
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
En güçlü iletişim araçlarından biri bedenimiz! Peki biz bedenimizle karşı tarafa ne sinyaller verdiğimizi biliyor muyuz? Ya da karşımızdakinin bedenini doğru bir şekilde okumayı? Söylenmemişi duymayı?İletişimin %55’i beden dilidir diyor eski FBI ajanı ve konunun uzmana Joe Navarro. Bu hafta bedenimizle, duruşumuz ve ifadelerimizle sözsüz olarak söylemediklerimizden bahsettim. Bu bölümde neler var? Bedenimizin stres altında yaptığı hareketlerinin psikolojik açıklamalarıStresli durumlarda beden dili nasıl değişir? Mutlu olduğumuz durumlarda beden dili nasıl değişir? Emzik hareketleri olarak bilinen pacifiers nedir? Hangi durumlarda kullanılır?Genel anlamda birinin kişili hakkında beden dilini okuyarak nasıl fikir sahibi olursunuz? Artwork: MindHelp
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, girişi güzel hayallere hoş geldiniz.
Ben Emine. Bugün hem kendi ilgi alanım olan hem de gerek romantik...
gerekse iş ilişkilerinizde hayatınızı kolaylaştıracağını düşündüğüm bir konudan bahsetmek istiyorum.
Beden dili. Geçtiğimiz bölümde aktif dinlemeden bahsetmiştim.
Bu bölümde de biraz onun devamı gibi düşünebilirsiniz.
Çünkü beden dili iletişimin en güçlü araçlarından biri.
Konuşma ve sözcüklerin yanı sıra beden dilimizde birçok duygu, niyet ve düşünce aktarıyoruz karşı tarafa.
Dio konunun uzmanı ve eski FBI ajanı Joe Navarro.
Tabi onun dışında bu hafta bu konuya eğilmemin diğer sebeplerinden biri de geçenlerde başımdan geçen bir...
O olay sonrasında beden diliyle ilgili daha da fazla araştırma yapmaya başladım.
Çünkü çok eskiden okumuştum.
Öğrendiklerimi hala kullanıyordum.
Biraz daha böyle bilgi tazeleme daha da yeni şeyler öğrenme babında oldu.
Ve hazır dedim ki bu kadar araştırmışken bu kadar okumuşken gelip sizinle de burada paylaşayım.
Peki ne oldu Emine diyeceksiniz.
Ne oldu biliyor musunuz? Geçenlerde ofise gittiğim günlerden birinde çok da samimi olmadığım ama Her gördüğümde selamlaştığım hatta azıcık Türkçe bildiği için arada böyle Türkçe selamlaştığımız Mısırlı bir iş arkadaşımla
karşılaştım. Böyle sabah kahve alırken ofiste.
Sonra azıcık oturalım dedik sohbet edelim kahvemiz bitene kadar diye.
Çocuk konuştuğumuz ve konuşmadığımız bir konu çerçevesinde dönerken beden dilimi de okuyarak bana öyle bir kişilik ve hayat analizi yaptı ki 3 gün kendime gelemedim.
Konuşurken de sordum zaten sen psikoloji mi okudun diye.
Politik psikoloji dedi. Yani politikadaki liderlerin beden dili hareketlerini çözümlemekmiş işi ve bir sonraki hamlelerini tahmin etmek falan.
Hatta o yüzden Türkçe biliyorum Türkiye'de yaşadığım bir süre falan dedi.
Çok ilginç. Taşlar yerine oturdu ama ben cidden üç gün etkisinden çıkamadım.
Çocuğu görünce yolumu değiştiriyorum.
Şu an zihnimi okuyormuş gibi hissediyorum.
Çünkü şöyle bende bir etki yarattı.
Ben bu çocuğa hiçbir şeyimi anlatmadım.
Özel hiçbir şeyimi bilmiyor. Düşünce paternlerimi bilmiyor.
Hayatıma dair... Bir şey var tabii ki görüşü var ama hayatıma dair detay hiçbir şey bilmiyor ve buna rağmen bu kadar net kesin keskin bir şekilde bana böyle bir analiz
yapması benim kişiliğimle kendimle olan ilişkim ve diğerleriyle olan ilişkimle alakalı böyle bir sürü şey söylemesi çok çok.
Garibime gitti ve dediğim gibi tedirgin etti.
O yüzden de siz bu bölümde bildiğinizden farklı bir şey öğrenirseniz bu Mısırlı arkadaşımın yaptığı gibi bilginizi açığa çıkarıp insanları korkutmayın kendinize saklayın.
Şaka bir yana şimdi konumuza geri dönecek olursak hatta John Navarro'ya geri dönecek olursak o da der ki iletişimin sadece %7'si sözcüklerden oluşurken %55'i
beden dilinden oluşuyor.
Gerisi nereye gitti emin ederseniz ben de bilmiyorum.
Şaka bir yana. Dokunma, bakış, enerji, hissetme ve gerisini oluşturuyor.
Tabi ama beden dili %55.
Baksanıza ne kadar yüksek farkında mısınız?
Bu yüzden de karşımızdaki kişinin beden dilini anlamak ve doğru bir şekilde yorumlamak, başarılı bir iletişim için, etkili bir iletişim için hayati önem taşıyor.
Ne kadar aktif dinleme önemliyse aktif dinlemenin bir parçası da bir önceki bölümde bahsettiğim gibi beden dili.
Şimdi detaylara yavaş yavaş gidelim.
Ben de bu bölümde zaten... Joe Navarro'nun beden dili üzerine yazılmış kitaplarına referans alacağım.
Ve bu beden dilini etkili bir şekilde kullanarak nasıl daha iyi bir iletişim kurabileceğimize de bakacağız.
Bu arada bence zaten kullanıyoruz.
Çünkü ben kitapta yazanları terim olarak bilmesem de hislerimle anlayabildiğimi fark ettim.
Ve eminim dinledikçe siz de anlayacaksınız.
Ben bunu zaten yapıyorum ama bunun bu olduğunun farkında değildim gibi düşünmeniz çok muhtemel.
Bazı şeyler zaten bildiğiniz şeyler olabilir.
Ben genelde yok artık diye...
çizdiğim şeyleri paylaşacağım bu bölümde.
Hazırsanız başlayalım.
Şimdi ilk olarak Genel bir beden diliyle başlamak istiyorum.
Çünkü ilerleyen dakikalarda insanların gergin ve stresli olduğunda hangi hareketleri yaptığına değineceğim.
Ama biraz daha genel duruş, bakış, yüz ifadeleri, el kol gibi taraflara değinmeden buraya geçmeyi çok istemiyorum açıkçası.
O yüzden yüz ifadesiyle başlayalım.
Yüz, duygularımızı ifade etmek için kullandığımız çok önemli bir aracımız.
Örneğin hani gülümseme, neşeli veya dostça bir tutumu yansıtırken kaşların çatılması veya alnın kırışması, endişe, şüphe, karşıt fikirde olma veya kızgınlık.
Hatta Navarro özellikle alım bölgesinin karşımızdakinin duygularını anlamak için çok iyi bir araç olduğunu söylüyor.
Ama botoks kullanımının arttığı günümüzde beden dili iletişimini bloklayan bir araç olarak görüyor botoksu.
Mesela ben de son zamanlarda acaba alnıma botoks mu yaptırsam diye düşünüyordum.
Çünkü çok fazla mimik kullandığım için konuşurken hafifçe karışmaya başladı alnım.
Sonra mı düşündüm özellikle burayı okuduktan sonra karşı tarafa Kendimle alakalı ne düşündüğümü ne hissettiğimi ifade edemedikten sonra, şimdi bu botoksu yaptıracağım ama bu benim karşı tarafla
iletişimimi ne kadar etkiler diye düşünmüyor değilim.
Biliyorum çok geçerli bir sebep değil botoksun amacı zaten buna aykırı ama beni düşündürttü.
Onun dışında mesela biri sizi dinlerken tek kaşı kalkıyorsa bilin ki dediğinize katılmıyor.
Ya karşı görüşte?
Ya da söylediğiniz şeyin kaynağını sorguluyor.
Aynı şekilde gözlerini kısıyorsa da bir şüphe belirtisidir bu.
Şimdi gelelim el ve kol hareketlerine.
Bu da beden dilinde çok çok çok önemli bir rol oynuyor.
Örneğin elleri ceplere sokmak hep derler ya özgüven eksikliğidir veya bir rahatsızlık belirtisidir diye.
Ama ellerinizi cebinize sokup baş parmaklarınız dışarıda kalacak şekilde böyle bir pozisyon alıyorsanız bu da ekstra bir özgüven belirtisiymiş.
Ya da elleri bele koymak.
Otorite belirtisiyken yani sizin dört parmağınız önde baş parmağınız arkada olacak şekilde tam tersi baş parmaklarınız önde eli beli koymakta.
Tamam hadi ne yapılacaksa yapalım gibi iş bitirici bir tavır sergileyebiliyormuş.
Ben bunu spor yaparken çok yaptığımı fark ettim bu arada.
Ellerimi dört parmağım arkada olacak şekilde baş parmaklarım önde olacak şekilde böyle belime koymak.
Genel olarak benim anladığım şu Navarro'nun kitaplarından baş parmaklarınızı ne kadar çok gösteriyorsanız o kadar çok özgüvenlisiniz.
Çünkü özgüveni eksik olan kişiler biraz daha baş parmaklarını saklama eğilimindeymiş.
Ellerin belde, bacaklar açık, ayakta durmak da size bir alan sahipliği göstergesi verir.
Burası benim alanım, buraların kralı benim gibi.
Şaka bir yana kendinizi de gözlemlediğinizde fark ediyorsunuzdur.
Ben yine kendimden örnek vereyim.
Mesela bir şey için sırada beklerken insanlar yanıma çok yaklaştığı zaman bacaklarımı açarak mümkün olan en fazla alanı kaplıyorum ki yaklaşmasınlar ve kişisel alanımı ihlal etmesinler diye.
Hatta hava alanındaysam mutlaka bavulumu kendimden baya bir ileri koyuyorum.
Böyle bir kol kadar ileri koyuyorum ki.
Arkamdaki daha fazla yaklaşmasın diye.
Ama maalesef bazı insanlar o kadar kendilerinden ve diğerlerinden bir haberler ki sanki dibinize girince o sıra daha hızlı ilerleyecekmiş gibi üzerinize üzerinize geliyorlar.
Ve beden dilini anlatamıyorsam artık açık açık dönüp diyorum ki biraz daha geride durur musun?
Alınımı işgal ediyorsun. Böyle dediğimde oluyor ama yapacak bir şey yok.
Bazen bunu söylemek gerekiyor.
Ki Navarra'nın kitaplarında bu da geçer.
Der ki eğer bir kişiyle aranıza o bir şey koyuyorsanız Ya da zaten olan objeyi kaldırmıyorsanız mesela masadaki vazo gibi o kişi ile direkt iletişim kurmak istemiyorsunuz.
Alanınızı korumak istiyorsunuz.
Hatta bazen o kişiden hoşlanmıyor bile olabilirsiniz demektir eğer tındığınız bir kişi ise.
Ya da konuştuğunuz konu hoşunuza gitmemiş de olabilir aranızda bir obje duruyorsa.
Diğer bir örneği de gövdenizi elinize yastıkla bir objeyle kapatıyorsanız.
Bu da hoşlanmadığınız veya kendinizi savunmaya ihtiyaç duyduğunuz, güvende hissetmediğiniz bir durumda olduğunuzdan ya da bir konu konuştuğunuzdan mütevellittir diyor.
Karşı tarafı da aynı şekilde gözlemleyebilirsiniz kendinizi gözlemlediğiniz gibi.
Tam tersi de geçerli. Mesela biz yemek masasında güzel mutlu tatlı konular konuştuğumuzda arkadaşlarım da Ben de hep aradaki çiçek, mum, böcek vs.
ne varsa süs objesi hep kaldırıyoruz farkında olmadan.
Ben hep kaldırdığımı fark ettim.
Özellikle bu tarafları okurken.
Gövde de aynı şekilde. Neden?
Çünkü gövdemiz hemen hemen bütün hayati organlarımızın bulunduğu bir alan.
Bunu primat bakışıyla değerlendirecek olursanız da bir insan size dönük bir şekilde tüm gövdesini açık ederek oturuyor ya da duruyorsa size güvendiği, sizden hoşlandığı anlamına gelir.
Ama yan duruyorsa beli size doğruysa da tam terstir.
Kendini tehlikede hissediyor ya da sizinle o an orada o sohbeti yapmaktan hoşlanmıyordur.
Bunu en çok asansörlerde görürüz değil mi?
Böyle şirketlerde çalışanlar bilir.
Özellikle plazalarda çalışanlar.
Böyle o küçücük alanda bir sürü insanla karşılıklı kalırsın, yan yana kalırsın.
Eğer birazcık alan varsa böyle sıkış tepiş değilse asansör mutlaka yanımıza döneriz.
Hiç böyle karşılıklı gelmemeye çalışırız.
Çünkü orada böyle saçma bir sessizlik olur.
Oradan pay biçin işte. Ellerle ilgili son bir şey daha söyleyecek olursam bu da elleri açmak ve jestlerle konuşmak.
Karşı tarafa anlatılanları desteklediğimizi, daha açık bir iletişim kurmak istediğimizi gösterebiliyormuş.
Ellerini kullanan insanların kendini daha iyi ifade ettiğini ya da konuştuğu konuya hakim olduğuna dair araştırmalar da var zaten.
Ama bazen dikkat dağıtabiliyor çok fazla el kol kullanımı.
Ben çok ellerimi kullanıyorum mesela konuşurken.
Bu biraz da kültürel tabii ama bazen insanların yüzüme bakmaktan ziyade Ellerime çok kilitlendiğini fark ediyorum.
O zaman diyorum ki Emine tamam el kol hareketlerini azalt ki zaten şu an bu kaydı çekerken de ellerimi kullanarak çekiyorum.
Tabii ki siz görmüyorsunuz ama eminim gözünüzde canlandırabiliyorsunuzdur.
Şimdi gelelim duruşa.
Duruşumuz bizim kendimize olan özgüvenimizi, ruh halimizi yansıtan bir beden dili değil mi?
Örneğin dik duruş, güven ve kararlılık ifade ederken kambur duruş veya eğik omuzlar özgüven eksikliği veya olumsuz bir ruh halini yansıtabilir.
Her eğik duran illa özgüvensiz demiyorum ama o an çok farklı bir ruh halinde de olabilir.
Bu zaten bilinen bir şey.
Ben ilk liseye başladığımda bizim sınıfımızda bir kız vardı.
Böyle inanılmaz dik oturup aşırı dik yürüyordu ve herkes çok etkilenmişti kızdan.
Güzel de bir kızdı böyle.
Kızı tanıdıkça kendine olan güveninin ne kadar az olduğunu fark etmiştim.
Bir gün konuşma esnasında şöyle dedi ve aydınlandım.
Ablam ben okula başladığımda bana dik dur, dik yürü diye hep tembih etti.
Böylece başta daha güvenli, daha cool görünürüm diye söylemişti dedi.
O yüzden de her dik duran insanda özgüvenli olacak diye bir şey yok.
Bunu da aklınıza bir not edin.
Bazen insanlar bir şeyleri perdelemek için de duruşu kullanabiliyorlar çünkü.
Bir de şunu fark ettiniz mi bilmiyorum ama özellikle bizim kültürümüzde Erkekler çok yapar.
Patronlar, babalar böyle kolunu atma, bacakları uzatma.
Kısacası bedeni ile ortamda daha fazla yer kaplama hali.
Genel olarak ya yaşı yüksek ya da statü olarak kendini daha üstün gören kişilerin otorite benim burada diye verdiği beden dili mesajlarından bir tanesidir.
Yani duruşa dikkat ederken sadece ayakta durmaya değil de...
oturduğumuzda da nasıl durduğumuza, nasıl oturduğumuza bakmakta fayda var.
Hazır oturma demişken masada oturmaktan da bahsedelim.
Diğer bir gösterge de bu.
Hafif öne eğilerek dirseklerinizi iki yana açarak oturmak da bir özgüven göstergesiymiş ve bir otorite göstergesi olabilirmiş.
Hani şöyle kollarınızı üçgen yapma şeklinden bahsediyorum.
Bu da beni şöyle aydınlattı.
Bana bir iş arkadaşım bence özünde sen çok dominant birisin demişti ve ben de şaşırmıştım anlamamıştım neden böyle düşündüğünü.
Sonra bu başta bahsettiğim çılgın mısırlı var ya onu dinlerken kollarımın duruşuna refer edip benzer yorumları yapınca aydınlanmış oldum.
Çünkü bence ben hep nezakete önem gösteren karşısındakine alan açan biriyim ama öyle hani dominantlıkta taslamam.
Demek ki bedenim tam tersini diyormuş.
Tabii siz sadece dinlediğiniz için gözünüzde canlandırmakta zorlanmış olabilirsiniz.
Ama böyle işte kolları yayarak oturmak, dirsekleri yayarak, kollarla üçgen işareti yaparak oturmak da bir otorite göstergesiymiş.
Ben de yeni öğrendim. Evet gelelim göz temasına.
Şimdi çoğumuz biliyoruz zaten göz teması kurduğumuzda bu ne demek?
Karşı tarafa ilgi gösteriyoruz.
Onunla bağlantı kurmak istiyoruz.
Ama... Aşırı göz teması ve göz kaçırmada farklı mesajlar iletebiliyor.
Çünkü bu içinde yaşadığınız, yetiştiğiniz kültüre göre değişiyor.
Mesela büyüklere saygının göz teması kurmamakla yere bakarak...
İlişkilendirildiği bir kültürdeyseniz bu sizi zorlayabilir.
Göz temasını sürdürmek samimiyeti arttırabilir ama sık sık göz kırpmak ya da çok dik dik bakmak rahatsızlık ya da güvensizlik de belirtebilir.
Mesela ben bir kadın olarak eskiden DT çıktığımda erkekler gözümün içine bakmadığı zaman beni önemsemediğini sanardım.
Ama sonra şunu fark ettim.
Önemsememek değil, utangaçlıktan ve heyecandan bakamıyorlarmış.
Bunu da bu yaşımda fark ettim ama bazı şeyler de herhalde tecrübeyle sabit oluyor.
Şimdi bir de karşı şekilde birik gözümün içine böyle dik dik baktığında da...
İnsanı tedirgin eden bir durum var değil mi orada?
Yani ben şahsen kendimi tehdit altında hissediyorum.
Bazen çok primat bir açıdan bakıyorum.
Avına kilitlenmiş bir aslan gibi biri size böyle gözünü kırpmadan baktığında rahatsız olursunuz yani.
Ben oluyorum mesela. O yüzden her zaman her yerde olduğu gibi burada da denge önemli.
Yani oradaki enerjiyi hissetmek önemli.
Hani demiştim ya bir yıl önceki bölümde.
Üçüncü seviye dinleme. Yani içinde bulunduğunuz ortamın enerjisini de fark etmek.
Karşındakinin ruh halini de anlayabilmek diye.
Sanıyorum ki bu da biraz daha onunla alakalı.
Şimdi bunlar genel geçer olarak beden diliydi ama gelelim zurnanın zırt dediği yere.
Bir insan stres halindeyken bedeninde ne gibi değişimler olur?
Hazırlanın yalan söyleyenleri yakalayacağız.
Şaka bir yana böyle bir söz vermiyorum yatırım tavsiyesi değildir arkadaşlar.
Tamamen öğrendiklerimi paylaşıyorum ve normalde kendi hayatımda da gördüklerimi, kendi tecrübelerimi de paylaşacağım şimdi.
İlk olarak... Aklımızda tutmamız gereken bir şey var ama burada.
Bu bahsedeceğim hareketler sürekli bir halde ise bir tik gibiyse ya da kişinin bedensel bir özründen dolayı ise stres kapsamına girmez.
O yüzden de kişilerin bu hareketi sürekli mi yaptığı yoksa belli aralıklarla mı yaptığı sadece o duruma o konuşmaya özel mi yaptığını gözlemlemekte de fayda var.
Şimdi gelin beraber bakalım. Fiziksel perspektiften baktığımda stresli bir durumda.
kaslar genellikle gerginleşir değil mi?
Kanımız büyük kaslara doğru çekilir, omuzlar yukarı çekilebilir, çene sıkılabilir ve beden genel olarak daha sert ve girilmiş bir duruş sergileyebilir.
Çünkü burada kaç ya da savaş moduna girdiğimizin bir göstergesi vardır.
O yüzden hareketli bir konu konuşurken, hararetli bir konu konuşurken karşınızdakinin duruşu, oturuşu rahat bir şekilde gergin, dik, sert böyle bir tarafa kayıyorsa bilin ki stres oranı artıyor.
Ya da eğer yalan söylüyorsa Fiziksel duruş şekli de yine değişiklik gösterir.
Çünkü yalan söylediği için, anlaşılacağı için strese girdiğinde de bu şekilde fiziksel durumu değişebilir.
Değişir demiyorum, değişebilir.
Aynı şekilde kişinin solunum hızı da etkilenebilir.
Derin nefes alma yerine böyle daha hızlı, daha sığ nefes almak yaygın bir stres belirtisidir mesela.
Solunum hızındaki bu değişiklik vücudun stresle başa çıkmak için alarm sinyali verdiğini gösterir.
Aklınızda olsun. Yüz ifadesine gelecek olursak da stresli bir durumda yüz ifadesi şöyle değişiyor.
Kaşlar çatılabilir, alın kırışabilir, dudakların sıkıca kapanması veya çene kaslarının gerginleşmesi.
Böyle belirtiler yine stres olduğunun göstergesidir karşı tarafın.
Bu ifadeler de genellikle endişe, rahatsızlık ve gerginliği yansıtır.
Ve tabii ki stres karşı tarafın hareketlerinin hızını da etkiliyor.
Bir kişi stres altındayken hızlı bir şekilde hareket edebilir ya da tam tersine yavaşlayabilir.
Çünkü kaç ya da savaş ya da don.
O yüzden hiçbir şey yapmayabilir, yavaşlayabilir de.
Bu noktada iyi bir gözlemci olmak, havayı koklamak da çok önemli.
Bu havayı koklama konusu, havayı okuma konusunu kültürler arası etkileşimde de büyük bir yeri var.
Ben bununla ilgili de bir bölüm çekeceğim.
Onun kitabını Instagram'da paylaşmıştım.
Çok beğenmiştiniz. Hatta size baya bir soru geldi.
Ben onunla da alakalı bir bölüm çekmeyi planlıyorum arkadaşlar.
Aklınızda olsa gelecek bölümlerden bir tanesi de kültürler arası iletişim olacak.
Şimdi konumuza geri...
Öncek olursak. Nerede kalmıştık?
Hareketlerin hızı dedik.
Havayı koklamak dedik.
Benim en çok ilgimi çeken taraflardan bir tanesi de dokunma.
Bazı insanlar stres altındayken bedenlerine dokunabilirler.
Burası çok geniş ama bir o kadar da önemli.
O yüzden detaya gireceğim şimdi.
Kulaklarınızı dört açın. İstiyorsanız kaleminizi, kağıdınızı alın.
Not da alabilirsiniz. Şimdi başlıyorum.
Bu kendine dokunmaya emzik hareketleri de diyor John Navarro.
İnsanların stresli, kaygılı ve rahatsız hissettiklerinde sergilediği bir tür beden diliymiş bu.
Bu jestler genellikle bilinçsizce gerçekleşiyor ve rahatsız edici durumlarda insanların kendini sakinleştirme işlevi geliyor kendine böyle dokunarak.
Emzik hareketleri denmesinin sebebi de çünkü bebeklerin emzik kullanarak ya da parmağını emerek sakinleşmesinden ortaya çıkmış bir terim olması.
Az önce dediğim gibi kendi kendine dokunma bunlardan bir tanesi.
Bu böyle kollarına dokunma, kollarına ovma, saçlarıyla oynama, takılarıyla oynama veya kendi yüzlerine dokunmak olabilir.
Ben mesela sinirlendiğimde ya da stres olduğumda yüzüğümle çok fazla oynuyorum.
Yüzüğümü sürekli böyle çıkartıp çıkartıp geri takıyorum.
Hatta bazı kültürlerde bu şey anlaşılıyormuş.
Elliliği ile ilgili bir problem var.
İşte nişanlısıyla bir problem var falan ama halbuki böyle bir şey değil.
Tamamen stresle alakalıymış.
Onun dışında ters elinle köprücük kemiğine dokunmak da kendine bu şekilde dokunmak da bir sakinleştirici hareket.
Ne demek istiyorum? Diyelim ki gerginsiniz.
Sağ elinizle soldaki köprücük kemiğinize şöyle bir dokunduğunuzda eliniz oraya gidiyorsa siz...
Bir konuda streslenmeye başladınız demektir.
Ben bunu okurken ne kadar çok yaptığımı fark ettim.
Sürekli yapıyorum. Mesela gerildiğimde, stres olduğumda ya da böyle endişeli olduğumda hep sağ elim sol köprücük kemiğime gidiyormuş.
Bunu fark ettim. Ya da baş parmaklarının birbirine dokunması.
Parmakları birbirine kenetleyip baş parmakları birbirinin etrafında döndürmek.
Heyecan, gerginlik bazen de sabırsızlık belirtisidir.
Ben bunu bilmiyordum ama tabi bunu anlamak için illa bu kitabı okumaya, bu kitapları okumaya...
ya da gerek yok. Şeyi hatırlıyorum.
Biz partnerimle ilk görüştüğümüz zamanlarda görüşmeye başladığımız zamanlarda farkında olmadan çok yapıyordum ben bunu.
Böyle tırnaklarımla oynuyorum baş parmaklarımla oynuyorum.
Hani baş parmaklarım birbirine değdiriyorum falan.
Zaten emzik hareketleri biliyorsunuz ki farkında olmadan yapılıyor demiştik ve çocuk ellerime bakıp neden gerginsin?
Bir şey mi oldu? Yanlış bir şey mi yaptın?
Falan diye soruyordu. Ben de diyorum ki ya ne alakası var?
Halbuki gergin falan değilim yani.
Hiçbir şeyim yok sanıyordum ama Heyecanlıydım.
Düşünsenize hani böyle ilk görüşmeler, ilk flirt aşamaları falan.
Heyecanlısın. O zaman işte böyle baş parmaklarını birbirine değdirebiliyorsun.
Bu kendini sakinleştirici jestler kaygıyı hafifletmeye ve rahatlık sağlamaya yardımcı oluyor.
O yüzden zaten bunları yapıyoruz.
Mesela başka bir örnek verecek olursam da o da...
Kolların veya bacakların kavuşturulması, bacak bacak üstüne atmak ya da kollarını bağdaştırmak yaygın bir emzik hareketi.
Bu fiziksel bir bariyer oluşturmak aslına bakarsanız.
Kendini koruma veya psikolojik bir rahatlama sağlama amacıyla bilinçaltında gerçekleşiyormuş.
O yüzden de siz kendinizi tehdit hissettiğiniz anlarda da böyle kollarınızı bağlayabilirsiniz.
Bacaklarınızı yani bacak bacak üstüne atabilirsiniz.
Çünkü kendimizi savunmacı bir tutuma sokuyoruz.
Yani kendimizi korumak istiyoruz.
Ama tabii ki bu kendimizi kapattığımızı ifade ediyor.
O yüzden içinde bulunduğumuz durumun bağlamını ve diğer beden dilini göz önünde bulundurmak önemli.
Çünkü bazen seninle iletişim kurmak istemiyorum anlamına da geliyor bu.
Kollarını bağlamak, senin dediklerine kapalıyım anlamına da gelebiliyor.
Bazen de ben şunu fark ediyorum.
Karşımdaki insan kollarını bağlıyor.
Daha rahat olduğu için bağlıyor.
Ama benim dediğim her şeye açık.
İlla yani her konu bağlayan insan kendini tehdit altında hissetti ya da benim dediğimi kapalı olacak diye bir şey yok.
Bunu yine oradaki havayı okuyarak da anlayabilirsiniz.
Bazen elini kolunu koyacak bir yer bulamayabiliyor insanlar özellikle ayakta sohbet ediyorsanız.
O noktada kol bağlamak da rahat olabiliyor.
Tırnak yeme ve dudak ısırmayı zaten biliyorsunuzdur diye tahmin ediyorum.
İnsanların stresi veya gergin hissettiğinde sergilediği başka bir emzik hareketi gerilimi hafifletmek ve kaygının kaynağından geçici bir şekilde dikkati başka yöne çekmek için yapılıyormuş.
Yani buna yardımcı olduğu için elimiz ağzımıza gidiyormuş.
Ya da şunu yapabilirsiniz.
Yeni tanıştığınız bir insanın ellerine bakarak tırnaklarını yiyip yemediğini anladığınızda ne kadar stresli olduğunu normal hayatı içerisinde bunu anlayabilirsiniz.
İlla sizin yanınızda elini ağzına götürüyor götürmesi gerekiyor diye bir şey yok ki zaten kendine hakim oluyor olabilir.
Ama genel olarak eğer tırnak etleri böyle yeniyorsa tırnakları yeniyorsa genel olarak belki stresli bir hayat vardır o insanın.
Ben de böyle bir izlenim bırakıyorum mesela.
Bir de tıkırtı ve kıpırdama var.
İnsanlar stresli olduklarında parmaklarını tıkırdatma, yüzeyde böyle parmaklarıyla müzik çalma ve diğer huzursuzluk hareketleri yapma eğiliminde olabilirlermiş.
Şunun gibi. Bu tekrarlayan hareketler de sinirli enerjiyi kanalize etmeye ve fiziksel bir rahatlama hissi sağlamaya yardımcı olduğundan dolayı insanlar böyle ritim
tutma, tıkırdatma gibi...
ihtiyaç duyuyormuş.
Ben de mesela tırnaklarımla masada tıkırtı yaptığımı fark ediyorum.
Çok sinirlendiğim zaman, sabırsızlandığım zaman, bir şeyi beklediğim zaman, hadi ama falan dediğim zaman.
Bunları siz kendinizde de gözlemleyebilirsiniz.
Bu arada bunları anlatıyorum sadece karşı tarafı okuyun diye değil.
Kendimizi okuduğumuz zaman fark etmeden ne kadar karşı tarafı aslında done verdiğimizi de görüyoruz.
O yüzden kendinizde başlamak bunları gözlemlemeye çok daha önemli diye düşünüyorum.
Bir de tabii ne var? Ayak ve bacak sallama.
Ayak ve bacak sallama birçok insanın sergilediği, bazen çok fazla karşılaştığımız için normalleştirdiğimiz bir hareket ama yaygın bir emzik hareketi.
Bu ritmik bir hareket.
Çok fazla enerjisi olduğu zaman insanın ya da heyecanı ya da kaygısı olduğu zaman kişiye geçici bir rahatlama hissi verdiğinden dolayı insanlar böyle ayaklarını sallıyor ya da ne bileyim ayaklarıyla da tıkırtı yapabiliyor,
ayaklarıyla da ritim tutabiliyor.
Ama bilin ki bu insan böyle cool görünmek için bunu yapmıyor.
Bu insan o an gergin ya da heyecanlı.
Ben mesela şeyi çok fark ediyorum.
Masanın altında toplantılarda kimlerin ayakları sabit, kimlerin ayakları biraz daha böyle tıkır tıkır gidiyor.
Ama yine istisnalar kaideyi bozmaz.
Mesela bazı insanlarda huysuz bacak sendromu var.
Yani bu insanların bacakları düz duramıyor.
Bunlar oraya dahil olmayabilir.
O yüzden tekrar altını çizmekte fayda var.
Bu bahsettiğim emzik hareketlerinin kişinin duygusal durumunun kesin bir göstergesi olmadığını, hareketlerin yorumlanırken bağlama ve bireysel farklılıklara göre değişebileceğini unutmayın.
Bu jestleri anlamak bir kişinin içsel durumuna dair bir bilgi sağlayabilir bize evet ve daha empatik daha etkili iletişim ortamları yaratmaya yardımcı olur ama bütünsel bir dinleme
yapmıyorsak yanıltıcı da olabilir.
Çok stresli, çok mutlu diye bir şey yok.
Hazır mutluluk demişken o kadar stresten bahsettik.
Gelin bir de mutluluğun beden diline değinelim değil mi?
Bakalım biz bedenimizle nasıl bir mesaj veriyoruz ya da diğer insanlar da nasıl mesaj veriyor mutlu oldukları zaman.
Şimdi ilk olarak tabii ki de göz bebeklerinden başlayacağım.
Çünkü biri mutlu olduğunda göz bebekleri genellikle genişler.
Genişlemiş göz bebekleri heyecan ve olumlu duyguları gösteren bilinç altında oluşan fizyolojik bir tepkidir.
Ve mutlu birileri genellikle dik bir duruş sergiler.
Başını dik tutar ve kendine güven pozitif bir bakış açısı yansıtır.
Yüz ifadeleri de canlıdır.
Böyle gözleri açık, kaşları kalkar.
Ama böyle şaşırmışlık kalkışından bahsetmiyorum.
Hani kaşları biraz daha kalkık olur.
Gülümseriz. Gülümserken gözleri kırışır mutlu insanların.
Burada hatta sahte gülümseme ile içten olan gülümseme arasındaki farklılık.
Diyelim ki hiç sevmediğiniz birisiyle karşılaştınız ama nezaketen yalandan gülümsediniz.
Gözleriniz kırışıyor mu o zaman? Dikkat ettiniz mi hiç?
Hayatta kırışmaz. Ağzınız kocaman yalandan açılıyor falan diyor.
Ondan sonra yolunuza devam ediyorsunuz.
Öyle videolar var Instagram'da çok komik.
Ama gerçekten sevdiğiniz birisiyle, hoşlandığınız birisiyle karşılaştığınızda gülümserken tüm yüzünüzle gülümsüyorsunuz.
Ağzınızda değil gözlerinizin içi gülüyor.
Hani var ya bizim de asasözümüz gözlerinin içi gülmek.
İşte bu buradan geliyor. Gözlerimizin kenarı da kırışıyor o zamanlar.
Ve bedenimiz... Karşı tarafa doğru döner.
Yani birisiyle vakit geçirmekten keyif alıyorsak, mutluysak bedenimiz o kişilere doğru dönüyor.
Hatta hareketleri yansıtma eğiliminde de oluyoruz mutlu olduğumuzda.
Bunu şey gibi düşünün. Flörtünüzde dışarıdasınız mesela.
Karşılıklı size doğru eğilerek oturuyorsa sohbet derken siz de aynısını yaparsınız fark etmeden.
Aynalama da, yansıtma da denir buna.
Çünkü mutlu olduğumuz bir anda...
genellikle öne doğru eğilir ve etkileşimde bulunduğumuz kişi veya etkinlik yönüne bakarız.
Yani bedenimiz mutluluğun Kaynağına yönelir, ilgi ve katılım gösterir.
Hazır flört demişken, şimdi burada çok önemli bir şey daha söyleyeceğim size.
Eğer dışarıdaysanız bir yemeğe çıktınız, kahve içiyorsunuz, yeni görüştünüz, bir kadınla berabersiniz.
Eğer karşınızdaki kişi size bileklerini gösteriyorsa bu sizden hoşlandığı anlamına gelir.
Yani size güvendiği anlamına da gelir aynı zamanda.
Ne demek istiyorum bileklerini gösteriyorsa?
Mesela elinle saçını kulağının arkasına atarken bileği size doğru döner değil mi?
Bu bir gösterge ya da konuşurken bileklerini açarak konuşuyorsa ellerini böyle masanın üstünde kapatarak konuşuyorsa tam tersi etkiyi de verebilir.
Ama ne kadar çok bileklerini görüyorsanız sohbet esnasında karşınıza otururken.
O kadar çok sizden hoşlandığınızın bir belirtisi olabilir.
Yani bu hoşlandığımız kişiyi görünce saçımızı düzeltme olayı var ya kadın erkek hepimizde var.
Bunun arka planında da bu varmış.
Aklınızda olsun. Hazır el demişken bilek demişken açık el jestlerine de gelelim.
İnsanlar mutlu olduklarında genelde açık el jestleri kullanırlar.
Yani genişleyen kol hareketleri, avuç içlerini daha fazla gösterme, daha dahil edici, daha açık bir duruş simgeleyen jestlerdir bu.
Çünkü... Kendinizi tehdit altında hissettiğinizde mutlu olmadığınızda biraz daha sinersiniz bir köşeye ama eliniz kolunuz oraya buraya ulaşıyorsa konuşurken birilerine çarpıyorsanız bilin ki mutlusunuzdur.
Tabii ki kesin değil ama mutlu olma ihtimaliniz yüksek diyelim.
Ve tabii ki mutlu olduğumuzda yani memnun olduğumuzda içerisinde bulunduğumuz durumdan sohbet ettiğimiz kişiden keyif aldığımız zaman İyi bir şekilde dinliyoruz.
İyi bir dinleyici oluyoruz. Yani aktif bir şekilde konuşmalara katılıyoruz.
Dikkatli bir dinleme becerisi sergiliyoruz.
Göz temasımız sürüyor.
Olumlu bir şekilde başımızı sallıyoruz.
Sözlü veya sözsüz geri bildirim verip etkileşimde tamamen var olduğumuzu gösteriyoruz.
O yüzden de yine nereye geleceğim?
Bir önceki bölüm aktif dinleme bunların hepsinden bahsetmiştim zaten.
Son olarak da genel anlamda Canlıdır mutlu olan insan.
Gözde görülmeyen sakin güzel bir enerji yayar ya da minik minik böyle dans eder, şarkı mırıldanır.
Bazı insanların böyle enerjisi vardır ya ortama girer ve...
Onunla beraber otursanız, konuşmasanız dahi böyle bir huzur enerjisi yayılır.
Ben çok seviyorum öyle insanlarla beraber olmayı.
Çünkü hiçbir şey yapmadan, konuşmadan anlaşıldığımı hissediyorum.
O enerji beni rahatlatıyor, bana bir konfor veriyor.
Eğer böyle bir enerji aldığınız insanlar varsa onlar da demek ki sizinle vakit geçirmekten mutludur demek.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik.
Umarım siz de beni dinlerken beden deriniz mutlu olduğunuzu işaret ediyordur.
Çok teşekkür ederim bugün bana katıldığınız için.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
