
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Ne demiş ünlü düşünür Tarkan; “Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin!” Peki biz üzerimizde hiç bir baskı ya da yadırganma potansiyeli hissetmeden kendimiz olabiliyor muyuz? Toplum içerisinde, sosyal medyada, iş hayatında, ailemizde sahip olduğumuz farklı personalar özgün benliğimizi ve kendimize karşı dürüstlüğümüzü nasıl etkiliyor? Kimsenin ne düşündüğünü umursamadan içindeki seni gerçekten de yansıtabiliyor musun? Dr. Erdem Aksakal ile bizi biz yapan yanlarımızı keşfetmek ve her şeye rağmen kendin olma kavramı üzerine konuştuk.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Merhabalar, Geçti Güzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Bugün... Benim de üzerine son zamanlarda düşündüğüm ve konuştuğum, konuşmaktan zevk aldığım bir konu üzerine konuşacağız.
Ve bunu çok değerli Dr.
Erdem Aksakal ile konuşuyor olacağız.
Konumuz özgünlük, sahicilik ve özellikle de iş hayatındaki özgünlükten bahsedeceğiz.
Erdem hoş geldin. Emine hoş bulduk, teşekkür ederim.
Öncelikle beni Gelişigüzel Hayaller'e konuk aldığın için.
Hem öncesinde seninle tartışıp bu...
Podcast yayında hazırlandığımız için teşekkür etmek istiyorum.
Yayın da beni çok heyecanlandırdı.
Umarım güzel bir söyleşi olacak.
Ben teşekkür ederim gerçekten.
Güzel bir söyleşi olacağına hiç şüphem yok.
Çünkü en son senin The School of Life'daki eğitimlerine katıldıktan sonra böyle bir aydınlanma yaşadım kendi çapımda.
Ve kesinlikle dedim ki bu konuyu konuşmak istiyorum ve bu konuyu konuşabileceğim.
En böyle dolu isim, en güzel konuşabileceğim isimlerden bir tanesi Erdem bu podcastta yer almalı.
O yüzden ben teşekkür ederim teklifimi kabul ettiğin için.
O yüzden hiç vakit kaybetmeden konuya direkt bir soruyla girmek istiyorum Erdem.
Özgünlük son zamanlarda biraz daha böyle gündeme gelmeye başladı ama biz ne anlıyoruz?
Aslında bu özgünlük nedir?
Bizim anladığımız şey nedir?
Senin tarafından bir merak ediyorum bunun açıkçası.
Valla güzel sözlerle beni lanse ettiğin için enerjim zaten yüksekti, iki katına çıktı.
Öncelikle bunun için de mutlu olduğumu söyleyeceğim.
Şimdi özgünlüğe şöyle bakmak gerekiyor.
Modern toplumda birçok kimliğimiz oluştu.
Profesyonel kimliklerimiz, kişisel kimliklerimiz, ilişkilerin içinde aldığımız kimlikler, işte kimisinin ebeveyni, kimisinin çocuğu, kimisinin dostu, kimisinin arkadaşı oluyoruz.
Birçok kimliğimiz oluşmaya başladı.
Ve ne yazık ki dönem dönem bazı kimlikler öne çıkıyor, bazı kimlikler geride kalıyor.
İşte iş hayatında başka bir kimliğimizi, başka bir personamızı, aile hayatında ya da ilişkilerde başka personalarımızı öne çıkartıyoruz.
Ama günün sonunda bir tane biz varız ve o kimliklerin bütünü olan biz, özgün biziz diye düşünüyorum.
Bu kimlik adedi de modern hayatta çok arttı.
Eskiden daha küçük ilişki ağlarında, daha küçük çevrelerde ve daha sınırlı aidiyetlerde var olurken şimdi tükettiğimiz, tüketmediğimiz, görüştüğümüz insanlar, online
dünyadaki personalarımız, profesyonel kimliklerimiz gibi birçok kimliğimiz olduğu durumda işte bunların sadece bize has bir harmanı var.
İşte buna ben özgün biz, sahici biz demenin doğru olduğunu düşünüyorum.
Yazar Amin Malof Ölümcül Kimlikler kitabında bunu sorgular aslında ve der ki Belki dinleyicilerden de tanıyıp takip edenler vardır elbette.
Çok sevdiğim bir yazardır.
Kökenleri Lübnan'a dayanan ama daha öncesi işte Yunan adalarına, Anadolu toprağına dayanan, Hristiyan, Müslüman ve Yahudi mirası olan bir soy ağacından geliyor Amin Malov ve daha
sonra da Avrupa'ya, Fransa'ya göç ediyor.
Ve kendisini sürekli...
Doğulu musun, batılı mısın?
Kuzeyli misin, güneyli misin?
Hristiyan mı, Müslüman mı yoksa Yahudi misin?
Avrupalı mısın, Asyalı mısın?
Sorgulamaları altında bulunduğunu söylüyor.
Oysa ki şöyle yanıtlıyor Malol.
Ben bu kimliklerden herhangi birisinden eksik olursam ben ben olmam.
Ben bu kimliklerin bir harmanıyım diyor.
Ve gerçekten hepimiz çeşitli kimliklerin harmanıyız.
İşte modern dünyada bu kimliklerin...
Hepsini aynı anda yaşamak ne kadar zorsa özgün olmak da o kadar zor.
Özgün biz tüm kimliklerin toplamı olan biziz diye düşünüyorum.
Çok güzel açıkladın Erdem şu anda ama işte aklıma orada o zorluk geliyor.
Çünkü o kadar farklı kimliğimiz var ve kendimizi ifade ettiğimiz mesela sosyal medyada daha farklı bir kişiliğimiz, personamız var.
Atıyorum bu sosyal medyadan sosyal medyayı da değişiyor.
LinkedIn'de daha farklı, daha böyle iş hayatına uygun.
Instagram'da belki biraz daha eğlenceli.
Ya da iş hayatında, aile hayatında.
O da biraz daha sanki bizi özgünümüzden bu authenticity olarak söylüyoruz İngilizce'de.
Böyle tam çevirdiğimizde bana hep tam doldurmuyormuş gibi geliyor anlamına.
Ama sanki modern dünyada bu kadar çok kimliğe sahip olmak o authenticity'mizi zedeliyormuş gibi geliyor bana.
Kolay olmadığı konusunda katılıyorum ve hani ideal bir otantik olma seviyesi vardı ve oraya erişmeliyiz gibi bir şey söylemek çok da komik olurdu açıkçası.
Ama bence şu önemli, yani biz iyi hissettiğimiz, sahiplendiğimiz kimliklerimizden vazgeçmiyorsak o otantikliğimizi korumuş oluyoruz.
Yani yine sosyal ağları örnek verebiliriz, iş, özel hayatı, arkadaş çevresi, ilişkileri gündeme getirebiliriz.
Tabii ki de hepsinde farklı pozisyonlanmalarımız, farklı kimliklerimiz, farklı davranış patternlerimiz olabilir.
Ama önemli olan ya ben burada böyle yapmamalıyım diyorsak işte o zaman özgürlükten taviz vermiş oluyoruz.
Evet sosyal ağların mesela böylesi baskısı var üzerimizde.
LinkedIn'de insanlar eğlendiğinde ya da Instagram'da çok ciddi iş hayatını genelde paylaşmama eğiliminde oluyorlar.
Çünkü orada da bile bir...
toplumsal baskılar var değil mi?
Yani LinkedIn'de sanki bir doğum günü partisinin ya da bir konser ya da bir arkadaş eğlencesinin paylaşımını yapmamak gerekiyor gibi düşünülüyor.
Ama hayır orası da kendimizi ifade ettiğimiz bir yer.
Ve ben buradan yavaş yavaş iş hayatına doğru da geçiş yapmak istiyorum.
LinkedIn'in üzerinde mesela iş hayatı baskısı var.
İş hayatı ciddi ve sınırlı bir yer olmalıdır.
Ve onda ancak profesyonel personamızla var olabiliriz gibi düşünüyoruz.
Halbuki iş hayatı adı üstünde işleme dayanan bir yer ve personaya, kimliğe, davranışa dayanan bir yer değil.
Siz işinizi iyi yaptığınız sürece kendi eğlenceli, yalnız, depresif, sosyal neyse personanız, Bence o kimliğinizle iş hayatınızda var olmanız oldukça
özgün ve otantik bir davranıştır.
Ne yazık ki iş hayatı bizi hep şuna baskılıyor.
Hepimiz işte kariyer odaklı, gelişmeye inanan, öğrenmeye inanan, network'ü olan işte gibi bazı iş hayatının ezberlenmiş klişeleri dışındaki personalar sanki
iş hayatında olmamalıdır gibi bir algıyla büyüdük.
Ama ne yazık ki 2020 dünyasında artık bunun ben bir geçerliği kaldığını düşünmüyorum.
Siz neyseniz en doğru siz osunuzdur.
Ve iş hayatında da bence başarının yolu en doğru siz olmaktan, sahici siz olmaktan geçiyor.
Evet doğru söylüyorsun. Yani senelerce hep bir Clark Kent imajı vardı ya.
Hatta şeyi çok iyi hatırlıyorum.
2013'te bu Gezi Parkı eylemlerinde gündüz Clark Kent.
akşam protestocu diye böyle capsler de çıkmaya başlamıştı.
Senelerce bunu yaptık.
Ben de çok yaptım. O an mesela üzgünsem, hayal kırıklığına uğramışsam ya da duygusalsam bir şeye tepki vermek, kendim gibi tepki vermek istemiyorsam asla yapmıyordum bunu.
Hep böyle sanki benim bir kalıbım olması gerekiyor, belli bir maskem olması gerekiyor ve o maske çerçevesinde hareket etmem gerekiyormuş gibi hissettim.
Ta ki hani Birazcık da aslında bunun ucu şeye dayanıyor.
İrlanda'ya taşınana kadar.
Çünkü burada insanlar o kadar rahat ki, o kadar kendi ki en başta biraz zorlandım.
Çünkü benim korumam gereken bir çerçevem vardı.
Yani benim korumam gereken, göstermem gereken bir kişiliğim ve arkasına sakladığım kişiliğim vardı.
Ama dediğin gibi bu şekilde istediğimiz verimi de elde edemiyoruz.
Kendimizi ifade edemediğimiz için istediğimiz ilişkileri de kuramıyoruz bence.
Şimdi aslında iş hayatı ciddi bir öğrenme ve aydınlanma evresinde diye düşünüyorum.
Ve gerçekten çok güzel bir referansa dokunmuş olduk.
Benim de kendi iş hayatımda sahiciliğimi keşfetmemde gezi eylemlerinin büyük bir payı var.
Çünkü orada o güne kadar iş hayatında politika ya da sosyal konular konuşulmamalı ön yargısıyla, ön kabulüyle hareket ettiğimi fark ettim ve ne zamanki iş arkadaşlarım,
birlikte profesyonel ilişki kurduğum insanlarla bir yandan da aynı toplumsal sorunlarla ilgili ortak hassasiyet gösterdim.
İşte o zaman anladım ki ne politika, ne spor, ne sanat, ne aile ilişkileri, ne sosyal ilişkiler.
Bizi biz yapan hiçbir şey iş hayatının dışında kalmamalı.
Şimdi onda tabii şöyle bir paradigma değişimi daha var.
Düne kadar iş hayatı evet daha sıkıcı, daha kuralları olan.
Ama bir yandan da hayat yolculuğunda daha az yer kaplayan bir şeydi.
Yani bizden önceki nesiller 20'lerinde başlayıp 40'larında emekli oluyordu ya da 50'lerinde geç emekli oluyordu.
Fakat şimdi biz bunu bir fark ettik ki hem insan hayatının uzamasıyla hem de emeklilik yaşının giderek daha ileri gitmesiyle biz bu iş hayatını belki 50-60 yıl yani 20'lerimizden 70
-80'lere kadar bir yerinde olacağız gibi gözüküyor.
Ve bu süre...
kendin olmadan geçirmek için çok ama çok uzun bir süre.
Genelde emekliliği çağrıştıran işte resim karelerinde ya da filmlerde falan çok ciddi bir ofis hayatından çıkıp bir anda şortları çekip yelkende okyanuslara açılan emekli figürleri görürüz
ya. Şimdi bizim için ne yazık ki kendimizi gerçekleştirmek adına emekliliği bekleyemeyecek kadar uzun bir profesyonel hayatımız olacak bu nesildeki çalışanlar adına.
O yüzden de biz kendimizi Bugünün iş koşullarını da gerçekleştiremezsek hayatın büyük bir bölümünü ıskalamış oluruz.
O nedenle ben kendi adıma bu geçişi, bu özgünlüğü dedim ki ben evet işimde iyi olmayı istiyorum, önemsiyorum bundan.
Hem para kazanıyorum hem bununla ilgili tatmin de oluyorum.
Ama bunun bedeli kendi kimliklerini o kapıdan içeri girerken dışarı atmak değil.
Çünkü ben yanlı olmamam gereken bir işte...
Yargıç değilim ben ya da bir ne bileyim öylesi bir şeyim yok.
Ben tüm renkliliğimle bir yazılım şirketinde çalışan, bir özel sektör çalışanıyım.
Mizahım da bana ait, aptallığım da bana ait, politik görüşüm de bana ait, insanlarla ilişkim de bana ait ve bunların hepsi beni ben yapıyor.
Bunlardan birkaç tanesini dışarı atarsam çalıştığım kuruma da eksik katkıda bulunurum.
Çünkü onlar beni ben yapan halimle çalışmak istediler diye.
Kendimi böylesi bir evrimin içinde buldum sevgilerimle.
Evet, o evrimi ben de şöyle fark ettim Erdem.
Ne zaman ki ben aslında olduğum, ben olduğum için yorum almaya başladım, geri bildirim almaya başladım.
Mesela nedir bu?
İnanılmaz enerjin yüksek, işte takımın motivasyonunu arttırıyorsun.
Ne zaman ki o tabularımı kırdım, o ciddi emineden çıktım, kendi hayatımı nasıl yaşıyorsam...
iş dışındaki hayatımı onu biraz daha işe yansıtmaya başladım.
Hep böyle insanlardan enerjimin yüksek olduğuna dair ya da böyle bir sorun varsa evet Emine'ye danışalım bize güzel fikir verebilir ya da bir organizasyon yapılacaksa
evet Emine'yle yapalım gibi geri bildirimler alınca dedim ki evet ya hani gerçekten de oradaki sarf ettiğim efor Hani iş hayatındaki ciddi emine sarf ettiğim
efor beni o kadar yoruyormuş ki.
Bu beni biraz daha açıkçası açtı.
Kabuğumu kırmama yardımcı oldu.
Ve dediğim gibi iş hayatı çok uzun.
Yani sürekli bir iki kişilik halinde olamayız ki.
Bu biraz da bana şey gibi geliyor.
Bu iki kişilik halinde olmak...
Mental olarak çok yorucu.
Kesinlikle öyle. Hatta ben kendimle ilgili yine bu yolculuktan biraz örnek vereceğim.
Ben birden fazla personam olduğunu, yani ikiden fazla personam olduğunu fark ettim.
Çünkü akademik çalışma yapan bir tarafım var.
Özel sektörde profesyonel çalışan bir tarafım var.
Bir yandan kendim konuşmacılık ya da kimi konularda hikaye anlatıcılığı yapıyorum.
Yazarlık yapıyorum. Ve bir süre ben bunları dedim ki bir dakika bunların hepsi ayrı kimlikler.
Bunları birbirine karıştırmamalıyım.
Fakat bunları birbirine karıştırmama eforu o kadar yorucu hale geldi ki ve kendim de bu geçişler arasında kaybolmaya başladım.
Ve yine en başta söylediğimiz o aydınlanma noktasına geldim.
Hayır. Tek bir tane erdem var.
işte yazdığıyla, çalıştığıyla, akademik olarak öğrettiğiyle, anlattığıyla ve bunların birbiri arasındaki etkileşimi ve beslenmesiyle tek bir erdem var.
İşte o herkesin benim bulmasını istediğim, benim de bulma yolculuğunda olduğum sahici gerçek kimliğimiz.
O noktayı bir kere keşfedince bile bir davayı terk etmek istemiyor insan.
Kesinlikle terk etmek istemiyor o konuda katılıyorum sana çünkü o gerçekten senin bir noktadan sonra konforuna da dönüşüyor yani o konfor alanına da katkı sağlıyor baktığında genelde hani konfor alanı hep negatif olarak adlandırılır
ama sonuç itibariyle içinde olduğun insandan mutlu olmak ya da yansıttığın kişiden mutlu olmak sürekli bir şeyi.
Kim yanlış anlayacak, o ne diyecek, bu ne diyecek, o ne düşünecek diye düşünmemek de çok büyük bir konfor baktığında.
O yüzden ben sana onu da sormak istiyorum.
Çünkü çok da kolay değil bu senin yaptığın şey.
Evet ya benim farklı personalarım var ama ben bundan sonra sadece kendim olacağım.
Bunu her yere yansıtacağım.
Bunu çok da yapamıyoruz.
Çünkü aslında baktığında hep söylediğim bir şey var.
Tarkan'dan başka hiç kimse bize başkası olma kendine ol demedi yani.
Hani ben 90'ların çocuğuyum.
Yani aslında ben katılıyorum.
Tarkan'ın benim de kalbimde yeri ayrıdır.
Ama Sting'in de Englishman in New York şarkısında Be yourself no matter what they say.
İngilizce bilmeyenler olabilir dinleyiciler arasında.
Başkaları ne ders edesin kendin ol sözü bende çok derin bir iş iz bırakıyor.
O yüzden sevgili Sting'e ve Tarkan'a buradan kocaman selamlarımızı gönderiyoruz.
Evet kocaman selamlarımızı gönderiyoruz.
Bir de düşünsene şimdi Tarkan dinliyormuş.
Ondan sonra demiş ki teşekkür ederiz falan.
Neyse burayı hızlı geçiyorum.
Sadece şey soracağım sana.
Hani bu evet kim ne der düşüncesi bizim kültürümüzde özellikle çok baskın bir düşünce olduğu için hani el alem ne der ne düşünür.
Her ne kadar buna karşı olarak çok fazla şey görsek de şimdi sosyal medyada yerleşmiş artık Erdem.
Yani anlatabiliyor muyum?
İster istemez bir şey paylaşırken bir şey söylerken bir şey yaparken karşındakinin o bizi yargılama potansiyelini düşünüp yapıyoruz ya da yapmıyoruz.
O yüzden bu konuda hani sen bence bunu bayağı bir aşmış bir örneksin.
Bu konuda neler verebilirsin bize?
Bu sahici olduğumuzdaki konforu yakalamak için nereden başlayabiliriz?
Aslında çağ olarak çok avantajlı bir noktadayız.
Çünkü küçük komünitelerde, küçük klanlarda, küçük yerleşim yerlerinde yaşamıyoruz.
Bir şekilde evet küçük yerleşim yerlerinde yaşayan insanlar da olabilir ama bir şekilde dünyayla hepimiz online dünya sayesinde, kendi ilişkilerimiz sayesinde etkileşim halindeyiz.
O yüzden de taş ve baskılarını daha az yaşadığımız bir çağdan geçiyoruz.
Öyle olduğu için de insanların kendisi olması için esneklik bugüne kadarki en fazla halinde.
İkincisi çok başka hayat biçimleri kabul görür oldu.
Başka eğitimler, başka hobiler.
değişik meslekler, değişik yerlerde yaşamak, değişik yolculuklar.
Yani düne kadar toplumun geneline garip gelen bu tarz özgür seçimler oldukça kabul ve saygı görüldü.
O yüzden de bence aynanın karşısında başlamalıyız.
Yani özgür olmanın yolu öncelikle...
benim özgün kimliğimle bu keşfi yapmaktan geçiyor.
Kolay bir keşif olmayabilir.
Çünkü bazı denemeler, yanılmalar, kendini tanımalar, belki bununla ilgili farkındalıklar, çeşitli eğitimler gibi bazı enstrümanlar kullanarak kendisini tanıdıktan sonra insan beni ben yapan kimliklerim
nedir diye ortaya koyduktan sonra o kimliklerini nasıl harmanlayacağını ve hangi eylemlerle ortaya koyacağını hayata geçirebilir.
Yani kendini tanımadan hiçbirimizin özgünlüğünü ortaya koyma ihtimali dahi olamayacaktır.
Tabii ki de bununla ilgili bariyerler olabilir.
Yani herkes yaşamıştır.
İşte dış görünüşünün yargılandığı, tercihlerinin yargılandığı, üretimlerinin, kimliklerinin yargılandığı noktalar.
Ama şunu da unutmayalım.
Dünyada tek bir kusursuz kimlik var da herkes ona mı ulaşmaya çalışıyor?
Yok ki öyle bir aidiyet.
Biz ne yaparsak yapalım birbirlerinden farklı olacağız.
Ve ne yazık ki dünyada bazı...
sözünü, eleştirisini, yargısını pervasızca diğer insanların üstüne boşaltan bazı anlayışlar var.
Sanırım bunları değiştiremeyebiliriz, yok da edemeyebiliriz ama ihmal edebiliriz, görmezden gelebiliriz.
Ve gerçekten hayatımızda baskı unsuruysa, yani bu bizim işte bir büyüğümüz, aile büyüğümüz, patronumuz, hocamız, yöneticimiz, şuğumuz, buyumuzsa ihmal etmek kolay olmayabilir.
Ondan... bir şekilde ikna yoluyla bu değişim yolculuğunu sahici bir şekilde yansıtarak hayatımıza devam etmemiz gerekiyor.
Ben bir örnek vermeye çalışayım.
Yıllar önce yani şimdi belki komik bile gelir ama 16-17 yıl önce çalıştığım genç bir mühendis olarak çalıştığım firmalardan birinde yöneticim iş yerine
küpeyle geldiğinde benimle konuştu.
Benim için sorun değil ama çok uygun değil falan gibisinden.
Beni çok yaralayan bir durum olmuştu bu.
Ve kısa bir süre sonra biraz o gün yaşadığım kırılmanın etkisiyle başka bir şirkete geçmiştim.
Ama ertesi birine takmıştım o küpeyi.
Yani bundan dolayı işten atılır mıyım diye şey yapar.
Şimdi çok komik geliyor olabilir gerçekten.
Birisinin işe küpeyle gitmesinin sorunu olması ama 16-17 yıl önce olabiliyormuş.
Hani ben muhteşem bir kahramanlık sergilerim anlamında değil.
Fakat o da bir kendi içimde, o günkü korku ve kaygılarım içinde.
Bir adımdı ve dedim ki ben bu kaybıyı yenmek istiyorum.
Yöneticim ne derse desin ben her zaman o küpeyi takacağım dedim.
Ve böylesi küçük adımlar bile insanın kendi kimliğine sahip çıkmasını güçlendiriyor.
Hep denir ya yani nereden seni yaralıyorlarsa en değerli kimliğin o olur.
O gün beni küpeden yaraladılar.
Ve o gün Erdem'i ifade etmenin yolu o küpeyi takmaktan geçiyordu.
Ben de o yüzden insanların...
Evet, bir milyon farklı bedeller olabilir.
O bedelleri herkes kendisi kendi doğrularında gözetmenin yolunu en iyi şekilde bilir.
Ama o bedel olmadan da ailemizle, yöneticimizle, hocamızla ya da mevcut statiko ile yüzleşmeden de bir kazanım elde etmek mümkün değil.
Ancak o yüzleşmeyi, ancak o kendimizi ifade etmeyi ortaya koymalıyız ki elde ettiğimiz o özgünlük bize sahici, kalıcı bir haz yaşatsın.
Çok haklısın gerçekten öyle ama bu arada şey diyeceğim hani küpe hala daha sorun olabiliyor yani birçok yerde gerçekten hani kendini ifade etme tarzı sorun alabiliyor ya da benzeri herhangi bir
başka bir şey ama o şey dedin ya Erdem.
En çok yaralandığın yer noktası bence çok doğru.
Nereden çok yaralanıyorsak o kısmı biraz daha fazla dışarı vurmak istiyoruz.
Vuramadığımız zaman da hani tabiri caizse gerçekten içimize patlıyor.
Bizde böyle bir öfke, bir...
korku, huzursuzluk da yaratabiliyor.
Bu arada hazır en başında kendini tanımaktan bahsettin.
Biraz daha özgün olmaktan bahsettin.
Sen ondan bahsetmişken ben de ufak bir duyuru yapmak istiyorum.
Ben birebir danışmanlık açmaya başladım.
Mindfulness çerçevesi altında ama biraz daha hani kişisel farkındalığı arttırmak ve bu tarz konularda insanlara yardımcı olmak için.
O yüzden hani merak edenler de emineişçimen.com sitesinden ulaşabilirler.
Formu doldurabilirler.
Bunu da burada söylemek istedim hazır konusu gelmişken.
Kendi reklamımı yapmış gibi oldum ama.
Bence hepimiz bunu yapmalıyız.
Hatta ben bunun da bu özgünlüğün bir parçası olduğunu düşünüyorum.
Ne yazık ki işte birçok toplumsal koddan ötürü ve kısmen de aslında tamamen kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum tevazunun.
Ama bizim toplumumuzda tevazu biraz abartılmış bir yerden.
Ve belki bunu daha önce başka bir ortamda seninle özellikle konuştuk ama bunu da açmakta fayda görüyor.
Yaklaşık bir ay kadar önce Clubhouse'da bir oda açtım kendime ve ismi şeydi, kendimizi övme odasıydı.
İnsanlar sadece söz alıp...
Kendilerinde övündükleri bir şeyi anlatıyordu.
Kimisi iş başarısını, kimisi sportif başarıyı, kimisi bir sağlık sorununu nasıl üstesinden geldiğini, kimisi bir ilişkiyi nasıl yürüttüğünü ya da yürütemediği, iyi gitmeyen bir ilişkiden nasıl
en hasarsız şekilde anlattığını, kimisi ürettiklerini, dostlarını ve o kadar hasret kalmışız ki kendimizi örmeye.
Bu tevazunun abartılmış bir erdem olmasından ötürü.
Ben seni bir süredir tanıyorum.
Çok iyi bir mindfulness eğitmeni olduğunu biliyorum.
Çeşitli platformlarda da seni gözleme şansım oldu.
O yüzden de tabii ki de kendin bu kadar emek ve gayret koyduğun bir eseri gururla övmem beni çok mutlu etti.
Eminim dinleyiciler de senin kendini bu tanıtmaktan oldukça mutlu olacaktır.
Çok teşekkür ederim.
Öncelikle güzel sözlerin için ve gerçekten çok haklısın.
Biz öyle bir hani aman kendini övme, aman şımarma, aman burnu büyük olma, ukala olma diye hep böyle mütevaziliği o kadar sonuna kadar yaşıyoruz ki ben de çok uzun zamanlar bu konuda
zorlandım.
Yani bir şeyi ben yaptım ya da ben bunda iyiyim asla diyemedim.
Ben iyi olabilirim ama her zaman daha iyileri var.
Ya da ne kadar iyi olsam da zaten olması gereken bu.
Burada neden kendimi ön plana çıkartayım ki diye.
Gerçekten çok doğru söyledin.
O odaya katılmak çok istemiştim Clubhouse'da.
Yine böyle katılamadığım toplantımın olduğu günlerden biriydi.
Umarım yakın zamanda tekrar yaparız.
Ve umarım yakın zamanda tekrar daha bu kadar güzel bir sohbetimizde olur Erdem.
Çok teşekkür ederim bugün katıldığın için.
İnanılmaz keyif aldım ve çok duyurucu bir sohbet oldu benim için.
Umarım dinleyenler için de öyledir.
Bir duyuru daha yapalım hazır duyurulardan girmişken.
Hani kişisel olarak söylüyorum ben senin The School of Life'daki verdiğin eğitimlerden gerçekten çok beslendim.
Ve açık ara katıldığım en iyi eğitimlerden bir tanesiydi.
Eğer ki dinleyiciler de katılmak ister, seni daha yakından tanımak isterlerse sana nasıl ulaşabiliriz ya da oraya nasıl ulaşabiliriz?
Bize bilgi vermek ister misin? Çok teşekkür ederim.
Ben de genelde hem kendi erdemaksakal.com sitesinde duyuruyorum genel katılıma açık etkinlikleri ya da sosyal medyada aşağı yukarı bütün platformlarda işte Twitter, Instagram, Erdem Aç Takalım.
Buradan rahatlıkla ulaşabilirler.
Hatta özel olarak da kimi zaman...
bilgi isteyen, rehberlik, danışmanlık isteyen özellikle genç arkadaşlar oluyor.
Elimden geldiğince onlara da dokunmaya çalışıyorum.
Oldukça yani Erdem Aksakallı'ya atıldığında oldukça kolay ulaşılabilecek bir yerdeyim.
Ben de çok memnun olurum senin sayende tanıştığımız yeni dinleyicilerle ileride başka yerlerde yolumuzun kesişmesinden.
Mükemmel. O zaman yüzümdeki o kocaman gülümsemeyle bugünkü sohbetimize bir son veriyorum ve çok teşekkürler tekrar katıldığın için.
Görüşmek üzere. Ben teşekkür ediyorum.
Harika bir sohbetti Emine.
Çok teşekkür ederim. Bendeki gülümseme senden belki biraz bile daha büyük olabilir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
