
Çevre Mühendisliğinden Tiyatroya | Pelin Sarıkaya
25 Temmuz 2023 · 40 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Pelin, 2015 yılında ODTÜ'de Çevre Mühendisliğiden mezun olduktan sonra, meslek hayatına Tiyatro Sanatçısı olarak devam etmek istediğine karar verip tekrar sınava girerek yeni bir hayata atılıyor.Yaklaşık 4 yıldır Mersin'de Tiyatro Sanatçısı olarak çalışan Pelin ile kariyer değişimi yolculuğunda nelerle karşılaştığına, yaşıtları meslek sahibi olup kariyer yaparken hayata geç kalma hissi ile nasıl başa çıktığına ve içsel motivasyonunu, disiplinini nasıl koruduğuna dair çok tatlı bir sohbet ettik:)
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, yeşil güzel hayallere.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde Hayatı daha yaşanılabilir kılmak için düşüncelerimi ve hayaline kurduğumuz benliğimize ulaşmak için günlük
hayatta uygulanabilir pratik yöntemler paylaşıyorum.
Ek olarak her çarşamba günü podcast'ta bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri ve bir de kişisel farkındalığımızı arttırmak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz...
emineisitmen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Eğer benimle birebir çalışmak isterseniz de yine aynı adresten koçluk başlığına tıklayıp bilgi alabilir, Ve bana LinkedIn profilimden ulaşabilirsiniz.
Bugün çok tatlı hatta dünya tatlısı bir konuğum var.
Ve onunla güzel bir kariyer yolculuğundan, değişen bir kariyer yolculuğundan bahsedeceğiz.
Tutkularının peşinden koşmasından bahsedeceğiz.
Bugün Pelin Sarıkaya bizlerle.
Kendisi bir tiyatro sanatçısı.
ODTÜ'de çevre mühendisliği bitirdikten sonra diyor ki ben mühendis olmak istemiyorum.
Ve tekrardan tiyatro okumaya başlıyor.
Şimdi de... Mersin'de tiyatro sanatçılığını icra ediyor.
Pelin hoş geldin. Merhabalar, hoş bulduk.
Beni bu güzel podcast'e konuk ettiğim için çok teşekkür ederim Emineciğim.
Çok mutlu oldum. Ben de tabi bir dinleyicisi olarak aynı zamanda.
Ben teşekkür ederim. Asıl vaktini ayırıp bugün bize hem hikayeni anlatacağın için hem de böyle güzel tatlı sohbetinle eşlik edeceğin için bilmeyenler için ben söyleyeyim.
Pelin'le ben Instagram'dan düzenli olarak konuşuyoruz, dertleşiyoruz, böyle hikayelerimize cevap yazıyoruz.
Ve ben Pelin'in hikayesini bilmeme rağmen hiç aklıma gelmedi nedense daha önce Pelin'i buraya konuk etmek ve dedim ki...
Pelin sen niye bana konuk olmuyorsun?
O da dedi ki bilmiyorum ben de düşünüyordum ama bilmiyorum ve sonunda bugün bu kaydı yapmaya karar verdik.
Şimdi Pelinciğim ben senden birazcık bu tiyatroya olan ilgin, oraya nasıl evrildiğin bunları hep dinlemek istiyorum.
Ama tabii ki her zamanki gibi sohbet havasında geçecek ve aklıma soru geldikçe ben onları düzenli bir şekilde sormaya çalışacağım sana.
O yüzden çok fazla konuşmak istemiyorum.
Mikrofonu sana vermek istiyorum.
Çünkü şu ana kadar böyle tanıdığım en mutlu insanlardan bir tanesisin.
Gördüğüm kadarıyla bize bunun sırrını da anlatırsın diye umuyorum artık.
Yani Mersin'in ne mi diyormuşum?
Mutluluğum sıcak bir yaz gününde.
Biraz işte hayatımdan bahsedeyim istiyorum ben de.
Ankara'da doğdum büyüdüm.
Babam ben çok küçükken işte bir yaşındayken iki yaşındayken falan beni Ankara Sanat Siyatrosu'nun oyunlarına götürürmüş.
Gidermişim çok kucakta gidip izlediğim çok olmuş falan.
Çıkışta işte oyuncular beni kucağına alır severlermiş.
Şimdi tabi babam çok pişman.
Öyle bir şey yaptığı için.
Başımıza bela aldık falan diyor.
Ortaokulda işte dershaneye gidiyorum.
Ve bir moral eğitimi, moral gezisi olarak bizi işte dershane tiyatro oyununa götürmeye karar verdi.
Sınava gireceğiz falan. O benim hatırladığım ilk izlediğim tiyatro oyunu.
Ben o oyundan çok etkilenmiştim.
Haldun Taner'in Gözlerimi Kaparım, Vazifemi Yaparım.
O Ankara Devlet Tiyatrosu'nun oyunudur.
İşte oradaki o vicdani karakteri, başrol karakter yaşadıkları o kadar güzel bir oyun ki zaten çok güzel icra ediliyordu.
Çok güzel oynamıyordu. Beni çok etkiledi.
Çünkü bir hamlesiyle, bir cümlesiyle seyirciyi kahkahaya boğarken bir başka cümlesiyle işte gözyaşları içinde bırakabiliyor falan.
Ben o zaman çok etkilenmiştim ve o zaman da böyle günlük tutuyorum.
Hala durur o günlüklerim.
Şey yazmış işte ben bir günce tiyatrocu olmaya karar verdim.
Hatta işte o zaman gitar kursuna gönderiyor beni aynen.
Hatta şey bile yazmışım. Tamam artık gitarı bırakıyorum.
Tiyatroya yönleniyorum. Sanki siyah ve beyaz.
Aynı anda olamazmış gibi.
Ama daha sonra böyle bu konuda bir adımım olmadı.
Herhalde çekindim. Birazcık çekingen bitirdim.
O zaman sınavları girdim.
Liseye gittim. Ankara'da okumaya devam ettim.
Sonra üniversite sınavına hazırlık süreci geldi.
Hala hiçbir adım atmadım. Herhalde kendime güvenmedim o alanda.
Annem babam da hem benim hem de kardeşimin bizim eğitimimiz için çok uğraştı.
O yıl ben çok çalıştım, çok hazırlandım falan.
Oraya yazdığım bir günlük parçası olarak kalmaya devam ettim.
Hiç denemeyi bile düşünmedim.
Daha sonra işte zaten ODTÜ başladı.
Orada çevre mühendisliğini kazandım.
Orada hala mesela işte ODTÜ oyuncuları var burnumun dibinde.
Hala bir çekingenlik var bende ve girmedim oraya.
Sonra bir gün zaten hep orada kütüphanede takılırdım.
Bir tane de bir ilan gördüm.
Üniversitelerin bir politikası vardır ya, başka bölümlerden de, sanat bölümlerinden de ders aldıralım öğrencimize.
Bu dersler genelde kolay not, geçelim, tadında olur hatta.
Özellikle bizim için mühendislik okuyorsam.
Ben orada tiyatro dersi olduğunu gördüm.
Şimdi dönüp bakınca şey diyorum, neden gidip bir kulübe katılmadın otoyuncularına?
Hele ki onlar çok başarılıydı gerçekten.
Hala da öylelerdi benim. Niye kulübe katılmadın da bir ders almaya karar verdin?
İşte hani biraz kişinin kendini tanımasıyla alakalı sanırım.
Ben hayatta kendimden en çok emin olduğum yer ders çalışmakmış.
Ben bunu şimdi anlıyorum. Yani bu bir kulüpse ben çok çekinirim ama bu bir dersse tamam ben o derse girebilirim o zaman.
Hani bunu yapabilirim falan. Ondan sonra orada işte tiyatro dersi almaya başladım.
2-3 dönem kadar falan aldım.
Derken işte Ottü'den mezun olma senem geldi.
Artık son sınıfa geçeceğim.
Düşündüm 22 yaşındasın, mezun oluyorsun, tamam her şey yolunda gidiyor.
Okunur mu acaba bir kere daha?
Gibi bir düşünce oluştu kafamda o yaz.
Zaten o zamana kadar sürekli Ankara'da çok güzel bir tiyatro çevresi vardır.
Özellikle devlet tiyatrosu ve diğer özel tiyatrolar.
Oyunlara gidiyorum, izliyorum.
Hala görüştüğüm orada güzel arkadaşlıklarım da hatta oluştu.
Devlet tiyatrosundaki sanatçılarla birkaç tanesiyle bana çok da yol gösterdiler bu anlamda.
Durdurmaya çalıştılar yapma.
Bilmem neyse.
Onların da tabii şeyiyle hani hayatıma girmesiyle bir şekilde benimle iletişimde olmalarıyla işin iyisini kötüsünü avantajını dezavantajını benim yaşayabileceğim sıkıntıları anlatmasıyla falan.
Ben o yıl mezun olacağım yıl dedim ki ben bu işi deneyeceğim.
Sonrasında zaten ODTÜ'den mezun oldum.
Bir yıl sonra 2016'da da Ankara Üniversitesi'ni kazandım bir tarihe.
BTCP tiyatro bölümüne.
Orada oyunculuk okumaya başladım.
Yani başka bir şehre de gidilebilirdi tabii ama işte hani bir okul bitirmişsin zaten ve belli bir yaşın var.
Ve tabii ki hani çalışmadığım için bu tam zamanlı bir okul ve bir yandan çalışmak, hani bir işte çalışmak çok zor olduğu için ailen seni desteklemek zorunda kalacak.
O yüzden hani benim keşkeyse Ankara'da olayım.
Başka bir şehre gidip de hani orada bir yurt masrafı var işte harçlık falan çıkmasın başımıza bir de.
Ondan sonra işte dil tarihti okurken de bir yandan özel ders vererek falan.
İşte etik merkezinde çalışarak.
Hiç değilse harçlığımı çıkarayım.
Son sınıfımız bizim şeye denk geldi.
Pandemiye denk geldi. 2020'de mezun olduk biz.
Orada da sonrasında mezun olduktan sonra bir sınav açılıyormuş Mersin'de.
İşte orada bir tiyatrolarmış.
İşte oyuncu alacaklarmış oraya falan.
Gider misin? Gidersin ya herhalde falan diye düşündüm.
Şansımı deneyeyim. diye işte mezun olalım bir ay olmuştu.
O sınavı kazandım.
Pandeminin tam ortası olduğu için çok böyle çekişmeli ve çok bin kişinin girdiği bir sınav yapılmadı.
Daha az insan girişti.
350 kişi kadar falan.
Uygun bulundum ve şu anda hala işte burada çalışmaya devam ediyorum.
Aslında işte işin özü hikayem böyle.
Şimdi bu kadar. Bu kadar diyor musun ve bölüm bitiyormuş.
Yani peki şeyi Çok şaşırmadım açıkçası hani dedin ya babam pişman oldu çünkü aileler genelde hep o da senin hobin olsun bir mesleğin olsun gibi hani sanat mesleklerine biraz daha nasıl
diyeyim üstten bakıyorlar gibi yani bir aile mühendislik çünkü bir kızın mühendisi olması var tiyatro sanatçısı olması var bir baba gözünden bunu biraz anlayabiliyorum ama senin vakti zamanında o görüştüğün
tiyatro sanatçılarının seni vazgeçirmesini anlayamıyorum o neden?
Yani çünkü çok zor bir iş.
Zordan öte çok çekişmeli ve ülke şartlarında çok da desteklenen bir iş de değil.
Benim görüştüğüm bu tiyatro sanatçıları zaten 10 yıl öncesinde devlet tiyatrosuna girmiş ve artık sınav da açılmıyor zaten.
Yakın zamana kadar hiç 10 yıl, 10 küsur yıl hiç sınav açılmadı devlet tiyatrosuna.
Bu işte ülkede eğer bir kurumda çalışmak istiyorsanız.
çalışabileceğiniz en iyi yerlerden biri zaten devlet tiyatrosu.
3-5 tane kurum sayarım.
Kurumlar sınav açmıyor.
İşte belli politikalar, politik sebeplerden ötürü işte sanata bir başka bir bakış var, bir ötekileştirme var.
Bütün bunların yanında tabii bir de benim hani ötürü de bir mühendislik okumuş olmam ve bunu işte başarıyla okuyup bitirmiş olmam.
O çok önemli. Yani tiyatronun ötekileştirmeye maruz kalmasından çok benim önümde başarılı bir kariyer olduğunu onların görüyor olması.
Benim görmüyor, onların görüyor olması çok önemli.
O yüzden zaten dediler, kızım saçmalama.
Tamam, başka bir yeri kazanamamış olsan ve umut vaat etmiyor olsan tamam.
Ne kadar üzülüyor aslında?
Yok. Bir yeri kazanamayan insan sanatçı olacak değil mi illa ki?
Kesinlikle öyle bir şey yok. Ama maalesef geldiğimiz koşullarda, 7 yıl öncesinden bahsediyoruz, o zaman bile böyleydi.
Benim yüzümde çok güzel bir kariyer olacak senin, yapma.
Ama dinlemedik. Peki sen nasıl hissediyorsun?
Sence sen doğru seçimi yaptın mı?
Sen hani geriye dönüp baktığında ne düşünüyorsun?
Şimdi bu çok zor bir soru.
Hani tiyatro sınavlarına gireceğim zaman tabii ki hani çok yakın arkadaşlarım var değil mi?
Oktüden, bölümden işte başka yerlerden falan.
Hepimiz avare avare geziyorduk.
Ben mezun oldum 2015'te, 2016'da gittim.
O bir yıl hiçbirimizde öyle çok tamam yavaş yavaş işe girmeye başlamıştı arkadaşlarım ama yani bir yıl kadar böyle 6-7 ay kadar bir süre hepimiz bir gezdik.
Ben sandım ki hepimiz için böyle devam edecek.
Aslında evet benim için öyle devam etti ama sonra bir anda patır patır bütün arkadaşlarım işte böyle işlere girmeye ve işte maaş kazanmaya falan başladılar ama ben o zaman bile çok şey dediğimi hatırlamıyorum.
Ya ben de mi acaba bir sevdim?
Yani girmese miydim acaba falan dediğimi çok hatırlamıyorum.
Çünkü çok herhalde romantik bir tipim ve çok başarılı olacağımı düşündüm.
Bunun benim için kesinlikle bir vakit kaybı olmayacağını, benim çok güzel başarılarım beklediğini.
Yani kendime bu anlamda nasıl güvendim hiç bilmiyorum.
Ama böyle bir durum var.
Yani öyle çok pişman olmadım.
Sonra işte son yıl artık pandeminin de girmesiyle korkunç bir karanlık yani önüm.
Ne yapacağım hiç belli değil.
Kendimi de çok ürküleniyordum.
Yani tamam işte yaşın artık biraz oldu.
Elimciğim çok da işsiz.
Belki senin için çok iyi bir seçenek değil sanki falan.
Oralarda birazcık şey dediğim oldu.
Acaba yapmasa mıydım bunu?
Falan dediğim oldu.
Ama onun da birazcık şeye bağlı.
Pandeminin gelmesi ve işte ilkece böyle bir durgunluk hali.
Hiç kimsenin ne yapacağının belli olmadığı bir hale girmesine bağlı.
Anladım. Aslında onu soracaktım ben Pelin.
Çünkü bence en önemli noktalardan bir tanesi de bu.
insanlar bir şeylere adım atmak istediğinde sen dedin ya kendime çok güveniyordum çok başarılı olacağımı düşünüyordum hiç ikinciyi düşünmedim bile bence bu çok önemli bir şey yani bu ne kadar istediğini gösteriyor bir yandan da ya da kendini
oraya nasıl ait hissettiğini kendini orada nasıl görselleştirebildiğini hayal edebildiğini gösteriyor şimdi insanlar bazı şeylere geç kaldığını düşünüyor aslında ben biraz da orayı nasıl yönettiğini merak ediyorum bu kanalda
da mesela hayata geç kalma en çok dinlenen bölümlerden bir tanesi.
Onun bir blog postu var.
O blog postu en çok okunan blog postlardan bir tanesi ve bütün web sitesinde trafiği o blog postu çekiyor mesela.
Yani insanların hayata geç kalmayla bir şeyleri yapmak için vaktimin geçtiği düşüncesiyle hepimizin insanlara derken ben de dahilim buraya tabii ki hepimizin böyle engelleyen bir düşüncesi var ve senin etrafında
sana bunu yapma diyen bir sürü insan var ve sen hani Dedin ya Ankara'da kaldığım ailemle beraber olayım ekstra bir masraf çıkmasın, kendime destek oldum.
Buraları, oradaki o psikolojik süreci, motivasyonunu nasıl yönettin?
Bence burası da çok önemli. Biraz onu da duymak istiyorum ben açıkçası.
Yani sürekli ders çalışarak yönettim.
Etrafımdaki endişeleri böyle hani...
Görmemeye çalışıp kendimi hep derslerime vererek ya da işte ders verdiğim özel ders öğrencilerime vaktini vererek.
Yani şimdi bakınca böyle görüyorum.
O zaman sorsan nasıl mücadele ediyorsun, nasıl yönetiyorsun diye hiç bilmiyorum derdim.
Ama şimdi baktığımda daha iyi olmam lazım.
Yani o bende şey oldu. Bir tane oku bitirdim.
Buna şimdi boşuna girmediğini etrafa kanıtlaman lazım.
Aslında bu da çok sağlıklı bir düşünce değil.
Ama buna girmiş olmak beni biraz da şey yaptı.
Yani çok çalışan, çok araştıran, öğrenmeye çalışan, sürekli deneyen, işte ders saatinden en az 2-3 saat önce okula gidip işte aşağıdaki stüdyoda sürekli işte yoga yapıp vücuduna esnetip ses nefes çalışan.
Benim yani kaytarmaya hakkım yoktu bence.
Öyle bir lüksüm yoktu.
Bu biraz acımasızlık.
Hiç kişinin kendine yaptığı bir acımasızlık ama beni öbür tarafta daha büyük bir stres bekliyor.
Hani ne yapacağım ben bu?
Beş yıl okudum ve şu an tekrar dört yıl okuyacağım.
Araya da bir yıl girdi. On yılın sonunda mı ben?
İşte mezun olmuş ve bir işte artık hasbelkader bir yere iş başvurusunda bulunabilecek bir konuma gelmiş biri mi olacağım?
Bu düşünceyi itip sürekli hani şey gibi aslında.
Ne var önümde? Tiyatro tarihi sınavım var.
Tamam. Şimdi o zaman buna çalışıyorum.
Sonra ne var? Oyunculuk sınavım var.
O zaman buna çalışıyorum. Sonra ne var?
Dersim var. Şimdi dersi veriyorsun, ders veriyorsun.
Yani Aslında anda kalmak baktığınız zaman.
Yani böyle düşündüğünüz zaman sürekli kendini günün meşguliyetleriyle odağını orada tutmak.
Çünkü o en bir şeye geldiği zaman işini gücünü yapmaktan da insanı engelleyebilir.
Hissetmedim mi? Hissediyordum.
Ama çok da hani dediğim gibi oralara girmedim.
Niye? Çünkü içinde bulunduğum sorumluluğu işte hayatta tekrar bir şansım varmış ve işte ben bunu iyi değerlendirmeliymişim gibi görüp bu şansı en iyi şekilde değerlendirmek için.
Zaten demin de dedim ya. Hayatta kendime en çok güvendiğim alan olabilir.
Hala öyle ders çalışmak.
Bana bir ders ver ve benim neler yapabileceğimi hani gözüm kapalı bana ders verebilirsin.
Hiç sıkıntı yok. Ben çok iyi çalışırım.
O yüzden ben hep çalıştım.
Sürekli işte ders çalışarak.
Bir de hep bir adım sonrası.
Hayır üç adım sonrası değil.
Orası şu an benim işim değil.
Mezun olunca ne yapacağım? Hiç değil.
O iki yıl sonrasının işi.
Üç yıl sonrasının işi. Şimdiyi düşünüyoruz deneceğim.
Aslında biraz böyle anda kalarak sanırım mücadeleyi.
Bu dediğin şey çok güzel bir şey.
Bu arada çok teşekkür ederim bunu paylaştığın için.
Çünkü bizi biraz da o büyük resmi görmek yani büyük resmi görmek çok önemli.
Çünkü nereye varmak istediğini belirliyorsun.
Ondan sonra sen çok güzel bir şekilde küçük hedeflerini yapıp bir sonraki hedefim ne?
Tamam oraya tıkattım yaptım bir sonraki hedefim neye ulaşabilmişsin ama genel olarak bizi ondan alıkoyan 8 adım sonrasını düşünüp onun için endişelenip Allah kahretsin nasıl yapacağım deyip sonra da kendi motivasyonumuzu
kendimizin düşürmesi de olabiliyor.
Aslında sen çok akıllı bir biçimde tamam o benim işim değil.
2 sene sonra mı? Çünkü insanın ilk düşünceyi şey ben mezun olunca ne yapacağım olur.
Ama sen o mezun olduktan sonrasının işi deyip oraya odaklanabilmişsin.
Bence bu çok güzel. Teşekkür ederim paylaştığın için.
Peki sen dedin ya hani tiyatrodan önce yogaya gidiyordum, nefes çalışıyordum.
Yoga, tiyatro onların ilişkisi nedir?
Ben şaşırdım şimdi duyunca.
Birazcık o tarafları da anlatabilir misin?
Tabii benim çok sevdiğim bir sınıf arkadaşım vardı.
Hiç yoga yapmamıştım ben işte birinci sınıftayım.
Birinci sınıfta bizim oyunculuk hocamız o bize ilk bir dönem sahnede kelime söyletmedi bize.
Hep böyle okuyor zaten. Sadece çıkıp koşup işte crossfit yapıp hit yapıp haftada 3 saat 4 saat bir ders ve sadece böyle geçen bir ders.
Neden? Çünkü hepimiz çok kapalıyız, çok katıyız ve çok işte kas gücümüz düşük.
Öyle gitmiyor. Benim de öyleydi zaten.
Hiçbirimizin öyle değildi. Hasbelkader varsa spor geçmişi olan insanlar daha avantajlı oluyor ama hayır sahnenin ilk adımı öncelikle unsal hocaya göre ona göre sahnenin
ilk adımı öncelikle kontrol edilebilir bir beden, kas farkındalığı ve işte kaslarının güçlü olması.
Çünkü işte kas gücü öncelikle zaten karından başlar, fiyatlarından başlar gibi gibi yani böyle kurulacak bir inşaat gibi.
Bizi işledi aslında yani.
Sahneye çıkıp hepimiz böyle çok heyecanlıyız.
Ben neydi makbete oynayacağım? Hayır, okula öyle giriyorsun.
Daha bir sınıfa yeni başlıyorsun.
Sonra diyor ki sana hayır, daha sahneye çıkmaya hazır değil.
Büyük bir hayal kırıklığı ama sonrasında tabii insana hayatı boyunca Aslında uygulayacağı bir metodun da ilk aşamasını göstermiş oluyor.
İyi bir, sağlıklı bir bedene, esnek, özellikle çok esnek bir bedene sahip olmak zorundasın.
İşte öyle biz sürekli spor yapıyoruz.
Allah'ım ne zaman başlayacağız biz oynamaya falan da bir yandan kuduruyoruz böyle bir yere.
İşte bir gün arkadaşım dedi ki sahne çalışacağız.
Biz de böyle ikimiz de o da ortadan terk etti.
Biz de böyle çok hani şey, işte kitabı okuduğumuz seven kızlarız.
Sahne çalışacağız. Shakespeare'den bir sahne artık.
İkinci dönem olmuş demek ya da ikinci yıl.
Gel dedi yoga yapalım.
Önce vücudumuzu açalım falan.
Ben de üff o ne ya falan.
Önce müthiş bir önyargı.
Daha sonra işte ılgınla başladım o arkadaşımla yogaya.
Şimdi çok insan hafifliyor ve gerçekten o kafs gelişimini çok güzel hissediyorsun.
Bir kere zaten hani sahneye çıkmadan önce senin fiziksel olarak da ısınmış olman gerekiyor.
Çünkü öbür türlü bir adrenalin yıkanacak sana.
Bir arkadaşın bile izliyor olsa heyecanlanıyorsun ve o adrenalin eğer vücudun açık ve spor yapmış değilse sana zarar verebilir.
Yani ne bileyim en kötü ihtimalle bir kramp girebilir.
Dolayısıyla işte hani o hocamızın da bize dediği gibi sahne çalışmakla bir oyunda oynamak arasında bir fark görmeyeceksin.
Aynı disiplinle ikisini. Bu sizin hayatınız boyunca sizde bulunması gereken bir siktir dediği için bir sahneye çalışmadan önce hep yoga yapmaya başladık.
Sonra okulda yoga yapmaya başladık.
Bir yoga kulübü kurduk falan.
Arkadaşım kurdu. Ben de sürekli ikinci adam olarak oradayım.
En önde yoga yapıyorum.
Daha sonra bu benim kendi yolculuğum olmaya başladı.
Kendim yoga yapmaya başladım.
Bir sürü yoga evime gittim.
Mersin'e geldiğimde de denemelerimi devam ettim.
Yapmaya devam ettim falan. Bir de tabii sadece tiyatro için değil, Yoga hayatta da sana, mesela bir gün bir hoca şey demişti bana.
Yogada herhangi bir pozisyonda dururken...
Senin verdiğin tepki veya senden çıkan duyguyla verdiğin tepkiyle hayatında bir olaya verdiğin tepki arasında bir fark, çok bir farklılıktır aslında.
Bu çok böyle insanı aydınlatan bir bilgi.
Evet, ben mesela işte duruyoruz pozisyonlardan birinde.
Çok yorulunca böyle bir şey yapıp, düzelip, iki saniye durup nefes alıp tekrar pozisyona giriyorum.
Dedi ki, senin bu hayatında böyle yapıyorsun aslında.
Bunu tabii hayatınızı böyle yorumlamak istersek yorumlarız gibi bir şey de düşünmeyelim.
Ama bence hakikaten öyle.
Ben bir zorlukla karşılaştığım zaman bir kaçayım ben de iki dakika bir nefes alayım siz durun bir su içeyim geliyorum gibi davranırım.
Hep öyle yaparım. Ufak kaçışlarım çok vardır.
Onu keşfetmek de benim için çok bir şey oldu.
İyi oldu. Bir de tabii dediğim gibi esnemek, esneklik çok önemli.
Çünkü mesela işte sahnedeyiz ve bir pozisyon şeydesin bir karakter oynuyorsun.
Mesela antigole oynuyorsun.
Böyle böyle sıkmışım mesela yumruklarımı.
İçi yumruğumda böyle sıkılı böyle duruyorum.
Hoca dedi ki ne yok. Senin şu anda onu yapmana gerek yok.
Neden? Çünkü sen gerginsin.
Kaslarını kontrol etmek zorundasın.
Vücudundaki her bir kasını idareli kullanmak zorundasın.
Çünkü oyun dediğin iki saatlik ve her anında içinde bulunduğun bir fark olmazsa sen her kasını her sahnede böyle kasarsan sen oyunun sonuna çok yorgun olacaksın.
Böyle böyle sebeplerden dolayı yoga o zaman hayatını bildi ve hala da var.
Bir de zaten yoga çalışmasında diyafram da kullanıldığı için birçok çalışmasında birçok türünde yoganın diyaframa da çok desteği var.
İşte burundan alıp burundan vermek gibi mesela ağız kullanmamak gibi.
Wow ben bunu bilmiyordum.
Evet çok ilginçmiş gerçekten öyle.
O zaman şeyi düşünüyorum mesela şimdi her gün her gün oyuna çıkan, her gün bir oyunda yer alan oyuncunun da demek ki o gücü fiziksel olarak ve zihinsel olarak da gücü bu yaptığı
spordan geliyor. Peki her tiyatro sanatçısı yapıyor mu?
Çünkü sen sizin hocanızın buna inandığını söylemiştin ama her sanatçının böyle bir kas geçmişi var mı?
Tabii ki yok. Var demeyi çok isterdim.
Ama işte ideali olması gerekeni bu.
Her tiyatro sanatçısının tabii bir de şeyi de farklı.
Yaklaşım biçimi de farklı.
Kimse sadece müzik dinleyerek mesela işte bir oyunda oynuyoruz burada Mersin'de.
Ben girip sahnede işte mutlaka bir yoga yaparım işte normal kostümlerim için.
Bak öyle bir sadece omurgamı ısıtayım mesela gibi.
Bir başka arkadaşım açar mı diye işte o müzikle dans ederek hazırlanır.
İşte onun da kendini ısıtma yöntemi bu.
Maalesef öyle değil. Yani bütün tiyatro sanatçılarında hani böyle müthiş kaslı bir beden ya da ne bileyim kiloluysa da işte belli bir kilosu varsa da o sağlıklı bir belli bir kilo falan.
Öyle bir şey yok. Ama tabii bunun dezavantajını da yaşıyorum zaman zaman.
Benim de kendimi böyle bıraktığım zamanlarda bir nefesimin yetmediği işte ya da ne bileyim boğazımın acıdığı konuşurken çünkü neden işte...
Bir akrabalık kullanmazsan gırtlağı bindirir salsesi.
O zaman boğazını acıtırsın falan.
Onun tabii ki dezavantajını yaşıyorsun.
Herkes her zaman öyle olsun.
Anladım. Peki aklıma şey geldi şimdi sen konuşurken.
Konuyu belki buradan biraz ileri götürmüş olacağım ama şu zamana kadar böyle oynadığın oyunlardan, bulunduğun rollerden hangisi iyi ki bu mesleği seçmişim ya dedirtti sana.
Yani böyle çok mutlu oldun, çok severek yaptın.
Biz okulda üçüncü sınıftayken, bu okulda ilgili bir hikaye.
Yine bir hocamız var, o da devlet tiyatrosundan biri, sanatçı.
Bize dedi ki ben size öykü uyarlama çalıştırmak istiyorum.
Öykülerde mesela işte birinci tekil ağızdan özellikle yazıldıysa ve iyi bir incelemeyle zaten o da bir karakterdir ve hayatını anlatan kişilerdir onlarda.
Tamam harika. İşte biz de Gaye Boraloğlu'nun kitaplarını aldık.
Bize onları önerdi hocam.
Ben de orada bir öykü beğendim.
Pilavcı karısı. İşte İstanbul'da geçen bir hikaye.
Kocası seyyar arabasıyla Beyoğlu'nda geceleri pilav satan bir kadın.
Bu kadın evde pişiriyor tavuğu, pilavı ve nohutu.
Ve tavukla garip bir ilişkisi var.
Tavuk deyince tiki falan var.
Kokudan huylanıyor. Elim süremiyor yani şeyi yiyemiyor artık.
Zar zor pişiriyor. Çünkü yani 40 yıllık falanmış.
Şey bu. 50'lerinde bir kadın.
15'inden beri pilav.
O da şöyle başlıyor işte.
Bir gün yeni evlenmiş bunlar.
Evlendirmişler. Bir gün sadece evde pirinç var.
O da pilav yapıyor. Kocası da çok beğeniyor.
Diyor ki ya biz bu işi yapsak diyor.
Ve tamamen kadını bir şey gibi sermaye gibi görüp oradan bir iş kurma hikayesi.
Bu bir aslında şey. Cinayet soruşturması.
Kadının bir hakim karşısında anlatıyor bunu.
hikaye. O işte tek kişilik bir oyun.
20-25 dakikalık bir oyundu.
O bana yani çok güzel hissettirmişti.
Ben çok mutluydum onu oynarken.
Çünkü hani o kadın bir Orta Anadolu şivesiyle oynuyordu.
Yani evet İstanbul'da geçen bir hikaye olabilir ama işte çok benim aileme, bizim ailemize böyle iç Anadolu hikayelerine çok yatkın, çok umudurulabilir bir hikayeydi.
Babaannemin eteğini giymiştim.
İşte babaannemin tülbendiğini.
Kendisi işte yıllar önce vefat etti zaten.
Duruyordu evde. Onları giyip falan öyle onların kıyafetleriyle Çıkıp oynadım.
Orada bir gün sağırlar için bir etkinlik yaptık.
Dünya Engelliler Günü'nde.
Hatta orada işte işitme engelli diyorduk.
Bize işitme engelli demeyin.
Biz gözleriyle duyan, elleriyle konuşan bireyleriz.
Biz engelliliği sağırız demişlerdi.
Çok ilgimi çekmiştik. Onları oynadık simultane çeviriyle.
Yanımda işte bir çevirmen simultane çevirinin işaret dilini çeviriyor.
O yüzden onlara da tabii çok alan açar.
Çünkü ben bir tane parmakla durduğumda oynuyorum.
Böyle anılarım var benim o rolle ilgili.
O yüzden tadı damağımda yani hala.
Çok severim onu. Ve tek kişilik bir rol olduğunu söyledin.
Yani tek kişilik bir rolü oynamak da normal daha çoklu kişilerle oynamaktan çoklu bir rol oynamaktan daha zordur diye tahmin ediyorum.
Öyle. Zorlukları var.
Şöyle bir şey. Zaten kondisyonun varsa oynayabiliyorsun ama Bir diyalogla yani karşında bir kişiyle oynamak aslında ilginçtir ama daha zor.
Çünkü sen tek kişisin ve her şeyi sen anlatıyorsun ve o senin kafanda.
Şimdi o tepkiyi sen kendince, kendi istediğin zamanda, metnin sana olup mesela tek başına sen çalışıyorsun ve onun her zaman timingi sende.
Vermen gereken tepki her zaman senin timinginde.
Metne de uygun bir şekilde işte biraz kaymalarda falan.
İlerleyebiliyor ama karşında biri olduğun zaman onun söylediği sözden etkilenmek daha zor.
Kişinin kendi anlattığından etkilenmesinden.
Dolayısıyla iki kişilik oyunda oynamak aslında tek kişilikten tek kişilik biraz daha fiziksel olarak zorlayıcı.
Daha büyük bir kondisyon gerektiriyor.
İki kişilik de işte bir takım arkadaşım var.
Ama duygunu almak ve o duygunun reaksiyonunu, tepkisini aktarmak açısından aslında kalabalık oyunda oynamak daha zor.
Ben hep tam tersi düşünmüştüm.
Pekala. İlginç.
Peki sen ne kadar süre Mersin'de kalacaksın?
Şimdi Mersin'de oradaki tiyatroda çalışıyorsun.
Orada nasıl işte şimdi devlet tiyatrosunda çalışmak nasıl?
Bu meseleyi yapmayı düşünenler, devlet tiyatrosunda çalışmayı düşünenler varsa diye de sormak istiyorum.
Bu işler nasıl işliyor? Her 4-5 senede bir yer mi değiştiriyorsun?
Başka yere mi transfer oluyorsun?
Ya da buradan sonra özele mi geçiyorsun?
Özele geçmek bir opsiyon mu değil mi?
Birazcık da böyle sektörden, oyunculuktan hani bu işler nasıl oluyor Türkiye'de biraz onlardan bahsedebilir misin?
Çok merak ettim ben de hani bilmiyorum tiyatrocu olmak gibi bir niyetim yok ama hazır seni bulmuşken sorayım.
Ben Mersin'de devlet tiyatrosunda değilim.
Mersin'de yok devlet tiyatrosu çünkü Adana'da var.
Devletin böyle bir politikası varmış.
Mersin'de opera, Adana'da devlet tiyatrosu gibi bir yapı var.
Ben burada Büyükşehir Belediyesi'ndeyim, şehir tiyatrosundayım.
Bizde tabi devlet tiyatrosunda yıllardır kabro açılmıyordu.
Son zamanlarda açılmaya başladı yavaş yavaş.
Bir zorunlu hizmet var tabi ki.
Biliyorsun Diyarbakır'da çalışıyorsun 7 yıl.
Detayını tam da bilmiyorum ama belli bir süre sonra senin bir tayin hakkın doğuyor ve sen istediğin büyük şehire tayin olabiliyorsun.
Bizde yerel yönetim tiyatrosuyuz biz.
Dolayısıyla bizde öyle bir tayin durumu yok.
Onun için olsun diye belli çalışmalar var sanmıştık kendi içimizde.
Türkiye'deki diğer şehirlerin, büyükşehir belediyelerinin şehir tiyatrolarıyla birlikte yaptığımız, yürüttüğümüz bir tane çalışmamız var.
O inşallah bir yerlere varırsa evet, yani işte tayin olabilir, dekor, kostüm, paylaşma olabilir gibi işler.
Yani bir devlet tiyatrosu gibi bir yapı aslında kurulmuş şehir tiyatroları içinde.
Aslında biraz böyle şeylerle uğraşıyorum buraya bildiğimden beri.
Mersin'e girdiğinden beri. Yani sadece oyuncu olarak çalışmak yerine daha farklı görevlerde de yer aldım.
İlahi bir görevim oldu. Yakın zamana kadar o sürdü.
Şimdi işte hala oyuncu olarak devam ediyorum.
İşte İstanbul'a gidip de kamera önünde, kamera önünü denemek ya da İstanbul'da özel tiyatroları denemek bir hayat seçimi.
Yani o çok büyük bir seçim bence.
O yapıp yani benim mesela Mersin'e gelmem gibi o süreçte ben Mersin'e gelmeyip İstanbul'a gidip orada bir kendime bir ajans bulup, bir menajer bulup, auditionlara da girebilirim.
Bu çok istikrar istiyorsan, hayatında bir düzen olsun, belli bir geliri ne olsun istiyorsan, evet, kurum.
Kurum tiyatrosunda çalışman lazım.
Ama yok, hayır, ben bekleyebilirim.
Kendimi idame de ettirebilirim.
Başka işlerde de çalışırım.
Ama ben vurursam, voleyi tam vuracağım.
Diyorsan evet, o zaman senin yolun İstanbul.
Ama işte maalesef son zamanlarda özel tiyatro dediğimiz zaman akla tabii ki ilk başta İstanbul geliyor.
O özel tiyatrolarda da işte gişe kaygısından dolayı en başta genelde dizilerde ünlü olmuş insanları oynatmaya başladılar.
Bu çok bizim için dezavantajlı bir durum.
Çünkü neden? Aslında karşılıklı bir çaresizlik durumu var burada.
Onlar da bir bilet satmak zorunda ve maalesef dizilerde izlediği insanları görmeye gelen seyirciyi çekmek zorunda.
Öte yandan benim low name diye bir kavram var mesela.
O dişine girdiğiniz zaman ben öyle bir tecrübem olmadı ama yaşayan çok arkadaşım olduğu için artık bunu ezbere biliyorum.
Instagram'daki takipçi sayın kaç?
Instagram'ın çok düşük gibi kriterleri olan daha sert ama gerçekten tutulduğun zaman da çok güzel yol alabildiğin bir sektör.
Benim mesela çok güzel yol alan çok sevdiğim arkadaşlarım da var orada.
Ama işte gidip orada üç yıldır, dört yıldır garsonluk yapıp başka yerlerde çalışıp o dişim vererek bir gün o fırsat bana da gelecek diyen arkadaşlarım da vardı.
Bu çok şey bir seçim değildi.
Karakterle de alakalı. İşin karakteriyle çok alakalı bir seçim.
Anladım. Sen söylerken aklıma ne geldi biliyor musun?
Instagram takipçileri çok önemli bu arada.
Instagram'daki takipçi sayın daha doğrusu.
Çünkü bildiğim kadarıyla Game of Thrones'un sarışın oyuncusu Emilia Clarke'da Instagram takipçi sayısı yüksek olduğu için tabii ki sadece onun için değil ama o en büyük etkenlerden bir tanesiymiş.
Çünkü bir röportajında şey diyordu.
Benden çok daha yetenekli insanlar vardı ama benim takipçi sayım çok yüksek olduğu için beni tercih ettiler dediği bir röportajını okumuştum.
Bu arada şey nasıl oluyor peki şimdi tiyatro, opera, müzikal bunlar arasında geçişler oluyor mu?
Hazır şimdi buradan da sormuşken bunlar arasında geçişler oluyor mu?
Yoksa sen tiyatrocu başladın ve hayatında tiyatrocu mu devam ediyorsun?
Yoksa bir müzikalle devam edebiliyor musun?
Ya da istesen her ikisini yapabiliyor musun?
O biraz senin kabiliyetine bağlı bence.
Çok iyi şarkı söylüyorsan opera yine de zor tabii.
Opera başka bir şey onlar başka bir eğitim.
Başka bir ses eğitimi. Aynı anda hem opera hem tiyatro okuduysan eyvah tabii ki.
Ama bir tiyatrocunun bir opera eserinde bir solist olmasına hatta bir korist olmasına çok düşük bir ihtimal.
Yani işin şey boyutları olabilir.
Ne bileyim yönetmen yardımcısındır ya da rejiyi çok ilgini çeken bir alandır reji.
Oyun yönetmeyi çok seviyorsundur ve kendini bu alanda çok iyi geliştirmişsindir.
Oralardan dahil olabilirsin mesela operaya.
İşte orada yönetmen yardımcılığı yapabilirsin.
Yakın bir arkadaşım yaptı çok yakın zamanda.
Sahneye çıktığı da oldu.
Ama o bir mesela Dandaki Kemancı.
O bir aslında aynı zamanda bir tiyatro oyunu.
Dandaki Kemancı yani sahneleri bol bol olan, karakterleri olan bir tiyatro oyunu.
Ortaya karışık bir iş biraz.
Sahneye çıktığı oldu. Opera biraz dediğim gibi daha zor ama müzikal tabii ki her zaman mümkün.
Şarkı söyleme kabiliyetine ve dans etme kabiliyetine bakarak.
çok yönlü bir oyuncu olabilirsin.
Hatta kendini sadece orada bile geliştirebilirsin.
Çünkü orada zaten çok fazla bir şey yok.
Bir istihdam yok.
Yani çok fazla bu işi yapan insan yok yapabilen.
Anladım ya. Çok ilginç.
Zaten oyunculuk kabiliyetim var.
Bir de ses kabiliyetim var.
Bir de dans kabiliyetim var.
Gerçekten çok yönlü olman lazım.
Ben geçtiğimiz iki hafta önce mi?
Üç hafta önce mi? Londra'da Mrs.
Doubtfire'ın oyununa gittim.
İnanılmazdı. Yani iki saat, iki buçuk saat falan sürdü.
Ve iki buçuk saat boyunca inanır mısın gözümü kırpmadan izledim.
O kadar keyif aldım ki.
O kadar böyle güldüm, o duyguları yaşadım.
Ve beklemezdim yani Mrs.
Doubtfire'dan öyle bir şey.
Ama muhteşemdi.
Sonra bütün böyle kastı stoklamaya başladım.
Çünkü o kadar iyiler ki. Kim mi insanlar diye merak ediyorsun.
Pekala şimdi yavaş yavaş toparlayacak olursak Pelin.
Senin tiyatro sanatçısı olmak isteyen kişilere şimdi böyle geriye baktığında vereceğin en büyük tavsiye ne olurdu?
Yani tabii zor bir soru.
Yine tavsiye edersin ülkemizin koşullarında.
Ben şunu düşündüm aslında daha çok.
Kendime ne söylerdim acaba?
Özellikle okulu kazandıktan sonra tamam evet orası da önemli.
Karışık zamanlar yer. Okul bitiyor, işte erkekler askere gidiyor, hemen geliyor.
Ondan sonra işte evlilikler işler, ondan sonra aşklar telaşlar falan yani çok karışık zamanlar yer.
Herkes biraz daha böyle gözü dışarıda insanlığında bir kıyas hali var.
Bizim oyunculuk hocamız daha yeni gelmiştik.
Okulda hani birinci dersimiz dedi ki bize birbirinizle asla rekabet etmeyeceksiniz.
Bu sizi geriye götürür, bu sizi kaybettirir.
Sizin tek derdiniz kendiniz.
Kendinizi geliştirmeye çalışacaksınız, kendiniz de rekabet edeceksiniz.
Ben tabii o zaman da akıllı ve çalışkan kız, çok iyi dinliyorum ve çok iyi anladığımı sanmıştım.
Evet, hiçbir zaman bir sınıf arkadaşına veya bir okul arkadaşına rekabet etmedim.
Ama kendimi hep kıyasladım başkalarıyla.
Onun yetenekleriyle, onun söylediği şarkıyla, onun bir role bakışıyla.
Bu çok yapılmaması gereken bir şey.
yolu sabit. Hele ki yani oyunculuk okuyorsan sen sana özel bir insansın.
Yani senden bir tane daha yok.
Dolayısıyla bir tane Lady Macbeth değil.
Herkes onun farklı olmayacak.
Dolayısıyla kendini arkadaşımın oynadığı gibi oynuyor.
Arkadaşımın oynadığı kadar iyi oynuyor gibi bir rekabet değil de kıyas içine sokmak gerçekten vaktini boşa harcamama sebep oluyor.
O yüzden herhalde kendime derdim ki kendine dön ve kendini daha iyi tanımaya çalış.
Sen Nasıl bir insansın?
Senin gücünün sınırı nerede?
Yapabileceklerin neler, yapamayacakların neler?
Mesela neyine vakit harcamak, neye vakit harcamak?
Senin için bir vakit kaybı olacak aslında.
Bunu düşün. Dolayısıyla şimdi oyunculuğu kazanmış ve okuyan genç meslektaşlarıma şunu söylemek isterim.
Hayır, başkasına bakmayacaksın.
Sorunu kendi içinde çocuk, kendi sınırlarını bildiği zaman çünkü kişi, Karşısına çıkan veya çıkma ihtimali olan herhangi bir sorunu nasıl halledebileceğini daha iyi anlıyor.
Ama öbür türlü sen kendi gücünün sınırını bilmediğin zaman korkunç bir endişe ve stres.
Ne yapacağım? Mezun olunca ne yapacağım?
Ya da ne bileyim bu sınavda ne yapacağım?
Bu rolü ben nasıl olmayacağım?
Arkadaşların beni eleştirirse ne cevap vereceğim?
Bence bunlar biraz da kişinin kendini tanımamasından, kendi gücünün nerelere varabileceğini veya nerelerde güçsüz olduğunu...
bilmemesinden kaynaklanıyor.
Ha oyuncu olmak isteyen arkadaşlarıma da zaten son zamanlarda öyle hani çok ben tiyatroda çalışmak, tiyatro yapmak istiyorum diyen insanla da karşılaşmadım maalesef.
Hiçbirimiz karşılaşmıyoruz. Daha böyle ben gideyim işte kamera önünde kendimi işte orada görmek istiyorum diyen insanlarla karşılaşıyorum.
Varsa eğer hani tiyatro sahnesinde bulunmak istiyorum çok oyun izlemek çok önemli bence.
mutlaka çok oynayıp izlenmeli.
İşte bu Londra'daki büyük tiyatronun Globe, Royal Theater ondan sonra National Theater bunların mesela şeyleri var.
Yolup oradan oyunları izleyebiliyorsun.
Belli zamanlarda belli oyunlar değil.
Nur dışından oyunlar izlemek çok önemli.
Mesela Mersin'de istenme.
Bizim oyunlarımızı izlemek. Operayı izlemek.
Çok deneyimlemek lazım.
Çok okumak lazım. Bir de tabii emin olmak lazım.
Çok teşekkür ederim.
Ben senin bu kendini tanımak ve kıyaslamama kısmını daha da genişleteceğim.
Çünkü o kadar güzel bir noktaya değindin ki.
Bence bu sadece oyunculukta değil, hayatın her alanında geçerli bir şey.
Yani kendini gerçekten de, yani kıyas bizim zaten şöyle...
varoluşsal dürtülerle yaptığımız bir şey.
Ben neden kendimi kıyaslıyorum bölümünde bayağı böyle bunun psikolojik tarafını araştırıp anlatmıştım ama orada mesela evet kıyas bazen iyi bir noktaya da getirebilir ama seni kötü bir noktaya da getirebiliyor ya yani hayatın her anlamında hangi meseleyi
icra ediyorsak ya da nerede bulunuyorsak bence Dedin ya hepimiz biriciyiz diye işte o biricikliğimizi birden bir tane daha yok ya onu kabullenmek, kendini tanımak bence bunlar çok önemli.
Çok teşekkür ederim paylaştığın için.
Peki benim anladığım, ya Emine ben bunu da söylemek istedim ama sen bana bunu sormadın dediğin herhangi bir şey var mı?
Yok yani benim de hani konuşmak istediğim her şeyi hemen hemen konuşmuş olduk.
Zaten dinlediğim için daha önceki bölümlerini de onlardan dolayı da hani gidişatı birazcık biliyordum.
Her şeyi konuştuk bence.
Pekala o zaman tekrar çok teşekkür ederim vaktini ayırıp bugün bize eşlik ettiğin için.
Dinleyicilerimize de çok teşekkür ederiz bizi dinledikleri için.
O zaman bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
