
Benim Bu Dünyada İşim Ne? | İkigai | Hayatın anlamı ve Amacı
12 Nisan 2022 · 32 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayatın anlamı ve amacına dair varoluş sorgulamalarıyla beyninizi yeteri kadar yaktıysanız, gelin biraz da bu soruların cevaplarını nasıl bulacağımıza bakalım. Kaybolmuş hissediyor ve ne istediğinizi bilemiyorsanız benden koçluk desteği almak için iletişim linki Bölümde bahsi geçen linkler:Brian CampbellPaulo Coelho Podcasti Instagram Artwork: Maggie Chiang
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe, bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak ve minik hayallerimize ulaşmak üzere düşüncelerimi ve günlük hayatta uygulanabilir pratik
yöntemleri paylaşıyorum. Buna ek olarak her çarşamba günü podcast ile bahsettiğim konuya ilişkin kaynaklar, kitap önerileri, Ve bir de kişisel farkındalığımızı artırmak adına bir soru ile e-bülten gönderiyorum.
Eğer ilginizi çeker ve benim de mail kutuma düşsün bunlar derseniz emineyesitmen.com slash podcast adresinden kayıt olabilirsiniz.
Bu hafta konuşacak çok şeyimiz var.
O yüzden hiç uzatmadan konuya girmek istiyorum.
Biliyorsunuz geçtiğimiz bölümde kendini bilmek ve tanımak üzerine konuşmuştuk.
Ve devamı olarak da hayat amacımızı bulmak üzerine konuşacağımı söylemiştim.
İşte bu haftada tam olarak hayat amacımız üzerine konuşacağız.
Bu bölümde de yine çok fazla kitap önerisi olacak ve sistematik bir şekilde anlatmaya çalışacağım elimden geldiğince.
O yüzden kaleminiz kağıdınız varsa ya da telefonunuzun notlarına yazmak isterseniz bu kitap önerilerini not edebilirsiniz.
Şimdi metotlara geçmeden önce size ufak bir şey anlatmak istiyorum.
Benim hayatımın belli bir dönemi sabahları gözümü açtığımda böyle gözlerimi tavana dikip Allah'ım ben neden buradayım, neredeyim, ne yapıyorum, niçin bu dünyadayım, ne işe
yarıyorum sorularıyla geçti.
Ve bu gerçekten çok sancılı bir dönem.
Tabii ben bir de o zamanlar Deli Gibi Şopena'yı okuyorum ve daha da kayboluyorum bu soruların içinde.
Neyse ama sonra şunu fark ettim.
Yani ben hayatımın sonuna kadar bu sorgulama içinde mi yaşayacağım?
Bunun bir cevabı, bunun bir yola çıkışı, bir aksiyona geçişi olması lazım değil mi?
Hayatım boyunca cebelleşemem bu sorularla ve varlığımı sorgulayarak.
O yüzden de ufak tefek adımlar atmaya başladım.
Ben adım attıkça, ilerledikçe, bir şekilde cevaplandırmaya, bir şeyleri anlamlandırmaya başladıkça yalnız olmadığımı da gördüm.
Bunun en büyük örneği de nedir biliyor musunuz?
Geçtiğimiz sene hayatın anlamı ve varoluş üzerine bir bölüm çekmiştik ve o bölümün üzerine ben bir de blog yazmıştım web sitesinde.
Çok ilginç bir şekilde...
O yazı sayesinde o anahtar kelimeleri görebiliyorsunuz ya hangi anahtar kelimelerle arandığınızı.
İşte bu hayat amacı ve varoluş kelimeleriyle her ay binlerce kişi ziyaret ediyor web sitemi.
Çok ilginç ve şeyi gördüm yani kesinlikle yalnız değiliz.
Bu soruyu hepimiz soruyoruz.
Ve binlerce yıldır da sorulan bir soru zaten.
Binlerce yıldır insan var olduğundan beri bunu bulmaya çalışıyor.
Hani Seneka demiş ya yaşamda bir amacı olmayan insanlar bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler.
Onlar gitmezler ancak suyun akışına kapılırlar.
İşte biz bu suyun akışına kapılmak istemiyoruz aslında.
Kendi anlam çerçevemizle duyumlu bir hayat yaşamak istiyoruz.
Yani şöyle yaşlandığımızda geriye dönüp baktığımızda keşkelerle değil iyiklerle dolu bir hayat istiyoruz.
Aslında yaşamının anlamını, amacını arayan insanlar da ben bunu görüyorum ortak olarak.
Mesela etrafınıza bakın bazı yaşlılar böyle...
Çok mutludur, yüzüne nur inmiş gibidir, pamuk gibidirler.
Bazıları da inanılmaz huysuz, mutsuz, her şeyden nem kapar, böyle insanlara çatacak yer arar.
Ya da böyle çok büyük bir hüzün vardır üstünde.
İşte o huysuzluğun ya da hüzünün arkasında genelde ne oluyor biliyor musunuz?
Yani en azından ben böyle gözlemledim.
Hayatını boşa geçirmiş olmak.
Koskoca bir hayatı hiçbir şey yapamadan, istediklerini elde edemeden, bir fayda sağlayamadan yaşamış, yaşlanmış olmak ve bunu değiştiremeyeceğini bilmek.
Ben böyle bir hayat yaşamak istemiyorum.
Bir şeylerden pişman olmak istemiyorum.
Dolu dolu. Böyle güzel bir hayat yaşamak istiyorum.
Hem kendime faydalı hem başkalarına faydalı olmak istiyorum.
Yani bir amaca hizmet etmek istiyorum hayatımda.
Varlığımı bir şeyle anlamlandırmak istiyorum.
Ve eğer beni dinliyorsanız, düzenli de dinliyorsanız sanıyorum ki bu konuda aynı sayfadayız.
Yani aynı düşünüyoruz, benzer şeyleri düşünüyoruz.
Mesela Mina Urgan okuyanlarınız vardır.
Bir Dinozor'un Anıları ve Bir Dinozor'un Gezileri kitapları.
Ben bu kitapları okuduğum zaman dedim ki içimden vay be kadına bak ben...
Ben de böyle bir hayat yaşamak istiyorum.
Sonuna kadar yaşamış hayata helal olsun dedim.
Ve o dönemin şartlarını göz önüne aldığınızda aslında çok cesur, çok böyle kendini bilen, çok emin adımlarla ilerleyen bir kadın.
Tabii ki o burjuva bir aileden geldiği için o dönemde belki bunları yapabilme şansına erişti.
Ama şu an bizim burjuva olmamıza gerek yok.
Mina Urgan gibi hayattan keyif almak için, istediğinizin peşinden koşmanız için ya da dünyayı gezmeniz için.
şey de var. Meslek seçimimizi 18 yaşında yaptığımız bir dünya üzerinde o zaman yaptığımız bazı yanlış seçimler ya da verdiğimiz bazı yanlış kararlar bizi bir süre sonra
mutsuz edebiliyor. Zaten hayat amacımızı sorgulamaktaki En büyük etkenlerden bir tanesi de bunun olduğunu düşünüyorum.
Bazılarımız şanslı doğru bir şekilde karar vermiş oluyor.
Şanslı ki mentoru oluyor. Şanslı ki hani öyle denk geliyor.
Ama 20'lerin sonunda hepimiz bir buhrana giriyoruz ya.
Benim hayattaki amacım ne?
Ben bu mesleği yapmak istemiyorum diye.
İşte o da bu yüzden.
Hatta bununla ilgili şöyle bir çalışma da var.
Batı dünyasındaki, bunun altını çiziyorum, Batı dünyasındaki insanların %50'si işinden mutsuzmuş yapılan bir araştırmaya göre.
Ve bu insanların %60'ı da eğer fırsatımız olsa kariyerimizi yeniden şekillendiririz demişler.
Çünkü sadece çalışma ve çok para kazanma değil aslında insanların istedikleri.
Statü de değil, bir anlam, bir amaç.
Maddiyata ya da statüye çok takıldığımız zaman orada bir noktada hedonik adaptasyon oluşuyor.
Ben bunu çok sorguluyordum. Yani okuduğum bütün işte felsefe kitapları, psikoloji kitapları, edebiyat, edebi kitaplar herkes sevdi.
İşte yaptığın işi paradan çok anlamına ve amacına odaklan.
Bir ara dedim ki ulan bu orta sınıfı kandırma şekli mi acaba herkes aman işte paraya odaklanma amacına odaklan diyor ya.
Bunu bir sorgulamaya başladım ama biraz daha araştırınca bu hedonik adaptasyon kısmını.
Yani bir şeye sahip oldukça artık onun mutluluğuna hazına alışma hali ve ondan sonra onun bir şeyi fark etmemesi daha farklı, daha fazla arayış içine girmesini fark edince bu bir şeyden kastım da daha çok materyal şeyler
oluyor zaten. Bu kısmı fark edince aa dedim evet.
Hani Einstein de diyor ya zaten mutlu olmak için bir amaca bağlan insanlara ya da eşyalara değil.
Einstein'ın da böyle bir sözünün olması beni rahatlattı açıkçası itiraf edebilirim.
Peki. Emine iyi hoş diyorsun da biz bu amacı nasıl bulacağız bu podcastı o yüzden açtık diyorsanız eğer tam olarak oraya geliyorum.
Hatırlıyor musunuz geçtiğimiz bölümde size Paula Coelho ile Oprah Winfrey'nin bir bölümünden bahsetmiştim.
Bu kendini keşfetme ve hayat amacı üzerine.
Orada Oprah Paula'ya şöyle bir soru soruyor.
Bu diyor hayat amacı dedikleri ya da işte your calling diye söylüyor.
Bu diyor nedir yani herkes bunu biliyor mu herkes farkında mı?
Paula Coelho de böyle yapıyor.
They know Oprah, they know.
Sonra da devam ediyor anlatmaya.
Yani biliyorlar, herkes biliyor, herkesin içinde, herkes yaşamın amacını içinde biliyor ama açığa çıkartacak ya da ona adım atacak cesareti bulamıyor diyor.
Hatta Alfred Adler'da Yaşamın Anlam ve Amacı kitabında şunu söylüyor.
Bir çocuk 5 yaşını tamamladığı andan itibaren zaten yaşamını anlamlandırmaya başlamış ve hayattaki amacını keşfetmiştir diyor.
Bakın burası çok ilginç.
O yüzden de işte böyle hayatımızın anlamını, amacını ararken böyle çok uzaklara değil de içimizde derinlere bir yere gitmek bana daha mantıklı geliyor.
Yani küçükken büyüyünce ne olacaksın sorusuna verdiğimiz cevabı büyükler beğenmeyip de aman onu da hobi olarak yaparsın diyorlardı ya işte o hobi olarak yaptığın ya da sana hobi olarak yaparsın dediğin
şey nedir? Ve hani sen onunla alakalı bir şey yaptın mı?
Bu bence çok önemli.
Çocukken yapmaktan işte zevk aldığın şeyler, yeteneklerin.
O işte bizim günümüzdeki geçerli mesleklere yönlendirilmemizle birlikte o kadar çok toprağın altına gömüyoruz ki onları bulma konusunda biraz geriye gitmek bence kıymetli.
Onun dışında ben şöyle yapmıştım.
Oturup böyle yazıyordum her zamanki gibi ve kendime şu soruyu soruyordum.
Ben nasıl bir hayat istiyorum?
Ve onun altında da böyle madde madde bu...
İstediğim hayat işte şunu istiyorum, böyle yapmak istiyorum, şöyle hissetmek istiyorum.
Onun üzerine meditasyon yapıyordum.
Hayal ediyordum. Kendimi mesela olmak istediğim yerde hayal ediyordum.
Siz mesela nasıl bir hayat istiyorsunuz?
Mutlu, huzurlu, fayda sağlayan.
Peki bunu isterken neredesiniz?
Ne yapıyorsunuz?
Kimlesiniz? Ya da hangi dili konuşuyorsunuz?
Bunları böyle hayal etmek, üzerine meditasyon yapmak önemli.
Bir de şöyle bir şey var çok ilginç.
Mesela şimdi... Hepimiz aynanın karşısında kendimizle konuşuyoruzdur diye tahmin ediyorum ya da büyük bir kısmımız.
Şimdi böyle kendi kendinize kaldığınız zamanlar aklınızda neler oluyor?
Nasıl bir senaryoda kendinizi buluyorsunuz?
Fernando Pessoa mesela Huzursuz'un kitabında şey diyor ben hayalimde her şey oldum.
Siz hayalinizde en çok ne oluyorsunuz?
Ben bunu çok merak ediyorum.
Kendinize böyle bir soru da sorabilirsiniz.
Ve bence en önemlisi de kendinizi dinlediğiniz zaman, kendinizi gözlediğiniz zaman, çevrenizi gözlediğiniz zaman gelen şeylerdir.
Çünkü içimizde bir yerlerde var.
Onu bulmak o kadar zor değil.
Zor olan bulduğumuz şeyi aslında hayatımıza uygulamak.
Şimdi anlatacağım şeylerden bir tanesi de bu.
Tamam ben hayat amacımı az çok anladım.
Ama ben bunu nasıl hayata geçireceğim Emine diyorsanız...
En zor kısmı da bu. Benim 6-7 senemi falan aldı bulduktan sonra.
Umarım herkesin bu kadar vaktini almıyordur.
Ama işte insan deneye yanıla öğrenen bir varlık.
Neyse şimdi diyelim ki hayat amacımızı bir şekilde bulduk.
Bunu somut bir şekilde örneklendirmek istiyorum.
Az çok böyle az buçuk bir şeyleri artık kavramaya netleştirmeye başladınız.
Diyelim ki hayat amacınız insanlara yardım etmek olsun.
Bu ne kadar geniş bir form farkında mısınız?
Yani insanlara yardım etmenin bin bir çeşit farklı şekli var.
Peki biz burayı nasıl daraltacağız?
Bir tane psikolog var Beri Schwarz diye, Bolluk Paradox diye bir kitabı var.
O mesela o kitapta şöyle söylüyor.
Bizim çok fazla seçeneğimizin oluyor olması bizim karar mekanizmamızı felç ediyor.
Ya hiçbir şey yapmıyoruz, hiçbir karar alamıyoruz sonucunda.
Ya da karar versek bile aklımız o seçmediğimiz şeyde kalıyor.
Ya daha iyiyse, ya işte kaçırdıysam gibi.
O yüzden de bizim elimizdeki seçenekleri akıllı bir şekilde daraltmamız gerekiyor.
Bu konuda Küçük Prensin yazarı Antoine de Saint-Exupery Bu Fransızca mı lütfen mazur görün.
Fransızca bilenler söylesinler bu telaffuzları ne kadar doğru yapıyorum.
Ama yapmadan önce bakıyorum.
Antoine de Saint-Exupery diyordu.
Neyse Küçük Prensin yazarının bir lafı var.
Diyor ki Plansız bir amaç sadece bir dilektir.
O yüzden de gerçekten akıllı bir şekilde daraltmamız gerekiyor seçeneklerimizi ki bu amacımız bir dilek olmaktan çıksın.
Gerçekten de bir hedefe yönlensin.
Şimdi burada dört tane yöntemden bahsedeceğim.
Bunların hepsi benim kullandığım yöntemler.
Bu arada bu bahsettiğim çözüm önerilerini not alarak dinleyenleriniz var biliyorum.
Detaylı notların olduğu linki hep e-bültene ekliyorum.
Aklınızda olsun. Hala kayda olmadıysanız açıklamalardaki linke mail adresi...
izinizi bırakmanız yeterli oradan da bölüm notlarına erişebilirsiniz tekrardan bir hatırlatma yapmış olayım devam edecek olursak Bir tanesi, birincisi en basiti.
Arkadaşlarınıza şöyle bir soru sorun.
Benden bir şey satın alacak olsan ne satın alırdın?
Bana ne için para öderdin?
Bakın bu soru çok kıymetli bir soru.
Biz bu soruyu bir arkadaşımla bulmuştuk ve yakın çevremizde biz tanıyan herkese bu soruyu soruyoruz.
Bir arkadaşım diyor ki akıl alırdım.
Dedim ki onu satamam, onu veremem.
Başka bir şey söyle. İşte tavsiye alırdım, tecrübe, şuyu bu.
Ve bu sizde. az çok bir şey oluşturuyor tamam ben bunu yapabilirim gibi az çok böyle bir fikir oluşturuyor ikincisi koçluk almak koçluk almanın şöyle bir güzelliği
var koçluk tamamen Aksiyon almaya ve plan çıkarmaya yöneliktir.
Ve koçunuz size doğru soruları sorarak cevabı yine size söylettirir.
Size bir tavsiye vermez.
O yüzden de kafanız karışıksa bir şekilde nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız ya da hangi yollardan gideceğinizi bilemiyorsanız kesinlikle koçluğu tavsiye ederim.
Ki benim hayatımın akışını değiştiren şeylerden bir tanesi de bundan yıllar önce aldığım koçluktur.
O koçluk sayesinde de zaten kendim de koç olmaya karar vermişimdir gibi gibi.
Benim hayatımın çok katkısı olduğu için söylüyorum.
Üçüncüsü mentorluk.
Eğer aklınızda bir şeyler bir tık daha netse ve sizinle aynı amaca hizmet eden, aynı amaç uğruna çalışan birilerinden bir şeyler öğrenmek istiyorsanız mentorluk birebir.
Bu mentorluk sitelerinden olabilir, belli derneklerden olabilir, çalıştığınız kurumda olabilir, tanıştığınız biri olabilir sosyal medyada.
Ya da işte arkadaşlarınız çevrenizden biri olabilir.
Her konuda farklı bir mentorunuz da olabilir bu arada.
Çok karşısındayım. Mentör illa senden büyük yaşça ya da işte yaşlı olmalıdır.
Herkesin herkesten öğrenebileceği bir şeyler vardır.
Bakın benim kardeşim benden 8 yaş küçük ve benim en güçlü mentorlarımdan bir tanesi.
Mentörlükle alakalı ayrı bir bölüm yapmayı planlıyorum.
Ama o zamana kadar mentor seçerken dikkat etmeniz gereken 3-5 tane önemli şey var.
Onlar da şöyle. Sizinle aynı deneyimi paylaşıyor mu?
Sizin gitmek istediğiniz yoldan gitmiş mi?
O alanda o konuda uzman mı?
Ve gerçekten enerjiniz tut.
Katıyor mu? Böyle pozitif bir enerji aldınız mı?
Size geri bildirim veriyor mu?
Sizi motive ediyor mu?
Bunlar çok önemli. Yani bir noktada sadece öğretmen gibi anlatıp geçmek değil.
Aslında sizi böyle farklı alanlarda da besliyor mu?
Farklı bakış açıları katıyor mu?
Bu kısım çok önemli.
Ama emine ben kolları sıvayıp her şeyi kendim yapmak istiyorum derseniz de işte size kağıt kalem alın ya da telefonunuzdaki notları açın dediğim yer burası.
Burada ben aslında çok bilmediğiniz bir şey söyleyeceğimi zannetmiyorum.
Ikigai kitabından yararlanıp buradaki ana dört elementi kitaplarla ve örneklerle destekleyeceğim.
Eğer okumamış olanlarınız varsa ya da okuyup da uygulama kitabını almamış olanlarınız varsa bu anlattıklarımdan sonra beğenirseniz eğer kitabı almanızı tavsiye ederim.
O uygulama kitabının içerisinde 35 tane metot var toplamda ve çok güzel sistematik bir şekilde anlatmışlar.
Şimdi daha fazla kitabı güzellemeden metotlara geçiyorum.
Bu dört element dediğim nedir?
Hani az önce bir tane örnek bulmuştuk ya farazi olarak işte insanlara yardım etmek olsun bu ama çok geniş bir örnek.
Bunu nasıl daraltacağız? İşte bunu böyle daraltacağız.
Şimdi amacınız diyelim ki insanlara yardım etmek, fayda sağlamak.
Peki bunu nasıl yapacağım?
Birincisi... Sevdiğiniz, yapmaktan zevk aldığınız şeyler, tutkularınız bunlar nelerdir?
Bunları bir kağıda dökmek gerekiyor.
Mesela ben şimdi size desem hadi gel seni yarın TEDx konuşmasına çıkartıyorum.
20 dakika boyunca bir konudan konuşmak zorundasın ve bu konu ne olurdu?
Tutkulu olduğum bir şeyden konuş.
Ne olurdu? Bunu kendinize bir...
Bir sorun ama işte tutkuları bulmak bazen o kadar kolay olmayabiliyor.
Çünkü üstüne o kadar örtüyoruz ki unutmuş olabiliyoruz bu hayatın keşmekeşi içerisinde.
Onun için de bir önerim var, bir kitap önerisi.
Ken Robinson'ın...
Öz isimli kitabı. Yazar burada zaten şunu söylüyor.
Tutkular insan olmanın önemli bir parçasıdır.
Herkesin bir tutkusu vardır.
Olmadığını düşünüyorsanız sadece keşfetmemişsiniz demektir.
Çünkü yazar şeyi de düşünüyor.
Tutkuları diyor biz sezgisel olarak hissederiz.
Gerçekten de hissederiz.
Belki kendinize şunu sorabilirsiniz.
Size zamanın geçtiğini unutturan şey nedir?
Muhtemelen o sizin tutkunuzdur ve onu yaparken zamanı unutuyorsunuzdur.
Buna Yunanca'da Meraki deniyor mesela.
Türkçesi Merak. Ama Meraki'nin şöyle bir anlamı var.
Kendini bir şey yaparken kaybetmek, bütün böyle ruhunu ona adamak.
O yaratıcılığın içinde kaybolmak, onu böyle sevgiyle yapmak.
Sizin merakiniz ne?
Mesela bunu bulabilirsiniz.
Bununla alakalı hatta bu aralar çok popüler olan bir kitap da var.
Akış kitabı. Bu Mihail Çiksen Mihail'in kitabı.
Bunu da söylemek çok zor.
Allah'ım bu insanların isimleri niye bu kadar zor ya?
Neyse muhtemelen onlar da benim soy ismim için aynı şeyi düşünüyorlardır.
Neyse. Bu kitapta akışın bilimsel kısmını ele alıyor ve çok güzel farkındalıklar yaratıyor.
Bu akışla alakalı benim iki tane önerim var.
Bir tanesi akış günlüğü tutmak.
Yani günün sonunda mesela şöyle bir dönüp baktığınızda neyi yaparken siz zamanı nasıl geçtiğini farkına varmadınız.
Bir bu. İkincisi de akışta olduğunu gözlemlediğiniz insanlarla sohbet etmek.
Tam bugün bu sabah başıma gelen bir şeyi anlatmak istiyorum.
Sizin kesinlikle duymanızı istiyorum bunu sevgili dinleyicilerim.
Şöyle oldu. Bizim balkonumuzun kapısı kırık ve bir tamirci geldi.
Tamirci balkon kapısını yapıyor.
Ben de içerideyim.
Bir yandan toplantılarım var.
Ondan sonra içeri gittim.
O da mola verdi. Çay koydum.
Sohbet ediyoruz falan. Konu nasıl geldi hiçbir şekilde hatırlamıyorum ama dedi ki bana insanların dedi yaptığı işten memnun olması, mutlu olması çok önemli dedi.
Bak dedi ben işimi dedi çok severek yapıyorum dedi.
Ben de hayatımda ilk defa bu kadar mutlu bir tamirci görmüş olmanın şaşkınlığını gizlemeye çalışarak yani mutludan kastım işinden memnun, işinden aşırı tatminkar bir tamirci görmüş olmanın bana
verdiği şaşkınlığı gizlemeye çalışarak dedim ki aa evet fark ettim.
Neden? Ne seni mutlu ediyor diye sordum.
O da dedi ki çünkü ben her gün yeni bir şey öğreniyorum bu işte dedi.
Her gün yeni insanlarla tanışıyorum.
Her gün birilerinin hayatına dokunuyorum.
Birilerine fayda sağlıyorum dedi.
Sonra da örnek verdi ki sizin bu kapınızı bu tarz bir kapıyı ben en son 18 yıl önce tamir etmiştim dedi.
Evin ne kadar eski olduğunu anlayabilirsiniz bu arada.
Neyse. Ve adamı dinledikçe ağzım açık kaldı hatta ona şey dedim senin bu söylediklerini ben bugün bir podcast bölümü çekiyorum bu da hayat amacıyla alakalı oraya koyacağım dedim koy dedim.
Evet yani demem o ki böyle akıştaki insanlarla akışta olduğunu düşündüğünüz insanlarla sohbet edin sizi çok farklı bir noktaya götürebilir.
Bir de mesela tutkularımızı biliyoruz ya bazen böyle yargılanacağız ya da insanlar yanlış anlayacak ya da anlamayacak eleştirecek diye kendimize saklıyoruz.
Yapmayın paylaşın çünkü bir şeyler paylaştıkça insanların size farklı fikirlerle gelmesi olasılığı da artıyor.
Mesela bu Search Inside Yourself diye bir program var.
Mindfulness'ın kurumsal tarafı Google'da çıkmış bir program.
İşte sonrasında SAP Google ortaklığında ilerliyor falan.
Fıstık böyle çok derin bir mindfulness programı kurumsal dünya için konuşuyorum.
Orada bu programı bulan kişi bir mühendis.
Kendi meditasyon tecrübesinden, kendi mindfulness tecrübesinden şirkete bir şeyler katmak istiyor.
Ve bunu kurumsal şekilde, kurumsal dünyada uygulamak istiyor.
Bu ilk gündeme geldiğinde kimsenin umurunda olmuyor.
Adam insanlarla paylaşmaya devam ediyor.
Ve kitabında işte bu hikayeyi anlatıyor.
Nasıl bir mühendis Google'ın mindfulness'ının başına geçtiğini.
Şeyi söylüyor. İnsanlarla paylaşın ki insanlar size...
Destek olsun. Çünkü eğer iyi niyetli bir şey yapıyorsanız, eğer fayda sağlayacak bir şey yapıyorsanız insanlar da sizinle birlikte size fayda sağlamaya çalışıyor.
Yani sizin amacınıza katkı sağlamaya çalışıyor.
Diyor ki gel işte ben şunu tanıyorum sana yardımcı olabilir şu konuda seni tanıştırayım.
Aa burada bu vardı biliyor musun gel bunu yapalım gibisinden.
O yüzden de tutkularınızı paylaşın.
Evet bu bölüm de yine uzayacak gibi duruyor.
O yüzden ben hızlanıyorum. Ne dedik?
Daraltmak için bulduğumuz o amacımız, hayalimiz her neyse önce sevdiğimiz, tutkulu olduğumuz şeyler.
Buraya kadar okey.
Şimdi bunun içerisinde bir çember daha çizdiğimizi düşünün.
Bir çemberin içerisinde sevdiğimiz şeyleri yazdık.
Peki o çemberi şöyle bir daralacak olsak.
Bu sevdiğim şeylerin arasındaki benim yeteneklerim neler?
Bu yeteneklerin illa mükemmel olmasına gerek yok.
Sadece bu konuda benim altyapım var mı?
Ve ben... Çok ekstra bir efor olmadan hani normal bir eforla bu yeteneğimin üstüne koyabilir miyim?
Yani hiç yeteneğim olmayan bir şeye efor vermek ayrı.
Zaten altyapım olan bir şeye ya da yatkın olduğum bir şeye öyle söyleyeyim.
Efor vermek ayrı.
Mesela bana mesaj atıyorsunuz ve bir çoğunuz şey soruyor.
Nasıl bu kadar seri konuşuyorsun?
İşte diksiyon dersi aldın mı?
Hayır almadım. Bu benim bir yatkınlığımdı.
Ve ben bunun üzerine koyabildim.
Ya da mesela şöyle bir örnek verebilirim.
Şu ana kadar yaptığım meslekten ne yetenekler edindim?
Sonuçta biz bir işi senelerdir yaptıysak orada bizim kazandığımız belli başlı yetenekler, öğrendiğimiz belli başlı şeyler vardır.
Hayatımızın farklı alanlarına da uygulayabileceğimiz değil mi?
Benim burada şöyle güçlü bir örneğim var.
Bu podcastı hazırlarken fark ettim.
Mesela ben yıllarca satış yaptım.
Çözüm odaklı satış yaptım, danışmanlık odaklı satış yaptım gibi gibi.
Ve bu tarz satışları yapabilmek için de çalıştığım şirketler hep böyle ekstra eğitimler verdi.
Şanslıydım ki hep eğitime öncelik veren şirketlerde çalışıyordum.
Ve seneler sonra ben neyi fark ettim biliyor musunuz?
Bu benim satışta aldığım eğitimler, o uyguladığım müşteriye yaklaşım şeklim aslında koçlukta da uygulanan şeylerden bir tanesi.
Mindfulness'ta da mesela o işte mindfulness temelli stres azaltma kurslarında, herkesin tecrübe paylaşımında, tecrübeli...
Sorma şekli vardır. Bunları ben satış eğitimlerinde öğrenmişim.
Ya da işte o koçlukta açık uçlu sorular sormak ya da karşındakine cevabını kendisinin keşfetmesini sağlamak gibi bunlar aslında satış teknikleriymiş bir yandan da.
Ya da işte o bana altyapı oluşturmuş.
Ben onu farklı bir yere koymayı öğrendim.
O yüzden hali hazırda yaptığınız iş hayatınızın işi olmasa bile oradan öğrendikleriniz oradaki geliştirdiğiniz yetenekleriniz size bir sonraki yolculuğunuzda neler getirebilir?
Bunları da bir kurcalamakta fayda olduğunu düşünüyorum.
Bir de yeteneklerin dışında benim kendi eklemek istediğim bir şey var.
Mesela Burçak'la Burçak Yıldırım Orhan'la bir bölüm yapmıştık.
Mutsuzluğun başarım olabilir mi diye dinleyenleriniz hatırlar.
Mutsuz olduğunuz bir şeyden gidişini beğenmediğiniz bir şeyden yola çıkarak onu değiştirip ona çözüm bularak da aslında bir konuda yeteneğinizi keşfedebilirsiniz.
Bunu da bir düşünün derim.
İcatlar nasıl çıktı?
Çünkü insanların bir şeyi değiştirmek istemesiyle bir şeye çözüm bulmak istemesiyle çıktı.
O yüzden bu da güzel bir done veriyor.
Peki gelelim üçüncüye.
Sevdiğimiz şeyi bulduk.
Bu sevdiğimiz şeyler arasında yeteneklerimiz olanı bulduk.
Peki biraz daha daraltmaya ihtiyacımız var hayat amacımızı bulmak için.
Üçüncüsü de dünyanın buna ihtiyacı var mı?
Yani bu bana fayda sağlıyor, beni mutlu ediyor ama kendim dışında bu dünyada yaşayanlara, insanlara, hayvanlara, bitkilere ne faydası var?
Burada bir biz bilinci devreye giriyor.
Doğan Cüceloğlu'nun Var mısın kitabını okuyanlarınız hatırlar.
Okumadıysanız henüz de kesinlikle en baştaki sıraları alın.
Yani okuma listenizde.
Gerçekten çok güzel bir kitap.
Mesela Doğan Cüceloğlu burada hep şey söylüyor.
Yaşamak bir ekip işidir.
Yani insanlar kendileri tek başlarına var olamayacağı için bizim bir harmoni içerisinde birbirimize fayda sağlayarak aslında hayatı anlamlandırmamız ve yaşamamız gerekir.
Aynı şeyi Alfred Adler de söylüyor az önce bahsettiğim gibi.
Ve buradan yola çıkarak şunu düşünmemiz lazım.
Peki ben bunu yapmayı seviyorum, yeteneğim de var ama kime ne faydası olacak?
Çünkü çoğu insan için en büyük mutluluk diğerlerine ya da içinde yaşadığı dünyaya, çevreye fayda sağlamaktan, yardım etmekten gelir.
Bunun formları farklı olur.
Mesela yine bir örnek vereyim geçmiş podcastlerden Selim.
Selim Önal ile Gönüllülük Hayatınızı Nasıl Değiştirir diye bir bölüm yapmıştık.
Hala daha dinlemediyseniz...
Onu da kesinlikle dinlemenizi tavsiye ederim.
Çünkü çok güzel ilham veren bir hikayesi var.
Ya da benim kendi çevremde gözlemlediğim şeyler var.
Mesela bir tane Polonyalı bir arkadaşım var.
O hayatını köpeklere adamış.
Her gün kurtardığı bir köpek, işte sokağa atılan köpekler oluyor ya onları evlat edinip ondan sonra bakamayıp sokağa atıyorlar.
Adam işte o sokağa atılan köpekleri topluyor.
Ne kadar çok köpek toplar, ne kadar çok onları barınağa götürür ve onlara iyi bakarsa kendini daha mutlu, hayat amacına bir adım daha yaklaşmış hissediyor.
Ve bununla alakalı insanları eğitmeye, bununla alakalı insanlara koçluk vermeye başladı.
Bir de çok etkilendiğim bir örnek daha vermek istiyorum.
Brezilyalı bir arkadaşım var.
8 tane çocuğu var.
Burada İrlanda'da yaşıyor.
Ve single mom yani tek başına büyütüyor çocuklarını.
Eşinden ayrı bu 8 çocuğa tek başına bakıyor maddi manevi olarak.
Ve tahmin edersiniz ne kadar çok zorlandığını.
Ama buna rağmen...
Kendisiyle aynı durumda olan kadınlara destek olmak için ekstra bir şeyler yapıyor.
Ve kadının hayali de bu.
Şimdi bir podcast yapacak hatta.
Diyor ki ben çok zorluktan geçtim.
Benimle aynı durumda olan bir sürü anne var.
Ve ben tecrübelerimle birilerinin hayatına dokunmak, birilerine ışık olmak istiyorum diyor.
Ve bu alanda çalışmalar yapıyor.
Kendisiyle aynı durumda olan insanlara koçluk veriyor, mentorluk veriyor gibi gibi.
Ben bu hikayeden çok etkilendiğim için bunu anlatmak istedim.
Hikayeleri sabaha kadar anlatabilirim.
Bunun çevre versiyonunu, çocuk versiyonunu, kadın versiyonunu ne bileyim psikoloji tarafından her taraftan tutup böyle örnekler verebilirim.
Ama vermek istediğim mesaj şu işte o bütüne katkı sağladığımızda hissettiğimiz duygu var ya o tatmin duygusu o çok güçlü bir duygu.
O yüzden de hayat amacınızı belirlemeye çalışırken sadece sizin etrafınızda dönecek bir şey olamaz bu.
Dördüncüye geçiyorum. Artık ne yaptık?
Sevdiğimiz şeyi bulduk.
Sevdiğimiz şeyler arasından yetenekli olduklarımızı çektik.
O yetenekli olduklarımız arasından da artık hani bütüne hangisinde katkı sağlayabiliyoruz?
Hangisiyle bütüne katkı sağlayabiliyoruz?
Ona baktık. Ve sonuncusu bundan para kazanabilir miyim?
Şimdi ben burayı iki şekilde ele alacağım.
Eki Gayı kitabında şöyle güzel bir şey diyordu.
Japonların kendi işlerinin dışında ek olarak yaptıkları bir hobileri var.
Yaşamına anlam katan, yaşam amacına hizmet eden bir şey bu.
Ama bu konuda bir şekilde uzmanlaşıyorlardı.
Ve olur da işsiz kalırlarsa o işsiz kaldıkları durumda aslında buranın üzerinden de belli bir süre geçimlerini sağlayabilirler gibi bir şeydi.
Şimdi biz buna side hustle diyebiliriz.
Bugünümüz dünyasında ek iş olarak düşünün, yan iş olarak düşünün.
zamanlı bir mesleğe dönüştürmek zorunda değilsiniz o hayat amacınızı.
Mesela sulu boyayla resim yapmaktan hoşlanıyorsanız kariyerinizi tekrar bu alanda geliştirmenize gerek yok.
Ama buradaki önemli şey bebek adımlarla başlamak.
Çünkü şöyle bir şey de var.
Siz bir şeyi değiştirmek istiyor olabilirsiniz ama bu zaman alıyor.
Çünkü yapılan araştırmalara göre kaybetme korkumuz kazanma isteğimizden iki kat daha baskın.
O yüzden de sizin uzun vadede O işinizi değiştirmek gibi bir amacınız varsa bile siz onu önce yandan yandan ona birazcık vakit ayırarak bir yapın.
Bakın seviyor musunuz?
Bakın o size tatmin veriyor mu?
Bakın onun farklı insanlara faydası var mı?
Bakalım size para getiriyor mu gibi buradan başlayabilirsiniz.
Bana çok mantıklı gelmişti.
Hiçbir zaman bu arada bu...
Bir işe dönüşmek zorunda olmayabilirdi.
Siz bunu böyle yapmaktan hoşnutsunuzdur.
Japonya'da yaşayan insanlar gibi böyle de yapabilirsiniz.
Ama derseniz ki hayır Emine ben hayatımın sonuna kadar bu işi yapmak istemiyorum.
O yüzden de değiştireceğim bana bir öneri ver derseniz o zaman size şöyle güzel bir kitap öneriyorum.
Kendimize uygun işi nasıl buluruz?
Roman Kriznariç.
Umarım bunu da doğru...
okuyabilmişimdir ya da telaffuz edebilmişimdir.
Roman Prisonerage diye bir yazarı var.
Bu arada her çarşamba bölümde bahsettiğim konulara ait pratik yöntemleri, kitap önerilerini ve açılacak grup çalışmalarını, online eğitimleri e-bültende paylaşıyorum.
Eğitimler genelde bültende yayınladığım an doluyor.
O yüzden farklı platformlardan da çok duyurmuyorum.
Eğer siz de bu eğitimlerden haberdar olmak istiyorsanız açıklamalardaki linkten e-bültene kaydolmayı unutmayın.
Şimdi... Son olarak kapatmadan önce size şöyle bir ekte bulunmak istiyorum.
Beni çok etkilediği için paylaşacağım.
Benim dinleyenler arasında ebeveynler de var biliyorum.
Şimdi diyeceksiniz ki bana evinde bizim çoluğumuz çocuğumuz var biz risk alamayız ya da böyle bir vaktim yok gibi bir şeyler derseniz serzenişte bulunursanız tamamen haklısınız.
Ama bunun için de size çok güzel bir ilham örneği vermek istiyorum.
Campbell diye bir kişi var.
Dört çocuk babası. Çocuklarına bakmak için işini bırakıyor adam.
Ve çocuklarıyla vakit geçirirken şunu görüyor.
Çocuklarının doğaya olan ilgisini ekstra böyle keşfediyor.
Minik bir arıcılık çiftliği kuruyor çocuklarının doğada daha fazla vakit geçirmesi için.
Şimdi arıcılık okulu var adamın.
Arıcılık hakkında eğitimler veriyor.
Ve gerçekten çok etkileyici bir hikaye.
Buna da bakın derim Brian Campbell.
İsmi de bu. Onun dışında son artık kapatırken birkaç kitap önerim daha olacak sizlere.
Bir tanesi yine çok beğendiğim.
İlber Ortaylı'dan İnsan Geleceğini Nasıl Kurar?
Bir de Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
Geçenlerde bir kariyer sohbetine katıldım.
Orada bana sordular ne kitap okuyalım, ne önerirsiniz işte şu an üniversite öğrencilerine.
Ağzımdan ilk bu çıktı biliyor musunuz?
İlber Ortaylı okuyun.
Sonra dedim ki bu kadar kitap arasında niye İlber Ortaylı'yı seçtim?
Vardır bir hikmeti. Neyse çok güzel kitaplar bu arada.
Ama bu kadar hayatın amacı üzerine konuşmuşken bu bölümü de sevdiğim ve güzel bir sözle kapatmadan olmaz diye düşündüm.
Ve Montaigne'in sözüyle uğurlamak istiyorum sizleri bugün.
Bir amaca bağlanmayan ruh yolunu kaybeder.
Çünkü her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Kendinize çok iyi bakın. Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
