
Çevrenizdeki İnsanlar Hayatınızı Nasıl Etkiliyor?
16 Mayıs 2023 · 20 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, "en çok vakit geçirdiğiniz beş kişinin ortalamasısınız" konusuna değindim. Bu bölümde neler var?Bu kavramın arkasındaki bilim: Nöral SenkronizasyonVakit geçirdiğimiz kişiler bizi nasıl etkiler?Egzersiz: Çevremizdeki insanların bizimle uyuşup uyuşmadığını nasıl anlarız? Stoa felsefesinde bu konunun yeri. Artwork: James Steinberg
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere.
Hoş geldiniz. Ben Emine.
Kısa bir aranın ardından 4.
sezonun ilk bölümüyle beraberiz tekrardan.
Kısa diyorum ama bana gerçekten çok uzun gibi geldi bu ara.
Ve ne kadar özlediğimi fark ettim.
Böyle mikrofonun karşısına geçip sizlerle sohbet etmeyi.
Emine saçmalama tek başınasın orada diye olabilirsiniz.
Ama ben gerçekten sizlerle sohbet ettiğimi düşünerek çekiyorum bu podcastı.
Ve o yüzden de zaten çok keyif alıyorum.
Ki geçtiğimiz hafta...
İnstagram'da bir tane video paylaştım.
Geri döneceğim. Yakın zamanda yeni bölüm gelecek.
Sizi çok özledim diye. Mesaj kutum yıkıldı.
Çok teşekkür ederim. Sevgimiz karşılıklı arkadaşlar.
Ve nihayet bugün de kavuştuk zaten.
Daha önce bahsetmişimdir muhtemelen ama tekrar söyleyeyim.
Hayatımda bir takım değişikliklerin olduğu bir dönemden geçiyorum.
Bu sebeple de önceliklerim de değişti.
O yüzden podcast bölümlerinde bazı aksamalar olabiliyor.
Newsletter'da bazı büyük aksamalar oluyor.
Kusura bakmayın lütfen onun için.
Ama elimden geldiğince burayı güncel tutmaya çalışıp elimden geldiğince bu bağımızı koparmamaya çalışacağım.
Ki zaten yakın zamanda da bu öncelikler tekrardan bir yer değiştirecek.
diye düşünüyorum. Evet kısa bir güncelleme yattığımıza göre bugünkü konumuza ve bölümümüze geçebiliriz.
Bu bölüm benim bir önceki sezon için aklımda vardı aslında ama bugüne kısmetmiş 4.
sezonun 1. bölümü olarak.
Şimdi bu hafta birlikte vakit geçirdiğimiz insanların hayatımızı nasıl etkilediğinden bahsetmek istiyorum.
Bir nevi 5 kişinin ortalaması konusu da diyebiliriz.
Hani var ya öyle bir muhabbet en çok vakit geçirdiğim 5 kişinin ortalaması diye.
Ama Bu konu sandığımızdan daha da derin ve bu bölüm bolca nörobilim, psikoloji, felsefe içeriyor ve bölümün sonunda da çok güzel bir egzersizimiz var.
O yüzden hazırsanız vakit kaybetmeden hemen başlayalım.
Bu konunun zihnimizde daha net bir şekilde oturabilmesi için nöroplastiste ile başlamayı daha uygun gördüm.
Beyin maruz kaldığı olaylar karşısında yeni bağlantılar oluşturan ve kendini yeniden şekillendirebilen bir organ.
Nöroplastis de bu yüzden çok kıymetli.
Çünkü biz bir şey yaşadıkça o yaşadığımız şeyler bir anı oluşturuyor değil mi?
Zihnimizde yer ediniyor.
Ve o her anıyla birlikte beynimiz nöronları arasında sinapslar oluşturuyor.
Ve bu sinapslar o anıyı hatırladıkça, onu düşündükçe ya da üzerine daha fazla konuştukça güçleniyor.
Ve buradan da yola çıkarak...
Şunu söyleyebiliriz, madem algıladıklarımız, duyduklarımız, konuştuklarımız, öğrendiklerimiz, bir nevi tükettiğimiz bilgi beyni yeniden şekillendiriyor.
O zaman gelen bilginin kaynağı da önemli.
Çünkü o da bizim beynimizi yeniden şekillendirmeye yardımcı oluyor değil mi?
Yani o bilginin kimden geldiği, en çok kiminle vakit geçirdiğimiz bunlar da önemli.
Sosyal varlıklar olduğumuzdan dolayı o ya da bu şekilde hep insanlarla haşır neşir olacağız.
Bu bir gerçek. Hatta burada sosyallik demişken burada bir parantez açmak istiyorum.
Maslow'un ihtiyaç hiyerarşisini hepimiz biliyoruz değil mi?
Bu ihtiyaç hiyerarşisinde giyinme, uyuma, barınma gibi ihtiyaçların dışında ne var?
Yukarısında sosyalleşme ihtiyacı yani orta katında.
Şimdi sinir bilimci Matthew Lieberman da diyor ki bu ihtiyaç aslında diğerleri gibi yeme içme uyuma gibi en temel bir ihtiyaçtır.
O yüzden de en altta olması lazım ortada olması gerekmiyor.
Çünkü sosyal olamamanın yarattığı acı hissiyle fiziksel acı hissinin oluştuğu bölgeler beynimizde.
aynı yeri işgal ediyormuş.
Ve bu sosyalleşme ihtiyacının arkasında da beynin diğer beyinlerle senkronize olma ihtiyacı var.
Sinir bilim tabiriyle nöral senkronizasyon.
Ne demek istiyorum? Ne demek bu nöral senkronizasyon?
En kısa ve basit haliyle beynin farklı bölgelerindeki nöronların koordineli aktivitesini sağlayan durum.
Yani araştırmalar diyor ki belirli bir grup içinde yer alan insanlar zamanla birbirine benzer.
Çünkü zihnimiz bunu istiyor.
Yani nöronlarımızın bir şekilde koordineli çalışması gerekiyor.
Dış görünüşten beynin çalışma yapısına kadar da benzer bir senkronizasyondan bahsediyorum.
Şöyle düşünün en basit örneğiyle en çok vakit geçirdiğiniz yakın arkadaşınızda kaç tane ortak kıyafetiniz var?
Eminle ne alaka bu örnek diyebilirsiniz ama şöyle bir düşünün bana hak vereceksiniz gerçekten.
Bu örnek de nereden aklıma geldi?
Ben İstanbul'da yaşarken çok uzun bir süre en yakın arkadaşımla birlikte çalıştık.
Hatta şöyle söyleyeyim.
Yan yana oturuyorduk, aynı işi yapıyorduk, her gün birbirimizi 10 saate yakın görüyorduk ve kıyafet dolabımızdan tutun düşünme biçiminize kadar bir sürü benzer yönümüz vardı.
Allah'tan kendisi çok zeki bir hatun da nöronlarım da onun zekasından nasibini almış oldu.
Ve hiçbir şekilde kopmadık.
Yani ben sonra İrlanda'ya geldim.
O Kanada'ya gitti.
Ve biz hala daha son işte bir iki aya kadar bu yoğunluklar gelene kadar her gün fix konuşuyorduk yani.
O yüzden demem o ki herkesin hayatında aslında böyle sırtında yiyebileceği, her koşulda güvenebileceği, destekleyen bir insana ihtiyacı var.
Ben çok şanslıyım ki benim böyle bir arkadaşım vardı.
Umarım hani sizlerin de vardır.
çevrenizde, hayatınızda böyle güzel insanlar.
Ay durup dururken duygulandım şu anda ya.
Uzun süredir görüşmüyoruz ya.
Konuşamadık da bu arada. Çok özledim.
Neyse. Cansucuğuma buradan kocaman sarılalım.
Siz de böyle can arkadaşlarınız varsa bu bölümü paylaşın.
İçinizden gelen güzel bir cümleyle.
Arada böyle minik duygusal jestler çok kıymetli.
Sevdiklerimizle paylaşmak için.
Evet. Duygusal ponçik halimizden çıkıp bence devam edebiliriz artık.
Diğer ilginç bir araştırma da şu.
Beraber yapılan aktivitelerde de nöral senkronizasyon varmış.
Mesela ne demek istiyorum?
Grup halinde konsere gitmek, maç izlemek, film izlemek gibi durumlarda da nöronlarımız senkronize oluyormuş.
Peki bu araştırmaları nasıl yapıyorlar Emine diye merak edecek olursanız da bunun yöntemi...
Hipertarama dediğimiz hyperscanning diye bir yöntemmiş merak edenleriniz google'layabilir.
Hatta bu yöntemle yapılan son bir çalışma da sosyal bilinç ve karar verme ile ilgili olan prefrontal kortekste yani beynimizin ön tarafında kafamızın ön tarafında yer alıyor burası.
Neural sincronizasyonun meydana geldiğini de bulmuş.
Hatta araştırmacılar insanların iş birliği gerektiren görevlerle meşgul oldukları zaman rekabetçi görevleri kıyasla nöral senkronizasyonunun daha güçlü olduğunu da bulmuş.
Ama tabii ki birkaç tane araştırma bu.
Milyonlarca araştırma yok benim baktığım ve bildiğim kadarıyla.
Aramızda takım liderleri ya da birim yöneticileri, yöneticiler varsa bunu göz önünde bulundurabilirsiniz.
Belki ajandalarınıza daha fazla takım aktivitesi eklemek faydalı olabilir.
Araştırmalar böyle diyor en azından.
Şaka bir yana bu araştırmalar bir noktada sosyal kimliğin inşasına da...
Yani bizim beraber zaman geçirdiğimiz kişilerin bizim kimliğimizin oluşmasında, bizim kararlarımızın oluşmasında da etkili olduğunu söylüyorlar.
Hazır araştırmalara bu kadar değmişken son bir tane daha söyleyeceğim.
Çünkü bu daha da ilginç.
Bu nöral senkronizasyon dediğimiz şey hikaye anlatan ve hikayeyi dinleyen kişiyle de mevcut.
Mesela bu podcast'tan örnek verelim.
Şimdi beni dinleyen bir kitle var değil mi?
Kim bu kitle? Psikolojiye, felsefeye, kendini geliştirmeye meraklı, yeni bir şeyler öğrenmeyi seven, hayatını, ilişkilerini daha kaliteli, anlamlı yaşamak isteyen bir kitle.
Bunu ben demiyorum bu arada siz diyorsunuz.
Paylaştığım ankette yazdıklarınız bu şekilde.
Yani sizler ile ben ortak bir paydada buluşuyoruz.
Beraber yüz yüze vakit geçirmesek de sizler ile ben...
Bir noktada buluştuğumuz için sizler beni ne kadar dinlerseniz o kadar nöronlarımız aynalanmış oluyor.
Eğer nöronlarınızın bende daha çok aynalanmasını isterseniz de buyurun bütün bölümleri baştan dinleyebilirsiniz.
Neyse şaka bir yana.
Tükettiğimiz kaynaklar da bu anlamda üzerimizde büyük etkiye sahip.
O yüzden arada bir takip ettiğimiz insanları, dinlediğimiz, izlediğimiz içerikleri gözden geçirmekte fayda var.
Ne kattığını, ne getirdiğini, ne götürdüğünü süzüp ona göre bir temizlik yapmak iyi olabiliyor bazen.
Buradan konuyu yine dönüp dolaşıp kişinin kendinin farkında olmasına getirecekmişim gibi hissediyorum.
O gelmeden, ben oraya getirmeden bu işin felsefi boyutuna doğru bir geçiş yapayım.
Şimdi felsefi boyutu demişken tabii ki...
Öncelikle stoğa felsefesinden bahsedeceğim.
Stoğacılık öz denetim ve bilinçli olmanın önemini vurgulayan köklü bir geleneğe sahip değil mi?
Özellikle stoğacılar düşüncelerimizin ve davranışlarımızın kontrolümüz altında olduğuna inanıyorlardı ve dış olaylara değer ve hedeflerimize uygun bir şekilde yanıt vermeyi seçebileceğimizi düşünüyorlardı.
Marcus Aurelius meditasyonlarda yaşamanızın mutluluğu düşüncelerinizin kalitesine bağlıdır diyor.
Ki ben buna katılıyorum. Ama tabi buna bir yere kadar katılabiliriz.
Çünkü en başta dediğimiz gibi insan sosyal bir varlık ve toplum bireyden, birey toplumdan ayırt edilemeyeceği için bu noktada çevremizdeki insanlar, beraber çalıştığımız kişiler, en çok vakit
geçirdiğimiz kişiler, ailemiz bu insanların hayatındaki çalkantılar da tabi ki bizi etkiliyor.
Bu insanlar da bizi etkiliyor.
Ki zaten stoğacılar da bunun farkında.
Düşüncelerinizin kalitesine ek olarak kendimizi değerlerimiz ve erdemli...
Altyazı M.K.
Birimizle uyuşan insanlarla çevrelememiz gerektiğini de vurguluyorlar.
Epiktetos'un tam da bunun üzerine söylediği çok güzel bir söz var.
Diyor ki değerlerinizi destekleyen insanlarla birlikte olun.
Bunu yaparak onlar gibi olacaksınız.
Bu nedenle olumlu ve yapıcı davranış sergileyen insanlarla çevrelenmek aynı mimaride davranış geliştirmemize yardımcı olur.
Tam tersi de tabii ki bizim daha olumsuz ve yıkıcı davranış.
sergilememize yardımcı olur ya da bunu sağlar öyle söyleyeyim.
Kısaca bana arkadaşın söyle sana kim olduğunu söyleyeyim muhabbeti diyebiliriz burada.
Ki sadece stoğacılar değil Aristoteles'te, Confucius'te benzer şekilde yaklaşımları olan kişiler.
Yani burayı çok uzatmayacağım çünkü zaten özlü sözlerini ya da bu kişilerin söylediklerini düşüncelerini az çok biliyoruz.
Bu noktada benim çıkarımım şu.
Başarılı, başarılıyı her zaman parantez açıyorum.
Başarı çok kişisel bir şeydir ve kime göre neye göre olduğu Kendi başarı kavramına göre başarı ya da sizin kendinizde gördüğünüz başarı kavramına göre başarı diyelim.
Hayattan keyif almayı bilen, motivasyonu yüksek, çözüm odaklı, duygusal zekası yüksek insanlarla takıldığınızda siz de kendi hayatınızın sorumluluğunu alan proaktif biri olup
geleceğinizi şekillendirme konusunda daha net olabilirsiniz.
Mesela... Hayatımda öyle insanlar var ki iyi ki tanımışım ve bana çok güzel yollar açıyorlar diyorum.
Bazen farklı hikayeleri dinlemek bile aynı etkiyi yaratabiliyor.
Birinci ve ikinci sezonda çok güzel hikayeler dinledik değil mi?
Hatırlayalım ilk aklıma gelenler neler var?
Mügeyle Mertcan'ın hikayesi, Selen, Ahmet Dede, Burçak Yıldırım, Orhan, Çisil, Ebru Semizer, Ece Makarca, Selim Önal, Duygu Bükçoğlu.
Bunlar gerçekten de ilham veren çok güzel hikayelerdi.
Dinlemedikleriniz varsa dönün dinleyin isterim.
Çünkü insanların kendilerine koydukları hedefleri başarabildiklerini görmek, istedikleri hayatı yaratabildiğini görmek gerçekten insanı motive ediyor.
Sadece dinliyor olsanız da hatırlayın hikayeyi anlatan ile hikayeyi dinleyen arasında da neural senkronizasyon oluyordu değil mi?
O yüzden henüz dinlemediyseniz ya da birazcık daha motivasyona ihtiyacınız varsa konuklu bölümlere de bakın derim.
Bir de az önce tükettiğimiz içeriklerde seçici olmak ve arada temizlik yapmak gerektiğinden bahsetmiştim ya.
Bence o çevremizdeki insanlar için de geçerli.
Enerji vampirleri dedikleri bir kitle var ya böyle sürekli mutsuz, sürekli negatif, ağzından hiç iyi bir şey çıkmayan ya da sürekli atalet halinde hareket edemeyen insanlar.
İşte öyle ya da böyle bir şekilde...
Bu insanlar hayatımızda var, ortamlarda karşımıza çıkıyor ve bir şekilde enerjimizi tüketiyor.
Ben de kendime şunu soruyorum böyle insanlar hayatımda var olduğunda ve beni etkilediğinde.
Benim hayatımda bu insana gerçekten ihtiyacım var mı?
Bu insan beni aşağı mı çekiyor yoksa yukarı çıkmama yardımcı mı oluyor?
Hayatta varmak istediğim yere olmak istediğim kişiye destek oluyor mu?
Yoksa köstek mi oluyor?
Bunları cevapladıktan sonra da bu insanla, insanlarla ya da arama ya mesafe koyuyorum.
ya da eğer çıkartabiliyorsam hayatımdan bir şekilde çıkartıyor.
Şimdi böyle söylediğim zaman çok pragmatik bir yaklaşımmış gibi geliyor ama şöyle düşünün titreştiğiniz bilinç düşüncelerinizi ve eylemlerinizi etkiler.
O yüzden sizinle aynı hedefi paylaşan benzer düşünen insanlarla takılıyorsanız Veya hali hazırda o hedefe zaten ulaşmış ve size yol gösterebilecek, size biraz daha ışık olabilecek
birisiyle takılıyorsanız hayat kalitesiniz çok daha farklı bir şekilde değişecektir zaten.
Tabi ki bazı durumlarda hayatımızdan çıkaramayacağımız insanlar var değil mi ailemiz gibi.
Farklı rolleri olan insanlar var hayatımızda.
Bir konuda bizi aşağı çekiyordur ama farklı bir konuda hayatımıza bir katkısı oluyordur.
İşte bunları oturup düşünmek, tartmak çok önemli.
Çünkü ona göre artık bir düzenleme yapabiliriz ilişkilerimizde.
Hazır oturup düşünmek, tartmak demişken hadi gelin şu meşhur egzersizimizi yapalım.
Bakalım hayatımızda kimler nelere hizmet ediyor?
Kimlere daha çok ihtiyacımız ve kimlere daha az ihtiyacımız var?
Gelin beraber bakalım.
Hazırsanız... Elinize bir kağıt kalem alın ya da telefonunuzun notlar bölümünü açın.
Ben birkaç tane soru soracağım ve sizden cevap yazmanızı isteyeceğim.
Bu cevapları yazarken de kaydı durdurabilirsiniz.
Bittikten sonra tekrar oynatabilirsiniz.
Şimdi ilk olarak ilk sorum şu.
Nasıl bir insan olmak istiyorsun?
Yani gözünü de canlandırdığında ideal sen kim?
İdeal benliğin kim?
Ne? Hangi niteliklere sahipsin?
Bir günün nasıl geçiyor?
Neler yapıyorsun? Nelere ilgin var?
Vaktini nasıl harcıyorsun?
Neler düşünüyorsun? Böyle şekillendirerek belki görselleştirerek şöyle bir gözünüzde ileriki zamanı görselleştirip bundan birkaç sene sonrasında ya da birkaç ay sonrasında böyle bir yazın bakalım.
Neler çıkacak ortaya?
Bunu bitirdikten sonra da ikinci sorumuz var.
Dediğim gibi burada durdurup yazıp ondan sonra devam edebilirsiniz.
İkinci soru da şu. En çok zaman geçirdiğiniz son zamanlarda 5 kişi kim?
Ve bu 5 kişi nasıl?
Bu insanların her birinin en önemli, sizin en çok dikkatinizi çeken 3 özelliği nedir?
Bunların da bir listesini yapın.
Ondan sonra 3.
sorumuz var. O da şöyle.
Gelecekte olmak istediğiniz kişiyle bu en çok vakit geçirdiğiniz kişiler eşleşiyor mu?
Yani onların nitelikleri sizin olmak istediğiniz kişiye yakın mı?
Sizi destekliyorlar mı?
Yoksa sizi kendi hedeflerinizden uzaklaştırıyorlar mı?
Az önce dediğim gibi sizi yükseltiyorlar mı?
Motive ediyorlar mı? Sizi biraz daha böyle hedeflerinize varmak için ittiriyorlar mı tabiri caizse?
Ya da aşağı mı çekiyorlar?
Hatta böyle isim isim yazdıysanız isimlerin yanına da bunu yazabilirsiniz.
Burası da bittikten sonra diğer bir soru da şöyle.
Niteliklerini arzuladığınız yani kendinizi rol model olarak aldığınız ilk 5 kişi kim?
Yakınınızdaki insanlar çok yakın olmayan ama uzaktan tanıdığınız biri de olabilir.
Az önce dediğim gibi zaten sizin hedefinizi gerçekleştirmiş birisi de olabilir.
Ünlü de olabilir. Yani tarihten bir figür olabilir, bir yazar olabilir, bir ressam olabilir.
Herkes, her şey olabilir.
Hayatta ya da ölmüş de olabilir.
Bunların da bir listesini sebebiyle beraber bir yazın bakalım neler çıkacak.
Ve burayı da bitirdikten sonra artık son sorumuz rol model olarak aldığınız bu kişilerle Nasıl daha fazla iletişim kurabilirsiniz?
Yani bu kişi yakın çevremizden birisi ise daha fazla vakit geçirebilir miyiz?
Ortak aktiviteler yapabilir miyiz?
Ya da bu kişi ünlü bir kişi ise, tarihten birisi ise, şu anda hayatta değilse bu kişinin hayatıyla alakalı biyografisi olsun, farklı kaynakları, eserleri olsun bunları daha fazla tüketebilir
miyiz? Yani bu kişinin hayatında aldığı kararları nasıl aldığına dair, düşünce biçimine dair daha fazla bilgi edinebilir miyiz?
Birazcık da buna bakmakta fayda var.
İkincisi az önce eserler demiştim.
Çünkü bir kişinin eserlerini okumak, dinlemek ya da bu kişi eğer ressamsa, görsel sanatlarla uğraşıyorsa bunlara bakmak da bence o kişiyi anlamak ve kafa yapısını anlamak için de çok güzel bir yöntem.
Daha fazla o kişinin eserlerini tüketebilir misiniz?
O kişinin çalışmalarını tüketebilir misiniz?
Akademik biri de olabilir. Çünkü temel olarak bu materyallere maruz kalmak da bu insanlarla etkileşim halinde olmakla Aynı diyor bazı çalışmalar.
Diğer bir teknik de bu kişilerle iletişimde olmak için görselleştirme.
Bu da şöyle koçlukta da çok kullandığımız bir yöntem.
İçinden çıkamadığınız tavsiyeye ihtiyaç duyduğunuz noktada sizin rol model alacağınız kişinin ne yapacağını düşünmek ve bunu kendi zihninizde ona sormak.
Mesela Benim ilk ve tek çektiğim biyografi podcasti Marie Curie.
Dinleyenleriniz vardır muhtemelen.
Çok severim kendisini. Sizin de böyle tarihten bir karakteriniz varsa, kendinize yakın gördüğünüz, rol model olarak aldığınız çok böyle içinden çıkamadığınız bir durum.
Kendisini gözünüzde canlandırıp şunu sorabilirsiniz.
Yani o olsa bu durumda ne yapardı?
Ya da sen bu durumda ne yapardın diye.
Sanki o buradaymış gibi. Oradan gelen cevaplar sizi biraz daha yönlendiriyor olabilir.
Sadece tek kişiyle çalışmak durumunda değilseniz bunu üçe de çıkartabilirsiniz.
Böyle karar vermekte gerçekten çok zorlandığınız bir zamanda sakin bir yerde oturun, gözlerinizi kapatın, rol model ya da mentor olarak uygun gördüğünüz üç kişiyi seçin ve bu insanları zihninize
görselleştirin. Sorunuzu aynı soruyu tek tek her birine sorun ve aldığınız cevapları not edin.
Ne aksiyon alırdın, ne yapardın gibi onların ortak cevabı neyse bunu bir zihninizde bir köşeye not alın.
Düşün ve zengin ol diye bir kitap var biliyorsunuz Napoleon Hill'in.
Çok önereceğim bir kitap değil belki ama orada...
O da benzer bir şeyden bahsetmişti.
Benzer bir yöntemden bahsetmişti yanlış hatırlamıyorsam.
Hergeri uyumadan önce görünmez danışmanları ile hayali bir konsey toplantısı yaptığını yazmıştı.
Hayatındaki başarısını da ona bağlıyor hatta.
Tabi bu yöntem herkes için çalışacak diye bir kaide yok.
Ama denemekten zarar gelmez bence.
Sanıyorum bugünlük bu kadar yeter.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir bölümün daha sonuna geldik beraber.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
