
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bölüm Özeti:
Hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz ama her birimizin zihninde farklı bir "işletim sistemi" yüklü. Bazılarımızın sistemi kurallarla kusursuz çalışırken, bazılarımızınki en ufak bir dış baskıda "error" veriyor. Peki, sizin zihniniz beklentileri nasıl işliyor?
Gelişigüzel Hayaller’in bu bölümünde, davranışlarımızın arkasındaki o görünmez kodları deşifre ediyoruz. Neden bazıları bir takvime sadık kalırken, diğerleri özgürlük uğruna kendi planlarını sabote eder? Neden bazılarımız başkaları için dünyayı yerinden oynatırken, konu kendi hayalleri olduğunda yerinden kalkamaz?
Bölümü dinledikten sonra siz hangi tip olduğunuzu keşfettiniz? Benimle paylaşmayı ve bu aydınlanmayı yaşamasını istediğiniz arkadaşınıza göndermeyi unutmayın!
Bölümde bahsettiğim - > QUIZ
✨ Ücretsiz Koçluk Ön Görüşmesi İçin: emineyesilcimen.com/kocluk
#GelişigüzelHayaller #KişilikTesti #GretchenRubin #FourTendencies #Psikoloji #KişiselGelişim
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Ben Emine. Arkadaşlar bugün masada...
Çok basit ama ha işte şimdi taşlar yerine oturdu dedirten bir çerçeve var.
Bu bölüm bittiğinde cebinize şunları koymanızı istiyorum.
Bir, ilişkilerde ve iş hayatında insanların beklenti yönetimlerini ve algılama biçimlerini daha iyi anlamak.
İnsan davranışlarını kişisel almamak ya da sinirlendiğiniz davranışların arkasındaki motivasyonu anlamak.
Kısacası... Bu insan niye böyle, bu neden böyle yapıyor isyanından bir tık daha, bunun da sistemi böyle çalışıyor, bunun da kafası böyle çalışıyor olgunluğuna geçiş ve bir nokta daha orta yolu bulmak.
Biz bu kanalda genelde ne üzerine konuşuyoruz?
İnsan davranışları üzerine konuşuyoruz, kendimizi bayağı bir deşeliyoruz, ilişkiler, kariyer bunları zaten o teori, bu teori, şu teori derken bayağı bir eşeledik değil mi?
Ama... Gün bitmiyor ki yeni bir teori çıkmasın, gün bitmiyor ki biz bir şeyleri etiketleme merakından kurtulmayalım.
Neden? Çünkü seviyoruz kategorize etmeyi.
Belirsizlik zihni yoruyor ama bir şeyleri sınıflandırmak, özellikle de insan davranışlarındaki belirsizliği ya da anlamlandıramadığımız noktaları kategorize etmek, onları bir yere ait oldurtmak.
Bize kontrol hissi veriyor.
O yüzden zaten baktığınız zaman piyasada zibilyon tane kişilik testi var.
Ama bugün konuşacağımız model insanın içsel ve dışsal beklentileriyle kurduğu ilişkiyi biraz daha deşifre ediyor.
Bugün referans alacağım kitap Four Tendencies yani Dört Eğilim Gretchen Rubin tarafından yazılmış.
Gretchen Rubin de bir yazar, ödüllü bir yazar ve insan alışkanlıkları, insan duası, mutluluk üzerine yaptığı çalışmalarla biliniyor.
Hatta Oprah Winfrey bile konuk olmuş bir yazar ve ilginç bir şekilde backgroundu psikoloji değil.
Ne biliyor musunuz? Hukuk.
O da kalıbına sığamayanlardan aldığı eğitimden ziyade ilgi alanına yönelmiş ve bu alanda hem yaptığı podcastlarla hem de yayınladığı kitaplarla birçok ödüle layık görülmüş bir
kişi kendisi. Açık konuşayım ben bu konuyu mikrofona getirmeden önce şöyle düşündüm.
Yahu o kadar çok teori ve etiketleme var ki bir de bu mu çıktı başımıza?
Çünkü muhtemelen onun söylediği şeyler başka bir yerde başka bir şeyle kesişiyordur.
Ama şöyle bir okuduğum zaman çevremdeki insanları ona göre gözlemlediğim, kendimi ona göre gözlemlediğim zaman benim hayatımda ciddi bir iyileştirme...
yarattığını fark ettim. O yüzden de dedim ki neden sevgili dinleyicilerimle bu bilgileri paylaşmayayım?
Bu bilgilerden kastım da şu.
Bu bahsettiğimiz dört eğilim aslında insanları dört kategoriye ayırıyor.
Diyor ki insanların bir kısmı upholder yani kuralcı, disiplinli.
Bir kısmı questioner, sorgulayıcı.
Bir kısmı obliger, uyumlu.
ve bir kısmı da asi yani rebel.
Ve bu koordinat sistemi üzerinde biz eğer karşı tarafın hem içsel hem dışsal beklentilerini anlayabilirsek ilişkilerimiz çok daha iyi bir hale kavuşur.
Biz hem kendi hayatımızı hem çevremizdeki insanların hayatını kolaylaştırırız.
O yüzden de lafı fazla uzatmadan gelin bakalım bu dört eğilim hayatımızda nasıl vuku buluyor ve upholderlarla başlayalım.
Yani düzenin muhafızları.
Eğer siz bir istikrar...
abidesiyseniz, takviminizde boş yer yoksa ve yapılacaklar listenize böyle çek atmadan duramıyorsanız, o çek atmak size dopamin banyosu yaptırıyorsa muhtemelen bir upholder
yani kuralcısınız arkadaşlar.
Popüler kültürde karşılığı tam olarak kim biliyor musunuz?
Hermione Granger.
Kurallar varsa uyulmalıdır.
Ödevler vaktinde teslim edilmelidir.
Deadlineları kesinlikle takip etmelisinizdir ve her şey önceden planlanmalıdır.
Birine bir söz mü? verdiniz.
Dünya yansa tutarsınız o sözü ve aynı şekilde o sözün tutulmasını da beklersiniz.
Eğer size biri söz verdiyse ya da bir plan yaptınız.
Son dakika bir değişiklik oldu.
Homurdananlar genelde bu kuralcılardan çıkar.
Daha az esnek tiplerde.
Çünkü ortada yapılmış bir plan var.
Neden değiştiriyorsun? Ona sadık kal işte diye düşünür.
Psikolojik olarak bu grup dış dünyadan gelen taleplerle kendi iç disiplinini muazzam bir dengede tutabilen bir grup ve burnout yaşama ihtimalleri diğer gruplara göre daha düşükmüş.
Çünkü verdikleri sözleri tuttuğu gibi kendilerine verdikleri sözleri de tutar.
Yani kendilerine bakmayı da bir görev olarak takvimlerine işliyorlar.
Ama eğer siz bu dediğim gruba giriyorsanız şunu sakın unutmayın.
Dünya nüfusunun sadece ve sadece %19'u sizin gibi kuralcı ve disiplinli.
Yani her 5 kişiden 4'ü sizin kadar disiplinli.
değil arkadaşlar. Bu insanları sorumsuz ya da tembel yapmaz.
Yani böyle etiketlemeden önce ya da karşınızdakine sinirlenmeden önce bunu bir düşünün.
Sadece sizin frekansınızda değiller.
İnsan beynini bir bilgisayar olarak düşünecek olursanız sizin ve diğer insanların işletim sistemi farklı çalışıyor.
Böyle düşünebilirsiniz. E tabii ki sizin güzel tarafınız ne?
Bir söz verdiğinizi mi tutarsınız?
Etrafınızdaki en güvenilen insan olabilirsiniz ya da etrafınızda böyle upholder'lar varsa.
Eğer bir şey yapacağım dediyse yapar.
Eğer bir derdiniz varsa çözer.
Aynı şekilde akıllarına koydukları şeyi de yapabildikleri için kendilerinden olan içsel beklentilerini de doğru bir şekilde yönetip kendilerine verdikleri sözleri de tuttukları için aslında etki alanları çok büyüktür.
Ne zaman sıkıntı olur bir upholder olmak ya da bir upholder ile çalışmak?
Şöyle ki bu insanlar çok esnek değildir arkadaşlar.
Spontane planlardan hoşlanmazlar, kuralların dışına çıkmaktan hoşlanmazlar, sistemin olmadığı yerlerden hoşlanmazlar.
İsterler ki her şey böyle tek tek belirli, kurallı, sistemli olsun.
O yüzden kariyer açısından bakacak olursak mesela, bu tarz insanların startuplarda çalışması çok büyük bir kaos etkisi yaratabilir.
Çünkü hiçbir sistemi yok.
Yani eğer siz de bir upholdırsanız, startupta çalışmak kendinize yapacağınız en büyük eziyet olabilir.
Sürekli değişen kararlar, özellikle son zamanlarda iş ilanlarını da çok görüyoruz.
Fast paced environment tarzı böyle sürekli hızlı kararların alındığı ya da yönetim şeklinin değiştiği, iş tanımının, iş yapış şeklinin net olmadığı yerler, her şeyin acil olduğu yerler sizin
tarzınız olmayabilir.
Onun yerine daha sakin, stabilitesi olan, yazılı olarak kuralları olan, neyi ne zaman nerede kimle nasıl yapacağı belli olunan ve sizin gibi insanların da çoğunlukta olduğu.
Ortamlar sizin daha rahat edeceğiniz durumlar ya da rahat etmekten ziyade sizin kendinizi gösterip parlayabileceğiniz yerler olabilir.
Tabii ki her zaman buna göre iş seçmediğimiz için içinde bulunduğunuz ortama göre ayak uydurmak zorunda kalabilirsiniz.
Eğer siz bir upholdersanız...
çevrenizdeki insanlardan olan beklentilerinizde bir tık daha esnek olmak sizin hayatınızı kolaylaştırabilir.
Çünkü unutmayın dünyanın sadece %19'u sizin gibi.
Peki siz böyle değilsiniz ama eşiniz, patronunuz, kardeşiniz, anneniz, babanız bir upholder.
Onlara nasıl yaklaşmanız gerekiyor?
Ondan bir şey mi istiyorsunuz?
İki kere söylemeyin. Çünkü bir kere...
Yapacağım dediğimi yapar. Bu bir söz verediğimi tutulur.
Ama sizden de aynısını beklerler.
O yüzden söz verdiğiniz zaman tutmayacağınız sözleri vermeyin.
Ya da bir değişiklik olacağı zaman mutlaka ve mutlaka onlara bilgi verebileceğiniz en erken vakitte onlara ulaşın ve deyin ki ben bunu yapamayacağım arkadaşım.
Böyle böyle bu sebepten ötürü kendinizi anlatın.
Şunu unutmayın en çok kitlendikleri şeylerden biri son dakika değişikliği yapmak olduğu için onların gözünde şöyle işliyor.
Senin plansızlığın benim problemim değil.
O yüzden de mutlaka geçerli bir sebebinizin olması lazım.
Şöyle bir örnek vereyim upholderların ne kadar planlı çalıştığına dair.
Sanıyorum ki ben bunu bir bölümde daha anlatmıştım ama benim geçmiş danışanlarımdan, koçluk danışanlarımdan bir tanesiyle böyle değerler ve ilgi alanlarını bulmak üzerine çalıştığımız bir konu vardı.
Kariyer değişikliği yapmak istiyordu.
Ben nelerden hoşlanıyorum?
tarafta ilgi alanım var, benim kişiliğim nelere müsait, kafam nasıl çalışıyor gibi bazı testler yaptık, bir aksiyon planı çıkardık.
Ben de dedim ki bak bu bu bu testler uygun, bunları çöz.
Bir sonraki seansa geldiğinde size yemin ederim ağzım açık kaldı.
Ben hayatımda hala daha böyle bir danışan görmedim.
Şöyle sadece testleri yapmakla kalmamış, benzer farklı kaynaklardan testler de çözmüş, onun netliğine bakmak için.
Tüm sonuçları karşılaştırmış, kendince puanlamış ve Hepsini görsel bir şölene dönüştürüp Excel dokümanı haline getirmiş.
Bana diyor ki bak işte bu.
Bu kadar net. Şu şöyle. Buna göre kendimde bunu buldum ve ben şok oldum.
Dedim ki bunu zaten biz seansta yapacaktık.
Sen kendi kendine seans yapmışsın.
Şaka bir yana bu verdiğim örnek aslında kuralcı disiplini çalışan bir beynin hem kendine hem dışarıya verdiği sözün nasıl tuttuğu ve hem içsel hem dışsal beklentilerini nasıl yönettiğine dair çok güzel bir
örnek. Hatta bu upholderlar yani kuralcılar sorgulayıcılarla da çelişiyor.
Bu verdiğim örnekte o da var. Çünkü gidip farklı farklı kaynaklara bakmış.
Onları karşılaştırmış. Bu da tam bir sorgulayıcı.
Neden sorusunu seven insanların yapacağı bir şey.
Haydi gelin şimdi biraz da ona bakalım.
Dört eğilimden biri de Questioner yani sorgulayanlar.
Her şeye bir nedenine başlayanlardansanız, dataya aşıksanız, mantığınıza yatmayan hiçbir şeyi parmağınızı oynatıp yapmıyorsanız siz bir...
Sorgulayıcısınız arkadaşlar. Felsefede Sokrates, bilimde Isaac Newton, sinemada ya da edebiyat dünyasında Sherlock Holmes tam bu noktadadır.
En sevdiğimiz izlerden biri bu arada.
Mesela izleyenler bilir, Sherlock için bir veri mantıklı değilse o yok hükmündedir.
Ona asla tamah etmez.
Polis kurallarını değil, her zaman kendi mantığının yasalarını takip eder.
İşte sorgulayıcılar da böyledir.
Aynı zamanda da verimlilik canavarıdır.
İşleri otomatize etme konusunda bir numaralardır.
Aşırı araştırırlar, sorgular...
eleştirel düşünceyi hayatlarına en çok getiren, hayatlarına en çok uygulayan tipler sorgulayıcılardır.
Bazı durumlarda sinir bozucu olarak algılanabilirler.
Neden? Çünkü insanların sadece %24'ü bu kategoriye giriyor.
Yani geri kalan çok büyük bir kısmı bu kadar sorgulamadığı için ya tamam artık hadi işini yap geç moduna sokabilir sizi sorgulayıcılar.
Ama bu kadar.
Güzel bir şekilde detaylı yaklaşmalarına rağmen handikapı ne diye soracak olursanız analiz felcine girerler.
Bazen o kadar çok araştırırlar ki o bilgi havuzunda kaybolup eyleme geçemezler ve karar yorgunluğu yaşarlar.
Mesela şöyle düşünün tatil için bir otel rezerve etmeniz gerekiyor.
Laptopu açtınız, bütçenize uygun, düzgün lokasyonlu, temiz bir otel seçeceksiniz değil mi?
Çok zor bir şey değil aslında bu ama...
Aman şu yorumları okuyayım, bu böyle demiş, şu şöyle demiş, bunun da havuzu varmış, bu bir tık daha uzak ama şöyle bir avantaj var derken baktınız 827 tane tab var orada.
En sonunda ne oluyor? Karar veremiyorsunuz, analiz paralizine düşüyorsunuz ve bilgisayarı kapatıyorsunuz.
Karar yorgunluğundan da hiçbir şey yapamadan kalıyorsunuz.
Karar yorgunluğu adı altında da bir bölümüm var.
Yine sizin çok sevdiğiniz bölümlerden biri bu arada.
Orada da işte bu durumlarla nasıl başa çıkılır onlardan bahsetmiştim.
Merak edenler oraya da bakabilir.
Peki bunu bir kenara koyacak olursak.
Bu kadar sorgulayıcı bir insanla nasıl iletişim kurarsınız?
Ya da siz sorgulayıcı bir insansanız karşınızdakinden sizinle nasıl iletişim kurmasını istiyorsunuz?
Bunu ona iletebilirsiniz de.
Biraz da bunlara bakalım. Mesela diyelim ki siz karşınızdakinden bir şey isteyeceksiniz.
Karşınızdaki sorgulayıcı bir tip.
Mantığını mutlaka açıklayın.
İstemeyi sebebinizi mutlaka söyleyin, veri sunun, neden sonuç ilişkisini kurarak gidin, aksi takdirde mümkün değil bir iş yap ya da istediğinizi almaya ikna edemezsiniz o insanı.
Beni uzun zamandır dinleyen dinleyicilerim şaşırmayacaklardır ki ben tipik bir questioner'ım yani her şeyi hunharca sorgulayan bir insanım.
Ve iş hayatında bu vakti zamanında başıma çok iş açtı çünkü kurumsal dünya...
Her şeyi sorgulayıp mantık çerçevesine oturtmaya çalışan insanlar için güvenli bir yer değil arkadaşlar.
Benim bu kafayla muhtemelen dedektif, araştırmacı, gazeteci, bilim insanı ya da filozof falan olmam gerekiyordu.
Yani böyle söyleyeyim. Ama mevcut konjonktürde elimizde olanlarla idare etmemiz gerektiği için ben de belli başlı hayatta kalma yöntemleri geliştirdim kendimce.
Şimdi sizlerle onları paylaşacağım.
Şöyle. Çok yakın çalışmak zorunda olduğum böyle her gün kolaborasyon yapmak zorunda olduğum bir kişi var.
Ve tam bir upholder yani kuralcının da kuralcısı.
Onun bakış açısı ya da çalışma tarzı.
Diyelim şöyle yapılacaklar listesine tik atmak.
Deadlinelara uymak. Ve ben sürekli şöyleyim.
Bunu niye yapıyoruz? Bunun kime ne faydası var?
Bu bilgi zaten burada var.
Bu ekstra bize iş yükü yaratıyor.
Ekstra vaktimizi harcıyoruz.
Neden çifte iş yapıyoruz?
Bunu nasıl sadeleştiririz?
Ya da sen bunu benden istedin ama bunun mantığı ne?
Senin dediğini yaparsak sonucunda ne çıktı alacağız?
Ölçülebilir mi? Gözle görülür bir etki yaratıyor mu?
Bilmem ne falan derken her iki tarafta error verdi bir noktadan sonra.
Çünkü ona böyle kuralı vereceksin.
kitapta bu yazıyor. Hepsini kitaba göre yap.
Ona göre tikini at geç. Vaktini de yap geç.
Benim kafam öyle çalışmıyor. Dedim ki bu iş böyle olmayacak.
Yoksa hani sonumuz son değil.
İkimiz için bir dosya hazırladım ve ona attım.
Dedim ki bunun içine çalışma tarzımız, kafamızın nasıl işlediği, neyi önceliklendirdiğimiz ve iletişim tarzımız, birbirimizle nasıl iletişim kuracağımız, birbirimizden beklentilerimizi yazalım.
Ondan sonraki birebir toplantımızda da üstünden geçelim.
Ve iş hayatımda aldığım en verimli aksiyonlardan biriydi arkadaşlar.
Çünkü o kadar büyük bir aydınlanma yarattı ki hem karşı tarafta hem bende neyi nasıl algılayıp, beklentileri nasıl yönetmemiz gerektiğiyle alakalı.
O görüşmeden sonra...
Bana şöyle yaklaşmaya başladı.
Bu müşterideki problemimiz şu.
Şöyle bir aksiyon almamız lazım.
Çünkü o aksiyon buna buna yarayacak.
Onun için de bu detaya ya da neyse artık ona ihtiyacımız var.
O detayı da XYZ ile birleşip sonucunda da ABD elde edeceğiz.
O problem de böylece çözülecek gibi.
Bana böyle yaklaşmaya başladı ve benseyim.
Daha senden ne isterim?
Tabii ki ben ne yaptım?
Ben de onunla olan tüm işlerimi, düzenli dosyalar, net açıklamalar, planlı takvimler şeklinde standartize ettim.
Ve ikimizin de hayatı o kadar kolaylaştı ki ondan sonra en iyi çalışan takım arkadaşlarına döndük.
Bu örneği size niye verdim?
Bu bir iş hayatı örneği ama alın bunu ev hayatınıza uygulayın, arkadaşlık ilişkilerinize, romantik ilişkilerinize uygulayın.
İnsanların sizden olan beklentileri ve sizin onlardan olan beklentileriniz bu beklentileri kaybedecek.
karşılıklı nasıl algılayıp nasıl karşıladığınız bunlar çok önemli.
İnsan hayatını kolaylaştırıyor, üzerinden stresi alıyor, bir şeyleri daha yapılabilir, erişilebilir hale getiriyor ve çatışmayı azaltıyor.
En önemlisi de bu bence.
Peki onun dışında kimler var?
Toplumun %41'ini oluşturan obligerlar yani uyumlu insanlar.
En kalabalık grup bunlar.
Neredeyse yarımız %41.
Başkalarına verdiği sözleri tutmakta bir numara olup kendine verdiği sözleri hep erteleyen kişilerden bahsediyorum.
Uyumlu olma eğilimindeki insanlar da şöyle bir mekanizma çalışıyor arkadaşlar.
Dış beklentileri karşılama motivasyonu içsel motivasyondan daha güçlü.
Buna da kime örnek verebilirim biliyor musunuz?
The Office'den Pembizli'yi düşünün.
Başkalarını mutlu ederken kendi hayallerini hep erteleyen hüzünlü bir profil.
İş hayatında da aynı şekilde.
Mesela bazı insanlar vardır her şeyi hallederler, her şeye evet derler, çok sorgulamazlar.
Ama o departmanın, o takımın, o ofisin yükünü sessizce sırtlanmış olurlar ve sırtlanırlar.
sınır çizmedikleri için, çoğu zamanda hayır demedikleri için nasıl olsa Emine halleder ya, nasıl olsa Ayşe halleder diye o işlerin üzerine yıkıldığı kişi olabilirler.
Ve bir noktada da artık burnout olmaya çok yatkındırlar.
Çünkü başkalarına karşı hayır kelimesi onların lügatında yoktur ama kendilerine karşı nedense her şey hayırdır.
Mesela bu gruptaki insanlarda duyduğum en yaygın şeylerden bir tanesi şu.
Benim öz disiplinim yok, iradem zayıf gibi serzenişler.
Ama öyle mi gerçekten?
Şöyle bir bakın etrafınıza eğer siz kendinizi bu grupta görüyorsanız.
İradeniz zayıf olsaydı o kadar işi başarabilir miydiniz?
İradeniz zayıf olsaydı iş yerinde, arkadaşlıklarda verdiğiniz sözleri bu kadar net tutabilir miydiniz?
Buna baktığınız zaman aslında konu bu değil.
Konu şöyle bir şey.
Sizin yapınız içsel beklentilerden ziyade dışsal beklentileri karşılamak.
Bunu fark edip, kabul edip ona göre aksiyon almanız gerekiyor.
Şöyle örneklendireyim bunu.
Mesela düzenli spor yapmak istiyorsunuz ama o motivasyonu kendinizde bulamıyorsunuz.
Kendi kendinizi ikna edip gidemiyorsunuz.
Ta ki... Bir yere ya da birisine söz verdiğiniz ya da bir yere önden para ödemeniz gerektiğine kadar.
O yüzden de eğer siz bir obligersanız yani daha uyumlu taraftaysanız kendinize verdiğiniz sözleri tutamayan sadece dışarıya verdiğiniz sözleri tutan biriyseniz hesap verilebilirlik kavramı sizin için bir
zayıflık değil bir araçtır.
Spora mı gideceksiniz? Paralı bir ders alın.
Önden parasını yatırın.
Arkadaşınıza söz verin onunla gideceğinize dair.
Ya da deyin ki al beni yakamdan çeke çeke.
götür ya da gitmezsen bana ceza kes.
Yani dış baskıyı Kendi lehinize kullanın.
Bunu demek istiyorum. Çünkü sizin de sisteminiz böyle çalışıyor.
Bu dediğim gibi bir zayıflık değil, iradesizlik değil, hiçbir şey değil.
Sadece sizin içsel motivasyonunuz, dışsal motivasyonunuzdan yani dışarıya verdiğiniz sözleri tutmadaki motivasyonunuzdan bir tık daha düşük ve desteğe ihtiyacınız var.
Böyle görün bunu. Hasta olduğunuzda nasıl doktora gidiyorsanız bu tarz işlerde de, bu tarz kendinize verdiğiniz sözleri tutma, iradeyle alakalı şeylerde de sizi biraz daha sorumlu tutun.
olacak birine ihtiyacınız var.
Bu kadar. Ama dikkat etmeniz gereken şey ne?
Daha fazla hayır diyebilmek.
Çünkü obliger'ların çoğu şunu düşünür.
Ben kendimi önceliklendirirsem bu bencillik olarak algılanabilir.
Halbuki bencillik değil.
Kendini önceliklendirmek ayıp bir şey değil.
Sizin hayatınızı daha da kolaylaştıran bir şey.
Aksi takdirde insanları kırmamak için evet dediğiniz her şey ya da verdiğiniz her söz kendi zamanınızdan, kendi enerjinizden çalıyor.
Sonra oluyor. İçinizde birikiyor, birikiyor, birikiyor ve artık bir noktada yeter diyorsunuz.
Yıkıcı bir isyan başlatabiliyor içten içe.
Aniden telefonlarınızı kapatabilirsiniz.
Aniden istifanızı verebilirsiniz.
Sessiz ama böyle son noktaya koyan bir hamle yapabilirsiniz.
Çünkü içten içe doluyorsunuz artık.
Bu da sizin bir savunma mekanizmanız haline geliyor.
Bu noktada da işte buraya kadar gelmemek için biraz daha sınır koymayı, biraz daha hayır demeyi, biraz daha insanlarla olan ilişkilerinizi regüle etmeyi, öğrenmek en faydalı yöntem olabilir.
Peki siz bu tanıma uymuyor olabilirsiniz ama çok yakınınızdaki insanlar uyuyor olabilir ya da beraber çalıştığınız insanlar uyuyor olabilir.
Çok yakınınızda olmasına gerek yok.
Çok rica ediyorum bu insanları sömürmeyin arkadaşlar.
Nasıl olsa yapar. Aman Emine'ye verdik o halleder demeyin.
Empati kurun. Sınır çizmelerine yardımcı olun.
Ama bunu yaparken niye kendini önceliklendirmiyorsun aman sen de her şeye evet diyorsun falan değil de böyle üstüne gitmek değil.
Bu çünkü onları daha üzer. Onları biraz Daha yol göstermek, kaynak paylaşmak, hesap verilebilirlik kurmalarına yardım etmek üzerine bir strateji geliştirebilirsiniz.
Evet başka ne var?
Rebel yani asiler ve nüfusun en azınlığı aynı zamanda da en renkli grubudurlar.
Dünya üzerindeki insanların yaklaşık %17'sinin bu gruba girdiği tatmin ediliyor.
Eğer siz bir asiyseniz biri size şunu yap dediği anda işçinizden devasa bir...
Direnç yükseliyor olabilir.
Hatta çok yüksek ihtimalle böyle bir direnç oluyordur.
İşin trajikomik tarafı bazen canınızın çok istediği bir şeyi bile sırf biri size bunu yapman lazım dediği için yapmaktan vazgeçebilirsiniz.
Çünkü siz özgürlük üzerine kurulu bir sistemde çalışıyorsunuz.
Bu gruba giren insanlar aynı zamanda otantiktir.
Düşündüğünü çat diye söyler, inandığını çat diye söyler.
Hatta felsefede Nietzsche'nin üstün insan kavramı tam...
bir asi idealidir.
Neden? Çünkü kendi değerlerini kendi yaratır.
Dışarıdan gelen her türlü ahlaki ya da sosyal baskıyı yıkıp geçer.
Kendi değer sistemini kendi oluşturmak ister.
Herhangi bir kurala, herhangi bir sisteme karşıdır.
Peki sanat dünyasında akla gelen ilk isimler neler?
Benim aklıma ilk Frida Kahlo geliyor açıkçası.
Çünkü o döneminin toplumsal normlarına, kadınlık kalıplarına ve hatta fiziksel acılarına bile kendi kurallarıyla başkaldıran biri değil mi?
Ne yapması gerektiğini söylendiğini, kendi içsel pusulasını ve aynı zamanda bence acısını da takip eden biri olarak adlandırabiliriz.
Böyle deyince kulağa çok güzel geliyor ama bir noktada handikapı şu olabilir asi kişilerin özgürlük ararken tepkisellik hapishanesine düşmek.
Yani başkalarının yanlış olduğunu kanıtlamak için bazen hiç istemediği yerlerde kendini bulabilmek.
Bu gruptaki insanların kafa yapısı diğerlerine göre çok daha farklı çalıştığı için Şöyle bir şey söyleyebilirim.
Gretchen Rubin'in de önerdiği şeyler arasında.
Kendinize her zaman şunu sorun.
Ben bunu neden yapıyorum? Özellikle de motivasyon bulmakta zorlandığınız zaman, kafanızda bir şeyleri oturtamadığınız zaman benim hangi değerimle örtüşüyor?
Görevleri zorunluluk değil de biraz daha belki oyun gibi çerçevelemek de yardımcı olur ama özellikle değer kısmı asiler için çalışıyor.
Çünkü kendi değerleriyle örtüşen tarafı gördükleri zaman o zaman diyorlar ki tamam ben bunu yapmak için önceliklendirebilirim gibi gibi.
Ya da yapılacaklar listesi, bunu yapmalıyım, bunu etmeliyim yerine bunu yapabilirim.
listesi oluşturmak. O da bir opsiyon olabilir.
Ve şunu unutmayın. Biri sizden bir şey istediğinde, bir şey yapmanız gerektiğinde özgürlüğünüz elinizden gitmiyor aslında.
Yine de yapmayı seçebilir ve hala özgür kalabilirsiniz.
Eğer çevrenizde bir asi varsa ona bir şey yaptırmak istiyorsanız bilgi verin, sonucunu söyleyin, seçimi ona bırakın.
Şu bilgi var. Yaparsak sonuç bu olur.
İster yap, ister yapma deyip geri çekilin ve dırdır edip takip kesinlikle etmeyin.
Yapmazlarsa sonuçlarına katlanmalarını da izin verin.
Çünkü tecrübe asilerin en en iyi öğretmeni.
Bir de bu gruba giren insanların motivasyonu çok farklı olduğu için onlara mesela aferin dediğinizde, onları yücelttiğinizde bu onları rahatsız ediyormuş biliyor musunuz?
Yani şöyle aferin demek onlar tarafından kontrol edildiği ve onaylandığı anlamına geliyor.
O yüzden rahatsız ediyor, akıl alıyorum gibi geliyor.
Sadece yanlarında olup alan tanımak daha çok çalışan şeylerden bir tanesi.
Şimdi ben dört tane eğilimden bahsettim ama bu eğilimlerin hepsi çok...
Çok rigid eğilimler değil.
Zaten anlatırken kesin fark etmişsinizdir.
Ya ben sorgulayıcıya giriyorum ama bir noktada asiye de giriyorum diye.
Aynı tahmin ettiğiniz gibi bu eğilimlerin birbirleriyle kesişim kümeleri var arkadaşlar.
Yani bu sistemde 2x2 4 değil.
Bunu söylemeye çalışıyorum. Merak edenleriniz varsa Gretchen Rubin'in web sitesinde kendi eğiliminizi daha iyi anlamanız için tasarlanmış testler var.
Mail adresinize giriyorsunuz.
Onlar da size tek tek yolluyor.
Siz hangi... eğilimdesiniz?
Neler en çok sizi yoruyor?
Hangi konularda dikkatli olabilirsiniz?
Vesaire vesaire. O çok kullandığım Instagram hesabıma bunu sabitleyeceğim.
Merak edenler oradan bakabilir.
Aynı şekilde şeye de sabitleyeceğim bu arada.
Açıklamalara da sabitlerim daha kolay olacaksa.
Oradan da bakabilirsiniz.
Evet arkadaşlar bence bir bölümün daha sonuna geldik.
Ve şunu hatırlatayım antik Yunan'da Delphi Tapınağı'nın girişinde yazdığı gibi.
Kendini bil yine bu teoride de öne çıkan temalardan bir tanesi.
Hangi eğilimde olduğunuzu bilmek sadece bir etiketleme yapmak değil de hayatı bir tık daha kolay modda yaşamak için bir veri gibi düşünün.
Bu da işte o veriyi size veren araçlardan biri.
Ama derseniz Emine ben bu verileri alıyorum ama o verileri nasıl işleyeceğimi bilmiyorum.
Kendi işletim sistemimi daha iyi anlamak istiyorum, sınırlarımı belirlemek istiyorum, çatışmaları yönetmek istiyorum diyorsanız biliyorsunuz ki ben buradayım.
Emineyesitmen.com slash koçluk adresinden ücretsiz öngöreşime için randevu alabilirsiniz.
Bakarız beraber çalışabilir miyiz, size yardımcı olacak insan ben miyim değil miyim gibi.
Ama bu randevuyu oluşturmadan önce mutlaka ki testimonialara bakın.
Benimle çalışan insanlar ne demiş ya da sitede hangi konularda çalışıyorum, nasıl çalışıyorum bunlara dair birçok bilgi var.
Bunlara bakıp o şekilde...
Ya da randevu alın derim ben.
Onun dışında bu size anlattıklarımı dinlerken.
Aa bu ben. Aa bu da eşim.
Aa kaynımda da var dediyseniz.
Bir durup düşünün bakalım.
Bu bölümde dinleyip öğrendiklerimi hayatıma nasıl uygularım diye.
Ve tabii ki bölüm size bir aydınlatma yaşattıysa.
Sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın.
Dünyayı anlamak önce kendimizi anlamaktan geçiyor biliyorsunuz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Merakla ve sevgiyle kalın.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
