
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kilolu bir çocuğun hikayesini hayatının mesleğine çevirerek sağlıklı bir yaşam kurmaları için onlarca insanın hayatına dokunan beslenme uzmanı Selen Hacım Mirza, küçüklükten şimdiye uzanan yolculuğunu ve Türkiye'nin en çok indirilen beslenme uygulaması Nutria.fm'i nasıl kurduğunu anlatarak hayat-beslenme döngüsü üzerine pratik tavsiyeler veriyor.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Sıra dışı hikayelerini, hedeflerine ulaşmak için neleri farklı yaptıkları ve eğlenceli sohbetleriyle ilham veren yolculuklarını dinliyor olacağız.
İkinci bölümümüzün konuğu, kendi hikayesini hayatının mesleğine çeviren ve sağlıklı bir hayat kurmaları için onlarca insanın hayatına dokunan beslenme uzmanı Selen Hacım
Mirza. Selen hoş geldin.
Hoş bulduk Emine. Beni çağırdığın için öncelikle çok teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ederim davetini kabul ettiğin için.
Bugün bunları burada paylaşıyor olmak gerçekten benim için mutluluk verici ve inşallah bizi dinleyenler için de aydınlatıcı ve bu yolda istediklerinin peşinden koşma
yolunda bir fikir olur herkese.
Evet biliyorsun yaşı güzel hayalleri başlatmaktaki sebebim de böyle kıyıda köşede gizli saklı kalmış ilham veren hikayeleri gün yüzüne çıkarmak.
Konuk listemi oluştururken senin Dünya Kız Çocukları gününde Instagram'da yaptığım bir paylaşım aklıma geldi.
Nasıl aklıma işlemişse o kadar.
Küçükken kilolu olduğun için çok üzüldüğünü, sonrasında kilo verip kilo problemi yaşayan diğer insanlara da yardım edebilmek için bu mesleği seçtiğine dair bir paylaşım yapmıştın.
Gerçi pek de inanamadım şu haline karşılaştırınca ama detayları okuyunca dedim ki Selen bu podcastte yer almalı.
Yalnız başlamadan önce sana bir itiraf da bulunmak istiyorum.
Tam bu podcast'tan önce kafam kadar bir çikolatalı kurabiye gömdüm.
Afiyet olsun. Etiketine bakmak da sonradan aklıma geldi.
500 kaloriymiş.
Orada yıkıldım ama dedim ki Emine bugün Cuma.
Bayağı bir büyükmüş o zaman.
Bir tam öğün yerine bir kurabiye yemiş oldun yani.
Evet benim normalde bir öğünüm 500 kalori olmuyor mesela.
Umarım bu şartlar altında hala benimle sohbet edebilirsin.
Bir düşünmem lazım.
Şaka şaka tabii ki yaparım.
Ben her zaman diyorum ki zaten yediyseniz pişman olmayın.
Oh iyi ki yedim deyin. Sonra hayatınıza devam edin.
Arada da yapmak gerekiyor zaten.
Yani hepimiz insanız ve hepimizin canı istiyor.
Motomot kimse yaşayamaz.
Ben de yiyorum canım istediğinde ama zaten önemli olan onun dengesini kurmak.
Bak bunu bilmek güzel oldu.
Diyetisyen de çikolatalı kurabiye yiyorsa biz de istediğimiz kadar yiyebiliriz o zaman.
Tabii canım şimdi zaten ilham hikayemde ondan bahsedeceğim.
Evet o zaman yavaştan başlayalım.
Böyle birazcık daha geçmişe dönüp bize en başından biraz daha bahsetmek ister misin?
Tabii ki. Şu an senin de dediğin gibi aslında beni görenler işte seanslarda danışanlarım.
Bazen bundan bahsediyorum ya da verdiğim eğitimlerde kimse inanmıyor.
Çünkü şu anki yapım uzun boyluyum ve zayıf bir yapım var.
O yüzden de nasıl siz kilolu olabilirsiniz gibi yorumlar geliyor.
Ya da onlara tavsiye verdiğimde şöyle söylemlerle de karşılaşıyorum.
Siz zaten zayıfsınız.
Siz ne yesiniz? Kilo almazsınız.
Hani beni anlamıyorsunuz da belki getiren cümleler olabiliyor.
Ben de diyorum ki hayır sizi gayet iyi anlıyorum.
Çünkü bu yollardan geçtim.
Ve o hikayem de aslında çocukluktan başlıyor.
Doğumumla başlıyor aslında.
Maşallah 4,5 kilo olarak doğmuşum.
Sezeryen tabii ki doğmuşum bu sebeple.
Ve annem sadece 3 kilo almış.
Gerçekten ben de inanamadım.
Annem onu söyledi. Anne emin misin 3 kilo aldığını?
Sadece bu hani bilimsel ve şey olarak doğru olamaz teorik olarak.
Ama gerçekten 3 kilo almış hepsini ben yemişim.
Annemi resmen böyle kemirmişim.
O yüzden kilolu olarak bir çocuk olarak doğmuşum.
Ve çocukluğum da aynı şekilde kilolu olarak geçti.
Ve ben çocukluğumda benim takma adım kiler faresiydi.
Neden? Çünkü bizim evde bir kiler vardı ve orayı açıp açıp sürekli abur cubur yeme şeklinde.
Karbonhidratı çok severdim ki hala seviyorum.
Ama o zamanlar seviyordum ve yiyordum.
Çok fazla yiyordum. Ve annem bana yem ederdi.
Şimdi ise tam tersi ye diyor.
O yüzden çocukluğumda bir kiler faresi olarak yaşadım.
Aslına bakarsan mutlu bir çocukluk geçirdim.
Ailem Sayesinde güzel eğitim aldım.
Her şey güzeldi, mutluydum vs.
Ama bir yandan baktığımda da kendi fiziksel görüntümden de bir o kadar mutsuzdum.
Ve buna kendi içimde çok üzülüyordum.
Dışarıya çok çaktırmasam da aslında aileme.
Ve böyle şimdi de vardır ya dışarıdan gelen yorumlar seni üzer.
Bir çocuğa söylenmeyecek bence.
Hani söylenmeyecek derken kilonla ilgili çocuğa bence bir şey söylenmemesi gerekiyor.
Bir çocuk çünkü bunu asla unutmuyor.
Bence kimseye söylenmemesi gereken bir şey.
Hani yetişkinler de genelde der ya ilk gördüğünde.
Aa kilo mu aldın sen?
Aa kilo mu verdin sen?
Ki bizi bile ne kadar rahatsız ederken ilk söylenmesi gereken şey değil.
Çünkü çok kişisel bir şey.
Bir çocuğu tahmin edemiyorum.
Tabii ki de bilinç altında yer alır yani.
Aynen öyle. Senin de dediğin gibi zaten kimseye söylenmemiz gerekiyor ve ben bunu paylaşımlarımda her zaman üstünde durmaya çalışıyorum.
Bunu özellikle kadınlar kadınlara yapıyor aslında.
İlk buluşulduğunda senin de dediğin gibi özellikle Türkler, bizlerde çok var bu.
Aa sen kilo mu verdin? Ya da sen diyette değil miydin?
Bunu nasıl yiyorsun? Yok kilo mu aldın?
Vesaire gibi yorumlar aslında sizin belki iyi bir şey söylemeye çalışıyorsunuz ama onu mutsuz edebiliyor.
O yüzden kiloyla ilgili böyle...
Sorular ya da cümleyi onunla açmayı ya da bununla ilgili herhangi bir soruyu çok sormamamız gerekiyor.
Kişi zaten kendisi anlatmak istiyorsa hani kiloyla ilgili derdi varsa onu anlatır.
Ve aynı şekilde çocuklukta da zaten özellikle söylenmemesi lazım.
Ve ben de unutmadım zaten bunu.
Ve bu yorumlardan dolayı gerçekten üzülüyordum.
Geceleri üzülüyordum vs.
Neyse yıllar böyle geçti.
Ondan sonra bir noktada ben dedim ki bu böyle olmayacak.
Kendine üzülmekle hiçbir şey değişmeyecek.
Eğer ki bunun değişmesini istiyorsan bir adım atman lazım.
Bunu dediğimde de çok büyük değildim.
Ergenliğe yeni girdiğim yaşlarda 12-13 yaş gibi bir zamandı.
Ama tam yaşı değil mi zaten?
Güzelliğin böyle en önemli olduğu yaşlar, ergenlik çağı.
Bir türlü kendini beğenmiyorsun ama bir yandan da kendini güzelleştirmek için bir sürü şey yapıyorsun.
Doğru. Beni beğenmeyeceklerdi herhalde.
Zayıflıyım dedim. Gerçekten tam tabii ki ne düşündüğümü de hatırlamıyorum ama bununla ilgili bir şey yapmam gerek dediğimi hatırlıyorum ve kendi kendime araştırdım.
Tabii ki o zamanlar bu kadar bilinç yoktu.
Ben diyetisyen diye bir mesleğin olduğunu açıkçası bilmiyordum.
Bilseydim belki bir diyetisyene giderdim.
Yani kendi kendime yapmış olmaktan da tabii ki gurur duymuyorum ama o zaman için bir bilincim varmış demek ki.
Hiçbir zaman şok diyet yapmadım.
Hani kısa sürede bir kilo vereyim gibi bir şeyim olmadı.
Ve zamanla yavaş yavaş sağlıklı beslenerek ki bizim evde her zaman zaten sağlıklı yemek pişerdi.
Okulda da bizi mutlaka yemeğe yazdırırlardaki sağlıklı yemek yiyelim gibi.
Ailemin de katkısı bu anlamda büyüktü zaten.
O şekilde yavaş yavaş yıllar içinde kilo verdim.
Ondan sonra lise yıllarına geldik.
Lise yıllarında da ilk başta biliyorsun bölüm seçiyoruz.
TM, FM diye ayrılıyor.
Ben biyoloji sevdiğim için zaten FM kısmını seçmiştim.
Meslek seçimi zamanı geldiğinde de düşündüm.
Dedim ki ben kendimi iyileştirdim.
Hani bir şekilde bu zamana kadar.
Değişim, dönüşüm yaptım.
O zaman neden başkalarına da yardımcı olmayayım diyerek, aslında bilerek ve isteyerek bu bölümü seçtim.
Bunun üstünde duruyorum çünkü benim seçtiğim zamanlar beslenme ve diyetetik bölümü İstanbul'da hiç biliniyordu.
Hatta biz benim girdiğim üniversitede ikinci dönemdik ve bizden bir önceki dönem sadece 8 kişiydi.
Yani yeni açılan bir bölüm gibi bir şeydi.
Ankara'da ilk açılan okullarda evet biliniyordu vesaire ama İstanbul'da ilk özel okullardan bir tanesiydi.
Ve ben Fransızca okudum.
Ve o okuldan çıkan tek diyetisyen de bendim.
O anlamda farklıydı.
O yüzden bunu söylüyorum.
Bilindik bir şey değildi.
Hatta ben okurken insanlar şöyle yorumlarda bulunuyordu.
O beslenme mi? O ne?
İki senelik bölüm mü?
Falan gibi böyle. Yorumlar geliyordu hayır diyordum hani 4 senelik bir anatomi dersleri alıyoruz hani tıpa benzer dersler var aslında vesaire anlatmaya çalışıyordum.
O şekilde severek seçtim.
Evet o zamanlar hiç bilinmiyordu ama bir yandan da ne kadar ilginç değil mi?
Hani diyetisyenliğin ya da beslenme uzmanlığının hiç bilinmemekten günümüzdeki şu anki durumuyla karşılaştırınca popüleritesiyle karşılaştırınca özellikle popülerleşmek bilmiyorum doğru
kelime mi? Ama en azından bir tık daha bilinç arttı.
Çünkü sağlıklı beslenmeyle ilgili birçok şey paylaşılıyor.
Diyetisyenler sosyal medyayı daha aktif olarak kullanılıyor.
Bence bir yandan da iyi.
Ama tabii biraz da senin görüşünü almak lazım burada.
Seni de dediğin gibi eskiden bir anlattığım gibi çok bilinmiyordu ama kısa zaman içerisinde popülerleşti.
Gerçekten popülerleşme hızı fazlaydı.
Ve bunun da aslında sebeplerinden biri birbirini besleyen sebepler diyelim.
Bir sosyal medya, bir de bununla birlikte beslenmeyle ilgili çok fazla da bölümün açılması, beslenme diyetetik bölümün açılması.
Şimdi birazcık daha geriye dönersem o meslek seçimiyle alakalı istiyorsan devam edeyim.
Çünkü biraz ilham olması için meslektaşları dinlerse ya da bu mesleği okuyan kişiler de dinlerse diye.
Çünkü bu diyetisyenliği seçiyoruz ama orada kalıyor mu bu?
Ya da okulda öğretilenler bize yetiyor mu?
Yoksa kendimizi geliştirmemiz mi gerekiyor?
Aslında her alanda olduğu gibi ve özellikle bizim meslekte çok güncel, popüler bilgiler olduğu için her zaman kendimizi geliştirmemiz gerekiyor.
Okulda verilen bilgiler bize sadece baz oluşturuyor.
Her zaman kendimizi geliştirmemiz gerekiyor.
Stajlarla, makale okuyarak ve mezun olduktan sonra özellikle.
Ben mezun olduktan sonra kurumsal şirketlerde çalışmaya başladım.
Eskiden şöyle bir algı vardı çünkü.
Diyetisyenler sadece hastanelerde çalışır ya da kendi kliniklerini açarlar, ofislerini açarlar gibi.
Ve bu kurumsal şirketlerde diyetisyen olma işi de çok yeni yeni aslında duyulan bir şeydi.
Ve ben o zamanlarda başladım.
Herkes duyduğunda bir şaşırıyordu.
Sen o şirkette ne yapıyorsun?
Hani ne alaka? Ben de diyordum hani şirketin içerisinde iş yeri hekimi gibi aslında.
Bir iş yeri diyeti seni oluyor.
Çalışanların sağlıklarını düzenliyor, seanslar yapıyor, eğitimler veriyor şeklinde.
O şekilde başladı ve bu zamana kadar da aslında esas yaptığım şey kurumsal şirketlerin beslenme danışmanı olmak.
Siz neyi istediğinizi bildiğinizde hayat sizi ona doğru da yönlendiriyor.
Ben şöyle direkt şunu istemedim.
Ben şirketlerde çalışmak istiyorum gibi bir algım yoktu ve böyle bir şey de ben de açıkçası bilmiyordum.
Ama ben biliyordum ki ben hastanelerde çalışmak istemiyorum.
Çünkü daha sosyal bir insanım işte hastane ortamında olmak istemiyorum.
Stajlarda hani görmüştüm çünkü hastane ortamını.
İnsanlara daha işte sosyal bir ilişkiye içerisinde olmak istiyorum vesaire gibi düşüncelerim ya da sporcu beslenmesini çok sevmiyorum.
Hani spor salonlarında da çalışamam diye düşüncelerim vardı.
Ve bu şekilde bu karşıma çıkınca bir danışmanlık firması aracılığıyla büyük firmalara aslında Şu an Türkiye'de çok bilinen firmalara danışmanlık vermeye başladım.
Gerek yurt dışında gerek yurt dışında çalışan.
İki sene, beş sene gibi sürelerle çalıştım.
İşte bir tondan fazla kilo kaybı, kişilerin kan değerlerinde düzelme ve bu başarılar duyulunca da yurt dışı ile çalışma gibi güzel yollar aldık.
Bunun yanında bireysel danışanlara da baktım.
Ve o anlamda aslında biraz da bu anlamda biraz bahsetmek ve tavsiye vermek istiyorum.
Kurumsalda çalışıyorum evet ama bir yerden sonra her yer kendini tekrar ediyor.
Çünkü 7 sene olduk bir yere girdik.
Senin işinde de öyledir.
Bir yerden sonra bakıyorsun bir şey daha olması lazım.
Ya da danışanların sorularına karşı bir yerde bir şeyler eksik kalabiliyor.
Neden bu oluyor? İşte kökünde ne var?
Gibi gibi soruların karşılığında kendimi daha da her zaman geliştirmeye doğru ittim diyeyim.
Herkesin bir konfor alanı vardır ya aslında spor konusunda da öyle.
Şimdi spora bağlayacağım sonra tekrar geri dönmek istiyorum.
Çünkü spor konusunda her zaman kendimizi bir şekilde itelememiz gerekiyor ya diyet yaparken de ya da normal hayatımızda ki ben de hala kendimi öyle iteliyorum.
Bilmiyorum sen nasılsın bu konuda?
Ben sporu çok severek yaptığım için çünkü sporu sadece kilo vermek amaçlı görmüyorum.
O benim için mental de bir aktivite.
Şeyi çok biliyorum. Bazen hiç halim olmuyor ya da böyle başım ağrıyor ya da hiç modum olmuyor.
Kendimi sürükleyerek de olsa götürüyorum spora.
Çünkü biliyorum ki o 45 dakika sonunda ben yenilenmiş olacağım.
Zaten onun bilimsel kısmına girince endorfin, serotonin artıyor vesaire.
Çok oraya girmeyeyim ama ben çok severek yapıyorum.
Orası zorlamıyor beni.
Süper. O zaman senin için çok sevindim.
Gerçekten aslında bu olması lazım.
Hani şöyle ben kendimi zorluyorum derken aslında ondan bahsediyorum.
Dedin ya hani zor bir günün sonunda kendimi sürüklüyorum.
Hani biliyorsun ki aslında onun yaptığında çok mutlu olacaksın.
Çünkü işte zaten mutluluk hormonları sağlanacak, canlanacaksın, daha enerjik hissedeceksin.
Ama işte onu düşünüp onu vizyonlamak gerekiyor.
Mesela danışanlarda genelde veya kişilerin söylediği şeylerde genelde zorlanma noktası bu oluyor.
O ileriyi düşünmeyip, O anda ego ne diyorsa ne gerek var?
Şimdi burada oturuyoruz ne güzel.
Bütün günde yorulduk gibi.
Birazcık aslında varacağın sonucu düşünüp ve mutlu olacağını düşünüp birazcık orada kendini zorlamak gerekiyor.
Kendini geliştirmede de aynı şekilde.
Diyet gibi, spor gibi ya da kendini meslekte geliştirmede de aynı şekilde.
O irade kası dediğimiz şeyin biraz gelişmesi gerekiyor.
O anlamda da kendimi bu anlamda tabii ki sevdiğim için de geliştirdim ve daha sonra hani meslekte bir 7 senelik tecrübeden sonra fonksiyonel tıp alanında
da çalışmalar yapmaya başladım.
O alanda eğitim aldım.
Nedir o fonksiyonel tıp?
Çok alışkın olmadığımız bir terim değişik geliyor kulağa.
Evet fonksiyonel tıp yeni yeni zaten popüler olan bir alan Türkiye'de.
Bu fonksiyonel tıp...
Semptomları değil aslında hastalığın kökünü tedavi ediyor.
Benim uzmanlaştığım ve ilgi duyduğum olan hastalıklarda beslenme.
Hastalık derken bu çok büyük hastalıklar olması gerekmiyor.
Mesela cildinizde egzama varsa, sevince varsa ve geçmeyen bir problemse bile aslında bu bir hastalıktır.
Çünkü vücudunuz size bir şey söylemeye çalışıyordur.
Yani bir mesajı vardır size orada.
Ya da sürekli başınız ağrıyorsa yine bir şey söylemeye çalışıyordur.
Tiroidiniz varsa ya da diyabetiniz varsa aslında bu bir sonuçtur.
Çünkü bir şeyler olmuş ki siz diyabet hastası olmuşsunuz.
Yani orada semptomu tedavi etmektense yani başınız ağrıyorsa ağrı kesici vermek yerine o baş ağrısı ya da o diyabet neden kaynaklanıyor?
Onun köküne inip onu beslenmeye yani ruh beden zihin bütünlüğünde aslında tedavi etmek.
Çok değişik bir alan aslında ve çok haklı bir alan.
Çünkü holistik olarak baktığın zaman ben de mindfulness ile ilgili çalışmalar yaparken aynı dediğim noktaya geliyor.
Bir şey geliyor ki mesela yaşadığın o tiroid senin sonucun.
Yaşadığın stresin sonucu belki.
Ve senin de genelde hep önerdiğin hem paylaşımlarında olsa hem kendini tanıtırken ruhunu doyurmazsan bedeninde doymaz gibi bir yaklaşımın var.
Bundan biraz daha mesela bahseder misin?
Bunu normalde danışanların hayatına nasıl uyguluyorsun?
Ya da kendi hayatına nasıl uyguluyorsun?
Bunu çünkü kendi hayatına uygulayabildiğin için belki de Bu noktaya geldin ve bu kadar başarılısın.
Bunu nasıl uyguluyorsun? Öncelikle tabii ki kendimi değiştirmekle başladım yine bu işe.
Çünkü birine bir şey tavsiye etmeden önce onu kendiniz deneyimlemeniz gerekiyor ki bunu anlayarak o kişiye aktarabilir.
Ben kişisel gelişimle ilgilendim ve hala ilgileniyorum.
Dedim ki evet her şey güzel ama bir noktada bir şey var.
Kendimle ilgili bir yerde tıkanıyor.
Bir şey değiştirmem lazım. O yüzden kişisel gelişimle ilgili çalışmalar yaptım ve işte ruh, beden, zihin yani sende olan boşlukları doldurmadığın zaman bu özellikle kurumsal yaşamda çok fazla gördüğüm
bir şey. Çünkü yoğun çalışan insanlar da stres altında çalışan insanlarla da çok çalıştığım için stresimizi, üzüntümüzü, kaygımızı mesela o gün ona patronu bir şey söylemiş.
Üzülmüş ve acısını akşam gidip yemek yiyerek çıkartıyor.
Ve tabii ki o yemek yemekten kendini alıkoyamıyor.
Çünkü orada sorun fiziksel açlık değil.
Duygusal açlık. Çünkü onu yemekle doldurmaya çalıştığınız zaman bir zaten uzun vadede mutsuz oluyorsunuz, kilo oluyorsunuz.
Tabii ki ilerleyen seviyelerde bu hastalığa da döneşebiliyor, beslenme bozukluklarına da döneşebiliyor.
Ama günlük yaşamda da duygusal yeme zaten bizim en büyük problemimiz aslına bakarsan.
Öncelikle bunun ayrımına varmak.
Mesela açlık ani mi geliyor ve sadece dondurma ya da pizza gibi bir şeyle mi geçebilir?
Yoksa herhangi bir şey yesem de o açlığım geçer mi?
Mesela belirli spesifik bir besinle geçecekse ve o anda onu doyurmanız gerekiyorsa bu duygusal açlıktır.
Orada duygularınızı aslında kendinizi rahatlatmaya çalışıyorsunuzdur.
O yüzden öncelikle farkına varıp bunun değişimi için ne yapabilirim?
Gerekirse hani bir belki psikologdan destek almak ama küçük küçük günlük yaşamda da yapabileceği şeyler olarak meditasyon öneriyorum.
Ya da resim yapmayı seviyorsa o olabilir.
Yürüyüşe çıkmak çok büyük bir rahatlama aracı.
Ve bunlarla birlikte aslında esas olan tabii ki hayatındaki o boşluk ve boşluğa sebebiyet veren neyse onu çözmek oluyor.
O anlamda dediğim gibi ben kendi alanımdan çok dışarı çıkmadan bu anlamda tavsiyeler vermeye özen gösteriyorum.
Var mı böyle tavsiyeler verip gerçekten aydınlanma yaşayan bir danışanın ve çoktan böyle değiştirdiğin, hayatını değiştirdiğin bir danışanın?
Var tabii. Yani şöyle zaten herkesin hayatını bir şekilde dokunuyorum.
O açıdan da çok mutlu oluyorum.
Benim mesleğimde ki aslında benim çok motive eden şeylerden biri yaptığınızın karşılığını hızlı.
alıyor olmamız. Hani bir değişim yaşattığınızda o size teşekkür etmesi zaten.
Hani artık sabahları enerjik kalkıyorum.
Hani canım atıyorum işte hamburger istemiyor ya da genelde şöyle oluyor hamburgeri özlediğini düşünüyor mesela.
Onu yiyor ve diyor ki aslında özlememişim ya diyor.
Yani bu aslında çok büyük bir değişim ve çok önemli bir şey.
Bu feedbackler benim için çok önemli.
Ya da onu yediğinde çok rahatsız oluyor.
Çünkü aslında vücudu onu istemiyor ve onun vücuduna ağır geliyor.
Tabii ki bu hiçbir zaman hamburger yemeyeceği anlamına gelmiyor ama bir süredir sağlıklı beslendiği için ve aslında problemi yavaş yavaş çözdüğümüz için o anlamda onu yaşıyor ve bunu görmek de hem onu çok mutlu ediyor hem
de beni motive ediyor ve mutlu ediyor bu değişimleri görmek.
Yani aslında amaç Sadece kilo vermek değil.
Benim tarzım da her zaman bu oldu.
Diyet evet aç kalırsanız zaten kilo verirsiniz.
Yani matematiktir bu.
Harcadığınız kaloriden az yerseniz zaten kilo verirsiniz.
Ama işte her şey bu matematik kadar basit değil.
Zaten önemli olan bu.
Yani onu bir yaşam tarzı haline getirmek.
Yani biraz da ben şey gibi bakıyorum.
Sadece seansa geldin.
Evet programını verdin.
Hadi güle güle değil. Ben aralarda da her zaman danışanlarımla iletişim dolduruyorum.
Mesajlaşıyoruz, konuşuyoruz, bana sorular varsa soruyorlar.
İşte şimdi buradayım ne yapabilirim?
İşte böyle bir şey oldu ne yapabilirim?
Gibi gibi aslında hayat tarzı yapmalarına da yardımcı.
Benden sonra da bunu sürdürülebilir bir şekilde devam etmelerine yardımcı oluyorum ki o yo-yo diyeti dediğimiz şey olmasın.
Hani neyi neden yaptığını anlatıyorum ki bu şekilde değişimler yaşıyorlar.
Tabii şu anda burada hani şu kadar kilo verdi demek istemiyorum.
Hani büyük kilolar verenler var.
Ama zaten esas şey evet kilo kaybı en büyük motivasyon oluyor.
Ama ben ufaktan ufaktan aslında yaptığım şey kilo verme hedefiyle gelenlere de aslında o vücudunu iyileştirmek.
Evet ki zaten bu ilk başta bahsettiğimiz bilinçli beslenme kısmı da buraya dayanıyor.
Ve bu biraz da senin dediğin gibi hep böyle öğrenmeye aç meraklı olmaktan.
Ki bu merakının sana getirdiği diğer bir şey de ya da seni yönlendirdiği diğer bir şey de diyeyim.
En son yaptığın app Nutria FM.
O da Türkiye'nin ilk beslenme uygulaması bildiğim kadarıyla değil mi?
İlk beslenme uygulaması değil ama bir ilki var.
O da şu. Türkiye'de ilk sesli ve yazılı beslenme ile ilgili içerik.
sahip ilk uygulama.
Çok fazla beslenmeyle diyetle ilgili uygulama var aslında.
Ama onlar sadece içerisinde yazılı içerikler var.
Bizde podcastler var.
Şurada şu an yaptığımız gibi sohbetler var.
Ya da benim anlattığım dersler var.
Onun içerisinde beni her zaman yanlarında hissetmeleri için aslında bir şey.
Cebinizdeki diyetisyen zaten sloganımız.
Diyetisyene gidemeyenleri.
gidemeyenler için ya da bir hayatında bir sağlıklı yaşama ivme verebilmeleri için aslında mesela onun içerisinde kompakt programlar var.
Hani 3 günlük, 7 günlük detoks gibi.
Aslında ben tabii ki her beslenmenin kişiye özel olmasını savunuyorum.
Hani bireysel olmalı, onun yaşam tarzını alarak olmalı.
Ancak bu hani demin bahsettim ya işte sosyal medyada çok fazla bilgi kilidi var.
İşte detokslar havada uçuşuyor.
İşte bütün gün yumurtayı yiyin, bütün gün ananas yiyin.
Bütün gün hurma yoğurt yiyin gibi bir diyet var ya da 3 gün boyunca hurma yoğurt yiyin gibi diyetler dolanıyor.
Ben onu düşündüm biliyor musun?
Bu kadar da bilindik bir YouTube'da videosu varsa ben bir denesem mi acaba diye düşündüm.
Ama sonra dedim ki Emine yok bu iş böyle olmaz.
O kadar sene selenle çalıştın.
Bak orada aklının sesini dinleyip doğru karar vermişsin.
Bu da çok önemli. Çünkü hepimiz her an ikileme düşebiliyoruz.
İşte bu detokslar havada uçuştuğu için.
Dedim ki madem yapacaksınız, yapmak istiyorsunuz.
Bari en azından sağlığınızı bozmadan doğru şekilde yapalım.
Bir yol gösterici, başlangıç ya da arada motive etmek amacıyla kullanabildiğiniz bir uygulama.
İçerisinde bir sürü de tarifler var.
Bu benim buluşum olan Nutriya Haftası var.
Her günün bir konsepti var.
Mesela etsiz pazartesi, sebze salası, güçlü çarşamba, pratik perşembe gibi gibi gidiyor böyle.
O günün konseptine uygun.
Mesela o gün canınız ne istiyorsa onu seçip ya da o gün günlerden neyse onu seçip onu yapabiliyorsunuz tarif olarak.
O anlamda da aslında bizim beklemediğimiz kadar da güzel yorumlar aldı.
Apple biz hiç reklam vermemize rağmen bizi dört kere feature etti.
Böyle üst sıralamalara çıkardı.
Ve bu anlamda da mutlu olduk.
Zaman ayıramadık ama tekrar o nutriyaya, podcastlere ben de geri döneceğim.
Kesinlikle geri dönmen lazım.
Ben onu bayağı uzun bir süre kullandım.
Ama sonra, yurt dışında açık değil galiba, sonra bir gün kullanamadım.
Allah'tan tarihleri kaydetmiştim.
Bu arada hala daha bakıp yapıyorum.
Gerçekten çok güzel taripler var.
Ama çok değişik bir fikir.
Bu da senin merakından hem bilime olan, her zaman bilimi arkana almandan ve sürekli yeni bir şeyler geliştirme merakından geliyor diye tahmin ediyorum.
Çünkü o fikir aşaması, ben ilk fark ettiğimde Nutria'yı böyle bir app ya da bu kadar geniş detaylı bir uygulama yoktu mesela.
O süreç nasıl ilerledi?
Sen buna karar verdin.
Nasıl onun motivasyonunu buldun?
Ne zorluklar geçirdiniz?
Ya da diğer, dedin ya Apple onu 4 kere feature etmiş.
Bence bu çok büyük bir başarı.
Senin app'in içerisinde ekstra bu bahsettiklerinin içinde ne farklı vardı da diğer app'lerden ziyade seni feature etti?
Onu yapma aşamamız şöyle oldu aslında.
Uygulamayı eşimle birlikte yaptık.
Tek tek kısmını o yaptı.
İçerik kısmını da ben oluşturdum.
İçeriğini sadece ben yaptım.
Kimseden yardım almayarak.
İkimiz oluşturduk.
Tabii ki bir yandan çalışırken zordu.
Çünkü bayağı bir zaman ayırmak gerekiyor.
En ufak bir şey yazsanız bile onu görüntüsünü, dizaynını, yazı biçimini işte yanlış anlaşılmışsın diye her detayını düşünüp yazmak gerekiyor.
Fotoğrafları bulmak gerekiyor.
Sesli kayıt yapmak gerekiyor.
O sesli kayıtları editlemek gerekiyor.
Ondan sonra işte arkasına müzik koymak gerekiyor vesaire.
Aslında bayağı bir zaman alarmış.
Tek işinizin bu olması lazım.
Ama işte biz hafta sonları dışarı çıkmadık.
Gezmemizden ferakat ettik.
Ve evde oturarak aslında bunları yaptık.
Ve bir şekilde çıkarttık.
Bir beklentimiz yoktu.
Evet güzel olduğunu biliyorduk. Çünkü dizaynı mesela her yönün çok hoşuna gidiyordu.
Basit, anlaşılır, renkli bir dizaynı var.
Apple da bunu sevdi bence.
Daha basit, anlaşılır ve böyle şey görünen.
nasıl diyeyim temiz ve güzel görünen şeyleri Apple daha çok seviyor.
O yüzden feature etmesinde bunun bir aslında şey olduğunu düşünüyorum.
Ve beğenme oranında arttıkça da bence hani diğer feature etmelerinde bunun da etkisi olmuştur.
Biz hiç reklam vermemize rağmen şu anda işte 35 bin kişi muhtemelen indirdi kullanıyor.
Ve güzel yorumlar aldı.
5 yıldız aldı vesaire. O anlamda bunların etkisi olmuştur diye düşünüyorum.
Şu anki isteğim tabii ki Böyle güzel başladığımız bir şeyi daha da geliştirmek.
Mutlaka geri dönüp daha da geliştirip güzel şeyler içine ekleyeceğiz.
Ben inanıyorum kesinlikle eklersiniz.
Bu kadar dedike bir şekilde çalışıp bir şeylerden feragat edip böyle güzel bir şey çıkardıysanız ki gerisi de gelir.
Ki zaten aslında önemli olan da o değil mi?
Bir şeyi yaparken ona inanmak.
Onu farklı yaparken de bir şeylerden feragat etmek başarı da bu şekilde geliyor.
35 bin kişi bence çok yüksek bir rakam indirilenlere göre.
Ki daha da artar diye tahmin ediyorum bu rakam böyle giderse.
Onun dışında sana sormak istediğim çünkü sen her zaman ruhun doymazsa bedenin de doymaz diyorsun ya.
Hep böyle dediğin gibi holistik ruh beden bütünlüğüne inanan bir yaklaşımın var.
Bu konuda dinleyenlere...
Tavsiyen ne olabilir?
Ruh ve beden bütünlüğü, istediklerini başarma konusunda ya da senin bu hikaye, anlatın hikayelerin gibi bir şeyi aklına koyduğunda nasıl yapacaklar, neyi farklı
yapsınlar gibi ne gibi tavsiyelerin olabilir bize?
Bu tavsiyeyi aslında ikiye bölebilirim.
Öncelikle hani meslektaşlarıma ya da bu mesleği okumak isteyenlere çok kısa tavsiyede bulunayım.
Öncelikle... Bunu gerçekten istiyor musunuz?
Onu düşünmek lazım.
Bu mesleği yapmayı gerçekten istiyor musunuz?
Yoksa sadece popüler diye mi yapmak istiyorsunuz?
Ya da puanım onu tutuyor diye mi?
Aslında kolay bir meslek değil.
Özellikle insanlarla sürekli iç içe olduğunuz, her zaman onların durumuna göre şekillenip tavsiye vermek en bilimsel anlamda.
Hem işte motivasyon verme, desteklemek anlamında herkesin problemi oluyor, çok sorusu oluyor vs.
Sürekli kendinizi geliştirmeniz gerekiyor yani.
O yüzden bunu gerçekten istiyor musunuz?
Bir ona karar vermek gerekiyor.
Ve gerçekten istiyorsanız, bu mesleği okumaya başladıysanız mutlaka ben diyorum ki İngilizcenizi geliştirin.
Yani olmazsa olmazlardan bir tanesi.
Çünkü tüm bilgiler, makaleler hepsi İngilizce, yabancı dilde.
O yüzden mutlaka geliştirmelerine bu anlamda bir şey yapmalarını tavsiye ederim.
Mezun olduktan sonra da bir anda ben her şeyi mükemmel yapacağım diye kimse beklemiyor.
Bu her meslekte aynı aslında. Çünkü mezun olduğumuzda biz her şeyi biliyormuşuz gibi.
Ama deneyim kazandıkça aslında hiçbir şey bilmediğimizi anlıyoruz mezun olduğumuzda.
Yani hiçbir şey bilmediğimiz derken tabii ki bir sürü bilgimiz var ama o bilgiler teorik.
O teorik bilgileri pratiğe nasıl geçireceğiz?
Tabii ki hatalar yapabiliriz.
O yüzden bu hatalardan da öğrenmek gerekiyor.
Ve karşınızdakini empati yaparak.
ilerlemek gerekiyor ve dediğim gibi sürekli hem teorik açıdan kendinizi geliştirmeniz hem de deneyimle birlikte aslında siz ne yapmak istiyorsunuz işte ve bir alanda mutlaka özelleşmelerini tavsiye ederim.
Türkiye'de çok fazla özelleşme diye bir şey yok aslında bakarsan.
Sadece ki sen kendin isteğin doğrultusunda o alana yönelerek özelleşsin.
Mesela yurt dışında master'da daha fazla özelleşmiş bölüm var.
Hani işte ben Atıyorum halk sağlığı okumak istiyorum diyorsun.
Onunla ilgili bir okula gidiyorsun gibi.
Bizde öyle çok fazla özelleşme yok.
O yüzden de kendin o yolu bulup aslında özelleştiğin şeyi bulup kendini ne seviyorsan onu bulmak gerekiyor.
İşte benim fonksiyonel tıpla ilgili özelleştiğim gibi.
O anlamda kendi sevdiği şeylerini yapmalarını tavsiye ederim.
Meslektaşlarımla ilgili olan kısım bu.
Daha sağlıklı beslenmek isteyen, bir değişim yapmak isteyen kişiye diyeceğim de ilk aşama tabii ki her şey farkında olmak.
Bir sorun varsa öncelikle onu farkında olmamız gerekiyor.
Ben burada ne yanlış var?
Neyi değiştirmem lazım?
Hızlı mı yiyorum mesela?
Neden kilo alıyorum? Ben her zaman onu sorarım.
Sizce bu kiloya neden geldiniz diye.
Çünkü orada bir insanları düşünmeye teşvik ediyoruz.
Ya da yediklerini yazmak mesela kişiye çok büyük bir farkındalık veriyor.
İşte duygusal yeme yapıyorsam bunu hangi anlarda yapıyorum gibi öncelikle bir farklılık olması gerekiyor.
Ve bu değişimi gerçekten siz kendiniz için mi istiyorsunuz?
Öncelikle buna da bakmak lazım.
Yoksa size başkası yorumda bulundu da o yüzden mi istiyorsunuz?
Eşiniz mi istiyor atıyorum arkadaşınız mı sevgiliniz mi istiyor?
Öncelikle kendimizin istemesi lazım.
Çünkü kendimiz istemediğimiz sürece bir yere kadar gidiyor değişim ve daha devamı gelmiyor.
Bunun dışında başladık bir yola.
Bununla ilgili de vizyonlama, olumlama çok fazla yardıma oluyor.
İşte o ruh beden zihin bütünlüyor.
Çünkü biz mesela bir kilo vermek istiyoruz, hedefimiz var ve onunla ilgili ben diyorum ki her zaman olumlama yapın ve vizyonlama yapın.
O bedendeki kendinizi hayal edin.
Yani o bedene ulaştığınızda nasıl görüneceksiniz, ne giyiyor olacaksınız gibi gibi böyle vizyonlama yapmak aslında çok yardımcı oluyor.
Bu şey değil mesela işte beş sene önce otuz dört beden kıyafete gidiyordum.
Onun içine tekrar girmek istiyorum deyip o kıyafeti asmak değil oraya.
Çünkü o bazen demotive de edebiliyor kişiyi.
Hani eskiden böyleydim of işte şimdi olamayacağım nasıl yapacağım gibi böyle şeyler olabiliyor.
O yüzden her zaman pozitif şekilde yapmak lazım.
Evet çok hep şey vardır ya ben gençken kırk dokuz kiloydum kızım diye annemle.
O için öyle olmadı.
Hep kırk dokuz kilo. Evlendiğimde belim şu kadardı.
Aynen. Çok çok doğru noktalara değindin Selen.
Ruh beden bütünlüğü, aynı şekilde nedenini bilmek, daha farkında olmak hepsinin için daha da önemli.
Evet aynen öyle ve son olarak da şunu söylemek istiyorum.
Aceleci davranmayın.
Bu kilo bir günde gelmedi ve bir günde de gitmeyecek.
O yüzden bir diyetistene gidiyorsanız, beslenme uzmanına gidiyorsanız ona güvenin.
Ve sizin yaşam tarzı da uygun bir şekilde tabii ki olması önemli.
Hızlı kilo vermek değil, sağlıklı ve kalıcı kilo vermek önemli.
Ve aynı zamanda ben hep şey diyorum, yağlarınızla güzel ayrılık.
Böyle sinirli bir şekilde, of gitsinler artık gibi böyle negatif söylemler değil.
Canım yağlarım artık siz görevinizi yerinize getirdiniz.
Artık gidebilirsiniz diye böyle her zaman şefkatle, sevgiyle.
göndermek gerekiyor.
Çünkü bunun da bilimsel bir tarafı da var tabii ki.
Bir stresli olduğumuzda veya kilo vereceğim işte 100 gram verdim, 200 gram aldım gibi stres yaptığımızda vücut kendini kapatıyor.
Stres hormonu salgılıyor.
Kortizol hormonu salgılıyor. Ve bu kilo vermemizi engelliyor.
Mesela bazı danışanlarımda benim bir hafta bıraktırdığım oluyor diyeti.
Aynen öyle. Burası çok doğru.
Ve bence bu durum her tarafa işliyor.
Hem kilo verirken hem sağlıklı bir yaşam tarzı kurarken aynı zamanda bu Roma bir günde kurulmadı.
Aslında böyle adım adım bilinçli olarak aynı senin yaptığın gibi hani küçüklükten gelen bir hikayeyle isteyerek, bilerek, öğrenerek, kendini geliştirerek ve ne
istediğini bildikten sonra, fark ettikten sonra sana anlam ifade eden şeyleri bunun üzerine giderek Hani buraya doğru bağlıyorum.
Çünkü bu da çok uygun.
Hayatımızın her alanında aslında bilinçli olmak ve bir şeye zaman tanımak, kendimize zaman tanımak çok önemli.
Aynen öyle. Yani bu zaten anlattıklarım aslında hayatın her alanında uygulanabilir sende dediğin gibi.
Çünkü bir şey yapmak istediğimizde bunun için gerçekten çok çalışmamız gerekiyor.
Hani evet hayal etmek başarmanın yarısı lafı vardır ya.
Evet yarısı ama...
Bir diğer yarısı da bunun için çalışmak.
Bir şeyi başarmak istiyorsak bunun için çalışacağız.
Emek vereceğiz. Tabii ki zaten biz yaparken o yolda zaten mucizeler bizi karşılıyor.
Mutlu olduğumuz anlar, güzel değişimler oluyor.
O anlamda acele etmeden ve keyifle yapmak gerekiyor.
Ben yemek yemek konusunu da her zaman onu tavsiye ediyorum.
Yemek yerken senin aslında ilgilendiğin alan mindfulness ile alakalı bir gurme edasıyla yiyin diyorum.
Keyifle. Tadı nasıl, bu yemek nasıl yapıldı, kokusu nasıl, tabağıma nasıl geldi diye düşünerek böyle yavaş yavaş gurme edasıyla keyif alarak yemek gerekiyor.
Bu sayede zaten yavaş da yiyorsunuz.
Ve yavaş dediğiniz için de zaten tokluk sinyali beyninizde gidiyor.
Ve doyduğunuzu anlıyorsunuz.
Ve böyle bir zaten zincirleme aslında iyileştirme yaşanıyor.
Evet, yavaş yavaş sabırla, bekleyerek, zaman tanıyarak, dediğin gibi farkında bir şekilde.
Bunları adapte etmemiz gerekiyor.
Yavaş yavaş kapatalım o zaman biz de.
Hazır yavaş yavaş demiştim.
Çok teşekkür ederim bizimle hikayeni paylaştığın için ve bu kadar güzel de bilgi verdiğin için.
Çünkü hepimizin hayatında yemekle alakalı ya da yiyeceklerle bir aşk-nefret ilişkisi var.
O yüzden bence bayağı bilgilendirici, bayağı güzel bir bölüm oldu.
Çok teşekkür ederim vaktini ayırdığın için.
Ve buradan eğer sonuna kadar dinledilerse de Nutria FM'i cebinizdeki diyetisyeni indirmeyi unutmayın.
Şahsen bizzat kendim olaraktan ben kullandım ve çok memnun kaldım.
Aşk-nefret ilişki istediğin gerçekten onu çok doğru söyledin.
Çok güzel şekilde söyledin.
gerçekten yemekle aramızda bir aşk nefret ilişkisi var.
O biraz daha işte ben aşka kaysın istiyorum.
Hani yemekle aramızda nefret ilişkisi olmasını istiyorum.
İnşallah dediğim gibi bu anlamda herkes bir şekilde bir yerden aklında bir şey kalır.
Ben de tekrar çok teşekkür ediyorum.
Uygulama indirirseniz de çok sevinirim.
Bu anlamda tavsiyelerimde merak edenler olursa beni de takip edebilirler.
Diyetisyen Selen ismiyle varım sosyal medyada.
Instagram'da. Aynı şekilde çok teşekkürler Selen'cim yaptığın paylaşımlar için.
Görüşmek üzere o zaman.
Gelişigüzel Hayaller''in ikinci bölümünün sonuna geldik.
Eğer ki yeni gelişmelerden ve diğer ilham verici hikayelerden haberdar olmak istiyorsanız abone olmayı ve Instagram'da Gelişigüzel Hayaller hesabını takip etmeyi unutmayın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
