedi ya da böyle alternatif bir çözüm üretmedi.
Tabii ki bizim gibi Akdeniz ikliminden gelen insanlar için işte ya da soğuk bir yerden sıcak bir yere giden insanlar için çok zor.
Ama illaki bir şekilde ayak uydurabiliyorsun istedikten sonra.
Bence burada biraz daha hani ne ile neyi takıt ettiğin de çok önemli ya.
Hani sonuçta burada neyden mutlusun ve...
Neden burada olmak istiyorsun gibi.
Onları da düşünmek de bilmiyorum.
Bence bana çok faydalı oldu.
Kesinlikle. Şey çok kolay aslında.
Bir şeyden şikayet edip mutsuz olmak gerçekten kolay.
Ben burada şey demeye çalışmıyorum.
Şikayet etmemeliyiz.
Ya da işte nasıl da hep pozitif olmalıyız.
Tabii ki de bu mümkün değil.
Yani bence tabii ki de bu kesinlikle mümkün değil hayatımızda.
Çünkü hepimizin üzüldüğü anlar oluyor, mutlu olduğu anlar oluyor.
Bütün duyguları yaşadığımız anların olması çok normal.
İzin veriyorum kendime bir şeyden canım sıkıldığında.
Yani bu da abimle yaşamakla ilgili herhangi bir şey olabilir.
Sonrasında hemen iyi yönlerin, evet bak şu şöyle belki İstanbul'u şu yönden özlüyorsun ama bak burada da bunu yapabiliyorsun.
Ve gerçekten hani artıları eksileri karşılaştırdığımda...
Artılar çok daha fazla basıyor ve o yüzden artık şey yapmayı bıraktım.
Bir yerden sonra karşılaştırmayı da bıraktım.
Çünkü ikisi tamamen farklı şeyler.
Ben şu anda Dublin'de yaşıyorum.
Bu benim gerçeğim.
Eğer gerçekten mutsuzsam bununla ilgili de ileride gerçekten mutsuz olursam bir gün Dublin'de yaşamakta bununla ilgili de aksiyon alırım.
Yani bu sonuçta bir yarışma değil ki.
Biz Dublin'e gelirken de hep şöyle dedik.
Kelimize 3 sene verdik.
3 sene sonunda Döneriz büyük ihtimalle gibi konuşuyorduk kendi aramızda Sedat'la.
Ama gel gör ki bak şimdi 6 sene oldu ve hani şu anda da dönmek gibi bir düşüncemiz yok.
Çünkü o alanı kendimize verdik, o alışma sürecini kendimize verdik ve şansımıza gerçekten çok şanslıyız.
İnsanlara denk geldik yani gerçekten arkadaşlıklarımız bir yerde...
Kendi lafımı bölüyorum ama şöyle düşünüyordum.
Bir yerden sonra iyi arkadaşın olmaz yani.
Sonuçta kaç sene geçirmişsin.
İlkokul arkadaşın olur, lise olur, üniversite olur.
Artık hani ondan sonra ne kadar iyi olabilir ki diyorsun.
Olmaz diyorsun. Gerçekten bu düşüncedeydim.
Ben de öyle diyordum ama oluyormuş işte.
Kendi tükürdüğümü çok güzel yaladım yani.
Oluyormuş gerçekten. Ve hani o insanları...
Tatile gittiğinde Türkiye'ye özlüyorsun.
Düzenimizi özlemeye başladık ya.
Evet hani geliyoruz burada çok güzel vakit geçiriyoruz.
Evet artık evimizi çok özledik.
Dönmenin zamanı geldi.
Böyle inince tabi ne? Tabi ki şey bir anda koymuyor değil işte tişörtten üstümüze ceketle bıçağa binip montla inmek arada şey yapıyor ama sonra oh ya diyorum evimize geldik.
Çünkü artık orası evin oluyor.
Sevdiğin insanlarla başka bir aile kuruyorsun orada çünkü.
Evet Türkiye'de kendi ailen oluyor, iyi arkadaşlıkların oluyor ama o yurt dışında biraz daha farklı bence.
Evet hepimiz aynı gemideyiz ve ister istemez hani böyle...
O gemide birbirimize destek oluyoruz ama dediğin gibi aynı tondan olan insanları bulmak çok önemli.
Aynı tonda olmasaydı muhtemelen zaten anlaşamıyor olurduk.
Hani bir şekilde o kopukluk olurdu.
Ama sen şey söylerken hani hep dedin ya kendime izin verdim.
O duyguyu da yaşamaya izin verdim.
Benim en çok dikkatimi bu çekti.
Hani biz mesela mindfulness sınıflarında da hep aynı şeyi söylüyoruz.
Evet ne yaşıyorsun? Öfke mi yaşıyorsun?
Tamam ona izin ver onu bastırma.
Hani dedin ya ağlaman lazım, deşarj olman lazım diye.
Biz bazen bunu çok atlıyoruz.
Özellikle hayatımıza büyük bir şey değiştiğinde ya da işte o adapte olma sürecinde hep böyle direniyoruz farkında olmadan.
Ama işte o duyguyu da yaşamaya izin vermek.
Tamam bu da benim yani her zaman mutlu olacağım diye bir şey yok.
Dediğim gibi her zaman toksik pozitivite zaten onun adı.
Öyle her şeye olumlu yönden bakamazsın ama hani böyle burada bu var şurada da bu var diye böyle biraz daha objektif bir gözle bakıp o bana şey geliyor şükür mumut.
Hani biraz daha elimdekine...
Elindekine şükretmek.
Yani tamamen o. En başta dedim ya sizin o minicik ama çok tatlı bir eviniz vardı ama küçük geliyordu.
Ondan sonra siz dünyanın en güzel evine çıktınız mesela.
Yani ona böyle sabırlı...
Sabırlı bir şekilde orada yaşadın, sebat ettin.
Belki evrene enerji gönderdin.
O arada belki çok güzel evler aradınız.
Tabii Sedat'ın buradaki pazarlık yeteneğini de göz ardı edemeyeceğim.
Böyle bulduğu an yapıştı evi almadan bıraktı.
Ama isteyince gerçekten bir yolunu buluyorsun.
Bu her şey için geçerli.
Bir şey yapmak istediğinde ne yapıp edip onun yolunu buluyorsun.
Kesinlikle. Dediğin gibi biz ilk geldiğimizde o kadar küçük bir evde kalıyorduk ki.
Gerçekten 40-45 metrekare falandı herhalde.
Ve hani Dublin'de biliyorsun kiralar baya hala sorun var.
Çok pahalı kiralar, evler küçük.
Öyle olunca da hani tabi ki İstanbul'da kocaman evlerde yaşarken bir anda küçük bir yere sığmak zorunda kaldık.
Ve ilk gittiğinde bir de şey var İrlanda'da evler genelde eşyalı olduğun için kişiselleştirme şeyin çok az.
Çünkü başkasının eşyası ile yaşıyorsun aslında.
Aşağılarda genelde zaten 40-50 yıl önceden kalma deri koltuklar olduğu için.
Kesinlikle yani gerçekten deri koltuk görmek istemiyorum.
O evde de vardı tabii ki meşhur deri koltuğumuz.
İlk geldim ev çok küçük ama şey dedik hani biz burayı küçük küçük ama ev haline getireceğiz.
Hemen ne yaptık? Küçük dokunuşlar yaptık.
Birkaç şeyi biz kendimiz aldık.
İşte duvarlara posterler, küçük bir kitaplık aldık.
Ne bileyim küçük dokunuşlarda orayı gerçekten dediğin gibi küçük bir ev haline getirdik ve ben hala o evi çok güzel hatırlıyorum.
Sokağa bakan eski tarz bir penceresi vardı.
Çok çok güzeldi yani o sokakta işte bahar geldiğinde o ağaçlar yeşillenirdi.
Sabah uyandığında o yeşili görürdün.
İşte o sonbaharda o kırmızı turucu sarı yeşil renklerle yaprakların düşüşü yine o görüntüye uyanmak bence çok çok güzeldi.
Sonra dediğin gibi bir tık daha büyük eve geçtik.
Hakikaten bayağı uğraştık da bunun için.
Çünkü bir yerden sonra ben artık umudumu kaybetmiştim.
Herhalde bulamayacağız yani istediğimiz gibi bir şey.
Ama bir şekilde tam olması gerektiği anda oluyor.
Çünkü birkaç ev bakarken de çok beğenip alamadığımız birkaç ev olmuştu.
Ve artık bir yerden sonra... Yoruluyorsun bakmaktan ve aynı şeyleri yaşamaktan.
Çünkü beğendiğinde bir evi hemen hayal kurmaya başlıyorsun.
Ya ben bu evde şöyle yaşarım, şunu şuraya koyarım, bunu böyle yaparım.
Olmayınca da haliyle onun sana etkisi de bir tık büyük oluyor.
Şöyle diyordum hep Sedat'a.
Sonra kendime geliyordum.
Sedat evet burası olmadı ama demek ki daha güzel bir yer olacak.
Demek ki buradan daha çok mutlu olacağız bir sonraki gideceğimiz yerde.
Gerçekten de öyle oldu. Biz bir de şeyi çok yaparız.
Yani Evren'e yine söyleyince daha hani olabilitesi daha arttığını söylüyorlar ya sen daha iyi bilirsin onları.
Öyle olduğu için de hani hem konuşuyorduk sürekli hayallerimizden bir de şeyi çok yapıyorduk.
Hıdrellez geldiğinde bizim yani dört gözle beklediğimiz bir tarihte Hıdrellez ve ben bütün sevdiğim insanlar arkadaşlarıma hadi Hıdrellez geldi.
Herkes bütün dileklerini yazsın.
Böyle Sedat'ta oturup kağıda ne istediğimizi yazıyorduk.
Yani gerçekten çok saçma gelebilir ama şunu bile yazdım biliyorum ben.
İşte şömineli ev, şömine çiziyorum orada.
Bahçesini çiziyorum küçük.
Yani şimdi onların hepsinin tabii fotoğraflarını çekiyoruz.
Sonraki geçtiğimiz evi neredeyse ben kağıda çizmişim.
Gerçekten bak o kadar ilginç ki.
Böyle böyle çok istediğimiz şeylerin olduğunu görünce de insan çok mutlu oluyor.
Olmasa bile yani o an o enerjini o kağıda aktarıp sonra böyle onu gidip...
Ertesi sabah kalkıp suya atıyorduk.
İnanılmaz bir enerji veriyordu bize.
Ve çok iyi geliyordu o sene. Ve en çok da şey yazıyordu.
Şu anda yaşadığımız ve elimizde olan her şeye şükürler olsun.
Hep onunla başlıyorduk.
Bence bize en çok iyi gelen şey o.
Bana da en çok iyi gelen şey o.
Burada saçma falan kesinlikle değil.
Ben de her seferinde aynı şey yapıyorum.
Birincisi yazıyorum. Tek tek her şeyi yazıyorum.
Ben de Dabney'e gelmeden önce istediğim evi ev arkadaşlarına kadar böyle yazmıştım ve tam olarak da öyle bir ev tuttum.
Onun için de böyle hani bence o evrene mesaj göndermek okey ama evrene mesaj göndermekten öte sen artık onu bilinçaltına kodluyorsun ve ona dedike bir şekilde arıyorsun.
Ve dedin ya bir şey olmuyorsa daha iyisi oluyor.
Bunu bilmiyorum kaç bölümde söyledim artık ama.
gerçekten hiçbir zaman şaşırtmadı beni.
Yani bir şey olmuyorsam her zaman daha iyisi geliyor ve iyi ki o olmamış diyorsun.
Benim hayatımda hep böyle oldu.
Belki de buna inandığımdan böyle oldu.
Ya da işte orada modumu düşürüp artık aramayı bıraktığım için değil de hani sadece ev için değil her şey için biraz daha böyle tamam bu olmadı başka ne yapabilirim diye böyle gözlerimi açtığım at
gözlüğüyle bakmadığım için oldu.
Senin için de öyle keza.
Ama bir de yani insanlarla alakalı da az önce söyleyecektim araya girmek istemedim ama hep şey diyorum kendime hayat beni hep güzel insanlarla karşılaştırır böyle hani şükrettiğim
şükür mumut yaptığım anlar oluyor böyle durup dururken bazen şey diyorum yatmadan önce falan 3 tane hani mutlu olduğum şey 3 tane istediğim şey hep kendime böyle şunu söylerken buluyorum hayat beni hep güzel insanlarla karşılaştırır
Ve öyle de oluyor. Bence bu biraz niyet meselesi.
O niyetine doğru işte nasıl aksiyon aldığının meselesi.
Muhtemelen biz de aynı kafa yapılarında olduğumuz için zaten bu kadar güzel anlaşıp şey yapıyoruz.
Bir de tabii ki sen çok güzel yemek yaptığın için ayrı bir bölümde çisilden güzel bir brownie tarifi de alabiliriz bu arada.
Sen neden kendinden bahsetmiyorsun burada?
Pek güzel yemek yapan ben değilim ancak hani güzel...
Yapmıyorum ama şey çok iyi geliyor bana.
Sevdiklerimi, arkadaşlarımı eve davet edip onlar için bir şeyler hazırlamak.
O sofrada bence yediğin her şey çok güzel geliyor insana.
O yüzden de sende bıraktığı his.
Çok eğlenerek, gülerek, bazen ciddi konular konuşarak saatlerimizi geçiriyoruz ya o sofralarda.
Bize çok iyi geliyor.
Ve yediklerimizin tadını da bence ekstra güzelleştiriyor.
Kesinlikle öyle. O zaman kapatmadan önce bu bölümden alınacaklar.
Yediğiniz yemeğin tadını sofradaki insanlar değiştirir bu bir.
Doğru. %100 katılıyorum.
Evet. Eğer ki brownie tarifi istiyorsanız Çisilgürz'e gidersiniz.
Bu iki. Üçüncüsü.
İstediğiniz bir şey olmuyorsa mutlaka ki daha iyisi gelecektir.
Dördüncüsü de her zaman duygularınızı yaşamaya izin verin.
Değişim ve güzelliklere açık olun.
Ve bir şey olmuyorsa da daha iyi ne yapabilirim, daha farklı nasıl yapabilirim diye bakmakta her zaman fayda var deyip.
Şise'cim sana çok teşekkür ederim vaktini ayırdığın için bu kadar yoğun bir gününde, yoğun bir döneminde.
Çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim hani bu güzel sohbet için.
Bana da yer verdiğin için bu güzel sohbette.
Umarım dinleyenler de çok keyif alır.
Umarım. Ve eğer ki hani bana şey çok sorusu geliyordu.
Yurt dışında yaşamakla alakalı işte bu ev kiralarıyla alakalı.
Ondan bahsettik hani Dardin'de zaten ev kiraları çok yüksek.
Evlerin durumu çok kötü. Ya da işte hani havalarla alakalı, alışmakla alakalı, kültürle alakalı.
Böyle sorular bana geliyor.
Umarım cevap olmuştur size ya da bu tarz böyle bu konularda ilgisi olan arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın ve tabii ki de bizi takip etmeyi unutmayın ki yeni bölümler yayınlandığında haberiniz olsun diyorum
ve gününüz çok güzel geçsin görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
