
Değersiz Hissettiren İnsanlarla Baş Etmenin Yolu: Öz Değer ve Manipülasyon
7 Ekim 2024 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, öz değer kavramı üzerine derinlemesine konuşacağız. Hayatta bazen başkalarının sözleri ya da davranışları, farkında bile olmadan, bizi değersiz hissettirebiliyor. Peki, bu durumlarla nasıl başa çıkarız? Öz saygımızı nasıl koruruz? Manipülasyona kapılmadan kendi değerimizi nasıl yeniden hatırlarız? Eğer kendinizi zaman zaman yetersiz ya da değersiz hissediyorsanız, yalnız değilsiniz. Gelin, birlikte sınır koymanın, dik durmanın ve her ne olursa olsun, kendinizin değerini bilmenin yollarını keşfedelim.
Transkript
Herkese merhaba, yeşil güzel hayallere hoş geldiniz.
Ben Emine. Bu kanalda hayatı daha yaşanabilir kılmak ve farklı açılardan bakabilmek için kendi gündelik deneyimlerimden, düşüncelerimden, okuduklarımdan ve öğrendiklerimden yola çıkarak sizlerle
paylaşımlar yapıyorum. Aynı zamanda kariyer başta olmak üzere hayatında ya da ilişkilerinde somut bir değişiklik yapmak isteyenlere profesyonel koç olarak destek oluyorum.
Eğer siz de hayatınızda bir adım atmak isterseniz bana her zaman emineyesiltimen.com slash koçluk adresinden ulaşabilirsiniz.
Açıklamalarda linki mevcut.
Bu hafta uzun zamandır konuşmak istediğim bir konuyu ele alacağım.
Özdeğer. Son zamanlarda bu konuda çok fazla mesaj aldım.
Sizden istek geldi.
Benim de aklımda olan bir konuydu.
O yüzden bugün biraz daha derinine inelim istiyorum.
Ama daha çok...
Başkalarının bizim üzerimizdeki bizim özdeğer algımız üzerindeki etkisi manipülasyon ve değersizlik duygularına nasıl kapıldığımız bunun önüne nasıl geçebileceğimiz gibi bir yerden tutmak istiyorum
konuyu. Sebebi de çevremizde her türlü insan var ve bazıları farkında olmadan bazıları bilinçli olarak size kendinizi değersiz hissettirebiliyor.
O yüzden de Bu tarz durumlarda nasıl sağlam kalırız, neler yapabiliriz, kendimizi nasıl koruruz ve özdeğerimizi nasıl inşa ederiz, koruruz bunları konuşmak istiyorum.
Ama her şeyden önce şuna da bakmak isterim.
Özdeğer neden bu kadar önemli?
Neden biliyor musunuz? Çünkü özdeğer kendimizle kurduğumuz en derin ilişki arkadaşlar.
Kendimizi nasıl gördüğümüz, kendimizi nasıl değerlendirdiğimiz, kendimize dair olan kişisel imajımız, kişisel resmimiz, zihnimizde kendimizi nereye koyduğumuz bu hayatın içinde bunlarla
direkt ilişkili ve kendi içimizdeki bu algı hayatımızın her alanını etkiliyor.
Kariyerimizi etkiliyor, ilişkilerimizi etkiliyor.
Hatta kendimize baş başa kaldığımız anlarda bile öz değerimiz devrede ve aynı zamanda tabii ki öz saygının da temeli.
O yüzden de...
Burada özdeğer konusunda ne kadar farkındalıklı olursak, ne kadar güçlü bir özdeğerimiz olursa hayata karşı o kadar güçlü dururuz, o kadar özgüvenli oluruz ki bunlar el ele yürüyor.
O kadar istediğimizi elde edebiliriz.
İstediğimiz gibi bir hayat, istediğimiz gibi bir kariyer, istediğimiz gibi ilişkiler inşa edebiliriz.
Çünkü bunu şey gibi düşünün.
Bir binanın temeli ne kadar sağlam olursa, temeli ne kadar sağlam atılırsa katlarda o kadar sağlam çıkar değil mi?
Kendi benlik algımızın temeli de öz değerden geçiyor.
Ve burada size bir sorum var.
Kendi değerinizi biliyor musunuz?
Ya da eğer kendi öz değerinizi, kendinize verdiğiniz değeri 1 ila 10 arasında bir yerde değerlendirecek olsanız, bir en düşük 10 en yüksek, nereye koyardınız?
Bu sorular bir kenarda dursun, bunun üzerine bir düşünün isterim.
Bazen şu olabiliyor, Emine ben bu soruya nasıl cevap vereceğimi bilemiyorum diyenler oluyor.
Şöyle düşünün de, yaptıklarınızdan, başarılarınızdan bağımsız olarak kim olduğunuz için değerli olduğunuzu kabul ediyor musunuz?
Neden bu soruyu sordum? Çünkü birçok insan sadece başarıları üzerinden kendini değerli hissedebiliyor ya da yaptıkları üzerinden.
Ama gerçek özdeğer başarı ya da başkalarının onayına ihtiyaç duymadan kendi varlığınızla kendinizi yeterli, bakın burası çok önemli ve değerli hissetmek.
Biliyorum kulağa birazcık absürt geliyor.
Özellikle de özdeğer konusunda çok güçlü temelleri olmayan bir toplumdan geldiğimiz için.
Ama bu gerçekten çok önemli arkadaşlar.
Ve bu da beni şey düşünmeye etti.
Özdeğer kavramı gerçekten sağlam, güçlü olan insanların ortak özellikleri ne?
Bununla alakalı birazcık araştırdım.
Ve ortak nokta şu.
Koşulsuz bir sevgiyle büyümüş olmaları diyor psikologlar ama bu da dünyanın %0.0005'i falan herhalde.
Koşulsuz sevgi konusu hangi ortamda gelse fix ben öyle bir sevgiyle büyümedim cevabı geliyor.
İki kişi falan duydum ya şu 34 senelik hayatımda koşulsuz sevgiyle büyüdüm ben diyen.
Acı ama maalesef gerçek arkadaşlar.
İşte bu noktada öz değerinizde öz güveninizde küçük yaşlardan itibaren içinde bulunduğunuz ortamlara büyüdüğünüz aileye ve maruz...
Kaldığınız davranışlara göre şekilleniyor maalesef.
Burada bahsettiğim şey illa aile içinde kötü muameleye maruz kalmak değil bu arada.
Ebeveynlerin duygusal olarak var olamaması da bunlardan bir tanesi.
Ne demek istiyorum? Ebeveyn iyi bir dinleyici değildir.
Sizin ondan ilgi beklediğiniz, sizin onun dikkatini çekmek istediğiniz anda aklında başka bir şey vardır ve orada fiziksel olarak vardır ama duygusal olarak yoktur.
Sizin ihtiyacınız olduğunda yanınızda olabilecek bir kapasitede değildir, yanınızda değildir, kendi dünyasında kaybolmuş olabilir.
Dediğim gibi fiziksel olarak var olup duygusal olarak size varlığını hissettirememesi.
Duygulara yer açabilme serisinin son bölümünde duygusal ihmal diye bir bölüm çekmiştim.
Hatırlayanlarınız vardır. Ve orada duygusal ihmalin 12 versiyonunu anlatmıştım.
Merak edenleriniz oraya da bakabilir.
Çünkü hangi versiyonu olursa olsun duygusal olarak ihmal edilmenin en büyük zararı özdeğer üzerinde oluyor maalesef.
Bunun dışında hadi ailelerimizi suçlamayı geçtik.
Zaten mükemmel bir aile yok bu arada.
Çünkü ailelerimiz kendi ebeveynlerinden gördüklerini yapıyor ister istemez.
Onlar da kendi ebeveynlerinden gördüklerini yapıyor.
Onlar da öyle böyle kuşaktan kuşağa gidiyor.
Yani siz de mükemmel bir ebeveyn olmayacaksınız buna emin olabilirsiniz.
O yüzden bu kısım bizim üzerinde çalışıp biraz daha hemhal olmamız gereken bir şeymiş gibi geliyor bana.
Hadi diyelim ki çok iyi, bilinçli ve değerli hissettiğiniz bir ailede büyüdünüz.
Yine de yetişme çağınızda yaşıtlarınızla olan bazı anılarınız vardır.
Bunlar yok sayılmak, alay konusu olmak, zorbalığa uğramak, istismara uğramak olabilir.
Ve bunlar da özdeğerin altını kazıyan şeyler diyor psikolog Rick Hansen.
Ve bu konuyla ilgili bir podcasti var.
Bu bölümü hazırlarken o podcasti de dinledim.
Şunu vurguluyor, bence çok mantıklı.
Senin bireysel katmanda bir yanlışın yok.
Konu biraz da sistemle alakalı.
Aile ve toplum yapısında el alem nedere göre yaşamak, iyi, doğru, başarılı biri olduğunu ispatlama gereği ve beraberinde gelen o onay isteği sürekli birilerinin gözünden değerimizi biçme
ihtiyacı da öz değerimizi aslında zedeleyen şeylerden bir tanesi.
Onun dışında toplumdaki sınıf sistemi bazı toplumlarda mesela İngiltere'de çok güçlü.
Buraya taşındığımdan beri en çok dikkatimi çeken şey bu.
Diğer toplumlarda bu kadar güçlü olmasa da...
varlığı hissediliyor yani hissedilmiyor mu?
Siz hissetmiyor musunuz? Adaletsizlik bunlardan bir tanesi.
Türkiye özelinde konuşacağım.
Özellikle son zamanlarda gündemden hiçbir şekilde düşmeyen kadın cinayetlerini ele alacak olursak ben bir kadın olarak yaşadığım toplumda kendimi güvende hissedemiyorsam çünkü bana zarar veren
ya da verme ihtimali olan insanlar dışarıda cirit atıyorsa ben nasıl kendimi değerli hissedebilirim?
Ben nasıl kendimi güvende hissedebilirim?
İçinde yaşadığımız toplumda bizi Ne kadar etkiliyor?
Bunun örneklerinden bir tanesi.
Yani bu tabii ki de kadın cinayetleri bugünün konusu değil ama bu benim son zamanlarda çok fazla sıtkımı sıyıran bir konu.
Bu konunun bir şekilde çözülememesi beni çok rahatsız eden bir şey.
O yüzden içinde yaşadığımız toplumun adaletsiz olması da bunlardan biri.
Kadın cinayetlerinden bağımsız olarak düşünüp konumuza geri dönecek olursak adaletsizliğin diğer vuku bulduğu bir yerde gelir eşitsizliği.
Şimdi böyle bir durumda zaten dünya bize şu mesajı verirken paran varsa ve Güçlüysen değerlisin mesajı verirken biz nasıl sağlam bir şekilde özdeğer inşa edebiliriz?
Çok zor ama tabii ki de imkansız değil.
İşte bu yüzden de kendimize sormamız gereken bazı sorular olduğunu düşünüyorum.
Bunlardan bir tanesi eğer ben kendimi değersiz hissediyorsam bu duygu bu düşünce nereden geliyor?
Ailemde mi oluştu?
Arkadaş çevremde mi oluştu?
İlişkilerimden dolayı mı oldu?
Ya da ben sisteme aykırı yaşadığım için mi?
Toplumun ideal birey resmine uymadığım için mi?
Yeteri kadar maddi gücüm olmadığı için mi?
Ya da e hepsi mi? Bunların hepsi de olabilir bu arada neden olmasın?
Yani birçok fazla sebebi ve katmanı olabilir değersizlik duygusunun.
Bence şu da önemli. Kendimize kendimizle ilgili ne hikaye anlatıyoruz?
Bu hikaye nereden geliyor?
Bunun bilinç dışımız üzerindeki etkisinden haberdar mıyız ve bu hikayenin bir kanıtı var mı?
Bu sorular da burada dursun.
İsterseniz durdurup bir kenara not alabilirsiniz.
Bunlarla alakalı bölümden sonra birazcık yazıp çizin isterim.
Şimdi özdeğer inşası ile alakalı birkaç öneriye geçmeden önce çok derin bir konu olduğu için ilk söyleyeceğim şey tabii ki de psikoterapi olur.
Size kör noktalarınızı gösterip güzel aydınlanmalar yaşatabilir iyi bir psikoterapist.
Ama Emine ben terapi aldım farkındayım günümüze ve geleceğe uygulanabilecek pratik adımlara ihtiyacım var derseniz hadi gelin faydalı bulduğum ve uzmanların da önerdiği birkaç konuya geçiş yapalım.
Bunlardan iyi ki tabii ki de öz şefkat.
Şaşırdınız mı? Şaşırmadınız bence.
En çok duyduğumuz bir aralar çok popü olan konulardan bir tanesi.
Ama ben bununla alakalı bir hikaye anlatmak istiyorum size.
Yıllar önce öz şefkat meditasyonu yaptırıyordum bir gruba.
Meditasyonun sonunda da kendimle alakalı neyi seviyorum, kendimle alakalı hoşlandığım şeyler nedir sorusuna cevap verin içinizden dedim.
Meditasyon bitince de tecrübe paylaşımı yapıyoruz tabii.
Birisi şey dedi. Ben en çok bu soruda zorlandım.
Çünkü neden kendimle alakalı bir şeyi seveyim ki, gurur duyayım ki dedi.
Biraz daha detay verir misin diye sordum.
Açıklamaya çalıştı ve o açıklarken şunu fark ettim.
Kendisiyle alakalı bir şeyi sevmek, beğenmek, gurur duymak, iyi yaptığı bir şeyi kabullenmek ve onu düşüncü olarak bile aklından geçirme fikri onu o kadar tedirgin etmiş ki.
Çünkü hayatında daha önce hiç kendisiyle bu şekilde bir diyalog kurmamış.
Bu bence biraz da özdeğere dayanıyor.
Tabii ki çok ekstrem bir örnek ama hepimiz belli bir derecede yapıyoruz bence.
İyi bir özelliğimizi, başarımızı kabullenmek zor gelebiliyor bazen.
Bazen başka birisi söylediği zaman onu duymak da rahatsız edebiliyor.
Çekiniyoruz, böyle mütevazi davranıyoruz.
Bu iki konuyla da ilgili bölümüm var.
O yüzden çok detaya girip sizi sıkmak istemiyorum ama birincisi kendiyle dost olmak bölümü.
Onu böyle öz şefkatten ziyade kendiyle arkadaş olmak, kendine olduğu gibi kabullenmek.
Gibi bir yerden tutmuştum.
İkincisi de kabul edemediğimiz iltifatlar.
Eğer bu iki konudan da müzdaripseniz o bölümlere de bakın isterim.
Bir de bazen içinizden şöyle sinsi bir düşünce geçebiliyor ama farkında bile olmuyoruz.
O yüzden sinsi diyorum zaten.
Ben bunu hak etmiyorum.
Yani bir şeylere layık olmadığını düşünmek, içten içe buna inanmak.
Bu sinsirella düşünce bence öz değerimizi baltalayan başlıca faktörlerden.
Eğer ben buna layığım diyemiyorsak ne kariyerimizde, ne ilişkilerimizde, ne de günlük hayatımızda kendimize güvenen bir şekilde ilerleyebiliriz.
Bir şeyleri elde ederiz ama içten içe layık olmadığımızı düşünüyorsak o bir noktada kendini gerçekleştiren kehanet gibi yıllar sonra ya da belli bir süre sonra elimizde patlayabilir de.
Örneğin çok gördüm bu arada.
Bazı insanlar da bu özdeğer eksikliğini sürekli verici olarak gösterirler.
Örneğin çok ufak bir örnek vereceğim.
Bunları çoğaltabilirsiniz. Bir mekana gittiğinizde en iyi koltuğa oturmaktan kaçınan, diğerine öncelik veren, onlar seçsin, ben nasıl olsa her yerde otururum, aman o mutlu olsun diye düşünen
insanlar vardır. Bu tarz küçük anlar bile kendinize biçtiğiniz değerin skalasını anlamanıza yardımcı olabilir hani demiştim ya 1 ila 10 arasında kendinize ne kadar değer veriyorsunuz
öz değerinizi nereye koyarsınız diye bunlar böyle güzel gözlemleme anları olabilir geçmiş bölümlerden bir tanesinde verip de alamamak konusu üzerine konuşmuştuk bu tarz durumlar eğer varsa hayatınızda oraya
da bir bakabilirsiniz çünkü bunların hepsi birbiriyle alakalı şeyler baktığınızda Diğeri de buna da şaşıracağınızı düşünmüyorum.
Onaylanma ihtiyacı yine bu kanalda çok konuştuğum adına bölüm çektiğim bir şey.
Özdeğerle onaylanma ihtiyacı maalesef el ele giden bir konu.
Tabii ki insan sosyal bir varlık ve doğası gereği görülme duyulma onaylanma ihtiyacı içerisinde.
Bunda bir beis yok. Var olduğunu değerli olduğunu hissetmesi için gerekli bir şey zaten bu.
Ama bence önemli olan soru şu.
Bizi dışarıdaki yorumlara bağımlı hale getiren şey ne?
İşte bu da içimizdeki değeri tam anlamıyla bilmemekten kaynaklanıyor olabilir.
Kendi değerini bilen insan dışarıdan gelen olumsuz yorumlara ya da eleştirilere karşı çok daha dayanıklıdır.
Böyle bir kalkanı vardır. Gerekliyse onu alır işler, gerekli değilse kalkandan böyle geri gönderir.
Daha objektif bir yerden bakabilir yani bunu demek istiyorum.
Ve objektif bir yerden bakabilmesinin sebebi de öz farkındalığının...
gelişmiş olmasıdır.
Çünkü öz farkındalığı gelişmiş biri başkalarının onu nasıl gördüğünden ziyade kendini nasıl gördüğüne odaklanır.
Onaylanma konusu eğer üzerine eğilmeniz gereken bir nokta ise dediğim gibi onunla ilgili de bayağı detaylı bir bölümüm var.
Oraya da bakabilirsiniz.
En sevilen bölümlerden bir tanesi.
Öz farkındalıkla alakalı son bir şey söylemek istiyorum.
Bir insanın öz farkındalığının yüksek olması demek Onun kendisini nasıl gördüğü ve hissettiğinin de bilincinde olması demek.
Ve dolayısıyla başkalarının da onu nasıl algıladığını belirleyen bir faktördür.
Çünkü siz kendinize saygı duyuyorsanız dış dünyadaki olumsuz sesler sizi daha az etkiler.
Sadece başkalarının size nasıl davrandığı değil, sizin kendinize nasıl davrandığınız da öz değerinizi belirler, öz saygınızı belirler.
O yüzden bence bu da üzerine düşünülmesi gereken bir konu.
Ben kendime nasıl davranıyorum?
Bir düşünün, örnekler bulun.
Başkalarına ya da sevdiklerinize de öyle davranıyor musunuz?
Bakalım verdiğiniz cevapları beğenecek misiniz?
Eğer kendinize daha sert, daha acımasız, daha hakkaniyetsiz bir yerden yaklaşıyorsanız, diğer bir sorum da neden?
Ben neden kendime böyle davranıyorum?
Arkasında ne var? Bu şekilde davranmamın benim hayatımda, işimde, kendilik algım üzerindeki etkisi ne?
Nasıl tezahür ediyor?
Kendime daha değer veren bir yerden yaklaşıyor olsaydım.
Nasıl bir insan olurdum?
İnsan ilişkilerim, kendimle olan ilişkim nasıl evrilirdi?
Bunları bir kenara yazın, bir bakın bakalım neler geliyor cevap olarak.
Sizi soru bombardımanı tuttuğumun farkındayım ama benim bu podcast'a amaçlarımdan bir tanesi de o öz farkındalığı arttırırken bizim kendimize dair olan o benlik algımızı objektif bir yerden sorgulamak.
Bir nevi kendi kendimizin koçu olmak.
O yüzden bu soruları sormak bence çok kıymetli.
Evet şimdi gelelim bölümün başında bahsettiğim ve asıl üzerinde durmak istediğim noktaya.
Hayatta her zaman her türlü insan karşımıza çıkıyor ve bu böyle devam edecek.
Yani istediğimiz kadar seçelim insanları bir noktada bizim seçimimiz dışında kalıyor bu insanlar.
Çalıştığımız insanlar, gün içinde bir şekilde iletişimde olduğumuz insanlar, ailemiz atsan atamıyorsun satsan satamıyorsun vs.
vs. Ve bu karşımıza çıkan insanların bir kısmı Farkında olmadan bir kısmı ise kasıtlı olarak sizi değersiz hissettirmeye çalışabiliyor.
Şu değersiz hissettirmeye çalışan insanlara odaklanacak olursak, neden böyle bir şey yapıyor emine bu insanlar diyecek olursanız, En temelinde bu insanların benlik algısı, öz değeri ve öz saygısı tam anlamıyla
oturmamış insanlar olduğu için diyor Rick Hansen ve diğer uzmanlar.
Ve kendilerini yükseltebilmesi için, onların kendilerini iyi hissedebilmesi için, belki de değerli hissedebilmesi için...
Başkalarını aşağı çekmesi gerekiyor bu insanların.
Kendilerine dair güçlü bir kişisel imajı, benlik algısı olmadığı için de karşısında böyle birini görmek onları rahatsız edebilir.
Karşısında güçlü olan, kendini olduğu gibi kabullenen, kendiyle barışık olan, kendini seven ya da bir şeyleri başaran, kendini de bir noktada hemhal olan insanları görmek onları
rahatsız eder. Ve siz ne kadar güçlü olursanız olun, ne kadar kendinize barışık olursanız olun bu insanlar sizi bir yerden yakalar.
Bu mükemmelliyetçi yanınız olabilir, ona ihtiyacınız olabilir inceden, başarısızlık korkunuz olabilir, kendinizi kıyaslama eğiliminiz olabilir ya da kendinizden şüphe ettiğiniz anlar gibi hep
özünde ucundan bir yerinden öz değeri dokunan ve farklı şekillerde tezahür eden bir özelliğinizdir.
Karşınızdaki kişi eğer manipülatif biriyse bir de siz onun için bulunmaz bir hint kumaşısınız.
Ve bu noktada sizi kendinize eğer kurban seçerse böyle inceden inceden sizi manipüle etmekle başlayıp guest lightingde devam eden bir sarmala sürükleyip kendilik
algınızı sarsar bu insanlar.
Peki Emine çok iyi dedin.
Böyle insanlar her yerde var ya da belki siz böyle bir insansınız ve farkında değilsiniz ya da farkındasınız ama yine de kendinize hakim olamıyorsunuz.
Bu da olabilir. Biz bu noktada ne yapacağız?
Ben şimdi önce bu tarz insanlarla nasıl başa çıkacağımızdan bahsedeyim.
Çünkü hep böyle şey diyorlar ya işte narsistlerle nasıl başa çıkılır?
Şu şöyle nasıl yapılır?
Bu böyle nasıl yapılır? E tamam da bu insanlar var bu insanlara da hiç kimse demiyor ki sen de böylesin biz de sana bir rehber oluşturalım.
O yüzden her iki tarafa hitap etmeye çalışıyorum.
Ama öncelikle bu tarz insanlar hayatınızda varsa bir bakalım onlara karşı nasıl dik durabiliriz?
Birincisi siz kimsiniz?
Değerleriniz neler? Ve onları kim belirliyor?
Bu sorulara cevap bulmak.
Bu soruları cevaplamak neden önemli biliyor musunuz?
Başkalarının size ne hissettireceğini kontrol etmek sizin elinizde.
Eğer öz değerinize sahip çıkarsanız ve bu değerin farkında olursanız dışarıdan gelen olumsuz yorumlara da manipülasyona da daha güçlü durabilirsiniz.
Diğer taraftan bakacak olursam da diyelim ki siz mizahla, sarkastik olarak ya da bir şekilde karşınızdakini aşağı çekiyorsunuz.
Bence orada şunu sormak da önemli.
Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz?
Arka planında ne var?
Hangi duyguyu tatmin ediyorsunuz?
Onun dışında empati ve anlayış da devreye giriyor burada.
Neden biliyor musunuz? İnsanların söyledikleri ve yaptıkları genellikle onların kendi iç dünyalarındaki sıkıntılarından kaynaklanıyor.
Yani... Birisinin odaklandığı nokta aslında o kişinin kendi problemleriyle ilgili de olabilir.
Bunu bilmek olumsuz yorumları kişisel almanızı önleyebilir.
Ya da eğer siz bir şeye spesifik olarak odaklanıyorsanız kendinize dair iyi bir bilgidir ve bunun farkında olursunuz ona göre bir önlem alırsınız.
Bunu bir örneklendireyim.
Geçen gün bir arkadaşım işe aldığı birisiyle olan bir sohbetinden bahsetti.
Yeni bir çalışan ve konuşurken kadının oğlunun isminin neden o isim olduğunu sormuş.
Sorunun arkasındaki sebep şu çocuğun ismi yabancı isim bir de Türk ismi var tabii ki.
Amerika'da doğmuş İngiltere'de yaşıyorlar.
Burada okuyacak sosyal hayatı buralarda şekilleneceği için yarın öbür gün ismini insanlara anlatırken zorlanmasın diye iki isim koymuşlar.
Büyüyünce hangisini isterse onu seçsin diyor.
Türk olan ismi de gayet telaffuzu kolay bir isim bu arada.
Bence çok mantıklı. Ve arkadaşım dedi ki çok garibime gitti Emine ya.
Yeni tanıştığım ve çalışanım olan birinin...
O kadar soru arasında bunu sorması ve anladığım kadarıyla biraz da yargılı bir tonda sormuş.
Sonrasında işe giriş işlemleri yapılırken ortaya ne çıkıyor biliyor musunuz?
Bunu soran kişinin böyle çok uzun değişik bizim jenerasyonda hiçbir şekilde göremeyeceğiniz muhtemelen ilk duyduğunuzda bu ne ya bu nasıl bir isim diyeceğiniz bir isim varmış.
Ve birkaç ay önce mahkeme kararı ile değiştirmiş çok yeni.
Arkadaşım da şuraya değindi.
İnsan ilişkilerinde, insan iletişiminde bir insanın neye odaklandığı, neyi sorguladığı ya da yargıladığı onun kendisiyle ilgili, iç dünyasıyla ilgili çok derin bilgi veriyor.
Dedi ve ben böyleyim çok haklısın.
Oha hiç bu yönden bakmamıştım.
Bunu alın insanların sizi eleştirdiği noktalara koyun.
Birçok senaryoda aslında o eleştirdiği şeyin kendinde eksik olan bir şey olduğunu ve sizi eleştirerek aşağı çekerek kendini yücelttiğini fark edebilirsiniz içten içe.
Ya da kendi isteyip de yapamadığı bir şeyse kedi erişemediği ciğere pis mındar dermiş misali sizi aşağı çekip kendini iyi hissetmeye çalışıyor da olabilir.
Ve bunu bu bilinçle yapmıyor olabilir, farkında olmadan yapıyor olabilir ama sonuçta bu sizi kötü etkiliyordur.
Ya da belki siz bunu farkında olmadan yapıyorsunuzdur.
O yüzden hep diyorum gözlemlemek hem kendinizi kendinizin ağzından çıkanı kendi düşüncenizi hem de karşı tarafı çok önemli.
Ve bu noktada benim ilk düşüncem sizi eğer sürekli böyle aşağı çeken manipüle eden birisi varsa bilinçsiz yapıyordur demiyorum, farkında olmadan yapıyordur demiyorum ama Özellikle yaptığını hissettiğiniz
böyle kinik bir tondan yaptığını hissettiğiniz insanlar varsa bu insanlarla maalesef ilişkilerimizi gözden geçirmek zorundayız arkadaşlar.
O insanlarla bağınızı kesmek en doğal hakkınız.
Çünkü neden sizin huzurunuzu kaçıran benlik algınızı etkileyen insanlarla bir arada olabilirsiniz ki kimsenin böyle bir hakkı yok.
Aynı şekilde madalyonun diğer tarafına bakacak olursak da bu insanlarla bağımı keserken Sevdiğimi hissettiğim, kabul gördüğüm ortamlarda daha fazla vakit geçiririm.
Çünkü bu insanlar beni daha yukarı taşır.
Bu insanlar benim özdeğirime daha da katkıda bulunur.
Bu insanlar bana kim olduğumu hatırlatır.
Bu da çok önemli. Çok güzel bir destek yöntemi.
Benim her zorlandığımda başvurduğum ilk yöntem aile ve arkadaşlar.
Gerçek dostluk bölümünde bu iki örnekten de bahsetmiştim.
Dileyenler orayı da dinleyebilir.
Burada ben tespit yeteneğinin de çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Ne demek istiyorum? Size olduğunuzdan daha az hissettiren, sizin değerinizin üzerine oynayan, kendinize ait imajınızı zedelemeye çalışan insanları iyi tespit edebilmek çok önemli.
İyi bir gözlemci olmak ve bir insanın sözlerinin ya da davranışlarının arkasındaki motivasyonu anlayabilmek.
Çünkü o size güzel bir resim çizer.
Bu insan bunu bilinçli yapıyor.
Tamam bu benim hayatımdan çıkmalı ya da ben buraya mesafe koymalıyım hayatımdan çıkaramıyorsam.
Ya da bu insan bunu bilinçsiz yapıyor.
Ben bu insanı seviyorum ve...
Karşılaşabilirim, yüzleşebilirim ve ne yaptığını söyleyip belki ilişkimi düzeltebilirim gibi bir yerden tutabilirsiniz.
Şimdi bunu iş ortamı üzerinde değerlendirmek istiyorum.
Çünkü hayatımızın üçte birini ya da daha fazlasını işte geçiriyoruz ve maalesef çalıştığımız herkesi biz seçemiyoruz.
O yüzden de her telden insanla çalışıyoruz.
Ama iş ortamınızda böyle bir şeye baskınsa şunu unutmayın.
Siz yaptığınız işten daha büyüksünüz.
Yaptığınız iş ve o işte ne kadar başarılı olduğunuz sizin değerinizi asla ve asla belirlemez.
Neden bunu söylüyorum biliyor musunuz?
Muhtemelen kendinizi çok iyi tanıyarak ve çok isteyerek seçtiğiniz bir bölümde okumadınız.
Ve yine bilinçli bir şekilde seçmediğiniz bir işinizde iyi olmamak ya da sizi iyi olmadığınızı hissettiren insanlara maruz kalmak sizin değersiz olduğunuz anlamına gelmez.
Bunu niye bu kadar emin ve üstüne basa basa söylüyorum?
Çünkü sizlerle sürekli sohbet ediyoruz ve bizim jenerasyonun maalesef ki en büyük açıklarından bir tanesi ya bilinçli seçmediğimiz ya da ailemizin zoruyla seçtiğimiz bölümleri okuyarak ondan sonrasında
da hayatın önümüze getirdiği işlerde bir şekilde çalışıp bir yerlere gelmemiz.
Tabii ki iyi bir yere gelmiş olabiliriz, o yolculukta kendi istediğimiz şeyi bulmuş ya da bulmaya çabalıyor olabiliriz.
Bunlarda bir beis yok ama...
Bu noktada zaten çok isteyerek yaptığınız bir şey olmadığı halde onda elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz ve bu yeterli.
Çok da yeterli. Hadi diyelim ki gerçekten bilinçli bir seçim yaptınız ve çok istediğiniz, çok sevdiğiniz bir işi yapıyorsunuz.
İşinize aşıksınız.
Ama yeri gelecek onda da başarısız olacaksınız.
Yeri gelecek onda da yetersiz hissedeceksiniz.
Yani demem o ki bir insanın değerini ölçen şey yaptığı iş ya da o işteki başarısı değildir.
Çünkü bir insan yaptığı işten ibaret değildir.
Eğer ki bu kariyer konusunda hem çalıştığınız ortamdaki ilişkiler olsun, hem bir sonraki adımınızın ne olacağına karar vermek olsun, hem ne istediğinizi bulmak olsun.
Bu konularda bir desteğe ihtiyacınız varsa biliyorsunuz benim uzmanlık alanım bu.
Profesyonel koç olarak özel...
Özdeğer ve özgüven arasındaki fark.
Bu ikisi el ele yürüyor evet ama aynı şey değil.
Çünkü özdeğer kim olduğunuz ile alakalı bir kavramken özgüven daha çok yaptıklarınız ve yapabileceklerinize dair olan inancınızla alakalıdır.
O yüzden de özdeğer ve özgüveni beraber çalışmak, bu ikisi üzerine beraber odaklanmak da güzel bir başlangıç olabilir.
Onunla da alakalı kendine güvenmek ne demek diye bir bölüm çekmiştim.
Oraya da bakabilirsiniz.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik ve şöyle toparlayacak olursam bu bölümün ana mesajı şu arkadaşlar.
Değersizlik duygusu insanın kimliği ile alakalıdır.
O yüzden de olduğunuz kişiyi kabullenmek.
İyisiyle kötüsüyle sizi siz yapan şeyleri sahiplenmek en iyi başlangıç noktası olabilir.
Bu demek değil ki daha iyi şeyler için çabalamayacaksınız.
Ben böyleyim deyip bırakacaksınız.
Hayır sadece olduğunuz halinizde değerli ve yeterli bir olduğunuzu kabullenme düşüncesine bir yakınlaşmak demek.
Evet bu düşünce bize hiçbir yerde öğretilmediği için buna yaklaşmak bile zor ama bir yerden başlamamız lazım.
Son sözüm, kendinize iyi davranın, sizi çok seviyorum.
Belki son zamanlarda duymamışsınızdır kimseden ama ben söyleyeyim, iyi ki varsınız.
Kendinize çok iyi bakın, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
