
Bilgelik Dolu Bir Kariyer Değişimi Hikayesi | Gencay Çoban
6 Haziran 2023 · 40 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayatında değişiklik yapmak isteyen, ir dönüm noktasında olan, meslek, ilişkiler ya da kendisiyle ilgili bir adım atmak isteyen ama bir türlü atamayanlarsanız bu bölümü kesinlikle dinlemelisiniz. Bu bölümde neler var? Yoga ve Şefkat Eğitmeni, Mindfulness Koçu Gencay'ın kurumsal hayattan yurt dışında kendi işini kurma hikayesi. Bu süreçte nereden cesaret bulduğu, kendini nasıl motive ettiği ve endişelerini nasıl yönettiği, tüm bunları yaparken içsel gelişimi ve faydalandığı kaynaklar, anda kalma ve zor zamanlarda bizi destekleyecek öneriler. Siz de hayatınızda bir dönüm noktasındaysanız ve değişimden korkuyor ya da nasıl yöneteceğinizi bilmiyorsanız, birlikte çalışmak için bana buradaki linkten ulaşabilirsiniz. Artwork: Bored Panda
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar Geçişi Güzel Hayallere.
Hoş geldiniz. Ben Emine.
Bu hafta... Konuklu bölümlerimize geri dönüyoruz ve muhteşem bir konuğum var.
Gencay Çoban bizimle olacak.
Gencay'ı nasıl tanıtsam inanın ben de bilmiyorum.
Çünkü çok değişik bir tanışma hikayemiz var.
Gencay mindfulness koçu, nadir mindfulness koçlarından bir tanesi.
Şefkat eğitmeni ve aynı zamanda da yoga eğitmeni.
Bizim onunla tanışmamız da Instagram üzerinden oldu.
Çok ilginçtir ki bir gün...
Böyle beni takip edenlere bakıyordum, bildirimlere bakıyordum.
Allah Allah Mindfulness Koçu Manchester yazıyor ve çok şaşırdım.
Çünkü ben de İngiltere'ye taşınmayı planlıyorum, o taraflara taşınmayı planlıyorum.
Türk ve Mindfulness Koçu orada yaşayan beni takip etmeye başlamış.
Hemen takibi aldım.
Ondan sonra hatta ben taşınırken şöyle bir şey de oldu.
Mesaj atsam mı atmasam mı o kadar arada kalmıştım ki böyle.
Ya acaba çok...
Tuhaf olur mu? Hadi bir kahve içelim.
Ben kimseyi tanımıyorum. Arkadaş olalım mı diye.
Neyse ki mesaj attım.
Gencay da sağ olsun bana çok güzel cevap verdi ve biz bu şekilde tanıştık.
Kahveler içildi ve bugün de Gencay bizimle kendi serüvenini anlatmak üzere podcast'te konuk oldu.
Gencay hoş geldin. Hoş bulduk Emine.
Çok teşekkür ediyorum beni davet ettiğin için.
Kahvemi hazırladım ve seninle yine keyifli bir sohbet edeceğimizden çok çok emin olduğum için de.
Böyle heyecanla bekliyorum sorularını.
Ya ben teşekkür ederim.
Gerçekten çok sağ ol. Çünkü ben bu bölümü ne zamandır çekmek istiyorum.
Sana da demiştim ya hep aklımdaydı sonunda artık yapalım mı diye.
Arkadaşlar Gence'in hikayesi gerçekten çok güzel bir hikaye.
Kurumsal hayattan kendi işini kurmaya, kendi işini kurarak da sonra İngiltere'ye taşınmaya giden bir hikaye.
Ama tabii böyle anlatıldığı gibi kolay değil.
Ve Gencay ben aslında bugün biraz da senden o karar verme aşaman, karar verdikten sonra harekete geçme, harekete geçtikten sonra motivasyonunu koruma, ondan sonra nasıl sürdürülebilir
bir şekilde bu işi devam ettirme bunları da dinlemek istiyorum.
Birazcık hem kendinden bahsedip hem bu süreçten bahsedip bizi aydınlatırsan, bize ilham olursan çok mutlu olurum gerçekten.
Seve seve tabii ki.
En baştan başlayayım aslında.
Sabancı Üniversitesi'nde ekonomi okudum ve çok severek okudum aslında.
İsteyerek, severek, kazanarak tamamladım ve daha okulum bitmeden kurumsal hayata giriş yaptım.
Okulumun son dönemiydi.
Özel bir bankada yurt dışı borçlanma tarafına.
Ve o dönemde tabii ki Türkiye'deki konjonktür sebebiyle de çok aktif ve yeni ürünler yapılan, sürekli yurt dışı bağlantısı olan bir işti.
Ve beni gerçekten çok heyecanlandırdı ve zaten üzerine 9 senede orada çalışmaya devam ettim.
Merak duygum hep vardı.
Onun öncesinde de bale eğitimim var.
Yani bir böyle fiziksel aktivite hep bir yatkınlığım oldu.
Çalışma hayatım boyunca da yoga...
Hem vardı hem yoktu.
Bir ara çok yoğunlukta vardı.
Sonra ara vermek zorunda kaldım.
İşlerimin yoğunluğundan dolayı sonra tekrardan devam ettim.
Derken dedim ki ben bunun bir felsefesini, anatomiyi merak ediyorum.
Yani bir şeyler yapıyoruz ama bu bize niye iyi geliyor?
Biz neden pratikten sonra kendimizi çok canlı hissediyoruz diye ilk eğitmenlik eğitimini aldım.
Fakat o dönemde hiç kafamda ben yoga eğitmeni olurum.
Bunu işte hocalık olarak devam ettirim gibi bir planım yoktu.
Sonrasında daha eğitmenliğimin bitmeden son aşamalarında işte yakın arkadaşlarım dedi ki ya genca bize eğitim verir misin ya da işte ders verir misin dediler.
Öyle küçük küçük ufak ufak başladım.
Sonrasında... bir yoga stüdyosunda stajyer eğitmen olarak devam ettim derken böyle küçük bir grubum oluşmaya başladı benim.
Hala kafamda kurumsal hayatı bırakırım, burada kariyer yaparım gibi bir planım yoktu.
Fakat kurumsal hayatımın son iki senesinde böyle yavaş yavaş bir sorgulamaya girdim ben hayatta dair.
Yani ben her gün inanılmaz bir efor koyup işe gidiyorum, inanılmaz yoğunlukta çalışıyorum.
Ne için bunu yapıyorum gibi bir sorgulama geldi.
Tam da böyle otuzlarımın başlarında.
Büyük paralarla oynuyorum ama hani okey günün sonunda bana etkisine ya da insanlığa etkisine kafasında böyle bir sorgulama oldu.
Çocukluğumdan itibaren de hep böyle psikoloji, nörobilim, kendine iyi bakma konusunda hep bir araştırmalarım, okumalarım, hala kitaplarım da annemin evinde durur.
Merakım vardı. Sonra yavaş yavaş aslında hayat beni buraya doğru taşıdı diyebilirim.
Pandemi zamanında eşimle beraber açıkçası böyle bir yurt dışına gitme planlarımız vardı ama net bir kararımız yoktu.
Sonrasında ben dedim ki ben bu işi artık profesyonel olarak ve İngiltere'de yapmak istiyorum.
Bir şekilde hallettik ve geldik.
İlk etapta tabii Manchester'a yerleştik.
İstanbul'da yaşadığımız için biraz...
Daha sakin, daha küçücük bir şehirde olmak istedik.
Bize çok iyi geldi o anlamda.
Dinlendiğimizi hissettik gerçekten de.
Ve orada işime devam ettim.
Oradaki piyasaya girmiş oldum.
Yabancılarla çalışma fırsatım oldu.
Şimdilerde de hala hem İngilizlere hem İngiltere'de stüdyolarda hem de online olarak Türk öğrencilerime dersler veriyorum.
Bu süre zarfında da hayatıma mindfulness kavramı girdi.
Mindfulness kavramını da ilk Zeynep Aksoy'dan duymuştum.
İlk 200 saatlik eğitimimi aldıktan sonra Zeynep Aksoy o dönemde Türkiye'de eğitimler veriyordu.
Eşi David Cornwell ile beraber mindfulness'ı da aktarıyordu.
O zaman hayatıma girdi ve ben pratik yapmaya başladım.
Mindfulness meditasyon pratikleri.
Ve bu benim hayatımın içerisinde bir rutin haline geldi.
Yani su içmek kadar benim için doğal bir süreç oldu aslında.
Ve galiba bugünden oraya bakarken bunu söyleyebiliyorum tabii ki.
Dönüşüm o zaman başladı.
Yani hayatı sorguluyorum ama kendimi döverek değil.
Tamam bunlar gerçek.
Peki ben ne istiyorum?
Ne yapmak istiyorum? Nasıl adım atabilirim?
Tabii serde de garantici tarafım da var.
O kurumsal hayatın vermiş olduğu bir konfor var şimdi.
Yatsınamaz bir gerçek maddi olarak bir konforla sağlıyor.
Her ayın birinde yatan bir maaş var.
Tabii şimdi kendi işini yaptığım zaman birçok zorluğu var.
Hatta hiç daha önce tecrübe etmediğim alanlarda da çalışmam gerekiyor.
Ben hani pazarlama tarafında hiç çalışmadım.
Çünkü ben genellikle bana pazarlanan ürünü analiz edip...
Bu uygulanabilir deyip karar veren tarafta çalıştım hep.
Şimdi ama bir yandan da hem işimi yaparken bir yandan kendimi de ifade etmek ve insanlara ulaşmak durumundayım.
Başka kaslarım da çalışması gerekiyordu derken o mindfulness ile birlikte açıkçası önce bir koçluk girdi hayatıma.
Biraz daha derinlemesine yine koçluk yapmak niyetiyle başlamadığım ama günün sonunda yine koçluğa da evrilen bir sürecim oldu.
Sonrasında da geçtiğimiz yıl mindfulness ve şefkat eğitmenlik eğitimini tamamladım.
Hatta bu seneki eğitmenlik eğitiminde asistanlığını yapıyorum.
Aslında niyetim bana iyi gelen ne varsa aracılık yapmak başkalarına karşı.
Karar vermek elbette ki zor oldu.
Çünkü hem küçüklüğümden beri ben kurumsal hayatta olmak isteyen, bunun için çaba gösteren bir kişiydim.
Hırslarım olan hırslarım vardı.
Ama bu hırslar iyi yerlere gelmek, kendimi geliştirmek anlamındaydı.
Fakat bu çabanın bir noktadan sonra beni orada ben değilmişim gibi hissetmeye başladığım noktada bir yol ayrımına
geldim. O yol ayrımında da karar verip hem ülke değiştirdim.
Hem de aslında bütün hayatım tamamıyla değişmiş oldu.
Bunun hazırlık süreci de mental olarak tabii ki kolay değil.
Tam olarak onu soracaktım.
Çünkü şimdi sen zaten yoga eğitmeniydin.
Bu işi profesyonel olarak Türkiye'de yapıyordun da sonra İngiltere'ye bunu taşıdın diye bir şey duymadım ben.
Duyduğum kadarıyla sen bunu yanda...
Hani bunu profesyonel bir meslek yaparım diye düşünmeden yapıyordun.
Ama sonra öyle bir yere evrildin ki.
birden kurumsalı bırakıp ve buraya komple bir geçiş yaptın işte orada o korkularını nasıl bastırdın ya da korkun var mıydı belki hiç de olmayabilir çünkü böyle büyük bir geçiş yaparken sadece meslek değil ülkede
değiştiriyorsun bahsettiğin şeyler hayatı sorgulaman bunların hepsi bir arada olduğu zaman bazen insanın üzerine çok ağır bir yük gibi gelebiliyor bunları nasıl yönetin yani bunların arka
planında Senin zihninde neler dönüyordu?
Daha doğrusu zihninin arka planında neler dönüyordu?
Bunun diye tabii üzerinden de bayağı zaman geçmiş ama çok kolay değildi gerçekten.
Çünkü bazı etiketleri bırakmak gerekiyordu.
O etiketleri bırakırken aynı zamanda bazı maddi fedakarlıklar da yapmak gerekiyordu.
Sonuçta hazırdan gelen o maaş sisteminden çıkıp kendi paramı kendim...
farklı yöntemlerle para kazanmam da gerekiyor.
Bir yerde şey okumuştum.
Maaşınız size...
İşverenlerinizin düzenli olarak verdiği uyuşturucudur diye.
Mesela o maaşın, mayışın, o maaşın rahatlığını bırakmak da zor.
Yani orada düzenli olan gelen bir gelirim var.
Ve kendi işini yaptığın zaman muhasebesini kendin yapıyorsun.
Dediğin gibi pazarlamasını kendin yapıyorsun.
İnciğini, cinciğini, oyunu, buyunu.
Ama duyduğum şey şu senden bir de Gencay.
Arka tarafta o kadar büyük bir motivasyon da var ki.
Yani sen... Etik olarak gerçekten sana iyi gelen bir şeyi başkalarına iletmek istiyorsun.
Sana iyi gelen bir şeyle fayda yaratmak istiyorsun.
Yani burada bir büyük resim var.
Belki bizim atladığımız şeylerden bir tanesi de bu.
Çünkü sen ne istediğini kendin bulmuşsun.
Bazen biz şunu da düşünebiliyoruz.
Bir şey istediğimizi zannediyoruz.
Ama belki de o bizim istediğimiz değil de bize dayatılan bir şeydir.
Çünkü ben şunu görüyorum.
Şu son zamanlarda hep...
Şöyle kötü kurumsal hayat, böyle kötü kurumsal hayat, herkes kendi işini kursun ya tamam yapalım.
Ve gerçekten öyle bir ağ oluyor ki herkesin böyle bir çark gibi bir şeye katkısının olduğu, birbirinin elinden tuttuğu çok güzel bir şeye de evrilebilir.
Ama mesela hem kurumsal hayatta kalıp bir süre daha ya da sonsuza kadar yani emekli olana kadar hem de öbür taraftaki işini de yapabilirsin.
İkisi de olabilir yani bence biraz da bize...
çok fazla şey lanse ettiriliyor diye düşünüyorum hani kurumsal hayat şöyle iğrenç buradan çık bunu yap tabii ki çok güzel olmayan kurumsal alanlarda var ama o noktada sanıyorum senin orada bulduğun şey biraz daha kendi
iç sesini dinleyip yahu benim yapmak istediğim bir şey var ve ben bunun peşinden böyle gideceğim evet aslında yani ben kurumsal hayatı kötüleyerek
ya da hani Allah kahretsin şeklinde çıkmadım evet zorlandım Çok şey oldu.
Hem iş bazında olabilir, kişiler bazında olabilir.
Ama orada benim kurumsal hayattan çıkmam gerekiyor deyip tutunduğum bir yer olmadı.
Biraz aslında hayat akışında bana onu getirdi.
Ben yoga eğitmenliği düşünmüyorken yavaş yavaş kendi küçük çevremin oluşmaya başlaması, benim farklı platformlarda dersler vermeye başlamam daha kurumsal hayatı bırakmadan.
Gerçekten yavaş yavaş aslında taşlar üst üste gelmeye başladı.
Ve elbette ki maddi olarak da kendimi hazır hissettiğimde ve şunu da kendime hatırlattım.
Kurumsal hayattan evet şu an çıkıyorum ama bir sene sonra ya da iki sene sonra tekrar geri dönebilirim.
Bu bir başarısızlık değil.
Denedim ama o da bana göre değilmiş.
Ben aslında burada mutluymuşum da diyebilirim.
Kafamda önce onu netleştirdim.
Yani kendime bir başarı işte şunu yaptım, kurumsal hayattan kurtuldum diyerek kendime o başarı skalası yaratmadım.
Öyle de düşünmüyorum çünkü.
Hayat sonuçta denemeler üzerinde.
Yani bir şey denersin, sana uygun olmadığını fark edersin ve başka bir yola çıkarsın.
Ayrılıklar da aslında buna dair.
Yani bir şeyi, bir arkadaşlığı da sonlandırabilirsin.
Bu bir başarısızlık değil.
Sadece... Birbirinize uymuyorsunuzdur ve yollarınız ayrılıyordur.
İşler de böyle. Ve ben artık kurumsal hayattaki o dönemde misyonumu tamamladığımı hissettim.
Ve hem bana da iyi gelecek.
Çünkü ben aktarırken çok mutlu oluyorum.
Yani yorulduğumu hiç hesaba katmıyorum, fark etmiyorum.
Ne zamanki derslerim bitiyor, fiziksel olarak evet ya yoruldum diyebiliyorum.
Sabah uyanırken hevesle uyanıyorum.
Ya da eğitimler almak benim için zor değil.
Tam aksine yeni şeyler öğreneceğim diye daha da çok hevesleniyorum.
Ama tabii ki mental olarak maddiyat çok önemli.
Yani hesabı kitabı iyi yapmak.
Kaynağınızı hiç iş yapmadığınızda da sizi bir noktaya kadar götürebilmesini sağlamak gerekiyor.
Yoksa çünkü sistemden çıkar çıkmaz tabii ki insanlar size koşarak gelmiyor.
Bu bir süreç, adım adım.
Özellikle ben şuna da çok inanıyorum.
Bu tarz işlerde kulaktan kulağa yayılması, insanların memnun oldukça birilerine önermesiyle çok daha sağlıklı bir topluluk olarak büyüyoruz.
Genellikle çevremde de öyle oldu.
O anlamda şanslı hissediyorum kendimi.
Zaman vermek çok çok önemli ve kendimize de aslında net olmak.
Hepimizin çünkü güçlü yanları var, kırılgan yanları var ve bir noktada da zayıf yanlarımız da var.
Yani güçlü yanlarımızı belki daha da güçlendirmek yani zayıf yanlarımızı fark etmek orada kavga etmek değil de okey bu taraflarda zayıfım belki kendimi destekleyecek bir şeyler de bulabilirim
orada ama güçlü yanlarımla da Ben bunu daha da kaldıraç etkisi yaratabilir miyim?
Kırılganlıklarım varsa da o kırılganlıklarımda işte orada şefkat devreye girdiğini yeni yeni fark ediyorum.
Onun desteğini çok gördüm bu süreçte.
Evet kırılganlıklarım var çünkü ben de insanım.
Ve ben de zorlanıyorum.
Ben de acı çekiyorum. Bunu da fark edip aslında kendimize dürüst olmak bu süreçte en önemli şey.
Çünkü dediğin gibi yani kurumsal hayatta olup Buradan emekli olan birçok insan ve mutlu olan insan var.
Ve yarın öbür gün ben de dönebilirim.
Hiç belli olmaz benim sağım solum gerçekten ama şu anda yaptığım işten tatmin oluyorum.
Ve burada olmaktan da çok mutluluk duyuyorum.
Bu şekilde devam eder.
Ama yarın öbür gün hayatın tabii ki bize ne getireceği hiç belli değil.
Birazcık da akışına bırakıp aşırı kontrol sahibi olmadan kendi üzerimizde de Birazcık akışında kalıp gözlemlemek, daha geniş çerçeveden bakabilmek ve bir adım
atılması gerekiyorsa, herhangi bir adım, ben o zaman bu adımı atmam lazım ya da bu adımı atabilmem için benim neye ihtiyacım var?
Bu maddiyat olabilir, manevi destek de olabilir.
Bende özellikle o vardı, birilerinden yardım istemek, destek almak.
Oralarda zayıftım mesela, onu da öğrenmeye başladım.
Birilerine soru sormak.
Ya sen bu işi nasıl yapıyorsun?
Nasıl ulaştın?
Ya da web siteni nasıl kurdun?
Gibi soruları sormak aslında çok insani.
Ben her işi kendim halletmeye çalışırken çok kendimi bunalttığımı da fark ettim.
Ama tek bir soruyla eğer karşımdaki insan yardımcı olabiliyorsa ya da bir şekilde ışık tutabiliyorsa o soru sormayı da öğrendim ben mesela bu süreçte.
Her işi kendin yüklenemezsin.
Bir şekilde destek de alabilirsin.
Kesinlikle en çok unuttuğum şeylerden bir tanesi bu destek alma.
Bu arada ben bundan sonra networking ile alakalı bir bölüm yayınlayacağım ve orada da kendi işini kurduğunda bu ağızdan ağıza dağılan ağızdan ağıza pazarlamadan bahsetmiştim ve web sitesi örneğini verdim
biliyor musun sen fark etmeden şu an aynı örnekleri vermiş oldun.
Şaka bir yana dediğin şey çok doğru çünkü birincisi akışta kalmıyoruz kontrol etmek istiyoruz her şeyi onu ben de görüyorum ben senden şunu duyuyorum.
Akışta kalınca, biraz daha kendini dinleyince, zorlamayınca zaten su akıyor, yolunu buluyor.
Belki de bazı şeylerin inişli çıkışlı, dalgalı olduğunu kabul etmek, başladığımız yere geri dönmenin aslında bir başarısızlık olmadığını kabullenerek bir işe girmek de, bu ihtimali tutmak
da önemli. Kesinlikle.
Ve o aslında çok büyük bir konfor alanı sağlıyor.
Yani yaptığımız işten ziyade, Hayatta alternatiflerimiz var.
Birini seçtiğimizde diğerini kötülemek zorunda değiliz.
Ya da bir yerden vazgeçtiğimizde orada kendimizi kötü hissetmemeliyiz.
Ya maymun iştahlıya bak ya da işte beceremedi o yüzden geri döndü vesaire gibi.
Yok öyle bir şey yok. Denedi olmadı belki yoruldu ya da başka ihtiyaçları ortaya çıktı.
Çünkü hepimizin hikayesi çok farklı.
O yüzden de kendime o seçenekleri hep açık tutuyorum.
Ve o seçenekleri açık tuttukça da daha kendimi güvende hissediyorum.
Daha rahatlıkla işimi yapabiliyorum.
O da benim enerjime yansıyor.
Çünkü ister istemez seanslarda da yoga dersi verirken de bir enerji yayıyoruz karşımızdakine.
Ve insanlar da...
Sizin o enerjinize geliyorlar bir şekilde.
Yani hepimiz farklı farklı belki dersler veriyoruz.
Birçok yoga acısı var günün sonunda.
Ama enerjisi tutan insanlar gelmeye başlıyor bir noktadan sonra.
Artık yavaş yavaş kendi toplumunuz oluşmaya başlıyor.
O yüzden bir enerji işi.
Ben iyi olabilmeliyim ki karşımdaki insanı da rahatlıkla sunabileyim.
Eğer ki kendimi zor bir yerde hissediyorsam ki zaman zaman yaşıyorum bir de işin içerisinde göçmenlik sürecim de var.
Okey diyorum gençler.
Bir durmam ve belki yalnız kalmaya ihtiyacım var.
Çünkü benim kendimi resetleme stilim o.
Yalnız kalmam gerek.
Biraz durmam gerek.
Belki biraz doğaya çıkmak, yürüyüş yapmak tek başıma.
Bunlar beni resetleyen şeyler.
Eğer yapamayacağımı hissediyorsam o dersi eskiden tüm gücümle iş hayatını, tüm gücümle son damlama kadar çalışırken şimdi dersimi...
İptal edebiliyorum.
Diyorum ki, okey, bugün bunu yapabilecek enerjiye sahip değilim.
Ve bunu yaptıkça zaten daha çabuk, kolay bir şekilde regüle oluyorum ve daha hızlı aslında sahalara dönüyorum bir nevi.
Öteki türlü bir çukura giriyorum ve o çukurda daha uzun süre kalmaya başlıyorum ve aslında iş hayatımdan da soğuyorum, insanlardan da soğumaya başlıyorum.
Onu kendime yapmamaya çalışıyorum.
Kendimi aslında mindfulness'ın ve de şefkatin burada hayatında çok büyük bir etkisi var.
Kendimi fark etmek ve şefkatle de ihtiyaçlarımı karşılamak.
Bu ihtiyaçlar dinlenmek olabilir.
Demin dediğim gibi doğaya çıkmak olabilir.
Ya da daha şiddetli bir şefkatle adım atmak olabilir.
Yön değiştirmek olabilir.
Birine hayır demek olabilir.
Kendimi gözlemledikten sonra şefkat devreye giriyor.
Bu beni daha sağlıklı bir şekilde kendi yolumda tutuyor.
Motivasyonum hatta zorlandığım süreçler de oldu.
Ama motivasyonuma hep ben çalışıyorum, çabalıyorum, üzerine bir şeyler koymaya çalışıyorum.
Elbette hayat karşıma bir şeyler getirir.
Dediğim noktada evet hayat bir şeyler getiriyor karşıma.
Planlamadığım şeyler de getirdi ki Manchester'dan Londra'ya taşınma serüvenimiz de çok kısa bir sürede oldu.
Hiç planladığımız bir şey değildi.
O da hayatın akışında iş yerim de değişmiş oldu böylelikle.
Çalıştığım yerler değişmiş oldu.
Orada işte dengede kalabilmek için kendi tolerans pencereme bakmaya ihtiyacım var.
Tolerans penceresi.
Biraz daha açar mısın onu?
Bu Manchester'dan Londra'ya taşınma olayını da hiç konuşmak istemiyorum.
Oradaki tek arkadaşım sendin.
Ve şu an yoksun.
Allah kahretsin. Ama buraya girmeyeceğim.
Tolerans penceresini bir tık daha açmanı rica edeceğim.
Güzel bir cümle. Güzel bir kavram.
Biraz daha aslında dinlemek isterim.
Tolerans penceresi aslında bizim eğitimlerde ben yoga derslerinde çok sıklıkla bahsederim.
Çünkü aslında biz tolerans penceremiz içerisinde.
Şimdi tolerans penceremiz dar olabilir, geniş olabilir.
Bu tamamıyla kişiye özel tabii ki.
Fakat burada bir üst level var.
Aşırı uyarılmışlık hali.
Orada zaten hissediyoruz nefesimiz hızlanabiliyor.
İşte hareketlerimiz değişiyor.
Bir gevş, bir rahatlamaya ihtiyacımız var.
Belli orada bir şey var, huzursuzluk hali var.
Ya da az uyarılmışlık halimiz var.
Hiçbir şey yapmak istememek, uyuşukluk, uykulu bir hal, canlanmaya ihtiyacımız var besbelli.
Orası tolerans pencere aralığında aslında hem iş yaparken ona dikkat ediyorum, bir şey anlatırken ona dikkat ediyorum.
Çünkü hepimiz o tolerans penceremiz içerisinde.
öğrenebiliyoruz ve o anda kalabiliyoruz.
Bu çok basit örneklerle de açıklanabilir.
Örneğin bazen saatlerce bir toplantı içerisinde oluyoruz ve bir noktadan sonra kopup gidiyoruz.
Artık bitse de gitsek modundayız.
Artık o öğrenme penceremizden çıkmışız.
O anda benim tekrardan kendime gelebilmek için neye ihtiyacım var?
Camı açmak, belki bir şey içmek, belki çıtır çıtır bir şeyler yemek.
Tekrar bizi ana taşıması için aslında destekleri bulmaya başlıyoruz.
Herkesin kendi desteğini bulması zaten burada önemli.
Benim için mesela bir kahve gerçekten iyi bir destek oluyor.
Ya da işte bir güzel bir koku odaya sıkmak bir destekleyici oluyor.
İş hayatımda da tolerans penceresi benim için anda rahatlıkla kalabildiğim yer.
Eğer kaygılarım üşüşmeye başlıyorsa ben çıkmışımdır o tolerans penceremden.
Tekrar dengeye gelebilmek için bir şeyler yapmam lazım.
Hemen desteğimi bulmam lazım.
Topraklanmak bile olabilir.
Yani çıplak ayakta çimlere basmak mesela.
Ya da güneş olduğunda ki bu sene maalesef az gösterdi yüzünü.
Biraz durmak güneşin altında.
Ha tamam. Tekrar kendimi canlı ve dengede hissedip günüme ya da işime devam edebilmek.
Tolerans penceresi.
Genişletilebilir gerçekten.
Zaten mindfulness buna çok büyük destek oluyor.
Kendimizin farkına varmak, kendi desteklerimizin farkına varmak için.
Ve ben mümkün mertebe, hatta evde de hep bunu konuşuyoruz.
Yani eşim de diyor ben yine çıktım bu pencereden diye.
Çünkü öğrendiklerimi de sürekli evde de aktardığım için kendisine artık o da çok yakına farkında tüm kavramların.
O yüzden mesela örnek veriyorum çok yoğun bir hafta sonu geçirdiysen akabininde bir günümü kendime ayırmam gerekiyor.
Yani çok insanlarla içli dışlı olduysam, çok hareketli bir hafta sonuysa okey bir sonrakinde benim durmam, yeşile bakmam ve temiz hava almam gerekiyor gibi ki
işime tekrar aynı enerjiyle...
Evet gerçekten de öyle insanın neye ihtiyacı olduğunu bilmek.
Bir de kokudan bahsettin. O çok dikkatimi çekti.
Kokuların ciddi anlamda insan psikolojisi üzerinde çok farklı etkisi var.
Yüksek etkisi var. Çünkü sevdiğin bir kokuyu sıkmak, bir çiçek olur, bir oda parfümü, bir mum yakmak inanılmaz derecede modunu değiştirebiliyor.
Ben bunu fark ettim. Özellikle şimdi bahar aylarındayız ya.
Hep böyle yürüyüşe çıkıyorum genç ay.
Kuzey tarafında yani Kuzey İngiltere'yi sen de orada yaşadığın için bilirsin.
İnanılmaz yeşil, çok güzel ağaçlar var, misler gibi kokuyor.
Ve böyle telefonda falan konuşmuyorum, derin derin nefes alıyorum.
Diyorum ki bu kokuların hepsi içime girsin.
Böyle o kadar mutlu oluyorum ki.
Kokular da ciddi anlamda insan psikolojisi üzerine sakinleşme anlamında bir yeşil kadar, bir doğa kadar ya da oturup böyle bir nefes almak kadar etkili.
Ben bu sene bunu fark ettim.
Kesinlikle öyle. Zaten kuzey bize iyi gelmesinin sebeplerinden bir tanesi doğa oldu.
Ve böyle balta girmemiş ormanların olması.
Biz inanılmaz keşifler yapmıştık ve her pazar muhakkak ki...
Doğada vakit geçiriyorduk.
Bu park bahçe olabiliyordu.
Uzun yürüyüşler olabiliyordu.
Farklı farklı köylerden geçip ormanların içerisine dahil oluyorduk vesaire.
Ve toprağın kokusu.
Ben mesela toprak kokusunu fark ettim.
Çok derininden.
Bilmiyormuşum ben toprağın kokusunu.
Yani ben çim kokusunu biliyorum ama toprağın has kokusunu fark ettiğim bir yıl oldu geçen sene.
Ve o toprağın kokusunu fark ettiğim her an canlı olduğumu hissettim.
İnsanım nefes alıp veren bir canlıyım.
Bunu bana hatırlatıyor. Mesela toprak kokusu.
Hala duyduğumda hemen ilk hayallerimle kuzeye doğru gidiyorum.
Çünkü hatıralarımı geri getiriyor ve gerçekten canlısın, sağlıklısın, hareket ediyorsun.
Bunu hatırlatıyor.
Farklı farklı kokular da moduma göre değişiyor tabii ki.
Ama gerçekten Kokular hem anıları da canlandırıyor.
Hem de gerçekten ben bazen yoga derslerimde de sıkarım.
Canlılık veriyor.
Böyle bir ferahlık veriyor.
Herkesin tabii kendi kokusu farklı.
O yüzden onlar da benim yeni keşiflerim kokular.
Evet evet kesinlikle.
Geçen sene Dublin'deyken de ben şeyi fark etmiştim.
Bizim evimizin arkasında bir tane nehir vardı.
Ama böyle... Nehir iki tarafı ağaçlarla çevrili, mis gibi kokuyor ve o suyun şırıltısı, o suyun kenarında yürümek çok iyi geliyor.
Yani insan sanırım yaşı ilerledikçe kendine nelerin iyi geldiğini daha iyi anlıyor.
Peki o zaman sana bir sorum daha var Genca.
Yani sen bu süreçte şimdiki halinle bakan bir Genca olarak o zaman bu sürece ilk adım atan Genca'ya ne derdin?
Çok güzel bir soru.
Derdim ki her şeyin kontrolü sende değil.
Önce bunu bir kabul et.
Ondan sonrasında da yine elinden gelen çabayı göster ve su akar yolunu bulur.
Eğer bu hayatta da mutlu değilsen, yaptığın işte de mutlu olmuyorsan farklı alternatifler hep mevcut.
Sakın kendini de yargılama derdi.
Çünkü ilk etapta bu işe girerken bir kendini ispat çabası da vardı bende.
Allah'tan... O ispat çabasından biraz çabuk sıyrılabildiğimi hissediyorum.
İşte benim tekrardan kurumsal hayata dönme gibi bir şeyim kesinlikle olamaz gibi bir yer vardı kafamda.
Ama hayır öyle bir şey de yok.
Hayat hepimiz için farklı farklı aslında opsiyonlar sunuyor.
O yüzden evet biz bir çaba koyuyoruz ortaya.
Ama çabanın sonucunda artık ne oluyorsa orada artık bizim...
Müdahale edebilmemiz çok mümkün değil.
Sadece ben zaten çocukluğumdan beri o duygu hep var.
Çabalamak, çalışmak, çabalamak ruhumda var.
Ama hep bir sonuca ulaşsın istemem de vardı içten içe.
Yani çabalıyorum, çabalıyorum.
Günün sonunda bunu elde etmem lazım.
Elde edemediğimde ansiyeteler, kaygılar, kendimi inanılmaz eleştirmeler.
Hayır artık o noktada değilim ama o zamanki genceye bunu söylerdim.
Çabalamaya devam et ama günün sonunda bak bakalım hayat sana ne getirecek hiç belli olmaz.
Çünkü bu süreçte de ben bir şeyleri çabaladım hayat beni başka yerlere aslında sürükledi.
Ve o sürüklediği yer de bana iyi gelen bir yer şu anda.
Ve tekrardan hala da çabalamaya farklı farklı şeyler yapmaya devam ediyorum.
Ve bir sonuca da tutunmuyorum aslında.
Artık neye inanıyorsak Allah, evren, Tanrı bırakıyorum bir noktadan sonra.
Ama çabalamak, yolda kalmak benim için en önemli şey.
Kesinlikle. Peki sana çok kişisel bir soru soracağım.
Bu benim çok fark ettiğim ama cevabını bulurken zorlandığım bir şey.
Şimdi biz bir şeyler yapmak istiyoruz ama bazen içinde bulunduğumuz o bubble'da o kadar kalıyoruz ki genç ay büyük resmi göremiyoruz.
Çünkü ne zaman büyük resmi biraz daha görebilsem kendimi aşabilsem bunu şey gibi düşün kartal gibi kuş bakışı tüm her yeri görebilmek gibi kendimi bu duruma getirebilsem bu pozisyona sokabilsem
şunu fark ediyorum. Ben kendimi içinde bulunduğum durumu yeteneklerimi yapabileceklerimi ya da çevremin desteğini.
çok kısıtlı bir yerden görüyormuşum ve ister istemez insanız günün o telaşesi içinde hayatın telaşesi içinde bu duruma düşüyoruz yani o bakış açımız o perspektifimiz bir
yerde daralıyor bunu genişletmek için mindfulness ve şefkat dalından da tutsak da olur sen bize ne önerirsin yani ne zaman biz kendimizi çıkmazda hissetsek sanki çok alternatifimiz yokmuş
gibi hissetsek ama var aslında dedin ya sende orada Büyük resmi görmek için en çok yardımcı olan şeyler sana ne oldu, ne önerirsin?
Şimdi insan evrimsel olarak aslında olumsuza odaklanmaya çok meyilli.
Öyle olunca da ilk etapta riskleri ve engelleri görüyoruz haliyle.
Ve oradan çıkmak bizim için korkunç bir şey gibi geliyor.
Ben bu süreçte şunu fark ettim.
Günlük tutuyorum. Ama bu günlük her gün işte şunu yaptım, bunu yedim, bunu içtim tarzı tabii ki değil.
Duygularımın döküldüğü bir yer aslında.
İş hayatında başlamıştım buna.
Çok böyle kendimi sıkışık hissettiğim bir yerde.
Elimin altında böyle saçma sapan bir defter vardı ve masamda bir anda yazmaya başlamıştım.
Ve buna hala devam ettiriyorum.
Ve şimdilerde hem duygularımı aktardım hem de hayata dair şükran duyduğum şeyleri.
Ve bunlar aslında zihnimi dönüştürdüğünde, bakış içimi dönüştürdüğünde fark ediyorum.
Daha geniş bir yerden bakabilmeye başlıyorum.
İnsanların ne dedikleri özellikle bizim toplumumuzda çok önemli tabii.
Yani içimizde var el alem ne der dürtüsü elbette.
Ben de bunu yaşayanlardanım.
Yani şöyle ki işte...
O kariyer bırakılır mıydı?
Ne alakası var şimdi sen burada bu işi yapıyorsun gibi sesler vardı elbette.
Hem bir noktada kulak tıkamayı öğrendim ama tabii ki o benim içime bir zehir atıyordu her seferinde.
Ama kendimle kalıp yazmaya başladığımda düşünmeden yani zihin akışında yazmaya başladığımda kendimi görebilmeye başladım.
Ve işte o noktada zaten mindfulness devreye giriyor.
Kartal benzetmesi çok...
Önemli senin benzetmen ki eğitimlerde de bunu anlatıyorum.
Gerçekten farkındalık aslında bir kuş bakışı bakabilmek.
Kartal gibi yani çok net görebilmek.
Ama şefkatle beraber de kendimizi daha sarıp sarmalayabildiğimiz bir alan yaratmak.
Şefkat acıyla ortaya çıktığı için acı çektiğimizi önce itiraf etmemiz de gerekiyor.
Yani biz bazı şeyleri...
Görmezden gelmeye, halının altına süpürmeye de meyil ediyoruz.
Çünkü o olumsuz dediğimiz duygulardan kaçmak istiyoruz.
Acı çektiğimizi fark etmiyoruz.
Ama aslında beden sinyal veriyor bize.
Ben mesela bedenimin bana sinyal verdiğini çok daha yeni anlayabiliyorum o dönemde yaşadığım sağlık sorunlarına.
Şimdi buradan baktığımda.
Ama ben hiç zorlandığımı o kadar da fark etmiyordum.
Biraz sıyrılmaya başladım.
Benim kronik olan ağrıları yok oldu mesela.
Yani onu fark edebilmeye başladım.
Ve en başta da dediğim gibi belki bu yazmak olabilir.
Belki bir destek almak olabilir.
Kendimizi tanımamız gerekiyor.
O bubble'dan kendimizi uzaklaştırabilmek adına.
Çünkü ben de annesi babası bankacı olan bir çocuğum.
Ve o garanticilik tarafım çok yüksekti benim.
Bizim hayatımızda ticaret yapan insan yok.
Yani benim dedelerim de öyle, anneannem de öyleymiş.
Memur kafası zihniyetinde olan bir ailemin torunuyum, çocuğuyum.
Bilmem ticareti.
Ama ben denemeden de öğrenemeyeceğimi fark ettim o süreçte.
O yüzden gerçekten bedenimize kulak vermek, birazcık da iç sesimize kulak vermek, Ve bunu somutlaştırmak benim işime çok yaradı.
Yazmak benim işime çok yaradı.
Hala dönüp o yazdıklarıma bakıyorum.
Ve gerçekten dürüst olmaya başladığımda kendime karşı bir yol kat edebilmişim.
O yazmaya başladıktan sonra bir şeyler tarihsel olarak değişmeye başlamış bende.
Enteresan bir şey. Bunu yeni yeni yani taşınırken işte defterlerim vesaire onları toparlarken aa dedim çıktı ortaya bir bakayım.
Gerçekten tarihe baktığımda o tarihten itibaren her şey dönüştü.
Benim hayatım değişti yani.
Kendime dürüst olmak dedin.
Gerçekten çok çok çok önemli ve değerli bir noktaya değindin.
Çok teşekkür ederim. Gencay sağ ol.
Ve yazma kısmına değinmene de şaşırmadım aslında sonuçta.
Biz de aynı kafadan olduğumuz için hem yazma hem farkındalık.
Çünkü bu podcast'ta ben hangi solo bölümü çeksem konu dönüp dolaşıp hep öz hakiki farkındalığa ve çözümde hep yazmaya geliyor.
Ve muhteşem konuğum diye tanıttığın sen de bu iki tanesine bunlarca vurgu yaptın şu anda.
Teşekkür ederim. Pekala yavaştan böyle kapatırken senin bana yahu Emine sen bunu bana sormadın.
Benim bir de böyle söylemek istediğim bir şey var dediğin.
Bir mesaj, anlatmak istediğin başka bir şey var mı?
Çok teşekkür ediyorum öncelikle bana bu alanı açtığın için.
İnsanın kendi hikayesini anlatması hem kolay hem zor.
Ama şunu kapatırken şunu söylemek isterim.
Adım atmadan bilemiyoruz.
Ama adım atarken de...
Kendimize ya da başkalarına bir şey ispatlamak için değil aslında.
Kendi hakiki yolumuzu bulabilmek için adım atmak bence en kıymetlisi.
Çünkü başkalarını memnun etmek, başkalarından onay almak için yaptığımız şeyler bizi günün sonunda mutlu da etmeyebilir.
Kendi yolumuza bakmak, neredeysek orada kendi iç sesimizi dinlemek.
Ben burada mutlu muyum?
Yaptığım şey bana iyi geliyor mu?
Bana iyi geliyordu çünkü.
Kurumsal hayatta çalışırken ilk zamanlarda.
Beni çok besleyen bir alandı.
Noktadan sonra yavaş yavaş kırılmalar başladı.
O yüzden de tek bunu söyleyebilirim.
Korkularımız evet çok yüksek.
Belki kaybedeceğimiz şeyler de çok fazla.
İşte o noktada kendi muhasebemizi yapmak.
Analitik taraftan gerçekten bu yazmak olabilir.
Kendi gerçekten finansal muhasebeminiz de olabilir bu.
Onu yaptıktan sonra hayatınıza yön verebiliyoruz.
Bunu diyebilirim sana olarak.
Ben çok teşekkür ederim.
Gerçekten çok beslendiğim bir bölüm oldu yine.
Ama seninle sohbet etmek ayrıca çok keyifli.
Hem senin bu sakin ses tonunu dinlemek, hem bunun arkasındaki bilgeliği, hem o güzel yolculuğunu, oradaki gelişimini, büyümünü bizimle paylaştığın için çok çok çok teşekkür ederim.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik o zaman.
Arkadaşlar eğer gencayı takip etmek isterseniz Flow and Rise Yoga diye ben zaten etiketlerin bölümü paylaştığımda Instagram'dan ama kendisine Instagram'dan ulaşabilirsiniz, takip edebilirsiniz.
Ve bir bölümün daha sonuna geldik.
Kendinize çok iyi bakın, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
