
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Elvin ile Kadıköy'de bir kafede bir sohbete kulak misafiri olma vesilesiyle tesadüfen tanıştık. Onun porselen, benim de podcast yapıyor olmam birbirimizin ilgisini çekti ve güzelce muhabbete daldık. Ne kadar kararlılık ve bilgelik dolu bir hikayesi olduğunu o zamanlar bilmiyordum tabi.. Sonra beni şeytan dürttü ve Elvin'e yazdım. İyi ki yazmışım...Bu hikayede neler var?- Yetiştirilme şartlarımızın bakış açımızı nasıl etkilediği- Çıkış olmadığını düşündüğümüzde farklı seçeneklerimiz olduğunu görmek - Hayatı hangi tonda yaşamak istediğimizi bulmak - Korkularımızın hayatı yaşamaya engel olmaması için adım atabilmek- Sıfırdan hiç bilmediğimiz bir işi kurmak için cesaret toplamak ve çok daha fazlası...Elvin'in Instagram hesabı için tıklayın.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz. Ben Emine.
Bugün yine...
Çok özel bir konukla karşınızdayım.
Son birkaç bölümdür hep güzel konuklarım oldu.
Bugün de gerçekten hikayesi çok güzel bir konuğum var.
Ama konuğumu tanıtmadan önce sizlere nasıl tanıştığımızı anlatmak istiyorum.
Çünkü çok komik bir tanışma.
Hatta güzel bir tesadüfle tanıştık.
Komik de değil ama çok güzel bir tesadüfle tanıştık.
Geçtiğimiz seneydi sanırım 2022 Aralık'ta ben annemle beraber Kadıköy'e öğle yemeği için bir kafeye gittim.
Bir yandan da çalışıyorum bir yandan da servis yapan kişiyle sohbet ediyoruz.
İşte o da tiyatro yapıyormuş orada part time çalışıyormuş.
Ben de podcast yaptığımdan bahsettim.
Sonra yan masadan bir hanım dedi ki ah podcast mı yapıyorsunuz?
Ben çok podcast dinliyorum atölyede iş yaparken nedir podcastiniz diye bir sohbete daldık.
Ve böylece tanışmış olduk.
Elvin bir porselen sanatçısı ve kurumsal hayattan porselen atölyesinin nasıl kurduğuna dair ve o süreci nasıl yönettiğine dair bizimle güzel hikayesini paylaşacak.
Biz o gün bugündür birbirimizi takip ediyoruz Instagram'dan ve ben her gördüğümde postlarını zaten ay ne kadar güzel keşke ben de böyle şeyler yapabilsem ya da keşke böyle kaplarda kahve içebilsem diye düşünüyorum.
Ve bugün kendisi bizimle bize hem porselenin inceliklerini hem de o süreçte nelerden geçtiğini nasıl yönettiğini anlatacak.
aslında dış ticaretle başlayan ve çok böyle uzun saatler çalışarak çok farklı ülkelere bakarak geçirdiği bir kurumsal hayatı var.
Şimdi Elvin bize hem o kısmı hem de nasıl porselene evrildiğini anlatacak ki porselen benim anladığım kadarıyla böyle muhteşem bir tutku olmaktan değil de biraz daha kendine böyle zaman ayırıp Vakit
ayırıp, alan yaratıp ne istediğini, ne yapmak istediğini fark etmekle gelen bir hikaye gibi geliyor.
Ama tabii ki de bunu ben değil, Ervin anlatacak.
Ervin'cim mikrofon sende. Teşekkür ediyorum.
Evet, yaklaşık bir 18 yıllık bir kurumsal hayatım var.
Ankara'da başladı, üniversiteden sonra.
Yaklaşık bir 3,5 senesi de Dubai ile geçmiş.
Sonra tekrardan Türkiye'ye dönmemle devam eden bir kurumsal hayatım var.
Son şirketimde 11 yıl kadar çalıştım.
Onun 7 yılını home office geçirdim.
O zamanlar bu kadar home office çalışmak da moda değildi.
Pandemiden sonra oldu.
Kimse home office çalışmıyorken ben home office çalışıyordum.
Dış ticaret ve lojistik yapanlar bilirler.
Gecesi gündüzü olmayan bir işim vardı.
Hakikaten öyle. Dünyanın dört bir yanından.
Birçok ülkeden sorumluydum ve yaklaşık 24 saatlik bir mail akışı olan bir iş düzenim vardı.
Daha sonrasında Dubai'ye gittim.
Gerçekten hayatımda kendim için yaptığım en güzel şeylerden bir tanesiydi.
Çok güzel bir deneyim sahibi oldum.
Dünyayı tanıdım diyebilirim.
Kimsenin ülkesi olmayan bir ülkede 3,5 sene geçirmek gerçekten bana çok güzel geldi.
Sonrasında da evlenme kararı almamla beraber Türkiye'ye döndüm.
Ve firma beni bırakmak istemedi.
Gerçekten de memnunduk birbirimizden.
Ve home office devam etmek için birazcık cesaretlendirdi beni.
Türkiye'ye döndüm. 7 yıl home office çalıştım.
Home office çalışmanın da şöyle bir handikapı var.
Tabi çalışanlar bilirler. Asla mesai saatin yok.
Ben hakikaten home office çalışmama rağmen her sabah 8.30'da uyanır.
Üstümü değiştirir. Bilgisayarın karşısına geçer.
Tam bir mesai gibi, ofisteymiş gibi çalışırdım.
Sonra yemek yerdim.
Tekrardan çalışmaya devam ederdim.
Sonra uyanırdım. Uyandığım zaman beni bekleyen yaklaşık 150 tane meyilim olurdu.
Tekrardan çalışmaya başlardım.
Çok yoğun bir iş hayatım vardı gerçekten.
Seyahat ederdim. Döndükten sonra ofis çalışmaya başladıktan sonra da yılın yaklaşık 1-1,5 ayını fuar döneminde Dubai'de geçirirdim.
Bu şekilde yoğun bir iş hayatım vardı.
Burada benim bir sorum var. Dubai'de geçirdiğin o üç buçuk seneyi neden hayatının en güzel yılları olarak ad ediyorsun?
Orayı merak ettim. Çünkü oranın şu zamanki şu anki Elvin'e olan katkısını merak ediyorum.
Şu şekilde aslında o benim ilk yurtdışı seyahatimdi aynı zamanda.
Ben ilk yurtdışı seyahatime kendi boyuma yakın iki tane balık hazırlayıp taşımarak gittim.
Hiçbir şekilde başka bir deneyimim, bir yurt dışına çıkmışlığım, orada bir yol iz bilmek veya onu bulmak üzere olan hiçbir deneyim olmadan direkt gittim ve
taşındım. Sonrasında hiç görmediğim kültürlerde insanlarla tanıştım.
Arkadaşlarım oldu. Hiç görmediğim ortamlar gördüm.
Türkiye'den çok farklı bir ortamdı tabii ki Dubai'yi.
Ve ben daha o zamandan 26-27 yaşındaydım.
Benim için çok büyük bir dünyaydı.
Orayı görmek, orada bir şeyler yapmak, gidip kimse yanımda olmadan evimi tutmak, eşyalarımı almak, suya başvurmak, elektriğe başvurmak, alışverişe
gitmek. Orada bir hayat mücadelesi yapıp...
Onun üstüne diğer Türkiye'den gelecek olan diğer ekip arkadaşlarımın da bütün düzenini kurmak benim için, benim hayatımda gerçekten önemli bir noktaydı.
Ve bunu yapabiliyor olmak, bunu yaptığını görmek beni çok mutlu etti tabii ki.
Bu şekilde hissediyorum o yüzden.
Yani sanki ilk yurt dışı açılmam ve ilk dünyayı görmem Dubai'de başladığı için kendimi şanslı hissediyorum.
Anladım ki eminim çok büyük katkıları olmuştur.
Çünkü bu tarz bir şeyleri tek başına halledebilmenin insanın kendine güvenine çok fazla katkısı oluyor ya.
O yüzden de birazcık da merak ettim açıkçası.
Peki bu herkes ofise giderken senin evden çalışıyor olma durumunu onu nasıl yönettin?
Çünkü insanlar ofise gidiyor, orada sosyalleşiyor.
Hani dedin ya sürekli çalışıyordum gibi gibi.
Hani onun böyle toplanıp kümülatif olan etkileri de var mı?
Şöyle tabii ki sosyal bir yalnızlık getiriyor üstüne üstlük Ankara'da büyüyüp işte Dubai'de hayatımı devam ettirmiş birisi olarak evlenip İstanbul'a taşındım.
Ve İstanbul'da evet ablam İstanbul'da yaşıyor ama ablam karşıda yaşıyor.
Birbirimizi tabii ki onun yoğunluğundan dolayı çok az görüyorduk ama bir sosyal çevrem de yoktu.
Bütün arkadaşlarım yavaş yavaş eşimin arkadaşları olmuştu.
Şansıma çok güzel arkadaşlıklar kurdum ama...
Tabii ki de çok büyük bir sosyal yalnızlık getiriyor.
Sabah kalkıyorsun, evde yalnızsın, çalışıyorsun.
Ben öyle çıkıp çok dışarıdan çalışan birisi de değildim.
Ben konsantrasyon, eksikliği yaşadığımı hissettiğim için genelde evdeydim.
Sonra ben bu şekilde daha mutlu olduğumu hissettim.
Hiç böyle bir yalnızlık çektiğimi veya neden benim iş arkadaşım yok, neden ben de kalkıp da bir kahve alıp da aşağıda sohbet edemiyorum diye sızlandığımı hatırlamıyorum.
Şöyle bir şansım vardı.
Eşim kendi işini yaptığı için arada bir canım sıkıldığında onların ofisinden gidip çalışma lüksüm vardı.
E orada biraz insan görüyordum açıkçası.
Belki de o bana yetiyordu.
Yani böyle çok yalnızlık çektim diyemem açıkçası.
Şimdi de mesela çok gürültü ortamda çalışamıyorum.
Sessizlik bana daha iyi geliyor.
Hatta böyle atölyemin kapısını kapatıp çalıştığım günler kendimi çok daha mutlu hissediyorum.
Belki böyle bir alışkanlık oldu bende.
Anladım. Hem alışkanlık hem de belki biraz daha böyle dengeyi bulmak da olabilir.
Peki atölye demişken yavaş yavaş atölyeye doğru gelelim.
Ne oldu da kurumsal taraftan seramik pardon porselen tarafına doğru geçtik?
Aslında şöyle ben 2019'un sonunda oğluma hamile kaldım.
Bu süreçten önce benim kurumsala karşı Düşüncelerim yavaş yavaş zaten değişmeye başlamıştı.
Kafamın arka tarafında beni bu düşüncelere iten, ne yaparsa yapayım, kurumsalda layık olduğum yere gelmeyeceğimi inandıran bir düşünce yavaş yavaş beni rahatsız etmeye açıkçası
başlamıştı. Ama küçüklüğümüzden beri bize öğretilen bir şey var.
Üniversite okuyacağız, çalışacağız, iyi bir şirkete gireceğiz, düzenli bir maaşımız olacak ve hayatımıza devam edeceğiz.
Birazcık ele geçirmeye başlasa da başka bir şey olabileceğine karşı inancım yoktu.
Ben ayrılacağım da bir şey yapacağım.
Bu benim için bir alternatif değildi.
Hamile kaldıktan sonra zaten pandemiyle beraber hepimiz evlerde kalmaya başladık.
Ve ben hamilelik çok güzel giderken hiçbir sorun, hiçbir sağlık sorunu yaşamadığım bir dönemde Eylül'ün sonunda oğlumu beklerken bir sürprizle oğlum Temmuz'un sonunda acilen gelmeye
karar verdi. Ve o zaman daha 33 hafta.
Hiç beklemediğimiz bir an kurumsal hayattan olma bir şey ve karakterimin getirdiği bir şey.
Ben çok plancı ve programcıyımdır.
Ama hayat öyle bir şey ki ve özellikle doğum öyle bir şey ki senin planladığın gibi gitmesine imkan yok.
Ben ilk darbeyi orada yedim.
Ben hiçbir şeyin planladığım gibi olamayacağını, hiçbir şeyin benim istediğim gibi olmayacağını ilk o gün fark ettim.
Oğlum 4 Ağustos'ta doğdu.
Atölyenin adı da 4-8 bu yüzden.
Benim hayatımdaki 4-8 dönüşümü ilk bugün başladı.
Oğlumu kucağıma aldığımda bana sadece bir ay izin verdiler doğum izni.
Ve benim oğlum zaten 3 hafta kadar prematüre olduğu için küvezde kaldı.
Ve ben de o bir ayın bana yetmeyeceğini söyledim.
Ve bana iki ay daha izin verdiler.
Ben iki ay sonra... çok ciddi bir şekilde tekrardan çalışma hayatıma geri dönmek zorundaydım.
Orada gerçekten yıllardır, 11 yıldır bu firmada çalışmama rağmen ki çok sevilirdim gerçekten firmada.
Yani birisi bana, arkadaşlarım da böyledir, bana bir iş verildiği zaman tamam o iş elvindeyse bitmiştir.
Hani herkesin kafası rahattır.
Ben şirkette de böyle biriydim.
Ama bu kadar zor bir süreçte...
Bu kadar kısa bir doğum izni beklemiyordum belki de.
Hani bana biraz daha zaman tanınmasını, biraz daha destek olunmasını bekliyordum.
Kendimce, bilmiyorum. Kimse de bunu yapmak zorunda değil ama belki de ben kendimi fazla değerli hissetmişim, bilmiyorum.
Sonrasında 3 ayın kurumsal hayatına geri döndüm ama kurumsal hayata karşı birazcık daha inancımı kaybetmiştim.
kendimi olduğum gibi değerli hissetmediğimi düşünüyordum.
Ama yapacak bir şey yok. Oğlum doğdu, masraflar işte olması gerekenler zaten pandemiden dolayı gidip bir yerde bir değişiklik yapmak mümkün değil.
Ve ben tekrardan hayatıma geri döndüm.
Kurumsal hayatıma geri döndüğümde, çalışma hayatıma geri döndüğümde de şöyle bir şey oldu.
Bana ek olarak zaten Türkiye Cumhuriyetleri ve Afrika'dan sorumluyken bana Amerika ve Asya'yı da verdiler.
İki ayrı uç kıtayla bana bağladıklarını öğrendim.
Ve ben işte çocuğun bir bakım dönemi var.
İşte iki kilonun altında doğduğu için birazcık daha zor bir bakım dönemi var.
Oğlumu işte besliyordum.
Sonra kenara koyuyordum.
Tekrar çalışmaya başladım. Gece iki, üç yatıyordum.
Uyandığım zaman diğer bir kıta açılmış oluyordu.
Ben daha ilk kıtanın hani işlerini temizlemişken diğer kıta aynı şekilde açılmıştı.
Böyle bir döneme girdim ama hani tekrar söylüyorum başka bir alternatif mi olduğunu düşünmediğim için ben bu şekilde hayatıma devam ediyordum.
Daha sonra 4-8 yani 4 Ağustos 2021.
Oğlum 2020'de doğdu. 2021'e geldik ve ben o gün izin aldım.
Bir gün izin aldım. Hani ailem geldi.
Oğlumun ilk yaşını kutlayacağız vesaire.
Bana bir tane toplantı daveti geldi.
Telefonumdan gördüm ve işte şirketin CEO'su hani şirketin CEO'suyla da hani 3 yılda bir denkleşirsen konuşursun.
Ve kendi departman müdürümden geldi.
Açıkçası çok da aklıma bir şey gelmemişti.
Çünkü hani yıllardır benim home office dönemimde hani Elvin geri dön, Dubai ofise geri dön, bak geri dön, sana burada ihtiyacımız var diyordu.
Ama dönemeyeceğimi söylediğim zaman hayatımıza biz devam ediyorduk açıkçası.
Çünkü herkes birbirinden çok memnundu.
Peki ben izinli olma rağmen toplantıya tabii katılmak zorundayım, iştirak etmek zorundayım.
Girdim toplantıya ve bana artık ofise geri dönmem gerektiğine.
Bana orada ihtiyaçları olduğunu ve orada artık daha da yükselmem gerektiğini ve uzakta olduğum sürece yükseltemeyeceklerini yani daha başka bir konuma getiremeyeceklerini söylediler.
Aksi halde de yollarımızı ayırmamız gerektiğini söylediler ve artık kimseyle home office çalışmak istemediklerini öğrendim ki o zaman pandemiden sonra dünyanın yarısından çoğu zaten home office çalışıyordu.
Ben zaten 7 yıldır home office çalışıyordum.
Belki orada da bir kırgınlık var.
Belki de dinleyenler diyecekler ki sen de çok kırılganmışsın.
Hissiyatım ama böyleydi. Kendimi kırılmış hissettim.
O kadar sene home office çalıştıktan sonra ve sana verilen değerden sonra orada yaptığın işi de biliyorsun, kendini de biliyorsun.
Ve bir noktada bütün dünya home office çalışıyor.
Artık bu tanıtma konusu bile değilken biz artık herkesi ofiste istiyoruz.
Senin de buraya gelmen lazım. Yoksa yollarımızı ayıracağız diye gelmeleri bence çok haklı bir kırgınlık sebebi.
Evet, gerçekten kırgındım ve kırılmıştım da.
O gün hatta odadan çıktığımda dedim ya aile büyüklerim de vardı.
Oğlumun pardon doğum gününü kutlayacaktık.
Tabii ilk tepki şu oldu.
Hemen CV'ni güncelle.
Hemen ama yani yarın.
Hemen dedikleri yarın.
CV'ni güncelle.
Hemen başlayalım. Hani sen de başla biz de başlayalım.
Tabii belli bir deneyimden sonra 20 yıldan sonra hani belki daha kolay tabii kolay bir iş bulurdum ama daha büyük firmalarda daha seççi olabilirdim ama onların beklentileri yarın her şeye başlamamdı.
Ama orada bir ufak bir durmak istedim.
Çünkü çok yorgun hissediyordum kendimi.
Çünkü 2020 hem pandemi zaten hepimizi çok yormuştu.
Evde olmak hepimizi yormuştu.
Üstüne üstlük prometüre doğmuş olan oğlumun süreci tabii ki bizi yıprattı.
Ve sonra da bu eşimin de desteğiyle ben birkaç ay durmak istedim.
Ama ben maksimum 10 gün durabildim.
Alışmamışım çünkü bünyem alışmamış.
10 gün sonra ben ne yapıyorum dedim.
Ben ne yapıyorum? Kalkıyorum, yürüyüşe çıkıyorum, kahve alıyorum, elimde kahve yürüyorum, spor yapıyorum.
Ben ne yapıyorum? Ben hiç işe yaramıyorum.
Aynen bu şekilde ortalarda gezmeye başladım.
Ve sonra dedim ki ben bir şeyler yapmak istiyorum dedim.
Daha önceden Ankara'da bir iki kez böyle workshop, o zamanlar bu kadar workshop falan da yoktu bizim daha böyle genç yaşlarımızda.
Ama bir iki defa denk geldiğim workshoplar olmuştu Ankara'da da.
Ama dedim ki ben burada bir ders almak istiyorum.
El işçiliğiyle porselen yapmak istiyorum.
Böyle serin gibi şeyleri de sevmediğimi biliyordum.
Bana daha kalın geliyordu.
O yüzden porselen yapmak istedim.
Ve herkesin de tabii o zamanlar pandemiden dolayı herkes bir şeyler yapmak istediği için herkesin bekleme listesi o kadar doluydu ki.
Ben de bilmiyorum isim vermemde bir sakınca var mı ama gerçekten porselende yıllardır hani Türkiye'de İstanbul'da ismi duyulmuş.
Ceyda Bozkurt'la iletişim kurdum ve kendimi zorla Sürekli yazarak, arayarak onun ilk workshoplarından bir tanesini kendimi zorla kaydettirdim.
Çünkü gerçekten Ceyda'nın da bir bekleme listesi olduğunu çok iyi biliyorum ama Ceyda'ya söyledim.
Ceyda ben işi ara verdim sonra kurumsala geri döneceğim.
Cevabım da bu. Döneceğimden o kadar eminim ki.
Kurumsala geri döneceğim. Ben bir daha hayatta gelemem.
Lütfen beni alın, beni alın dedim.
O da beni aldı. Ben ilk porselenle orada tanıştım.
O atölyede tanıştım.
O 3 saat boyunca hiçbir şey düşünmediğimi fark ettim.
Sadece elimdeki çamuru, ona nasıl şekil vereceğimi, onun ağzını nasıl alacağımı bir baktı 3 saat geçmiş zaten.
Ben sürekli bir anda 3 şey düşünen bir insanım.
Akşam onu yiyeceğiz, sonra ben giderken markete onu koyacağım, oğlum da bu sürede şu aktiviteyi yapsın.
Sürekli kafam bu şekilde çalışıyor.
Ben hiçbir şey düşünmedim Ceyda, hiçbir şey düşünmedim.
O neymiş, bu ne yapmış, o nereye gitmiş, o alınacakmış, umurumda olmayan bir 3 saat geçirince ben bundan çok keyif aldım.
6 haftada o eğitimi tamamladım.
Sonrasında aynı yerde, aynı workshop devam eden bir ders açılmadığı için başka yerlerde denedim.
Ve başka yerlerden sonra anladım ki benim...
kendi kendime artık yapmam lazım.
Çünkü teknik olarak bana bir bilgi verildi.
Artık yanlışı yapa yapa öğrenmem gerektiğine karar verdim.
Ama hala benim için bir yer açmak falan mümkün değil tabii ki.
Ve daha sonra bazı atölyelerle görüşmeye başladım ve masa kiralamak istedim.
Ve ben böyle haftanın üç günü falan gideyim istiyorum.
Ama tabii ki beni hepsi reddetti.
Oraya girmeden önce benim dikkatimi çeken bir yer var ve çok da böyle konu dağılsın istemiyorum.
Hani dedin ya hiç alternatifim olduğunu düşünmemiştim ve o kadar kendimi alıştırmıştım ki nasıl olsa geri döneceğim.
Ve hiçbir şekilde düşünmedik de hemen başka bir yere gidelim diye.
Bu çok ilginç değil mi? Ben bunun bizim jenerasyonun biraz da handikapı olduğunu düşünüyorum.
Yani o kadar çok...
Ama şartlanmışız ki çalışmaya.
Tabii ki bir işimizin olması, hazır her ay maaşın geliyor olması çok büyük bir konfor.
Ve hani o konfora da alıştığımız zaman belki dışarıya bakmıyoruz ama bence orada muhteşem bir dönüşüm hikayesi var.
Yani senin o 3 saat boyunca hiçbir şey düşünmemiş olmanın hayatında dönüşümün başladığı bir nokta gibi geliyor bir yandan da bana.
Ve hep şey düşünüyorum.
Acaba biz bazen kendimizi çok mu kapatıyoruz Elvin?
Yani farklı seçeneklerimizin olduğunu...
Unutuyoruz ve farklı seçeneklerimizin olduğunu hatırlamak için kendimize yeteri kadar alan ya da zaman yaratmıyor muyuz?
Sen ne düşünüyorsun? Şöyle ben bir şeylerin aslında bir üst jenerasyonumuzdan geldiğine de inanıyorum.
Çünkü şu şekilde başka bir alternatif hiçbir zaman bize sunulmadı.
Sanki sadece başarının beyaz yaka olup ay sonunda düzenli maaş aldığımızda başarılıymışız gibi.
hissettirildiğini düşünüyorum.
Bunu da kendi ailem için konuşayım.
Ben tiyatro yapmayı çok istedim.
İlkokul ve ortaokul yıllarımda Ankara'da tiyatro dersleri aldım.
Ve bir anda benim tiyatro hayatım bitti.
Hiç de sorgulamadılar. Kimseyi tabii suçlamak için söylemiyorum ama bu bir örnek ve benim hayatımdaki önemli bir örnek.
Kimse beni tiyatroda alırken sormadı hissiyatımı.
Çünkü işte tiyatro yaparsam büyük bir ihtimalle işte belki daha az kazanacaktım onlar için.
Bilmiyorum. Hiçbir fikrim yok.
Ama daha fazla mutlu olur muydu mu?
Hiçbirimiz sorgulamadık.
Belki ben de oğlum büyüdüğünde ben de belki aynı hataya düşeceğim.
Gerçekten bilmiyorum. Ama bunun birazcık öğretilmişlikle de alakası var.
Birazcık benim karakterimle de alakası var.
Ben hiç ısrarcı olmadım mesela farklı bir şey için.
Bana dayatılan işte tabii ki de...
Hepimiz iyi bir üniversite okuyalım, daha sonrasında girelim, çalışalım.
Bu şekilde öğretildi ve buna hiç karşı çıkmak aklımın ucundan bile geçmedi.
Çünkü bir müddet sonra ben de sanki gelen, tabii ki de Türkiye ortalamasının üstünde bir gelirim vardı yabancı bir firmada çalıştığım için.
Ben de sanki o gelirim birazcık kölesiydim gibi hissediyorum.
Çünkü standartlarım o şekildeydi, her şey bu şekildeydi.
O yüzden çok da vazgeçmek kolay değildi benim için.
O yüzden ben o dönüşümü veya o alternatifi görecek bilinçte değildim.
Gerçekten de değildim.
Ve aslında arada birazdan söyleyeceğim zaten atölyede de ben yanlış mı yaptım dediğim anlar tabii ki de oldu.
Olmaması mümkün değil. Çünkü gelen bir alışkanlık dönemi var.
Yaşadığımız bir hayat var.
Gördüğümüz bir kurumsal hayat var.
O yüzden bu dönüşümü yaşamak kolay gerçekten değil.
Bu benim fikrim bu şekilde ama birazcık da bizden önce bize öncülük edenlerin de o şekilde düşünmemesinin etkisi olduğunu düşünüyorum ben.
Kesinlikle biraz daha böyle garanticilik biraz daha da orta sınıf mantığı aslına bakarsan.
Çünkü hepimiz belli bir orta sınıfın belli tarafından geliyoruz.
Belki biraz daha üst orta alt orta gibi biraz da ben ona bağlıyorum açıkçası.
Ama işte hepimizin hayatında bir şekilde dönüşüm oluyor.
Ben şeyi çok iyi hatırlıyorum. İki sene önceydi galiba.
Burçak Yıldırım Orhan'la bir bölüm yapıyorduk.
O da dedi ki, ben ona işte çalışma şartlarımı anlatıyordum.
O da bana dedi ki, ben eğer senin gibi bir şirkette çalışıyor olsaydım muhtemelen kendi işimi asla kuramazdım.
Çünkü o kadar büyük bir konfor ki.
Sonra düşündüm, evet gerçekten insanları biraz da ittiren bir şeyler.
Senin hikayende de çok benzer.
O konfor alanının bozulması ya da biraz daha böyle bir dakika ya hani burada bir şey yanlış gidiyor ve ben bunu ya düzeltmek istiyorum ya da bunu burada düzeltemeyeceğim ama kendim bunun tersi bir şey yapacağımla başlıyor
gibi. Bunu merak ettim hani sen ne düşünüyorsun biraz da onu merak etmiştim.
Devam et lütfen kesmiş oldum.
o bir an gibi geliyor zaten bana.
Yani o bir deli cesareti gibi bir şey benim için.
Anlatabiliyor muyum? O bir an geliyor ve onun peşinden gidersem sanki o fırsatı yakalayacakmışım gibi hissettim ben.
Ama geri dönersek ben üst üste birkaç eğitim daha aldım ve dediğim gibi artık kendim bir şeyler denemem gerektiğine karar verdim ama bir yer tutmak falan benim için mümkün değildi.
Birkaç yerle görüştüm ama kimse beni atölyesinde tabii ki yaptım.
Üç günü istemedim. Aslında kızmamak lazımmış çünkü ben de şimdi atölyemde masa kiralamıyorum.
Çünkü gerçekten burası benim ikinci evim.
Çok kıymetli burada geçirdiğim zaman.
Ben de daha sonrasında başka bir opsiyonum daha vardı.
İşte eşimin çalıştığı ofisi çok büyüktü.
Orada ben kendime bir köşe istedim.
Eşim teyzesiyle beraber çalışıyor.
Onlardan rica ettim ve onlar da bana ufak bir köşe verdiler.
Hatta onlar orada çok ciddi toplantılar yapıyorlar.
Ben orada çabuk falan karıştırıyorum.
Bir yaklaşık 3-4 ay...
Bunları orada idare ettim.
İşte tabii fırınım falan yok.
Paketliyorum, dışarıya fırına götürüyorum.
Ürünler pişmemiş, yarısı yolda kırılıyor vs.
Çok güzel paketliyorum ama fırına koyacak insan çat diye alıyor.
Hemen kutuyu yere bırakıyor.
Orada zarar görüyor. Ben istediğim yere bu şekilde varamayacağıma karar verdim.
Ve yavaş yavaş da artık CV'mi güncelleyip işlere başvurmaya başladım.
Yavaş yavaş. Görüştüğüm her yerle de artık bir teklif alma, bir paket teklifi alma aşamasına geldim.
Ama bir şeyler hala beni çok rahatsız ediyor.
Yani o görüşmeyi yapıyorum.
Genelde de o zamanlar hala tam pandemi bitmediği için.
Genelde görüşmeleri online yapıyorduk.
O online görüşmede bir şey düğümleniyor boğazıma.
Mutlu değilim.
Kendimi mutlu hissetmiyorum.
Sordukları her şeyi biliyorum.
Test veriyorlar vesaire.
Onların hepsini yapıyorum. Ama ben kendimi bir noktada evet oraya girip çalışacakmış gibi hissetmiyordum.
Sonrasında bir akşam üstü, bir akşamdı galiba.
Televizyon izlerken eşime dedim ki bu arada aldığım tekliflerle hep şöyle, hep ofiste çalışıyorsun ve genellikle karşıda, biz Anadolu yakasındayız.
Genelde görüştüğüm firmalar karşıda ve sabah 8'de 9'da karşıda olmam gerekiyor.
Akşam 6'da çıkıp eve geliyorum ve işte 3-4 aylık oğlum, pardon 1 yaşına geçmiş oğlum, yaklaşık bir 16 aylık.
Oğlumu görme ihtimalim yok.
Yani oğlum uyurken çıkıyorum, oğlum uyurken geri dönüyorum.
Bu duygu beni iyice yormaya ve üzmeye başladı.
Çünkü artık bir kara bir elvin daha eklenmişti yaklaşık.
Yani yaşımın üstüne bu kadar yaşımın üstüne bir elvin daha eklenmişti.
Anne olan elvin.
Bu fikir ise hani gidip ofiste çalışayım, gecelerce çalışayım, gündüzlerce çalışayım.
Gerçekten bu beni yormaz ama oğlumu görememe ihtimali gerçekten beni çok yordu.
Ben de bir akşam otururken eşime girdi.
Ben başka bir şey denemek istiyorum.
Ben başka bir şey yapmak istiyorum dedim.
O da ne gibi dedi.
Dedi ben porselenle ilgili bir şey yapmak istiyorum dedim.
O da şu an bile sırtı aklımda hiç şaşırmadı mesela.
Hiç. Yapmak istiyorsan tabii ki yap dedi.
Dene. Bu hayatını denemek için belki de en uygun zaman dedi.
Gerçekten de öyle. Çünkü ben bir şey yapacaksam oğlum okula başlamadan yapmak istiyordum.
İlkokulda işte tabii ki giderlerimiz değişecek, her şey değişecek.
O yüzden bu da en doğru zaman değil.
Bu da bana destek olunca ben yavaş yavaş bir yerler bakmaya başladım.
Sonra atölyemin dükkanının ilanını gördüm ve bayıldım.
Çok hoşuma gitti. Tam böyle bir köşe dükkanı.
Her tarafı cam, aydın.
Benim için aydınlık çok önemli çünkü.
Ben yazın kendini çok iyi hissederler dedim.
Ama bu arada ben buranın ilanını çok önceden favorilerime aldım ama gidip bakacak cesaretim yok.
Neden yani cesaretim yok derken?
Nereden geliyor cesaretim yok?
Çünkü gidersem o fikir gerçeğe dönüşecek diye korktum.
Evet ben ağzımla bir şey söylüyorum istiyorum istiyorum istiyorum diyorum ama hiç gerçeğe adım atmadım.
Ama gelip burayı görürsem ilk kez gerçek bir şeye adım atmış gibi hissedecektim.
O zaman ne oldu? O zaman belki vazgeçebilirim diye korktum.
Ve ben bir müddet bekledim.
Bekledim, bekledim. Tabii buranın da fiyatı arttı ben beklerken.
Ben de dedim ki ben buraya gidip görüyorum.
Ve ben buraya bayıldım.
İçi darma duman bu tabii ki.
Ama ben buraya bayıldım.
Dışarısı yeşillik, bir sitenin altı.
Tam böyle istediğim gibi bir yer.
Ve ben de ki ben buraya da sözleşme imzalamak istiyorum dedim.
Ama bu aşamaya gelirken bu sözleşme...
imzalamaya gelme aşaması kendi içimde çok çok farklı tabii ki.
Ağzım bu şekilde söylüyor ama aklım çok farklı çalışıyor.
Onu soracaktım.
Yani korkuyorum dedin ya o korkuyu nasıl yendin?
Aklın nasıl çalıştı? Oradan oraya dönüştü.
Şöyle her yeni başlangıç bir yıl bilinmezlikle geliyor tabii ki.
Olumlu ya da olumsuz.
Ama ben porselenle karşılaşmış olmamın bir tesadüf olmadığına öncelikle inandım kendi içimde.
Bu bir tesadüf değildi bence ve ben evet ben kurumsalı terk edip bir atölye açmıyordum.
Ben kurumsalla yollarımı ayırdım ve bunun bu dönüm noktasının benim önüme ömrüm boyunca bir maksimum iki kez geleceğine inandım.
Başka zaman bu opsiyon, bu yol ayrımı benim önüme gelmeyecekti ve korkularımın Bu fırsatı heba etmesine izin vermek istemediğimi kendime.
Önce inandırdım ve zorla bir inandırmadan da bahsetmiyorum.
Gerçekten buna inandım.
Çünkü bu fırsatı bir daha bulamayabilirdim.
Ben tekrardan bir kurumsala girseydim benim tanıdığım Elvin bir 20 yıl daha çalışırdı.
Aynı şirkette mi 20 yıl çalışırdım bilmiyorum.
Ama bir şirkette olsun olmazım kurumsal hayatta 20 yıl daha çalışırdım.
Ondan eminim. O yüzden bu fırsatın bana bir daha gelmeyeceğini biliyordum.
Ve korkularımın, cesaretsizliğimin, bana öğretilmişliğin, benim karakterimin bu fırsatı tepmesine izin vermek istemedim.
Ve bunu yapabildiğim için de kendimle gurur duyuyorum.
Ben öyle kendimi de çok gurur duyan bir insan değilimdir ama kendimi bu aşamaya getirdiğim için gerçekten gurur duydum.
Çünkü çok büyük bir finansal bir risk de barındırıyordu bu.
Ayın 30'unda çatır çatır yıllardır maaşını almış birisi.
Kendisi bir şey yapacak ve ben 1-2 yıl bir şey yapamayacağımdan çok emindim.
Neden ben burayı tuttum?
Artık kendimi geliştireceksem, kendim bir şeyler yapıp eğer ki bir aşama sonraya gitmek istiyorsam bu hatayı, bu deneyimi, her şeyi burada yapmak zorundaydım.
Çünkü başka öğrenebileceğim bir yer yoktu.
Evde hobi olarak yapacaksam okey ona devam edebilirdim.
Ofiste de devam ederdim.
Birisinin atölyesinde ayda bir kere de devam ederdim.
Ama ben bunu iş olarak denemek istiyorsam bu yapboz olayını, bu hatayı görme olayını kendim açtığım bir yerde kapımı kilitleyip bir ciro kaygısı olmadan kendime bir
müddet zaman ayırıp o zaman yapmak zorundaydım.
Peki bir ciro kaygın olsaydı ya da kenarda böyle birikmiş bir paran olmasaydı?
Ki bence bir de eşinin desteği de burada çok önemli.
Çünkü seni hep teşvik etmiş anladığım kadarıyla.
Her zaman arkanda durmuş.
Her zaman sana alan açmış.
Bunlar çok büyük etkenler.
Ama maddi olarak kaygıların olsaydı yine aynı riski alır mıydın?
Şöyle, oğlum çok küçük olduğu için benim için bir basamak vardı.
Karar verme basamağı.
Bu yolda devam etmek demeyeyim de bu yolu denemek.
Bu yolu denemeyi...
basamağına ben adım attıktan sonra benim bu işe ayıracağım ufak bir bütçem evet vardı ama o bütçem olmasaydı da eşim bana bu kadar destek olmasaydı da eşimi ikna ederdim
çünkü eşimin gerçekten en yakın arkadaşım ondan eminim.
Parası o kısmında kredi çekerdim, bir arabamı satardım ama gene yapardım ondan eminim.
Çünkü benim için zor olan o basamağa geçmekti.
Ben o basamağa geçip karar vermiştim.
Ama o basamağı henüz atlamasaydım Çok kolay bir şekilde cayabilirdim.
Veya hayatımın başka bir dönemi olsa düşünüyorum.
Bir şeyin tek bir nedeni olduğunu düşünmüyorum.
Veya tek bir etkeni olduğunu düşünmüyorum.
Benim için zaman müsaitti.
Neden? Oğlumun hiçbir gideri yoktu.
Bezi dışında, yemesi içmesi dışında.
Onun için doğru bir ortamdı.
Yaşım olarak doğru bir ortamdı.
Hala yaş değildim.
Gençtim ve fiziksel olarak bir iş yapabilirdim.
Ve iş olarak da artık bir işim yoktu ve farklı bir şey deneyebilirdim.
Bunların hepsi bir araya geldikten sonra ben artık karar basamağına geçmiştim zaten.
Karar basamağına geçtikten sonra da sağlığım olduğu sürece beni bir şeyden vazgeçirmek gerçekten zordu.
Ben her türlü...
Burnumun dikine giderdim ondan eminim.
Anladım. Çok teşekkür ederim.
Bu birazcık da özel bir soruydu aslında.
Hani dürüstlükle cevapladığın için de çok teşekkür ederim.
Çünkü maddiyat genel olarak hep bizim elimizi kolumuzu bağlayan bir şey oluyor.
Ya maddiyatın kendisi ya da bizim o maddiyat hakkındaki görüşümüz.
Hani az önce bahsetmiştik ya bir çıkış noktamız olmadığını düşünüyoruz.
Çünkü bazen bazı şeylere ya da bir şeyin neden olamayacağına o kadar odaklanıyoruz ki onu oldurmanın alternatiflerini bulamıyoruz.
O yüzden de hani bu soruyu sormak...
istedim. Bu maddi olarak mümkün olmasaydı sen oldurmak için çaba harcar mıydın diye merak etmiştim ki çok da güzel cevap verdin.
Teşekkür ederim. Ben teşekkür ediyorum.
Sonrasında ben yavaş yavaş artık atölyeye geldim.
Sözleşmeye inandım ama sözleşmeyi imzaladığımda bile eşime dönemde de inanamıyorum.
Ben burayı tuttum.
İnanamıyorum dedim yani gerçekten.
Daha sonra buranın ufak bir tadilat süreci oldu.
Çünkü gerçekten bununla girip çalışabileceğim bir yer değildi.
Çünkü ben gerçekten kitizimdir, düzenliyimdir.
O yüzden baştan birkaç bir şey halletmem gerektiğini düşündüğüm için de buranın ufak bir tadilat süreci oldu ama başından sonuna kadar her şeyini ben yapmanın gururu, ben yapmanın
hazı aslında bambaşka bir şeymiş.
Ben tabii ki güzel firmalarda çalıştım.
Çok küçük firmalarda çalıştım, büyük firmalarda çalıştım ama ben zincirin hep bir tarafıydım.
Ortadaki bir halkasıydım.
Ama burada zincir bendim.
Sonu, başı, ortası her şeyi bendim.
Logomu kendim yaptım sonra logo nerede bastırılır hiç bilmiyorum.
Hangi fırın alınır bilmiyorum.
Mermer masa mı, tahta masa mı?
Tabii ki de yol gösterenim oldu sorduğumda.
Benimle aynı işi yapan değerli, daha deneyimli insanlara sordum.
Gerçekten bana çok yol gösterdi ama hiçbir şey bilmiyordum.
Kalıp nereden alınır, en iyi çamuru nereden alınır?
Hep deneyerek oldu ve bütün zincir bendim.
Başından sonuna kadar her şeyini ben yaptım.
Her şeyini zaman içinde nasıl geliştiğini gördüm.
Temizliğini ben yaptım, camını ben sildim.
Şimdi ofiste otururken bu işler kendiliğinden oluyor tabii ki.
Temizlik falan hiç onları düşünmüyordum.
Her şeyini ben yapınca bu artık çok farklı bir tatminmiş aslında.
Hani birisinin seni sırtlı sıvazlamasından hiç tatmin daha farklı bir şeymiş.
Bu zaten beni benden aldı.
Bu beni çok mutlu etti. Bu işte o zaman aslında Eylül sen yanlış bir karar almamışsın.
Sen burada da başarılı olabilirsin diye bir duyguyu yavaş yavaş beni beslemeye başladı.
Sonra ben daha sonrasında dediğim gibi çok uzun bir süre hiçbir şekilde satış yapmadan, hiçbir şey yapmadan aylar geçirdim burada.
Fırının yarısını çöpe atıyordum, yarının fırının yarısını kırıyordum.
Eğer ki çamur daha pişmeliyse, bisküvi haline gelmeliyse tekrardan çamurun içine atıp kırıp geri dönüşüm yapıyordum ama bir yerden de ekonomi yapmak zorundaydım.
Çünkü atölyenin giderleri vardı ve ben sıfır para kazanıyorum.
Tabii ayın 30'u geliyor, sana kimse para göndermiyor.
Bu tabii inanılmaz bir zorluk tabii ki.
Çok değişim gösteren bir duygu bütünselliği var aslında burada.
Açıyorsun atölyeyi, çok mutlusun.
İçini pırpır ediyor, döküm yapıyorsun, boyuyorsun, ediyorsun.
Bir çıkıyor fırından, Allah.
Yani mümkün değil, hatalı.
Peki, çöpe. Sonra oturup her bir gün tekrar çok mutlu oluyorsun, tekrar başlıyorsun.
Sonra bir gün açıyorsun, çok mutlusun.
Ben yanlış mı yaptım?
Ben oğlunun geleceğinden mi yiyorum?
Ben oğlunun rızkını mı yiyorum?
Tekrar ağlıyorsun. Sonra tekrardan işte...
7 yıl home office tek çalışmanın bana bence getirisi bu oldu.
Kendi kendime gerçekten yetebildiğimi hissediyorum.
Kendi kendimi toparlayıp, kendi kendimi alta çeken de benim bu arada kendi kendimi.
Yani kendimi alta çeken de benim, yükselten de benim.
Böyle bir 7-8 ay hatta 1 yıl yakın bir süreç geçirdim.
Hiçbir şekilde böyle bir reklam da vermiyorum ki cesaretim yok çünkü.
Ben çünkü hep en iyi, en güzeli bana...
karakterimin de sağladığı bir mükemmelliyetçilik de olduğu için beğenene kadar beğenene kadar yapıyorum.
Yavaş yavaş bu sürecin sonunda atölye artık yavaş yavaş para kazanmaya başladı.
O ilk para kazanma, işte ilk atölyenin kendini döndürdüğü aylar işte o zaman bambaşka bir evim, bambaşka bir atölye, hayata bambaşka bakan bir insan olmaya başladım.
Çünkü başıma gelecek her şeyi yaşadım, her hatayı gördüm diyebilirim.
Her hatayla yaptım, her saçmalığı da yaptım, çamuru da bozdum, fırına da zarar verdim, yanlış sırda yaptım, ürünü de yapıştırdım, ürünü de kırdım, çatlattım.
Birçok şeyi hata, kendim yaptım ve kendim gördüm.
Anladım. İnanılmaz güzel bir dönüşüm ve inanılmaz güzel bir öğrenme, farkındalık hikayesi aynı zamanda.
Ve hani sen dedin ya bu kadar sene tek başıma evden çalışmış olmanın verdiği o...
Kendimle baş başa kalabilme, bir şeyleri idame ettirebilme.
Ben şeyi de çok merak ediyorum.
Hep içten gelen bir motivasyondan olduğunu fark ettim.
Atölyenin camlarını silmek olsun, atölyeyi kendin toparlamak olsun.
Peki bu süreçte sana...
Ne ve kim destek oldu?
Yani seninle benzer süreçlerden geçen, aşağı yukarı giden duygularla boğuşan dinleyenlere sen ne önerirsin?
Benzer durumlardan geçerken kim, ne, nasıl yardımcı olabilir, nerelerden destek alabilirler?
Şöyle ben kendimle yaptığımdan öncelikle bahsedeyim.
Ne istediğimi dinlemeye öncelikle önem verdim.
Ben ne istiyorum? Çok ufak bir aralıktı o benim için.
Yani ya kurumsala dönecektim ya kendimi dinleyecektim.
Ve orada bana yardım edebilecek hiç kimse aslında yoktu.
Evet bu işe beraber karar verdiğim birisi vardı tabii ki hayat arkadaşım.
Ama benden başka hiç kimsenin bana karar aşamasına destek vereceğini düşünmüyorum ben.
Ve daha sonrasında ben şuna karar verdim.
Mutlu olursam başarılı olurum.
Mutlu olmadığım bir yerde başarılı olamayacağıma karar verdim.
Bu sürece girdikten sonra da eğer ki gerçekten soru buysa dışarıdan bir yardım almaksa güzel insanlarla karşılaştım ben.
Gerçekten sektörden benden önce bu işe gönül vermiş insanlarla karşılaştım.
Ve benden hiç desteklerini esirgemediler.
Bir iki arkadaşımla aynı paralel zamanda beraber atölyeler açtık.
Onlar kendi atölyelerini açtılar.
Ben kendi tek başıma atölyemi açtım.
Hatta bana dediler ki bak yapma tek başına ne yapacaksın?
Gel beraber ortak olanlara.
Hayır. Ben birileriyle çalışamam.
Ben kapısını kendim açacağım, kendim gideceğim.
Delirdiğim, ağlama krizleri geçirdiğimde açmayacağım atölyeyi.
Veya bazen açacağım, gecelerce çalışacağım.
Ben kimseyle ortak olmak istemiyorum dedim.
Biz de aynı anda iki ayrı atölye kurduk.
Beraber gittik, masamızın pazarlığını beraber yaptık.
Beraber geliştirdik bu işi.
Birbirimize destek olduk çok.
Ben şansıma diyorum.
Hatta siz de bir kere söylemiştiniz ya benim şanslıyım çünkü güzel bir dinleyici kitlem var diye.
Ben de güzel insanlarla karşılaştım.
Gerçekten bana yol gösterdiler.
Bazen işimin içinden çıkamadığım zamanlar oldu.
Beraber kafa yoğurduğumuz güzel insanların desteğiyle ben bazı aşamaları atlattım.
Hani insanlar tabii bu aşamalardan geçerken Ne yapmaları gerekir kısmının sorusuna da şöyle cevap vereyim.
Önce kendilerine inanmaları gerekiyor.
Her türlü saçmalığa rağmen kendilerine inanmaları gerekiyor.
Ben o kadar çok hata yaptım ki hala o dönemde dönüp bakıyorum kendime inanılmıyor olmam.
Bu işi yapacağıma olan inancımı kaybetmemiş olmam inanılmaz bir şey.
Gerçekten inanılmaz bir şey.
Yani çoktan kilidi vurup giderdi eski elimin olsaydı.
O yüzden bence önce kendilerine inanmaları gerekiyor.
negatif veya pozitif her türlü şeye de hazır olmamız gerekiyor.
Çünkü hep böyle hayallerle başlıyoruz bir işe.
Çok güzel olacak, öyle şey olacak, öyle bir şey olacak.
Mesela benim hiçbir zaman çok büyük bir atölye olma hayalim yok.
Ben böyle bu tip kalmak istiyorum.
Ama hep olumlu şeyler hayal ederek girdim ben buraya.
Çok güzel işler yapacağım, çok güzel ürünler yapacağım, çok güzel insanlara çok güzel eğitimler vereceğim, işte workshoplar yapacağım vs.
Ama bazen hiç öyle şeyler olmadı.
Çok tam tersi.
Yani pozitifi hayal ederken negatifi de belki de birazcık planlamak ve ona karşı bir çözüm bulmak gerekiyor.
Mesela ben Dubai'deki hayatıma da bir sınırı koymuştum.
Ben Dubai'de 5 yıl geçirip dönmeyi düşünüyordum.
Evlendiğim için erken döndüm.
Ben de şöyle dedim, atölye başarılı olmazsa 2025'in başında tekrardan kurumsal hayatıma geri döneceğim diye bir karar almıştım ben.
Veya bu işi yapamayacaksam işte 2024'ün sonunda ben bu işi bitireceğim.
Kendime zaten ufak tefek bir defter koymuştum.
Bazı kilometre taşlarını önceden belirlemiştim.
Olmazsa döneceğim. Evet.
Daha fazla zorlamayacağım.
Ama şu an bana sorarsanız mutlu muyum?
Çok mutluyum. Evet konusal hayatımdaki kadar kazanmıyorum.
Ama çok mutluyum. Tatilden dönerken ağlamıyorum.
Çünkü tatilden dönerken beni bekleyen bin bin beş yüz tane mailim olduğu için gerçekten ağlayarak dönerdim.
Şimdi koşarak dönüyorum.
Pazartesi olsun da geleyim diye bakıyorum.
Bu bence en kıymetlisi benim için bu.
O yüzden de önce herkesin kendisine inanmasını herhalde tavsiye edebilirim.
Çok teşekkür ederim.
Gerçekten de öyle. Yani bizim bir şeyleri yapabileceğimize olan inancımız aslında en önemli olan.
O içten o motivasyonu getiren şeylerden bir tanesi.
Ve sen orada şey de dedin ya.
Orada durdum ve ne istediğime karar verdim.
Ne istediğimi anlamaya çalıştım.
O da çok önemli. Yani durabilmek.
Durmak ve bir dakika ya ben bir bakacağım başka neler yapabilirim diyebilmek.
Ve tabii ki birazcık da toparlıyorum senin dediklerini ama tabii ki güzel insanların olması.
Yani hayatında seni biraz daha ittirecek, sana destek olacak insanların olması.
Bunlar zaten bir noktaya bir şekilde bir bütün haline gelince hepsi bir itici güç oluyor.
Ve şey fark ettim sen anlatırken.
Senin kendime...
Hedef koydum 2025 için 2024 için dedim ya arka planda bir B planının oluyor olması da insanı rahatlatıyor sanki.
Yani eğer kendini çok fazla zorluyor olsaydın o zorlamayla yine kendini belki strese sokup hata yapma oranının artacaktı strese girdiğin için.
Ya da hata yaptığın için de biraz daha olumsuz şekilde gidecekti.
Ama sen pozitif tarafta kalıp kendine bir B planı oluşturduğun için belki de biraz daha smooth gitti diye.
Evet aslında yavaş yavaş toparlamaya da geçebiliriz ama merak ettiğim bir şey daha var.
Atölye nasıl para kazanır hale geldi?
Çünkü sen bir sene yakın hiç para kazanmadım dedin ve ondan sonra tabii buradaki o sabır da bence çok büyük bir nimet.
Yani orada senin sabırlı olman da önemli ama ne yaptığında atölye o noktadan para kazanır hale geldi ve sen workshoplar verir hale de geldin.
paylaşmak ve bilgiyi paylaşmak ve daha sonrasında keyfi paylaşmak istedim.
Belki de keyfi paylaşmakla başladı bugündür, bilmiyorum.
Ve bu vesileyle ben ufak tefek günlük, haftalık, aylık ufak workshoplar yapmaya başladım.
Sonrasında birazcık daha sosyal medyada görünür olmak birazcık toplu siparişleri getirdi.
İnternet satışımı arttırdım.
Görünebilir olmak tabii ki de satışı da ister istemez arttırıyor.
Bunlarla beraber atölye artık yavaş yavaş kendi kendine döndürebilir, kendi kendine yeter hale geldi.
Buraya gelen insanlar da, workshop'a katılan insanlar da kendilerine ait bir zaman diliminin hazırlandığını bence hissettiler.
Onlar gelmeden önce işte geceden masayı hazırlıyordum, ufak tefek yaka kartları, işte özenle hazırlanmış önlükler.
Her zaman temiz olan bir ortam, temiz önlükler işte onlara özel bir alan hazırladım.
Bu da insanları herhalde birbirine söyleyip birbirine tavsiye etme yoluna gitti.
Ve hatta hiç ilana çıkmamış, hiç reklam vermemiş birisi olarak gururumu okşayacak şekilde workshoplarda ufak bir bekleme listem bile oldu.
Çünkü çok butik bir şey yapıyorum, çok kendi başıma yaptığım için.
Ancak bir ya da iki workshop alabiliyorum ben ayda.
Maksimum da 4 kişi alıyorum.
Hani teker teker ilgilenebileyim diye 3 kişi 4 kişiyle sınırlandırınca ufak bir bekleme listem bile oldu.
Ve insanlar da beklemeyi tercih etti.
Çok da güzel insanlarla bir araya geldim.
Bu zaten en güzeli buydu.
Çoğu ile arkadaş olabilecek şekilde.
Ve bazı gruplarım 3'er 4'er kez geldi.
Kendini tekrar eden gruplara bile gelmek istediler.
O yüzden burada güzel bir ortam oldu.
Güzel şeyler birbirini izledi ve güzel şeyler oldu ve Atölye kendini döndürmeye başladı diyebilirim.
Bu şekilde oldu açıkçası.
Peki o zaman dinleyicilerimizi güzel bir soruyla bırakalım.
Sizce sizin korkularınız olmasaydı, korkularınız sizi engellemeseydi şimdi neler yapıyor olurdunuz diyelim.
Ve gerçekten çok teşekkür ederim bugün bize katıldığın için.
Elvin bu hikayeyi dinlemek, tekrar dinlemek, farklı açılardan dinlemek bana da çok şey kattı.
İyi ki tanışmışız, iyi ki yollarımız kesişmiş.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
