
Cesaret, Özgüven, Farkındalık ve Tutku Dolu bir Başarı Hikayesi
25 Eylül 2020 · 35 dk
PlatformlardaSpotify
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Daha fazla sorumluluk almak adına gönüllü olarak yer aldığı projede, çalıştığı departmanın değer yaratmadığını ortaya çıkarınca işini kaybetme riskinden 27 yaşında İstanbul’dan Brezilya’ya yönetici olarak uzanan hikayesinde Ebru Semizer ile kariyer, cesaret, özgüven, tutkularımız, farkındalık ve hayallerimizin gerçekleşmesi üzerine konuştuk.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K. hedeflerine ulaşmak için neleri farklı yaptıkları ve eğlenceli sohbetleriyle ilham veren yolculuklarını dinliyor olacağız.
Dördüncü bölümümüzün konuğu hayatında en çok yaşamak istediği ülke ve tutkuyla yaptığı işi birleştirmiş, hayat ve kişisel farkındalığı harmanlayarak kariyer basamaklarına hızla
tırmanan İstanbul'dan Brezilya'ya gururla transfer ettiğimiz başarılı iş kadını Ebru Senüzer.
Ebru hoş geldin.
Hoş bulduk Emine.
Çok teşekkür ederim davetin için.
Ben teşekkür ederim vaktini ayırdığın için.
Bugün ben çok heyecanlıyım.
Çünkü ajanlarımızda çok güzel konular var.
Cesaretten insan ilişkilerine, kendini tam anlamıyla tanımaktan, istediğin ve sevdiğin işi yapmaya kadar.
Ve en güzeli de tutkularının peşinden koşarken bütün bunları harmanlayıp hayallerini nasıl gerçeğe çevirdiğini deneyeceğiz.
O yüzden benim için çok heyecan verici bir bölüm.
Teşekkür ederim. Ben de çok heyecanlıyım.
Çok mutlu oluyorum paylaştıkça.
Benim için daha da güzel oluyor bütün bu hikayeler.
O zaman bu kadar konuşacak konu varken hiç vakit kaybetmeden konuya girelim.
Benim gibi heyecanlı bekleyen çok fazla insan var.
İnstagram'da seninle bir bölüm geleceğini yayınladığımda aldığım mesajları tahmin edemezsin.
Ben direkt Brezilya'dan başlamak istiyorum.
Belki yurt dışında kariyer planı yapan birçok kişi böyle güzel tropikal iklimde yaşamayı istiyor.
Ama o iş olanaklarını göz önünde bulundurunca çok az kişi bu fırsatı yakalayabiliyor.
Ve bildiğim kadarıyla senin de hep yaşamak istediğin bir yerde.
O yüzden o gidiş hikayesi nedir?
Nasıl oldu? Bize birazcık ondan bahseder misin?
Tabii ki bahsedebilirim.
Benim aslında nedense hep böyle bir...
Latin Amerika'ya karşı bir şeyim vardı, hep bir ilgim vardı aslında.
Üniversite sırasında ben Costa Rica'da bir staj imkanı yakalamıştım.
Orada İspanyolca öğrendim.
Tabii o sırada kültürüyle falan da çok yakınlaştım.
Özellikle Latin Amerika'nın.
Ve Brezilya'da hep hani böyle çok ilgimi çeken bir ülke oldu ama sebebi yok yani.
Gerçekten bildiğim için ya da gittiğim ya da gördüğüm ya da okuduğum için falan değildi yani.
Öyle bana karşı bir şey vardı hep Brezilya'nın.
Ben de üniversiteden mezun olduktan sonra ben Almanca işletme okudum.
Aslında hep şey diye düşündüm yani böyle büyük kurumsal bir şirkette küçük bir şeyler yapmaktansa hani küçük bir şirkette en azından fark yaratabileceğim bir iş yapsam diye hep düşündüm.
Ve öyle normal küçük bir şirkette çalışmaya başladım satış departmanında.
Ondan sonra bir gün işte Almanca işletme okumuş olduğum için Mercedes'den bana bir şey geldi.
Telefon görüşmesi geldi.
Bir iş görüşmesi için çağrıldım.
Sonrasında işte iş görüşmesi oldu falan.
İhracat departmanında İspanyolca konuşulan ülkelere satış alanında bir iş vardı.
Çok hoşuma gitti. Dedim ki en azından İspanyolcamı da kullanabilirim.
Zaten Almanca işletme, Alman bir şirket.
Her şey böyle çok güzel rayına oturmuş gibi geldi.
Sonra ben şirkette işe başladıktan sonra...
Gördüm ki aslında o yaptığım iş benim satıştan çok öte bir şey.
Tamamen Excel böyle dosyalarıyla bütün gün raporlar yapıp bir sürü insanlara gönderip o raporların herhangi bir sonucu var mı yok mu kimsenin işine yarıyor mu bilmeden öyle ben bir 6 ay geçirdim açıkçası.
Hani çok da böyle yaptığım işin faydasını ne çok anlayamadan.
Sonra 6 ayın sonunda artık dedim ki ben yani bu iş bana çok az geliyor deyip müdürümle görüşmeye karar verdim.
Müdürüm de bana dedi ki...
Yani Ebru hani şimdi bir şey gelecek, bir danışmanlık şirketi geliyor dedi Almanya'dan.
Ve de bütün süreçlerini şirketin haritalandıracaklar.
Hani hangi departman, hangi süreçlerde değişiklik yapmalı onu çıkaracağız falan dediler.
Ben de dedim ki o zaman ben bu süreci bizim şirketin, bizim departmanın sürecinde ben yapabilir miyim onlarla dedim.
Sonra işte evet falan derken neyse çok uzatmayayım konuyu.
Bizim departmanımızın süreç haritasını falan yaptık.
Ondan sonra gördük ki gerçekten de departman aslında bir ekstra bir değer katmıyor şirketin satış sürecine.
Ve departmanın kapatılması şirketin daha hayrına.
Yani öyle bir duruma geldim ki ben kendimi öyle bir duruma soktum ki kendi çalıştığım departman kapatılsın falan gibi bir çalışmayla müdürümün karşısına geçtim.
Nasıl doğal süreç?
Bir yandan da acaba vermesem bu raporu falan diye düşündüğün oldu mu hiç?
Yani aslında bence işin sırrı oradaydı.
Çünkü benim hiçbir an aklımdan geçmedi.
Yani ben ne yapacağım bu departman kapatılırsa şeklinde.
Çünkü nasılsa ben zaten o işi çok içimden gelerek yapmıyordum ya hani.
Yani illa ki ben beni mutlu edecek başka bir iş bulurum diye herhalde benim içimde hep öyle bir şey vardı.
Ve hiç aklımdan geçmedi açıkçası o duygu.
Zaten onu da ben ne zaman fark ettim.
Dediler ki işte artık bu proje yapıldı, bunu yönetim kuruluna sunman gerekiyor dediler.
Normalde böyle bir beyaz yaka çalışan gidip yönetim kuruluna sunum yapmaz.
Ama işte şirketin içinde bir kültür değişikliği falan şeyleri vardı.
Yapacaksın dediler. Sonra ben yönetim kuruluna gidip dedim ki benim çalıştığım departman yeteri kadar değer katmıyor bu şirkete, kapatılsın.
O zamanın CEO'su bana dedi ki sen ne yapacaksın peki dedi.
Ben de dedim ki valla hiç düşünmedim dedim.
Benim bu cevabım adamın çok hoşuna gitti.
Ondan sonra o beni şey departmanına aldı direkt.
Benim departmanım kapatıldı.
Sonra bana dedi ki sen artık diğer süreçleri iyileştirmeye de çalışacaksın dedi.
Çünkü hani senin böyle daha açık bir kafa yapım var.
Hani çok fazla böyle limit olmadığı için.
Sen o şeylerle çalışacaksın dedi.
Ve ondan sonra ben her...
Süreç çalışmasında bir şekilde sunumların içerisinde bulundum.
Dolayısıyla beni tanıdı. Uzun lafın kısası, bu CEO, sonra Brezilya'ya CEO oldu.
O sene içerisinde.
Ondan sonra da şöyle bir şey oldu aslında.
Tam o buraya gelmeden, o Brezilya'ya geliyordu.
O Ekim ayında bak, 2009 Ekim ayında.
Ben böyle bir anda sabah öyle uyandım.
Dedim ki ben bugün bu adama en azından Brezilya'yı ne kadar sevdiğimi bir söyleyeyim.
Dedim yani bir şekilde. Sonuçta çok da iletişimim yok yani.
Merhaba merhaba şeklinde konuştuğum bir insan ve de sunumlarda gördüğüm bir insan.
Ben gittim sekreterine.
Dedim ki ya ben dedim Bay Zilgler.
Bay Zilgler'den yarım saat istiyorum mümkünse.
Hani kendisine veda edeceğim falan dedim.
Kadın da tabii şaşırdı yani.
Niye veda ediyorsun ki?
Der gibi hani. Sonuçta gerçekten hani hiyerarki vardı.
Daha çok vardı 10-12 sene önce şirketlerde.
Şu anda daha az var. Neyse sağ olsun o da bana yardımcı oldu.
Sonra ben kendisiyle görüştüm ve şey dedim.
Ya açıkçası neden geldiğimi de bilmiyorum.
Ama bilin istedim.
Yani ben Brezilya'ya karşı benim hep çok özel bir ilgim oldu yani Latin Amerika'ya karşı.
İspanyolca da öğrendim. Eğer hani olur da bir gün oralarda derseniz ki hani ya benim de böyle böyle Ebru gibi birine ihtiyacım var.
Lütfen beni hatırlayın. Sadece onu söylemek için geldim dedim.
Ve adam Brezilya'ya gelince buradaki süreçlerin aşırı bürokratik olduğunu görüyor.
Diyor ki ya ben buradaki süreçleri değiştirecek böyle hani çeşitli teknikleri uygulayabilecek birini bulsam keşke diyor.
Sonra da bir şekilde aklına ben geliyorum.
Ondan sonra işte çok da ilginç bir şey oldu.
Yani benim İspanyolca bildiğimi hatırladı adam.
İspanyolca bilinince de tabii Portekizce çok rahat öğrenildiği için direkt beni aradı bir gün.
Tabii ben inanamadım yani çok şaşırdım böyle bir şey olduğuna.
Ondan sonra işte telefonda bana adam şey dedi.
İşte Brezilya'da böyle böyle bir iş fırsatı var düşünür müsün dedi.
Ben o an evet dedim adama.
Yani karşımda CEO var bana gel Brezilya'da iş teklifi var düşünür müsün diyor.
Ben hani hiç düşünmeden evet dedim.
O da bana dedi ki bak dedi böyle kararlar öyle düşünülmeden alınmaz.
Sen git bir ailenle konuş falan.
Neyse işte sonrasında yani bu konuşma bizim aramızda Şubat ayında geçti.
Ben Nisan ayında Brezilya'daydım öyle söyleyeyim.
Şimdi aslında bu şeye baktığımız zaman tabii adam da o yüzden hatırladı aslında.
Yani çok böyle şans eseri birdenbire beni düşünmedi.
Yani ben sonrasında bunu çok düşündüm.
Hani dedim ki düşünsene dedim yani o yarım saatin olmamış olsaydı o an ya da sen o sabah uyanıp ya ben bunu yapacağım dememiş olsaydın hayatın belki de çok farklı bir yol almış olacaktı bugün
diye hep düşünüyorum. O yüzden şimdi bile hani ne zaman içimden bir ses gelse Ya da işte hani bir şeyi yapayım mı yapmayayım mı diye bir dilema içerisinde kalsam hep yapmayı
tercih ediyorum. Çünkü yani sonuçlar çok daha farklı olabilir diye düşünüyorum.
Öyle bir hatıra ama aynı zamanda da şu anda da bazı kararlarımı almama destek olan güzel bir hatıra olarak kaldı yani.
Doğru söylüyorsun ve bence biraz daha hatıradan daha fazla.
Çünkü komple aslında hayatını değiştirmiş.
Ne kadar çok istediğin bir şeye ulaşmanı sağlamış bir şey.
Ve gerçekten bir şey insan böyle dilemada kalınca yapsam mı yapmasam mı?
Yapmamanın verdiği pişmanlıktan ziyade yapıp sonucu ister olumlu olsun ister olumsuz olsun ama en azından denedim demek çok daha iyi ya da çok daha rahatlatıcı bilmiyorum.
Ben böyle düşünüyorum en azından. Kesinlikle ben de öyle düşünüyorum Emineciğim.
Kesinlikle gerçekten. Benim için öyle oldu ve yani iyi ki de gidip o an o cesareti göstermişim.
Çünkü CEO'nun kapısını çalıp Mercedes gibi uluslararası bir şirkette benim yarım saate ihtiyacım var demek yani biraz cesaret ister gerçekten.
Nereden geldi bana o cesaret onu da bilmiyorum ama iyi ki gelmiş yani hayatım değişti gerçekten.
Tabi onu soracaktım.
Nereden geldi o cesaret?
Bilmiyorum dedin.
Ama yine diğer bir cesarette hani o kadar kısa sürede toplanıp direkt Brezilya'ya gitmen oldu.
O süreç nasıl gelişti?
Hani böyle tereddüt etmeden gittin haliyle çok sevdiğin için ama tamamen değişken.
Buradan bakınca değişik bir kültür gibi duruyor.
Oraya gittin.
Nasıl kültüre, şirkete, oradaki insanlara ya da...
Brezilya'daki hayatta nasıl adapte oldun?
Orada yaşadığın zorluklar oldu mu?
Ya da üstesinden geldiğin, zorlandığın?
Oldu kesinlikle. Yani şöyle söyleyeyim.
Ben geldiğim ilk üç ay boyunca muhtemelen her gün hani böyle bir küçük ağlama şeylerim olmuştur diye düşünüyorum yani.
Ben bunun altından nasıl kalkacağım diye.
Çünkü ben buraya yönetici olarak geldim.
Dediler ki bana bir ekip kuracaksın.
Altı kişi seninle birlikte çalışacak dediler.
Daha önce şirket içerisinde öyle bir tecrübem olmamıştı.
Portekizce bilmiyorum. Dillerini konuşmuyorum.
Sonuçta 27 yaşındaydım.
Yani 26 yaşında geldim.
27 yaşına yeni girmiştim.
Ve de düşünebiliyor musun?
CEO'nun getirdiği bir insanım.
Yeni CEO'nun Türkiye'den getirdiği 27 yaşında dil bilmeyen bir kızım yani.
Ve yöneticilik tecrübesi olmayan biriyim.
Ve de insanların bana süreçlerini anlatmasını ve de onların işlerini nasıl daha iyi yapabileceklerini...
Söylememi falan bekliyorum yani anlatabildim mi?
Çok böyle şey bir durumda aslında geldim ben buraya.
Gerçekten çok empatik olmam gereken bir durumda geldim.
Çünkü insanlar birincisi korktu benden.
CEO geldi kesin söylediğimiz her şeyi gidip CEO'ya anlatır dedi.
İkincisi kişiler hani bende bir tecrübe görmedi.
Gerçekten de yoktu yani düşünürsen.
Sonuç itibariyle benim süreç haritası yapmak gibi ya da işte onların eğitimlerini tabii bana şirket hepsini verdirtti bayağı.
Yoğun bir şekilde ben 3 ay falan Almanya'da kalıp onun eğitimlerini aldım.
Ebru buradan baktığında çok büyük bir şey.
Benim merak ettiğim hiç tecrüben olmamasına rağmen o genç yaşta neden seni seçtiler?
Niye başka biri değildin sen?
Yani demek istediğim CEO'ya yaptığın o sunum dışında sen neyi farklı yaptın da o kadar ülke, o kadar insan arasından 27 yaşındaki Ebru Semizer'i Türkiye'den ekspat olarak yönetici
pozisyonuna getirdiler. Yani aslında benim şu anda hani bu şekilde bahsettiğim hiçbir şeyi ben o şekilde yansıtmadım kimseye.
Sonuç itibariyle ben gerçekten sanki hani bu işi çok rahat yaparım.
Üniversite sırasında çalıştığımız organizasyonlarda Isaac gibi ekip yönetmişliğimiz var.
Hani yöneticilik tecrübem o şekilde var falan deyip bir şekilde bence bir özgüvenden kaynaklı.
bir enerjiyle ben o kişilerle görüştüğüm için yani onlar öyle bir şey sezmedi zaten bende.
Hani bu benim birazcık bahsettiğim taraf biraz daha benim hissettiğim taraf ama yansıtmadığım taraf aslında.
Ben buraya geldiğimde de mesela ben insanların o çekincesini işte soru işaretlerini hissediyordum.
Ama onların bunu hissetmemesi için de aşırı bir özgüven şeyi yüklüyordum üzerime.
Hem konuşmalarıma hem İşte tavırlarıma, onlara yaklaşımlarıma falan.
Dolayısıyla bence gerçekten fark yaratan şey o özgüven olduğu.
Bir de hani bir insan istediği zaman bence gerçekten eğer o yaptığı şey, bulunduğu ortam, yapmak istediklerine hitap ediyorsa bence bir şekilde o enerjiyi buluyor yani içinde.
Hani ben mesela istemediğim bir şey yapıyor olsaydım ya da inanmadığım bir şey yapıyor olsaydım ya da yapamayacağıma inansaydım belki.
Ebru senin burada ne işin var falan gibi bir düşüncem olsaydı muhtemelen altından kalkamayabilirdim.
Ama benim düşüncem hep Ebru'cum sen yaparsın, ne olacak işte birazcık zorlanacaksın ama olur falan şeklinde olduğu için bir şekilde gerçekten de üstesinden gelindi o dönemin.
Öyle söyleyebilirim yani. Ama onun üzerinden, üstesinden gelebilmek için mesela çok pratik bazı şeyler yaptım.
Ve iyi ki de yapmışım diyorum bugün.
Birincisi... Portekizceyi çok hızlı bir şekilde öğrendim.
Çünkü fark ettim ki benim bu kişilerle iletişim kurabilmem, kendimi anlatabilmem için yani onların aslında korkularının yersiz olduğunu anlatabilmem için dillerini konuşmam gerekiyor.
O yüzden her sabah saat 7-9 arası hafta içi her gün kursa gittim.
Portekizceyi öğrendim.
Ondan sonra CEO ile konuştum.
Dedim ki yani sevgili CEO ben size direkt raporlamak istemiyorum.
Çünkü size direkt raporladığım zaman insanlar hani size bilgi götürdüğümü düşünebilir.
Henüz bana güvenmiyorlar. O yüzden dedim yani beni başka bir direktörlüğe bağlayın dedim.
Mesela bu da çok normal bir şey değildir.
Çünkü normalde CEO'ya report edince daha güçlü bir konumun olur şirket içerisinde.
Ama ben onu istemedim.
Çünkü bence o anda o güç beni kötü etkileyecekti, negatif etkileyecekti.
CEO da anlayışlı davrandı.
Benim hemen şeyi yapıyı değiştirdi.
Beni başka bir direktörlüğe bağladı.
Sonrasında da böyle yine de o kadar tepkili insanın içinde ya da o kadar kendini bana açmayan insanın içinde böyle iki üç tane dost yüzü gördüm ben.
Hani böyle dost yüzü derken işte dedim ki yani bence bu kişiler bana yardım eder.
Hani ben birazcık daha onlara göstereyim benim gerçekten nasıl bir insan olduğumu.
Gerçekten bazı şeyleri birlikte değiştirebileceğimizi.
O kişilere kendimi daha çok anlatmaya çalıştım.
Çünkü onlar daha açıktı yani böyle.
Çok aşırı zaten kapalı, zaten beni tanımak istemeyen insanlarla çok ısrar etmedim yani.
Anlatabiliyor muyum? Anladım.
Sonrasında küçük küçük bir de quick winlerle yani yaptığımız süreç çalışmalarında işte ufak ufak böyle herkesin faydasını göreceği birkaç tane şey yaptık.
Değişiklik yaptık süreçlerde.
İnsanlar yavaş yavaş bana alışmaya başladı yani.
Yaklaşık bir altı ay sürdü ama.
İlk 6 ayım çok kolay olmadı.
Evet, bu muhtemelen en büyük yaşadığın zorluklardan biridir.
Hani insan ilişkileri, özellikle farklı bir kültür, farklı bir iş içinde.
Peki onun dışında o 6 aydan sonra nasıl gelişti?
Yani sen şu an 10 senedir oradasın.
10 senedir buradayım.
6 aydan sonra zaten...
Hani artık ben insanların arkasından çok gitmedim.
Daha çok bana geldiler.
Mesela işte Ebru şöyle şöyle bir süreç var.
Bunu beraber nasıl düzenleyebiliriz?
İşte şu konuda yardımcı olabilir misin?
Hani biraz daha böyle benim yardımcı bir insan olduğumu gördüler diyelim süreçlerinde.
Ondan sonra ben bu işi yaklaşık iki buçuk sene kadar yaptım.
İki buçuk sene sonra bölüm değiştirdim.
Ondan sonra zaten her 2-3 senede bir bölüm değişikliği oldu.
5. senenin sonunda şirket bana hani Ebru dedi biz seni burada...
Bir süre daha kalmanı istiyoruz.
O sırada satış bölümüne geçmiştim.
Ama hani artık 5 sene sonra da ekspat olarak kalınmıyor şirkette.
O yüzden biz senin lokal olarak kalmanı istiyoruz dediler.
Bana bir teklifte bulundular.
Yeni bir terfiyle birlikte satış bölümünde kalmayı kabul ettim lokal kontratla.
Sonrasında ondan 2 sene sonra yine başka bir pazarlama bölümüne geçebildim.
Benim aslında istediğim, en başından beri istediğim alan aslında pazarlamaydı.
Şu anda... Kamyon ve otobüs tarafının bütün pazarlama aktivitelerinden ben sorumluyum.
Çok da severek yaptığım bir iş.
Sonra zaten artık 10 sene oldu.
10 senenin sonunda şimdi bilmiyorum artık nasıl devam eder kariyerlerimiz ama normalde hep 2-3 senede bir bölüm değiştirerek devam ettim yani.
O yüzden çok dinamik bir kariyer oldu benim için öyle söyleyebilirim.
Hep aynı ülkede olsam da hep farklı şeyler yapabildim.
Mercedes üzerinde bilmiyorum ama...
Genel olarak şirketlerde böyle minimum 4 sene aynı pozisyonda çalışmanı beklerler.
Öyle 2-3 senede pozisyon değişikliğini çok fazla destekleyen şirket yok bildiğim kadarıyla.
O kısmı nasıl başardın?
Yani senden mi geldi o talep yoksa onların senin için belirlediği belirli periyotlar çerçevesinde bir kariyer planı var mıydı?
Şöyle aslında bir kariyer planı aşağı yukarı kişinin profiline göre zaten var.
Hem yöneticilerimizde hem de insan kaynaklarında ama daha çok bu kişinin fırsatları araştırmasıyla bence yönlendirilen bir şey.
Hani ben demiyorum her iki senede, üç senede bir köklü bir değişiklik yapılsın önemli demiyorum ama ben mesela bir departmanda çalıştıktan sonra artık o departmandan her gün yeni bir şey öğrenemiyorsam ya da gerçekten
verebileceklerimi verdiysem yeni fırsatlara bakıyorum hep birbiriyle bağlantılı olan.
Dolayısıyla mesela satışta benim hep amacım pazarlama tarafına geçebilmekti.
Ben önce pazar araştırmasına girdim mesela.
İki sene pazar araştırmasından sonra satış hazırlık kısmına girdim yine iki sene.
Pazarla yani kendi kendime yaptım aslında o kariyer planını.
Ama böyle çok da şey değil ne bileyim finans departmanından insan kaynaklarına oradan kalite departmanına gitmedim yani.
Kafamda benim...
Karakterime uygun, beni mutlu eden, benim gerçekten sevdiğim ve doğal olarak benim iyi olduğum özelliklerimi o işte kullanabileceğim alan benim için pazarlamaydı.
Ona odakladım ve de oraya gelene kadar bir şekilde nasıl o yolu çizerim diyerek düşündüm.
Bence o önemli bir şey.
Her zaman onu şirketten beklememek gerekiyor.
Bence kişinin kendisine öyle bir öz analiz yapması önemli bence.
Evet kesinlikle. Çünkü bir şekilde senin ne kadar istediğini ya da senin onu yapabileceğini göstermen gerekiyor ki karşı tarafında karar alırken en azından notletlerin
üzerinde olabilirsin, aklında olabilirsin.
Çok stratejik gibi duruyor.
Buradan bakınca inanılmaz böyle planlanmış, stratejik.
Bunun yanında...
Bu kararları desteklemek ya da bu istediklerine ulaşmak için ekstradan yaptığın bir şey var mı?
Hani bu spritüel olabilir ya da bakış açınla alakalı olabilir.
Çünkü ne istediysen tam olarak o yöne doğru ilerlemişsin ve istediğini elde etmişsin.
Ben öyle anlıyorum bundan.
Yani şöyle söyleyeyim aslında.
Benim için evet gerçekten hayal ettiğim şeyler hep olduğu iş anlamında, iş ortamında.
Şöyle bir şey hissettim yani hep kendim olabildim.
Mesela bu yolu ben hani biraz daha özetleyerek anlattım ama mesela arada ne bileyim çok kendimle bağdaşmayan ya da benim kendi değerlerimden çok ödün vereceğim bazı bölümlerden
de geçtim ama o zamanlarda açıkçası gidip hani ilk yaptığım gibi hani ben bu departmanda mutlu değilim o zaman olmayayım buradayı birkaç kere daha
yaptım yani. O tabii demiyorum ki böyle şey olarak da düşünülmesin.
Şımarıklık değil anlatabiliyor muyum?
Yok ben bunu sevmedim istemiyorum gibi bir şey değil ama gerçekten eğer bulunduğum ortamlar beni rahat olduğumdan daha çok rahatsız etmeye başladıysa o zaman ben böyle bir gerçekten
çok güzel bir dürüst bir şekilde kendimle konuşuyorum.
Ve de ona göre de cesur adımlar atmayı tercih ediyorum.
Yani şans da çok önemliydi.
Doğru insanlarla doğru yerlerde bulundum bence.
Kendimi anlatabildim.
Ama en özünde gerçekten kendi değerlerimden çok da ödün vermedim.
O arada işte birçok meditasyonla ilgili çalışmalar yaptım.
Özellikle kendi sesimi duyabilmek için, evrenin verdiği bazı sinyalleri daha rahat algılayabilmek için.
Ve de tabii ki başka bir kültürün içerisinde yaşadığımız zaman o konuda biraz daha kolay yapabiliyoruz.
Yani empati ve diğer insanları anlayabilmeyle alakalı.
Bazı yani yargılamadan insanları anlamak bence iş ortamında da çok faydalı.
Böyle olabildiğimiz sürece, özümüzü bu şekilde koruyabildiğimiz sürece bence...
Bir şekilde o yollar açılıyor yani ben ona çok inanıyorum gerçekten ve benim için öyle oldu.
Tam başarıya ve hedeflerini gerçekleştirmeye odaklı bakış açığını soracaktım ki sen zaten söyledin.
Ama çok da doğru söyledin.
Çünkü bir şeyden memnun olmadığımızda onu iyi kötü yapmak yerine durup kendimizi dinleyip ne oluyor, ne bitiyor, aslında ben ne istiyorum?
bunun analizini yapıp o anda doğru adıma atma cesaretini göstermek de çok önemli.
Yani şöyle söyleyeyim Emineciğim o konuda da yani gerçekten öyle bir durumda yani yaptığımız işten memnun değilsek ya da huzurlu hissetmiyorsak kendimizi bence durabilmek
çok önemli ve durumu kabullenmek çok önemli.
Hani biz birçok kez artık bu hayatın da akışıyla birlikte görmezden geliyoruz.
Yani hem bu stresin bizde yarattığı Sinyalleri görmüyoruz.
Hem işte daha farklı belki bunun ailemizde yarattığı, çevremizde yarattığı olumsuzlukları görmüyoruz.
Ama bence en önemlisi gerçekten durup onu kabullenebilmek.
Kabullendikten sonra da kimseyle de konuşmak zorunda değiliz yani kendimizle.
Karşı karşıya gelip hani seni ne mutlu edecek?
Bence bütün cevaplar zaten kendimizde yani.
O çok önemli. Evet gerçekten çok önemli.
Bazen bu hayat gayesi içinde o cevapların kendimizde olduğunu unutuyoruz.
Ya da kendi içimize dönmeyi unutuyoruz.
Ben bunları sana tavsiye olarak alıyorum.
Bir de bunların dışında böyle kariyerinde kendini sıkışmış hisseden, özellikle kurumsal hayatta bir şekilde istediği yöne doğru gidemeyen dinleyiciler için ekstradan
bize önerebileceğin bir yöntemin var mı?
Var tabii ki. Yani benim şöyle hem kendim için hem de benimle birlikte çalışan kişilerde özellikle uyguladığım bir şey var.
Üç tane soru var aslında hep sorduğumuz.
Birincisi ben doğal olarak neleri yaparken çok mutlu oluyorum.
Yani böyle benim... Kişiliğim gereği ne bileyim işte yemek yapmayı çok seviyorum, köpeklerle oynamayı çok seviyorum, işte spor yapmayı çok seviyorum.
Nedir yani beni mutlu eden bu hayatta?
Böyle tutkuyla bağlı olduğum şeyler nelerdir?
Bunun bir listesini yapıyoruz bir tarafta.
İkincisi benim bugüne kadar kazandığım iş tecrübesiyle ben ne tarz işleri yapabilirim bu hayatta?
Yani işte ne bileyim mesela benimkini düşünürsek, satış alanında çalıştığım satış, pazarlama, süreç iyileştirme, ne bileyim kaizen, farklı farklı bu tarz şeyler var.
Onları bir listeliyoruz. Üçüncü olarak da benim eğitim seviyem yani üniversite, ben neler okudum, hani teknik olarak neler biliyorum.
Çünkü bazen ne bileyim okuduğumuz alanda çalışmamış oluyoruz ya da farklı kurslar yapıyoruz.
Mesela diyorum ben şimdi meditasyonla ilgili çeşitli kurslar yaptım, terapik kursları yaptım farklı farklı.
Yani benim teknik olarak nasıl bir bilgim var onu listeliyoruz.
Ondan sonra bu üç şeyi birleştirdiğimiz zaman yani bizim tutkularımız, hayattaki tutkularımız, bizim bugüne kadar topladığımız deneyim.
Ve de teknik bilgimiz.
Bu üçünün acaba ortak noktasının olduğu bir iş var mı bu hayatta?
Bu işler neler?
Bunları listeliyoruz.
Ve de şu anda mesela benim yaptığım iş bu üçünü kendinde barındırıyor.
Ve o yüzden ben mutluyum diyebiliyorum.
Ve de bundan sonraki adımlarımı da hep ben ona göre bir şekilde güncelliyorum.
Çünkü teknik bilgilerimiz de güncelleniyor, deneyimlerimiz de güncelleniyor, tutkularımız da değişiyor zamanla.
Dolayısıyla bunu ben bu şekilde güncelliyorum.
Yani benim tavsiyem böyle ufak bir çalışma yapıp kendimizle çok açık bir şekilde yani gerçekten hani sonuçta kendi kendimizi yaygılamamıza gerek yok.
Açık olabiliriz. Yani benim şu an yaptığım iş acaba benim için önemli olan bu üç şeyi.
Ya da bana başarıyı getirebilecek bu üç noktayı içinde barındırıyor mu?
Böyle bir çalışma bence çok böyle şey oluyor.
Vizyon açıcı bir şey oluyor. Ben bunu hep dediğim gibi hem kendim için yapıyorum hem de benimle çalışanlar için yapıyorum.
Ve baya yol açıyor bence önümüzde.
Çünkü çok fazla seçenek var aslında.
Bence limitleri yaratan yine biziz.
Hani belki çok büyük bir şirkette çalışmıyorsunuzdur.
Bir aile şirketidir ya da kendi işinizdir ya da farklı bir ortamdasınızdır ya da her ortamda bence mutlaka önümüzde farklı farklı fırsatlar vardır.
Önemli olan onları görebilmek ve de onları bir şekilde çağırabilmek diye düşünüyorum.
Onun farkında olmak diye düşünüyorum ben.
Kesinlikle öyle. Bazen tek bir noktaya odaklanıp kendimizi öyle kapatıyoruz ki gözümüzün önündeki fırsatın farkına varmıyoruz.
O yüzden arada bir bu şekilde değerlendirme yapmak çok önemli.
Bakış açınıza reset atmak diyelim buna.
Sadece şeyi biraz daha açmak istiyorum ben.
Başta bu bahsettiğin 3 aşamalı egzersizde yapmaktan zevk aldığın şeyleri pazarlama alanının kapsadığını söyledin ya.
Hani yemek yapmak, köpeklerle vakit geçirmek.
Bunun arkasındaki bağlantıyı bir tık daha açar mısın?
Ben orayı çok iyi anladığımdan emin değilim çünkü.
Şöyle de düşünebilirsin.
Ben mesela yemek yapmayı çok seviyorum.
Köpeklerle oynamayı çok seviyorum.
Ya da işte... Event management ya da bir şeyler yaratmayı çok seviyorum.
Hani yaratıcılık anlamında çok, reklam anlamında çok fazla şeyler var.
Organizasyon yapmayı çok seviyorum falan diye düşününce.
Mesela pazarlama alanı bunun için çok güzel bir alan.
Ama mesela ben şey de yapabilirdim.
Ne bileyim mesela bir köpek oteli de açabilirdim mesela.
Ya da işte sporculara özgü farklı yemekler yapan bir şirket de açabilirdim.
Anlatabiliyor muyum? Yani o bizim teknik...
Bilgimizi, iş tecrübemizi ve de bu tutkuları bir şekilde içine alan bütün işleri biz listeliyoruz.
Listelemekle alakalı bir şey yani.
O birazcık da hani ufkumuzu açmakla alakalı bir şey.
O yüzden tutkularımızı da oraya yazıyoruz.
Mesela benim tabii şu anda ben ticari araçlarla ilgili çalıştığım için bazı şeyler tabii ki entegre edilmiyor.
Ama onları listelemenin amacı aslında bizim vizyonumuzu açmak ve bize bir şekilde bir ilham kaynağı olması yani.
Özellikle hani böyle bir kariyer değişimi düşünen kişilerde bu çalışmayı yaptığımız zaman özellikle öyle bir etkisi olabiliyor.
Mesela ben bir örnek vereyim mesela.
Bizimle birlikte çalışan bir arkadaşla yaptığımda ben bu çalışmayı kendisinin çok özellikle böyle analitik şeyleri sevdiğini falan anladık biz.
İşte ne bileyim mesela bilgisayar programları yazmayı seviyor.
İşte video game seviyor falan bir sürü böyle şeyler seviyor.
Ama bir taraftan da...
pazarlama organizasyonları yapıyor benim ekibimde.
Halbuki benim ekibimde aslında bu tarz yeteneği olan kişilerin yapabileceği işler de var.
Anlatabiliyor muyum? Dolayısıyla mesela aynı departmanın aynı pazarlama departmanı içinde farklı bir şey yaptık biz ne derler?
Dağılım yaptık mesela.
Eskiden o daha çok organizasyonlarla ilgilenen kişi şu anda daha çok programlama tarafına bakmaya başladı falan.
Çünkü bu tarz çalışmalar yaptık.
Yani aslında Onların o tutkularının iş hayatındaki paraleli nedir diye düşünmek lazım biraz daha.
Çok geniş bir bakış açısı ve çok güzel bir şekil aslında baktığında.
Çünkü birçok insan bunu düşünmüyor ya da birçok yönetici bunu düşünmüyor.
Ve haliyle verim de artamıyor.
Kendi hayatımıza uyguladığımızda da böyle olmuyor.
Bunlarda hani mutlaka eğitim almışsındır.
Ama normal hayatta kendi hayatımıza uygulayabileceğimiz böyle kitap olur, film olur, herhangi bir kurs olur.
Bu şekilde bir tavsiyen olur mu peki bize?
Benim en büyük tavsiyem günde bir 10-15 dakika en azından meditasyon yapmak.
Çünkü bu bizim kendimizi dinlememizi ve de bir an...
durup nefes almamıza çok yardımcı oluyor.
Meditasyon deyince ben biliyorum hani herkes şey diye düşünüyor, yani herkes değil tabii de işte ben odaklanamıyorum, aklımdan bir sürü düşünce geçiyor, ben çok aşırı hareketliyim, duramıyorum şeklinde düşünceler
oluyor ama bence günde 10 dakika ayırıp yani hiçbir şey yapmadan sadece sessiz kalıp gözleri kapatıp nefesimize odaklanmak bile Çok büyük fark yaratıyor.
Yani bence bunu denemek özellikle şu dönemlerde hani global değişik bir süreçten geçiyoruz.
Pandeminin içindeyiz hala.
İçimize, özümüze dönmemizle alakalı çok büyük sinyaller veriyor bize evren.
O yüzden bence profesyonel hayatta, kişisel hayatta, ilişkilerimizde yani her türlü şeyde bir şekilde durup bir içimize dönüp gerçekten bizim ne istediğimizi bulmaya çalışmak
çok önemli. O yüzden ben hani özellikle meditasyonla ilgili, mindfulnessla ilgili çalışmalar yürütülmesi gerektiğine çok inanıyorum.
Ve kesinlikle de bu çalışmaların profesyonel hayatta bize çok büyük katkıların olduğunu da biliyorum yani kendimden biliyorum.
Ve de benim yakınlarıma da, arkadaşlarıma, kardeşime söylediğim şey de odur.
Gerçekten onlar da çok faydasını görüyor.
Evet. Ben de faydasını çok fazla gördüğüm için ve bu faydayı yaymak istediğim için bu olana yöneldim.
Hem kurumsal hayatta hem de bireysel hayatında.
Beni çeken en büyük nokta da bu psikoloji ve neuroscience alanında mindfulness üzerine yapılan araştırmalar aslında.
Ben insan psikolojisinde bu kadar etkisi olduğunu bilmiyordum bu işlerin içine girene kadar.
Ki birçok global firma da şu an mindfulness eğitim modüllerine dahil ediyor her geçen gün.
Ve dediğim gibi ortak kanı genelde zihnim susmuyor.
Meditasyon yapamıyorum şeklinde.
Ama esas olay da orada.
Sessizlikte oturup düşüncelerini bastırmaktan ziyade onları gözlemlemek.
Hani bir bak bakalım içinden, aklından, kalbinden neler geçiyor.
Şimdi bakıyorum bu arada aynı zamanda zamanla geçiyor.
Yavaşça kapatalım biz de.
Çok teşekkür ederim Ebru davetini kabul ettiğin için.
Ben teşekkür ederim Emine.
Çok teşekkür ederim gerçekten. Umarım herkes bir şekilde yani çok küçük bir ilham kaynağı bile olsa ben mutlu olurum yani en azından.
Çünkü ben de başka kişilerden, başka hikayelerden ilham aldım.
İnşallah benim hikayem de başkalarına ilham verir.
Çok mutlu oluyorum bunu düşündükçe.
Kesinlikle. Bu programı yapmamdaki amaç da zaten böyle Google'a yazdığında milyonlarca bilgi bulduğun başarı hikayelerinden ziyade çevremizden, kendi içimizden duyulması gereken böyle değerli hikayeleri
paylaşarak birilerine ilham vermek, hayatlarına dokunmak.
Bu da beni çok mutlu ediyor düşününce.
Teşekkür ederim tekrardan katıldığın ve bizlere ilham olduğun için bugün.
Gerçi güzel hayallerin sonuna geldik.
Eğer ki yeni gelişmelerden ve diğer ilham verici hikayelerden haberdar olmak istiyorsanız...
Abone olmayı ve Instagram'da Gerçi Güzel Hayaller hesabını takip etmeyi unutmayın.
Sevgiyle kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
