
Blink: Sezgiler Ne Zaman Haklı, Ne Zaman Yanıltır?
24 Ağustos 2026 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Geçen bölümde halo etkisini ve hızlı yargıların bizi nasıl yanılttığını konuştuk. Bu bölümde madalyonun diğer yüzünü konuşacağız: Malcolm Gladwell'in Blink kitabı üzerinden, aynı hızlı sezginin ne zaman şaşırtıcı derecede doğru olduğu. ". Sezgiye ne zaman güvenmeli, ne zaman güvenmemeli?
Temel soru: İlk iki saniyede verdiğimiz karar, aylarca düşünerek verdiğimizden daha mı iyi olabilir? Ve aynı sezgi hem nasıl dahi hem nasıl ölümcül olabiliyor?
Transkript
Los Angeles'teki Getty Müzesi'ne 1980'lerde bir heykel getiriliyor.
Antik Yunan'dan kalma 2000 yıllık olduğu söylenen bir kuros yani genç erkek heykeli.
Müze bunun için neredeyse 10 milyon dolar ödemeye hazırlanıyor ama önce tabii ki emin olmak istiyorlar ve tam 4 ay boyunca Bilim insanları heykeli inceliyor.
Jeologlar mikroskop altında taşın yaşına bakıyor, testler yapılıyor ve çıkan sonuç heykel gerçek.
2000 yıllık ve muadilleri günümüze tek parça halinde gelememişken bu heykel sanki dün yapılmış gibi muazzam bir şekilde duruyor.
Sonra müze daha da emin olmak için birkaç tane sanat uzmanını çağırıyor ve bu uzmanlar heykele bir bakıyor sadece bir bakışta.
İçlerine bir şey sinmiyor, bir terslik var diyorlar.
Böyle bir taze görünüyor diyen var ya da bir İtalyan sanat tarihçisi tırnaklarına takılıyor.
Burada yanlış bir şey var diyor.
Başka bir de heykeli görür görmez.
Üzgünüm bunu almayı düşündüğünüz için diyor.
Tamamen boşta bulunup söylüyor bunu.
Saniyeler içinde ama açıklayamıyor neden böyle düşündüğünü.
Ve haklı çıkıyorlar. Heykel sahte arkadaşlar.
14 aylık bilimsel analiz çöp.
2 saniyelik sezgilerle insanlar haklı çıkıyor.
Geçen bölümlerden birinde 2 bölüm öncesinde hızlı yargıların bizi nasıl yanılttığını konuşmuştuk.
Bugün de tam tersi olan hızlı yargıların bazen nasıl işe yaradığından bahsedeceğiz.
Biliyorsunuz ki bir konuyu her açıdan ele almayı severim.
Herkese merhaba ben Emine, gelişigüzel hayallere hoşgeldiniz.
Hatırlarsanız ya da dinlediyseniz Halo etkisi bölümünde bir insanın tek bir özelliğine bakıp onun hakkında koca bir hikaye kurduğumuzu ve bunun ne kadar yanıltıcı hatta ne kadar adaletsiz olabildiğini anlatmıştım.
Ama o bölümü çekerken aklımda hep şu vardı, benim genelde ilk izlenimlerim hep doğru çıkıyor, genelde dediğim de insanlar hakkında olan ilk izlenimlerim.
Mesela birinden adını koyamadığım bir sebeple hoşlanmadıysam böyle ilk tanıştığımda bir şeyler içime sinmediyse sonrasında ama onun adını koyamadığım için Emine sen de çok irdeliyorsun deyip görüşmeye devam ettiğimde
hep bir maraz çıkıyor şaşmaz.
O yüzden düşünürüm evet Halo etkisi diye bir şey var ama bazen de içime doğdu dediğimiz şey şaşırtıcı derecede doğru çıkıyor.
Ben de bu vesileyle bu konuda yazılmış en ünlü kitaplardan biri olan Malcolm Gladwell'in Blink'ini okudum.
2005'te çıkan ve dünyada milyonlarca satan bir kitap.
Bu konu hakkında araştırmalarla yaptım.
Çünkü kitapla alakalı bayağı da bir eleştiri var.
Onları da dahil ettim. Çünkü biliyorsunuz ki eleştirel düşünme kasamızı güçlendirmek bu kanalın asıl amaçlarından biri.
Evet, hazırsanız başlayalım.
Gladwell'in kitabının merkezinde bir kavram var.
Thin slicing. Türkçe'ye ince dilimleme diye çevirebiliriz.
Ama ne demek bu? Zihnimizin çok az bilgiden, çok ince bir dilimden doğru bir sonuca varabilme yeteneği.
Bilinçaltımız biz farkına bile varmadan bir durumu tarıyor, kalıpları yakalıyor ve bir yargıya varıyor.
Bunu da saniyeler içinde yapıyor.
Gladwell buna uyarlanır bilinç dışı diyor.
Beynimiz zaten arka planda çalışan dev hızlı bir bilgisayar gibi ya.
O bilgisayarın içinde bir karar verme botu olduğunu düşünün.
İlgili durumları tarıyor ve daha...
Bilinçli zihnimiz yetişemeden harekete geçiyor.
Hemen örneklendireyim.
Psikolog John Gottman ilişki araştırmalarının efsanevi ismi çiftleri sadece 15 dakika izliyor, konuşmalarını ve birbirlerine karşı beden dilini analiz ediyor.
Sonrasında da o çiftin 15 yıl sonra hala evli olup olmayacağını %90 doğrulukla tahmin edebiliyor.
Bir saat izlerse de doğruluk payı %95'e çıkıyor.
Düşünün. Bir insanın evliliğinin geleceğini 15 dakikalık bir sohbetten okuyabiliyor.
Peki ama nasıl? Doğru bir ince dilime bakarak.
Gottman özellikle bir duyguyu arıyor.
Küçümseme ve aşağılama.
Eğer bir eş diğerine gözlerini deviriyorsa, ona tepeden bakıyorsa bunları en güçlü boşanma işareti olarak adlandırılıyor.
Bununla beraber birkaç tane daha parametresi var tabi mesela.
fikir ayrılığına düştüklerindeki tepkisi gibi birkaç tane daha duyguya bakıyorlar.
Ama en güçlü olanı da bu küçümseme ve aşağılamaymış.
Yani karşısındakini değersiz görme.
Bundan bahsediyor. Bir başka örnekte öğrencilerin yurt odalarına onları hiç tanımayan insanları sokuyorlar.
Diyorlar ki yurt odasına bak 20 dakika geçir burada ve bu insan hakkında bize ne düşündüğünü söyle.
Ve o kadar o kadar net cevaplar geliyor ki çünkü eğer bir yere yaşadığınız bir yere Birisi 20 dakika bakıyorsa sizi yakından tanıyan insanlardan daha isabetli çözebilir.
Çünkü bir insanın yaşam alanı, kitapları, tertibi, düzeni, eşyaları onun hakkında direkt bilgi veriyor.
Çok ince bir dilim ama doğru bir dilim.
Bu bahsettiğim şey sadece Gladwell'in bir iddiası değil bu arada.
Gladwell da zaten yapılan araştırmaları arka planda inceliyor.
Ve Nalini Ambedi ile Robert Rosenthal adlı iki psikologun 1992'de meşhur bir meta analizi var.
İnsanlar birkaç saniyelik gözlemden bile bir öğretmenin ne kadar iyi olduğundan tutun da bir kişinin kişiliği ne kadar şaşırtıcı derecede isabetli tahminler yapabiliyormuş.
Hatta bir çalışmada öğrencilere bir öğretmenin sadece 10 saniyelik sessiz videosunu izletiyorlar.
Ses yok, sadece görüntü var, vücut dilini okuyorlar.
Ve öğrencilerin verdiği puanlar öğretmenin bir dönem boyunca ders verdiği öğrencilerin verdiği puanlarla neredeyse eş değerde.
Ama bunun sonrasında yapılan araştırmalarda da şöyle bir detay var.
Her özellik aynı hızda okunmuyor.
Bir insanın dışa dönüklüğü, zekası, olumsuz duyguları bunlar 5 saniyede bile isabetle okunabiliyormuş.
Ama uyumluluğu, açıklığı, duygusal dengesi gibi daha derin şeyler uzun zaman gerektiriyor.
Yani bu bahsettiğimiz thin slicing her şeyde değil de bazı şeylerde çalışıyor.
Bu ayrım burada dursun çünkü birazdan işin karanlık tarafına geldiğimizde çok işimize yarayacak.
Şimdi kitabın sezgiye aykırı fikrine geliyoruz.
Bazen daha fazla bilgi daha kötü karar demek.
Bunu en güzel gösteren şey de Ayava Üniversitesi'ne yapılan bir kumar deneyi.
Katılımcılara 4 destek kart veriliyor.
2 kırmızı, 2 mavi. Kartları çevirdikçe para kazanıyor ya da kaybediyorlar.
Ama şöyle bir şey var.
Kırmızı desteler tuzaklı, uzun vadede kaybettiriyor.
Mavi desteler güvenli.
İnsanın bunu mantıkla çözmesi yani kırmızı desteler kötü diyebilmesi için ortalama 80 kart çevirmesi gerekiyor.
Ama araştırmacılar katılımların avuç içlerindeki ter bezlerini ölçüyor, stres seviyelerini ölçüyor ve görüyorlar ki daha 10.
kartta İnsanların bedeni kırmızı desteğe stres tepkisi vermeye başlıyor.
Elleri terliyor. Yani beden tehlikeyi 70 kart önce sezmiş.
Zihin farkına bile varmadan.
Ve o stres tepkisi başladığı anda insanlar farklı davranmaya başlıyor.
Kırmızı desteden uzaklaşıyorlar.
Bunun bilincine varmadan önce doğru kararı vermeye başlıyorlar bile.
Gladwell'in buradan çıkardığı ders şu.
Bazen sezgi mantıktan daha hızlı ve doğru çünkü bilinç dışımız bilincimizin boğulacağı kadar çok veriyi aynı anda işleyebiliyor.
Hatta bir savaş oyunu örneği var kitapta.
2002'de ABD ordusu dev bir askeri tatbikat yapıyor.
Bir tarafta kırmızı takım, Paul Van Ruyper adlı emekli bir general.
Bir tarafta mavi takım, dev bilgisayarlar, analizler, veri her şey ve...
Van Riper bütün o teknolojik üstünlüğe rağmen mavi takımı perişan ediyor.
Neden? Çünkü mavi takım analiz felcine uğruyor.
Fazla veri, fazla toplantı, fazla düşünme.
Van Riper'a baktığımızda o daha hızlı kararlar veriyor.
Çünkü sezgisel ve deneyime dayalı kararlar veriyor.
İşte tam olarak buraya dikkatinizi çekmek istiyorum arkadaşlar.
Çünkü Van Riper'ın sezgisi de rastgele değil.
Yılların eğitimi ve deneyimi var arkasında.
Buraya da birazdan geri döneceğiz.
Zaten kitapta saf bir şekilde sezgilerinize güvenin demiyor.
Kitabın asıl mesajı sezginizi ne zaman kullanacağınızı bilin.
Yani sezginin ne zaman yanıldığını bilin.
Ve tam burada işte geçen bölümde bahsettiğim Halo etkisiyle buluşuyoruz.
Gladwell'in Warren Harding hatası dediği bir bölüm var kitapta.
Warren Harding 1920'lerde Amerika başkanı olmuş bir adam.
Nasıl seçilmiş biliyor musunuz?
Başkan gibi göründüğü için.
Böyle uzun boylu, yakışıklı, güven veren, heybetli bir adam olduğu için.
İnsanlar ona baktığında işte lider budur diyor.
Ama Harding Amerika tarihinin en kötü başkanlarından biri çıkıyor arkadaşlar.
İşte geçen bölümde yani Halo etkisi bölümünde de tam bunu konuşmuştuk.
Bir olumlu özelliğin uzun boy yakışıklılık gibi bir özellik bir insan hakkındaki düşüncelerimizi tamamen etkilemesi.
Gladwell'in de Warren Harding hatası dediği şey bizim Halo etkisi dediğimiz şey ta kendisi.
Ve Gladwell burada şunu söylüyor.
Uzun boylu erkekler daha çok CEO oluyor.
İnsanlar birini başkan gibi, lider gibi gördüğü için seçiyor.
Gerçek yeteneğine değil, görünüşüne bakarak.
Thin slicing yüzeysel bir özelliğe takılıp çöp üretebiliyor da diyor.
Yani tartışılır tabii bu.
Katılıyorum ama bunun tam tersi bir sürü örnek de var.
O yüzden de tek bir şekilde genellemek de doğru.
Olmaz bence. Mesela kitapta şöyle bir örnek de var.
1999 yılında New York Bronx'da geçiyor.
Diyaloğdu'nda bir göçmen Gine'den gelmiş 22 yaşında.
Bir gece kendi evinin önünde duruyor.
4 tane sivil polis onu şüpheli buluyor.
Neden kimse bilmiyor. Diallo cebine uzanıyor cüzdanı çıkarmak için ama polisler bunu silah zannediyor ve saniyeler içinde 41 kurşun sıkıyorlar.
Adam ölüyor, silahı da yokmuş bu arada.
Gladwell buna zihin körlüğü diyor.
Aşırı stres, zaman baskısı ve ön yargı birleştiğinde bu bahsettiğimiz Thin slicing kavramı çöküyor, insanları doğru okuma yeteneğimiz kayboluyor ve boşluğu ön yargılar dolduruyor.
Yani Getty'de heykelin sahte olduğunu anlayan o Sezgi, Bronx'a masum bir insanı öldüren şey de olabiliyor.
Peki fark neymiş Emine diye soracak olursanız, Gladwell buna birkaç tane cevap veriyor.
Birincisi uzmanlık ve deneyim.
Getty'deki sanat uzmanlarının sezgisi boşuna değildi çünkü 30-40 yıllık deneyimin damıtılmış halinden bahsediyoruz.
Ya da az önce örnek verdiğim Amerikan ordusundaki tatbikat Van Riper'ın sezgisi.
Yani eğitilmiş sezgi ile eğitilmemiş önyargı farklı şeyler.
Bir konuda binlerce saat harcamışsanız sezgi dediğimiz şey bir yandan da çok hızlı çalışan bir uzmanlık olabiliyor.
Ama o deneyim yoksa sezgi sadece önyargı da olabilir.
İkincisi stres ve zaman.
Dayalo vakasında olduğu gibi aşırı stres altında ve saniyeler içinde verilen kararlarda sezgi çöküyor ve Gladwell diyor ki kalp atışı dakikada 145'i geçince insanın doğru düşünme yeteneği
kapanıyor. O yüzden çözüm karara zaman ve mesafe koymak.
Üçüncüsü doğru bilgiyi izole etmek.
Gladwin'in en güzel örneklerinden bir tanesi kör seçmenler.
Eskiden senfoni orkestraları neredeyse tamamen erkeklerden oluşuyormuş.
Çünkü jüri müzisyeni görünce halo etkisine kapılıyormuş arkadaşlar.
Onlara göre kadın iyi çalamaz.
Ama sonra müzisyenleri bir perdenin arkasına koymaya başlıyorlar.
Jüri sadece müziği duyuyor, çalanı görmüyor.
Ve birden kadın müzisyenlerin oranında inanılmaz bir artış oluyor.
Hatta şöyle bir hikaye de var.
Abby Conant adlı bir tramboncu.
1980'de Münih Filharmoniye perde arkasına seçmeye giriyor.
O kadar iyi çalıyor ki jüri işte bu diyor.
Perde kalkıyor ve kadın olduğunu görünce şoka giriyorlar.
Çünkü trambon eşittir erkek enstrümanı diye bir algı var.
Ama sezgileri görüntüyle kirlenmediğinde böyle sonuçlar ortaya çıkabiliyor.
Bunu insanlar size yaptığınızda sizin de kendinizle ilgili algınız değişebiliyor.
Kitapta şöyle bir örnek vardı bu gerçekten beni çok sorgulattı.
Sınava girecek öğrencilere öncesinde ırklarını soruyorlar ve siyahi öğrencilerden ırklarını yazan çocuklar çok daha düşük puanlar alıyor.
Sonra soruyorlar yani sence bunun bir etkisi olabilir mi normalden aldığından düşük puan aldığın ırkını yazdığın zaman?
Yani siyahi olmak eşittir başarısızlıktır gibi bir algı olduğu için Amerika'da eski zamanlarda.
Onlar da diyor ki yo hiç öyle düşünmedim zannetmiyorum bence ben zaten hani çok da iyi yapamadım gibi düşünüyorlar ve bu araştırılıyor.
Bilinç altında toplumun onlara empoze ettiği ne varsa siyahilerin suç oranı yüksektir, siyahilerin başarı oranı düşüktür gibi onlar da bunu içselleştiriyor.
Tabii ki araştırmalara baktığınızda ya Emine ama böyle de diyebilirsiniz.
Orası ayrı bir konu ama birisi size sürekli ya da sizin grubunuza, sizin ait olduğunuz gruba sürekli bir yakıştırma, bir etiket yapıyorsa siz onu içselleştiriyorsunuz ve onlar sizin
sınırınız olabiliyor.
Bu kitapta beni çok etkilemişti mesela.
Şimdi gelelim kitabın eleştirildiği yere.
Öncelikle ben bu bölümü çekmeden önce If Box Could Kill diye bir podcastın bu kitapla alakalı yorumunu dinledim.
Böyle havaalanı kitapları diye tabir ettikleri kitapları okuyup eleştirisini yapıyorlar ve aşırı komik bir ikili.
İngilizce podcast dinlemeyi seviyorsanız kesinlikle tavsiye ederim.
If Box Could Kill. Kitabı objektif eleştirmişler ama Malcolm Gladwell'i azıcık.
Azıcık hırpalamışlar.
Şimdi bu podcast'tan ayrı bilim dünyasına gelecek olursak.
Bu kitap etkileyici bir kitap.
Evet milyonlarca sattı.
İlk çıktığında bayağı bir sansasyon yarattı.
Ama bilim dünyasında herkes Gladwell'e katılmıyor.
Hatta çok ciddi eleştiriler de var.
En kapsamlısı da şu. 2014'te iki bilim insanı Ben Newell ve David Shanks Behavioral and Brain Science diye saygın bir dergide dev bir inceleme yayınlıyor.
İncelemenin adı da karar vermede bilinç dışı etkiler eleştirel bir değerlendirme.
Ve diyorlar ki durun bakalım bu akıllı bilinç dışı bu sezgi her şeyi biliyor fikri birazcık fazla abartıldı sanki.
3 tane çok önemli itirazları var ve bence hepsi çok mantıklı.
Birincisi o meşhur deneyler tekrar yapıldığında çoğu zaman aynı sonuçlar çıkmıyor.
Mesela karmaşık kararları bilinç altına bırak uyu üstüne daha iyi karar verirsin gibi bir fenomen var ya.
Newell ve Shanks bunun defalarca tekrarlandığını ama çoğu tekrarda etkinin kaybolduğunu gösteriyor.
Yani belki ilk sonuç bir tesadüftü ama biz ona inanmak istediğimiz için ona inanıyoruz.
İkincisi bu deneyler insanlar farkında olmadan karar veriyor diyor ama Newell ve Shanks da diyor ki gerçekten farkında değiller mi yoksa biz onlara doğru soruyu sormadık mı?
Belki insanlar aslında neden öyle karar verdiklerini biliyorlar ama biz ölçemiyoruz.
Mesela ayava kumar deneyini hatırlayın.
Beden 10. kartta biliyordu demiştim ya.
İşte bunu bile tartışıyorlar.
Belki insanlar o kadar erken bilinçli olarak da bir şeyler sezmeye başlıyor ama belki nedenini iyi bir şekilde anlatamıyor.
Zaten insanların kendini ve duygularını ifade etme kapasitesini düşünürsek bence burası da mantıklı.
Üçüncüsü Neville ve Shanks şöyle bir şeye değiniyor.
Biz bir sonucu sezgilerimize uygun düştüğü için fazla kolay kabul ediyoruz.
Sezgi güçlüdür fikri hoşumuza gidiyor, romantik geliyor.
O yüzden de kanıtları çok fazla eleştirmeden, eleştirel düşünce yapmadan Buna inanıyoruz ve bir fikir bize çekici geldiğinde onu fazlasıyla parlatıyoruz.
Bunu çok gözlemledim bu arada bence haklılar.
Peki bu bilinki çöpe atmalıyız mı demek?
Hayır tabii ki de aslında Gladwell'in kendisi de kitapta Sezgin'in hem işe yaradığını hem yanıldığını söylüyor zaten.
Eleştirmenler Sezgi'nin bir durumda kesinlikle işe yaradığını kabul ediyor zaten.
Ne zaman? Kahneman ve Klein'in çalışmalarını hatırlayın.
Gerçek uzmanlık olduğunda, düzenli geri bildirim olduğunda ve istikrarlı bir ortam olduğunda.
Yani yine aynı yere geliyoruz.
Eğitilmiş Sezgi değerli, eğitilmemiş Sezgi tehlikeli.
O yüzden de ben bu bölümü şöyle bitirmek istiyorum.
Bilin ki okuyun ama Neville ve Shanks'ı da aklınızda tutun.
Bu kitabın çok satması her cümlesinin doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Bir de çok çok keskin hatta biraz acımasız bir eleştiri var.
Onu da paylaşmadan geçemeyeceğim size.
Ünlü bir Amerikalı hukukçu ve yargıç Richard Posner daha kitap çıkar çıkmaz inanılmaz bir eleştiri yazıyor.
Adını da Blinkert koyuyor.
Yani at gözlüğü takılmış, görüş açısı daralmış demek.
Güzel bir kelime oyunu. Blink ile dalga geçiyor.
Posner'ın en büyük itirazı şu.
Bence haklı bayağı. Hani açılışta anlatım geti heykeli vardı ya uzmanların iki saniyede sahte olduğunu anladığı heykel.
Posner diyor ki bu aslında sezginin değil deneyimin zaferi.
O uzmanların kafasında sihirli bir sezgi yok.
Yılların bilgisi alışkanlıkta o kadar hızlanmış ki artık anında çalışıyor.
Yani o içime doldu dedikleri şey aslında çok hızlı işleyen bir muhakeme yeteneği.
Posner'ın deyimiyle de alışkanlık yoluyla bilinç dışına inmiş bir düşünme süreci.
Buradan yola çıkarak kitaptaki her örneği komik ve iğneleyici bir şekilde kendince çürütüyor ve şunu da söylüyor.
Gladwell'in kitabı iyi fikri olan iyi insandır yanılgısına düşüyor.
Kitapta psikolojiyi doğru anlayan herkes aynı zamanda soylu sevimli kahraman gibi anlatılıyor.
Bu da zaten Halo etkisinin kendisi.
Bir insanın bir özelliğini alıp bütün karakterini parlatamazsınız.
Gladwell'de Halo etkisini anlatırken bile Halo etkisine düşmüş olabilir diyor.
İnsan zihni gerçekten şaşırtıcı.
Seviyorum ben böyle karşıt görüşleri okumayı.
Yani demem o ki bence buradaki asıl olay şu.
Kendi sezgilerimizi tanımak.
Bu his nereden geliyor diye sorabilmek.
Bu yılların deneyiminden gelen bir bilgi mi yoksa içselleştirdiğim bir önyargı mı?
Bir konuda gerçekten uzman mıyım yoksa sadece kendimi öyle mi zannediyorum?
Ben kendi hayatımda şunu öğrendim.
Bazı kararlardaki içimdeki ses gerçekten doğruyu biliyor.
Özellikle insan ilişkilerinde, yılların deneyimiyle.
Ama bazı kararlarda o içime doğdu dediğim şey aslında korkumdan ya da önyargılarımdan da geliyor olabilir.
İkisini ayırt etmeyi öğrenmek gerekiyor.
O yüzden bu haftanın sorusu da şu olsun.
Hangi konularda sezgileriniz içime doğdu dediğiniz şey doğru çıkıyor.
Hangilerinde çıkmıyor.
Evet arkadaşlar bir bölümün daha sonuna geldik.
Bölümü beğendiyseniz sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın.
Bölüm hakkındaki fikirlerinizi de eğer yurt dışında yaşıyorsanız, Türkiye'de hala açık değil sanıyorum, Spotify'da yorum yazabilirsiniz ya da bana Instagram'dan ulaşabilirsiniz.
Instagram adresinde emineyesicimen2n ile.
Sonunda iki tane n var, değiştirdim de adresimi.
Artık ulaşamıyor olabilirsiniz.
Onun dışında bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
