
Bitter Çikolatalı Hayat: Psikolojik Zenginlik Nedir?
27 Aralık 2025 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde, Life in Three Dimensions kitabından yola çıkarak “psikolojik zenginlik” kavramını keşfediyoruz.
Tolstoy’un varoluşsal krizinden Nietzsche’nin mutluluk eleştirisine, Hesse’nin keşif dolu hikâyelerine kadar uzanıp, mutluluk ya da anlam olmadan hayatı nasıl yaşayacağımızı tartışıyoruz.
Transkript
Bazen düşünüyorum da iyi bir hayat yaşamak ne demek gerçekten?
Mutlu olmak mı? Anlamlı bir hayat kurmak mı?
Yoksa böyle içi sürprizlerle, iniş çıkışlarla dolu, psikolojik olarak zengin bir hayat mı?
Herkese merhaba, ben Emine.
Bugün Gelişi Güzel Hayaller'de tam olarak da bundan bahsedeceğiz.
Mutluluk, anlam ve üçüncü boyut psikolojik zenginlik.
Yani hayatın bize sunduğu bütün tatları tatlısıyla, ekşisiyle, acısıyla birlikte tadabilmekten.
Araştırmalar diyor ki kısa vadede insanlar yaptıkları şeylerden pişman olur.
Ama... Uzun vadede yapmadıkları şeylerden.
Bunu zaten bu kanalda hep konuşuyoruz değil mi?
Yani o keşke dediğimiz anlar genelde denemediğimiz, gitmediğimiz, söylemediğimiz şeylerden doğuyor.
Ve belki de bu yüzden psikolojik olarak zengin bir hayat tam olarak da harekete geçen bir hayat olarak nitelendirilebilir.
Literatürde psikolojik olarak zenginlik, Amerikan Psikoloji Derneği'nin bunun üzerine çok güzel araştırmaları var.
Bakabilirsiniz isterseniz Google'layıp.
Bundan bahsediyor. Diyor ki ne tamamen mutluluk üzerine kurulu ne de sadece anlam üzerine.
Daha çok böyle sürprizlerle dolu, bazen karanlık, bazen parlak.
Hatta bunu... Bitter çikolataya benzetebiliriz bence.
Böyle beklenmedik, derin, yoğun bir tadı olan ama bir yandan da insanın ağzına eridikçe böyle güzel bir tat veren, bilmiyorum tabii bitter çikolata sever misiniz ama ben çok severim ve bu tabir bana çok güzel geldi.
Zamanla işte bu küçük sıra dişi deneyimlerimiz birikiyor ve psikolojik olarak zengin bir hayatı inşa ediyor.
Psikolojide uzun süredir bir tartışma var.
Zaten birçok kanalda da görüyorsunuzdur, birçok içerikte de görüyorsunuzdur.
Mutlu bir hayat mı yoksa anlamlı bir hayat mı?
Mutluluk. Şu anla ilgileniyor değil mi?
Yani küçük sosyal temaslar, keyifli anlar, kahkaha dolu sohbetler bunun gibi değerlendirilebilir.
Ama anlam dediğimiz biraz daha farklı.
Bu hayatın bir amacı var mı sorusuna cevap arıyor.
Ve genelde de zaten o soruyu ararken içinde kaybolup duruyoruz.
Yani mirasınla, değerlerinle ardında ne bıraktığınla ilgileniyor sanki biraz da anlam.
Ki bu konuyla alakalı oldukça fazla bölüm mevcut bu kanalda.
Merak edenler 2022'deki bölümlerime özellikle o seneki bölümlerime...
Böyle düşündüğüm zaman aklıma ilk gelen örnek ne oldu biliyor musunuz?
Tolstoy. Çünkü Tolstoy'un hayatına baktığımızda kendisi yaşamanın bir döneminde mutlu, üretken hatta başarılıydı ama bir sabah uyandığında varoluşsal bir krizle yüzleşti.
Çünkü mutlu olmak yeterli değildi.
Aslında çok güzel bir iş yapmasına rağmen...
Anlam eksikti onun tarafında.
Ama işin ilginç tarafı da şu.
Psikolojik zenginlik dediğimiz şey hem mutlulukla hem anlamla flört ediyor ama hiçbiriyle evlenmiyor.
Kendine ait üçüncü bir yol yaratıyor.
Böyle düşündüğü zaman insana bir rahatlık gelmiyor da değil açıkçası arkadaşlar.
Çünkü özellikle bizim jenerasyonumuzda etrafınıza baktığınız zaman gözünüze çarpan şeyler genelde şunlar oluyor.
Bilmem kim terfi almış şu şirkette şöyle bir pozisyonda çalışıyor.
Bilmem kim kendi işini kurmuş şöyle olmuş.
O dünyayı geziyor, o buraya taşınmış falan fıstık derken hep...
İnsanların yapabildiği ama bizim yapamadığımız şeylere gözümüz kayıyor.
Ve bunlar da bizim mutluluk ya da anlam olarak affettiğimiz şeyler aslında zihnimizde.
Çünkü insan doğası gereği kendini karşılaştırma eğilimindedir.
Ve maalesef bizler genelde aşağı yönlü karşılaştırma yapıyoruz.
Yani ne demek istiyorum burada?
Kendimizden daha iyi olan bir şeyi görüp kendimizi kötü hissediyoruz.
Halbuki karşılaştırma teorisine baktığımız zaman, kıyaslama teorisine baktığımız zaman yukarı yönlü karşılaştırma da yapabiliriz.
Karşıdaki kişiden feyz alıp, ilham alıp oradan kendimizi daha yukarıya da taşıyabiliriz.
Bunu kıyaslama teorisine, karşılaştırma teorisi bölümünde detaylarıyla anlatmıştım.
Merak edenler oraya da bakabilir.
Ve araştırmalar ne diyor biliyor musunuz?
Mutluluk hedef haline geldiğinde insanlar...
en mutsuz versiyonlarına ulaşıyor.
Amerikalılar özellikle bu konuda ön planda çünkü hep daha fazla gülümsemek, daha az sinirlenmek, daha fazla pozitif olmak gibi baskıları varmış üzerinde yapılan araştırmalar böyle söylüyor.
Ve sonunda ne oluyor? Duygusal çeşitlilik azalıyor.
Ama baktığımız zaman negatif duygular, öfke, üzüntü, korku bunlar hayatımıza derinlik katıyor değil mi?
Biraz daha karmaşıklık katıyor ama bir şeyleri daha iyi anlamamızı, kendimizi daha iyi analiz etmemizi ve ona göre hem duygularımızı regüle etmeyi hem de kendimizi regüle etmeyi, insanlarla ilişkilerimizi düzeltmeyi öğretiyor
bize. Duygularla alakalı da güzel 3 bölümlük bir serim var.
Duygusal zekadan tutun da duyguları regüle etmeye ya da duygularımızı nasıl anlayabileceğimize ilişkin bunları da dinleyebilirsiniz isterseniz.
Hemen burada Nietzsche'nin en ünlü sözlerinden birini hatırlayalım.
Der ki, birçoğu mutlu ve erdemli olduklarını sanarak kandırılır.
Belki de asıl mesele mutlu olmak değil, gerçek hissetmektir.
Ben buna tamamen katılıyorum.
Gerçekten de böyle. Yani sahte bir mutluluktan ziyade mutsuzluğumu gerçeklikle hissetmeyi tercih ediyorum arkadaşlar.
Peki. Şimdi mutluluğu bir kenara bırakacak olursak gelin biraz da ikinci boyuttaki anlama bakalım.
Hepimiz bir noktada hayatımın bir amacı var mı diye sormuşuzdur ya da bir şekilde bir anlam arayışına girmişizdir.
Ama bazen anlam arayışı bizi tuzağa düşürebiliyor.
Çünkü insan büyük anlamlar peşinde koşarken küçük anlamları kaçırma eğiliminde oluyor.
Bir fark yaratmak istiyor olabiliriz kendi çapımızda ama belki de fark yaratmak sadece birisiyle dürüst bir sohbet etmektir ya da kendinizi iyi hissettiğiniz bir şey yapmaktır.
sabah kapıyı açtığında komşuna günaydın deyip iki sohbet etmektir.
Şöyle bir araştırmalara baktım.
Hayatın anlamı var diyen insanlar gerçekten çok büyük işler başarmış insanlar mı?
Hayır. Kimler biliyor musunuz?
Daha böyle dini bütün olan insanlar yani kendinden büyük bir şeye inanan insanlar, dışa dönük insanlar bu durumda ben eleniyorum zaten ve umutlu insanlar.
Ama mesele sadece bir şeylere inanmak değil.
Mesele aslında farkındalık.
Anlamı kendin yaratmak.
Eğer bu arayış bizi böyle daraltmaya, tüketmeye başlıyorsa zaten burada durmamız gerekiyor demektir.
Belki de biraz daha keşfetmeye ihtiyacımız vardır.
O yüzden de üçüncü boyuta geliyoruz.
Nedir bu? Psikolojik zenginlik.
Herman Hesse'nin Narcissus and Goldman romanını bilenleriniz vardır ya da okuyanlarınız vardır ama ben yine de hatırlatayım.
Roman 1930'ların sonunda yani Avrupa'nın büyük bir kırılmanın eşiğinde olduğu bir dönemde yazılıyor.
Ama anlattığı şey zamansız.
İnsanın içinde iki taraf olduğunu söylüyor Hesse.
Biri düşünen... Diğeri hisseden taraf.
Ve bu iki taraf iki karakterle anlatılıyor.
Biri Narsisus, diğeri de Goldman.
Hikaye Orta Çağ Almanyası'na geçiyor.
Narsisus, manastırda yaşayan bir keşiş.
Zeki, disiplinli, aklın adamı.
Her şeyin düzenli olmasını seviyor.
Duygularını bastırıyor. Tanrı'ya düşünceyle ulaşmaya çalışıyor.
Goldman ise genç, güzel, hayat dolu.
Manastır'a gönderilmiş ama oraya o kadar ait değil ki.
Bir gün Narcissus ona diyor ki sen düşünmek için değil, yaşamak için yaratılmışsın.
Ve bu cümle Goldman'ın hayatını değiştiriyor.
Manastır'dan ayrılıyor.
Dünyaya karışıyor, sokaklarda yaşıyor, aşık oluyor, kaybediyor, sanat yapıyor, ölümle yüzleşiyor.
Bir yandan böyle zevklerin, güzelliğin, bedenin dünyasını keşfediyor ama bir yandan da acı çekiyor, yalnızlaşıyor ve yaşamanın ne kadar ağır bir şey olduğunu öğreniyor.
Yıllar sonra yolu yine Narsesus'la kesiştiğinde Goldman artık yaşlı, hayatın her rengini yaşamış bir insan ve Narsesus hala manastırda.
Huzurlu ama dokunulmamış bir hayat sürüyor.
İkisi birbirine bakınca şunu anlıyorlar.
İnsan ne sadece düşünerek ne de sadece hissederek tamamlanır.
Gerçek bütünlük bu iki tarafın birleştiği yerde başlıyor.
Yani Hesse'nin anlatmak istediği aslında şu.
Zihnin sessizliğini de kalbin karmaşasında yaşamanız gerekir.
kök salıyor ama hiçbir zaman kanatlanamıyor.
İşte bu yüzden Hesse'nin hikayesi bu psikolojik zenginlikle bence çok alakalı.
Yani bunların hepsini harmanlayabildiğimiz bir yerden hayatı yaşamamız gerekiyor.
Ve kendini iyi tanımak bir tarafı susturmak değil de her iki tarafını birden öğrenip bunları kabullenip sadece mutluluk sadece anlam üzerine değil de hayatı olduğu gibi zenginlikleriyle negatif
duyguları negatif tecrübeleri de kabullenerek bunların hayatı zengin birleştirdiğini fark edebilmek.
Tarihteki diğer eserlere bakalım.
Ne var? Cervantes, Moby Dick, Alice Harikalar Diyarında.
Hepsi benzer şeyleri anlatıyor.
Ne diyor? Keşfet, hayata karış, hata yap, tekrar dene.
Tekrar keşfet ve bu dongiye tekrar gir.
Çünkü asıl büyü orada.
Peki nasıl daha psikolojik zengin olarak bir hayat yaşarız?
Yani psikolojik olarak zengin bir hayat yaşarız.
Şimdi şöyle bir araştırmalara baktım ve...
Diyorlar ki birincisi yeni bir şeyler yapmak.
En ufağından yeni bir yemek denemek bile.
Bazılarımız gerçekten yeni tatlara çok kapalı bu arada.
Şimdi hemen bununla alakalı size bir örnek vereceğim.
Hatta bunu dinleyen arkadaşım muhtemelen bundan sonra bu bölümü dinledikten sonra bana mesaj atacak ama geçtiğimiz aylarda San Francisco'dan bir arkadaşım beni ziyarete Londra'ya geldi ve yemeğe gideceğiz.
Benim mahallemde de bir Türk restoranı var.
Bayağı da güzel bir Türk restoranı.
Dedi ki buraya gidelim. Türk yemeklerini özledim.
Tamam hadi oraya gidelim. Ertesi gün oldu.
Nereye gidelim dedim. Bak bunlar var, şunlar var.
Çünkü Londra gastronomi anlamında gerçekten çok zengin bir şehir.
Ben dedi risk almak istemiyorum.
Şimdi deneyeceğim, mutsuz olacağım falan.
Hiç uğraşmayalım. Biz yine oraya gidelim dedi.
Biz yine Türk restoranına gittik.
Yani tabii ki risk almak istemiyor olabilir.
Bazı insanların tat konusundaki hassasiyetleri çok yüksek.
Bu kadar seçeneğin fazla olduğu ve kısıtlı zamanın olduğu bir yerde de insan merak eder gibi geliyor bana.
Ama bu benim kendi minik önyargımda olabilir tabii ki.
Yeri gelmişken bu örneği de vermek istedim size.
Onun dışında böyle çok minik minik şeyler, yeni insanlarla tanışmaya açık olmak ben de burada mesela tamamen kaybediyorum.
Çünkü yeni insanlarla tanışmayı sevsem bile bazen öyle bir anım oluyor ki arkadaşlar.
Hiç böyle kendimi açıklamak, neredesin, ne iş yapıyorsun bilmem ne bu topa girmek istemediğim için.
Bir yere çağırdıklarında gitmiyorum biliyor musunuz?
Çünkü çok zor geliyor.
Onun dışında yeni bir yola sapmak.
Bundan kastım da şu. Her gün işe gittiğiniz ya da bir yere gittiğiniz diyelim ki spora gidiyorsunuz, işe gidiyorsunuz.
Aynı yoldan değil de farklı yolları keşfederek gitmekle insanın gününü daha zengin kılabiliyormuş.
Ve böyle minik minik şeylerde zaten katkı sağlıyormuş psikolojik zenginliğe.
O yüzden de çok büyük bir başarıya gerek yok diyor uzmanlar.
Sadece senin anın içinde olman ve böyle gününün azıcık ki...
ve azıcık gergin, birazcık meraklı geçmesi senin gününü psikolojik olarak zengin kılabilir diyorlar.
Neden? Çünkü duygusal çeşitlilik dediğimiz şey bizi biz yapan şeylerden bir tanesi.
Dolayısıyla psikolojik olarak zenginleştiren şeylerden bir tanesi de.
Ben bu bölümü hazırlarken bu teoriyle birlikte Life in Three Dimensions isimli bir kitap okudum.
Kitabı Instagram'da paylaşırım, hikayeleri de sabitlerim her zamanki gibi.
Bu aralar çok sık kullanmasam da Instagram'a bunu paylaşacağım bölümden sonra.
O kitapta çok baskın bir şekilde üzerinde durduğu konulardan bir tanesi de psikolojik zenginlik yaratabilmemiz için ülke değiştirmekti.
Onu da şöyle açıklıyor. Farklı kültürlerle tanışıyorsun, konfor alanından çıkıyorsun, birçok duyguyu aynı anda yaşıyorsun.
Mutluluk, tatmin, belirsizlik, korku, hem negatif hem pozitif duyguların hepsini aynı anda yaşıyorsun.
Evet anlayabiliyorum ama herkesin böyle bir...
İmkanı ya da isteği olmayabilir.
Yani illa psikolojik zenginliğimizi artırmak için ülke mi değiştirmeliyiz arkadaşım diye sorarken orada da zaten bir sonraki bölümde şeyden bahsediyordu.
Düşünce biçimini değiştirmen de yeterli olabilir.
Farklı açıdan bakman da yeterli olabilir diye.
Çünkü araştırmalar aynı şekilde açık fikirli insanların psikolojik olarak daha zengin hayatlar yaşadığını da söylüyor.
Neden? Çünkü merak dediğimiz şey hayatta sürekli size yeni kapılar açıyor.
Sadece somut olarak değil, zihinsel olarak da yeni kapılar ya da beyninizin içinde yeni sekmeler açmaya yardımcı oluyor.
Dışarı dönüklük de aynı şekilde önemliymiş.
Ne kadar çok insanla etkileşim kurarsanız o kadar çok perspektif kazanırsınız diyor.
Kesinlikle katılıyorum. Ama bu demek değil ki bize uymayan insanlarla sırf psikolojimizi zenginleştirelim diye zorlama sohbet edelim.
Çünkü sadece sosyal olmaktan bahsetmiyor.
Anlamlı temaslar kurmaktan bahsediyor.
Karşındakinin beynini stimüle...
edebilmenden, senin beyninin stimüle olmasından bahsediyor o teması kurarken.
Birazcık toparlayacak olursam aslında bu teori şunu söylüyor.
Üç boyutlu bir hayat yaşamak.
Yani yaşamdaki tüm tecrübelere, tüm duygulara açık olun ve sadece tek bir şeye odaklanmayın.
Tek mutluluğa, tek anlama ya da tek tecrübeye, tek maddi değerlere odaklanmak yerine hepsini bir şekilde bir potada eritip hepsinin bir dengesini bulmak ve hataya yer vermek.
Biraz daha kendinizi zorlayarak ya da böyle ayak parmaklarınızın ucunda size yaşadığınızı hissettirecek şekilde hayat yaşamaya çalışmak ki zaten bu da insan olmanın bir parçası baktığınız
zaman yani illa hep mutlu hep pozitif yaşamayacağız hayatın inişleri de olacak çıkışları da olacak önemli olan bunları hayatımızı Zenginleştirmek için nasıl kullandığımız?
Bu konuyla el ele giden başka bir konu daha var.
O da geçtiğimiz bölümlerde bahsettiğim reframing yani düşünce yapısını tekrardan çerçeveleme.
Ona da bakabilirsiniz. Onun dışında bölümü kapatmadan önce size birkaç tane sorum olacak.
Birincisi psikolojik olarak zengin bir hayat yaşadığınızı düşünüyor musunuz?
1 ila 10 arasında kendiniz değerlendirebilirsiniz.
Bir en düşük. 10 en yüksek olacak şekilde.
İkincisi eğer psikolojik olarak zengin bir hayat yaşadığınızı düşünmüyorsanız bu bölümü dinledikten sonra atacağınız minicik ufacık adım ne olacaktır psikolojik zenginliğinizi arttırmak
için? Üçüncüsü de bu bölümden sonra Bir dakika ya ben çok mutlu bir insan değilim, çok bir anlamım olduğunu da düşünmüyorum ama fark ettim ki psikolojik olarak zengin bir hayat yaşıyormuşum diye mini bir aydınlanma
yaşadıysanız sizden ricam sizin psikolojik zenginliğinize...
Katkı sağlayan şeyler neler?
Bunun bir listesini yapabilir misiniz?
Bir kağıt kalem alıp. Bunu neden söylüyorum biliyor musunuz?
Geçtiğimiz günlerde arkadaşımla konuşuyordum.
Çok yakın bir arkadaşım. Ve hep zaten bu mutluluk, mutsuzluk, anlam, anlamsızlık, boşluk, hiçlik hep bunların üzerine konuştuğumuz bir dönemden geçiyoruz.
Ben ona bu kitabı söyledim. Dedim ki yani mutluluk, anlam bunların hiçbiri o kadar da önemli olmayabilir.
Bak dedim böyle bir kitap okudum.
Ona da attım hatta okumadım aslında dinledim.
Ama neyse ve orada...
ikimiz de bir aydınlanma yaşadık.
Yani demek ki insanların hayatlarını yaşadım diyebilmesi için illa da bir şeylere çok büyük katkısı olup illa da böyle hayatın anlamını bulmuş ki kaç kişi bulduysa zaten orası da ayrı konu
ama böyle bir şey olmasına ya da mutluluğun artık her neyse sizin için mutluluğun tanımı mutluluğun ayaklarına serilmiş olmasına gerek yok.
Yok çünkü yani biz deneyimlerimizin bize verdiği yetkiye dayanarak da psikolojik zengin ve tatmin bir hayat yaşayabiliriz.
O yüzden diyorum size bunların bir listesini çıkarır mısınız diye.
Onun dışında bu bölümü dinlemesini gerektiğini düşündüğünüz arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın ve tabii ki de bu kanalı takibe alıp bir sonraki bölümlerden haberdar olmak istiyorsanız da bunu da takip tuşuna basarak
yapabilirsiniz. Bir sonraki hafta görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
