
Artık Yeter Dediğinde Nasıl Başa Çıkarsın? | Duygusal Dayanıklılık
4 Kasım 2020 · 31 dk
PlatformlardaSpotify
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Zeynep Tümen nam-ı değer Endişeli Psikolog, psikolojinin herkese ulaşılabilir olması ve gündelik hayatın içinde doğal sürecinde yer alması gerektiğine inanarak kurduğu podcast kanalının hikayesinden yola çıkarak bizlere duygusal dayanıklılık, kendini tanıma ve içinde bulunduğumuz durumu fırsata çevirme konusunu tüm samimiyeti ile anlatırken sizden gelen soruları da yanıtladı.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K. hedeflerine ulaşmak için neleri farklı yaptıkları ve eğlenceli sohbetleriyle ilham veren yolculuklarını dinliyor olacağız.
Sekizinci bölümümüzün konu, psikolojinin sadece sorun yaşadığımızda danışılan bir bilim değil, aslında günlük hayatımıza dahil edilebilir bir bilim olduğunu bize öğreten
sevgili endişeli psikolog Zeynep Tümen.
Zeynep hoş geldin. Hoş bulduk Emine.
Teşekkür ediyorum beni konuk olarak seçtiğin için öncelikle.
Ben teşekkür ederim davetimi kabul ettiğim ve vaktini ayırdığın için.
Öncelikle neden endişeli diye direkt gelen bir soruyla başlamak istiyorum.
Bu baya bir troş soruydu.
Sosyal medyada sorduğumda endişeli psikoloj sorularınız var mı dedim.
İlk gelen soru neden hala endişeli dediler bana.
Hala derken bir noktadan sonra herhalde endişelerimin yok olması mı gerekiyordu bilmiyorum ama endişeli psikolog tabii ki de çok üzerine aşırı da düşünülmeden seçilmiş
bir isim. Yıllar önce bulmuştum ben onu.
Hatta o zaman daha İstanbul'da çalışıyordum.
Şu anda Amerika'da yaşıyorum.
Bir dört sene falan oldu sanırım biz buraya geleli.
Onun hemen öncesinde çalıştığım bir danışmanlık merkezinde beraber...
iş arkadaşlarımla, diğer psikolog arkadaşlarımla beraber böyle kendimize yani sistem içerisinde yer bulamadığımızı hissediyorduk.
Hani belli prensiplerimiz var, belli anlam arayışımız var, değer yargılarımız var falan.
Sisteme kötücül bir eleştiri yapmak değil buradaki niyetim ama Tam olarak yapmak istediğimiz şeyi yapabileceğimiz bir alan sanki yokmuş.
Yani onun için çok canla başla çırpınmamız ve sonunda da pek karşılığını alamayacakmışız gibi böyle hislerimiz vardı.
Bir gün Belgrad Ormanı'na yürüyüşe gitmiştik işte hafta sonu öyle arkadaş etkinliği olarak.
Orada koşunca tabii herhalde oksijenden ben o gün şey dedim.
Ya dedim biz bir biçimde başlayalım kendimiz bir şeyler yapabiliriz.
Hani bunu anlamlı bulduğumuz formuyla bu anlamlı bulduğumuz şey de aslında.
tam da gündelik hayata değen psikolojiyi birazcık daha konuşulur hale getirmek.
Sadece insanlar arasında normalleşmesi gibi bir şey değil aslında bu.
Aksine çok normalleşmiş halini de daha doğru düzgün bir formda konuşulur hale getirmesine bir şekilde destek olmak.
Mesela örneğin işte depresyonda mısın?
Yani depresyonun bu kadar kolay ağza alınacak bir şey aslında olmadığını.
Ya da gündelik hayatta kendimizi ifade ederken psikoloji terminolojisine dair daha doğru kelimeleri mesela seçebileceğimizi, kendimizi, duygularımızı, iniş çıkışlarımızı bu anlamda nasıl ifade
edebileceğimizi böyle bu anlamda ortaya bir şeyler koyabilmek, eğitimler düzenlemek, çalışmalar yapmak, ailelerle, kadınlarla falan böyle coşkulu şeylerimiz vardı bir yanda.
Dedim ki biz bunu kendimiz başlatabiliriz.
Yani tabii yeni bir şey değildi yine Instagram ama bu zamana göre daha şeydi, daha çiğ bir platformdu.
İşte Endişeli Psikologlar diye bir isim önerdim.
Kızlar da kabul ettiler.
Ama sonrasında o iş olmadı.
Çünkü zaten hiçbirimiz doğru düzgün sosyal medya kullanabilen insanlar değiliz.
Biri bir post giriyor öbürü onun postunu beğenmiyor.
Rengi abartmışsın diyor.
Çok filtre uygulamışsın diyor.
Herkes böyle birbirinden bağımsız bir şey yapmaya başlayınca ortak bir şey yürütmenin aslında çok da tahmin ettiğimiz kadar keyifli bir şey olmadığını fark ettik.
Sonra ben Amerika'ya gelirken işte hamile olduğumu öğrenip geldiğim için burada benim için bir dinlenme dönemi başladı.
Daha doğrusu eve tıkılıp kalma diye tabiri caizse öyle ben söylüyorum ama şimdi daha kibar bir şekilde dinlenme dönemi diyeyim.
O dönemde de dedim ki ben bunu sizin larınızı atacağım.
Endişeli psikologların larını ben kullanacağım.
Kimsenin kullandığı yok zaten.
Aslında endişeli psikolog hayata öyle geçti.
Daha öncesinde de bu altını çizdiğim, yapmak istediğim şeyleri sadece Amerika'da uzakta işte yatağında yatan, dinlenen bir kadının kendince ortaya yavaş yavaş bir şeyler
koyma şeyi olarak başladı.
Endişeli olmasının sebebi de aslında var olan ortamda kendi yaptığım şeye dair, kendi ilgi alanlarıma, mesleğime konuşulma biçimine dair, vücut bulmasına dair memnuniyetsizliklerimden
kaynaklı. Yani ona işaret eden bir kelime olduğu için, sıfat olduğu için de en şer'i seçtim.
Süper. Buradan şimdi çok fazla şey çıktı.
Çünkü bu en başta bahsettiğin yer edinme sisteme karşı duruşlarınız ya da sistemin içinde bir türlü kendinizi ait hissedememek kısmınıza geleceğim.
Tam ona ilgili bir sorum da var.
Direkt böyle sorularla başlamış oldum ama hani bence senin hayat hikayen de aynı şekilde bu gelen sorularla bir kısmı en azından uyuşuyor.
Çünkü sürekli savaş halinde yaşamayı nasıl durdururuz diye bir soru gelmiş.
Sen bunu... Anladığım kadarıyla ve benim de senin podcastlarını dinlediğim kadarıyla durdurdun.
Ve şimdi de bize durdurmamız için yardımcı oluyorsun.
Burada hani sen bunu nasıl başardın kendi hayatında ve bunu nasıl bu seviyeye getirdiğini alayım senden o zaman.
Ya savaşmayı bıraktım.
Şimdi bu benim kendi meselem.
Hepimizin kendi hayatında işte savaş içerisinde hissettiğim meseleleri var.
Muhakkak bu gelen soru da.
Mesleki bir şey de olmayabilir, ilişkilerle alakalı bir şey olabilir ama bir biçimde kendimizi gerçekten bir noktada savaşın ortasına düşmüş buluyoruz.
Ve orada ya bence belli bir süre o savaşın içinde böyle bir savaşmaya çalışmak, bir yenilmiş hissetmek, bir tekrar böyle bir ayağa kalkmaya çalışmak ama...
kalkamayacağını fark etmek.
Bunları deneyimlemek bence bunun aşamalarından bir tanesi.
Bir şeyler olacak, deneyimleyeceğiz.
Bir yerde bir ağzımızın tadı kaçacak.
Bir yerde bir ümit göreceğiz, bir ışık göreceğiz.
Böyle böyle yani bu verileri toplaya toplaya sonra böyle önceden vardı ya toplama bilgisayarlar kendimize öyle bir gündelik hayat inşa etmeye başlayacağız aslında.
Soruna net bir şekilde cevap verecek olursam ben bunu aşabildiğimi düşünmüyorum.
Ama fark ettim ki o savaş yani İnsanın içinde falan değil burada da.
Ama doğru. İnsanın içinde.
Oraya da geleceğim.
Sanırım burada birazcık benim Resilience üzerine bir podcastım var.
Hatta ilk podcastım.
Gözümün Bebeği. Orada aslında birazcık bunun dinamiklerinden bahsediyorum.
Bence buradaki anahtar kelime dayanıklıklık.
Şey bir güç değil bu hani güçlü olacağım hayat karşısında yenilmeyeceğim gibi değil.
Hayır gelen karşısında düşsem de kalkabilme becerisi ya da olabildiğince ayakta kalabilme becerisi dediğimiz aslında ruhsal dayanıklılık hali.
Orada onun daha detaylı halleri var.
İşte bu anlamda hayatınızda seçtiğiniz kişiler, sosyalleştiğiniz kişiler, kendi gündelik hayat pratikleriniz bunların hepsi bir ölçüde bunu besleyen şeyler.
Ve bu dediğim gibi bir günde olmuyor.
Sadece aradan zaman geçiyor.
Siz yolda yavaş yavaş bir şeyleri kendinize göre daha sağlıklı bir biçimde uyarlamış oluyorsunuz.
Ve aradan 3 sene geçmiş, 4 sene geçmiş geriye dönüp baktığınızda vay be diyorsunuz.
Yani ben önceden belki bu başıma gelseydi daha saldırgan hissedebilirdim.
Ya da daha hızlı sürede hayal kırıklığına düşebilirdim.
Ama şimdi yine ağzımın tadı ekşi.
Yine mutlu değilim yani başıma gelenlerden dolayı ama bir biçimde...
ne diyorum ya? Yani gidiyorum işte gibi bir şey yani.
Öyle bir his. Yoksa çok büyük bir mutluluk, bir dönüşüm öyle bir şey bence olmuyor.
Orada dayanıklılık dedin ya hani bu resilience dediğimiz şey bence o gerçekten çok kilit bir nokta.
Çünkü hani hayata karşı duruşumuz, bir şeye verdiğimiz tepki.
Sen bunu nasıl kendi hayatına entegre ettin?
Var mı böyle bize anlatabileceğin ya da senin dayanıklılığını inanılmaz test eden, seni bugüne getiren böyle bir hikayen.
Aslında ben yine Amerika'ya gelişim diyebilirim.
Çünkü bütün ezberimin bozulduğu bir şeydi bu.
Belki bunu Türkiye'den dinleyenler, daha doğrusu dünyanın her yerinden, niye sadece Türkiye diyorum ki?
Ama göçmenlik deneyimi olmayan, o yalnızlaşmayı...
yaşamak zorunda pek kalmamış insanlar içinde belki COVID bu anlamda paralel bir örnek oluşturabilir.
Mesela birdenbire aslında bütün o dayanaklarım bir biçimde kendimi işte İstanbul'da yaşarken kendime kurduğum iyi kötü beni belli bir şeyde ayakta tutan çok harika olduğunu söylemiyorum
o zamanki şeyimin.
Ama işte arkadaş çevrem, ilgi alanlarım, tanıdık mekanlar.
Mekan aidiyetim de çok benim için önemli bir konu.
Ama işte o birdenbire değişti.
Ben İstanbul'da Galata'dan çıkıp işte aşağıya Karaköy'e, oradan Eminönü'ne, oradan Sultanahmet'e böyle yürüyüp orada Çiğdem Pastanesi'nde bir çilekli tart yiyip böyle Ayasofya
'ya karşı işte bir kahve içmek benim için çok böyle ruhsal anlamda iyileştiren bir şeyken.
Amerika'ya geldim ilk önce Florida'da yaşıyorduk sonra Arizona'ya yerleştik ve bu iki eyalette arabaya bin sür arabayı park et in al geri bin geri gel yani bütün
ya da işte bir arkadaşımla görüşeceksem buluşacağım kafeye git arabayı park et yani böyle bir çıkayım yürüyeyim bir yolda insanları izleyeyim öyle bir şey yok.
Şimdi başlı başına zaten benim bütün hayatı deneyimleme yani bir gündelik hayatımın şeyi değişti.
Amerikan kültürü ne kadar biz alışık olduğumuzu düşünsek de aslında Türkiye'de bambaşka bir kültür.
Yani asla sevmedim, hala sevmiyorum.
Eşim dinliyorsa çok üzgünüm Doğukan.
Sevmiyorum Amerikan kültürü.
Bir de şimdi hani okey olmak diyoruz ya, okey olmayı öğrendim ama çok da böyle kendimi hala o şeyi hissedemiyorum.
Yarın öbür gün buradan ayrılırsam çok özleyeceğim bir yer olduğunu düşünmüyorum.
Onun dışında işte hava şartları, uzaklık hissi sadece uzak kalma değil.
İstediğinde gidebileceğine dair rasyonel bir şey üretememem.
Mesela ben Berlin'de yaşasam gitmesem dahi bir sene Türkiye'ye derim ki istediğimde iki saat sonra oradayım yani.
İstanbul'dayım. Ama Amerika'da öyle bir şey yok.
Minimum bir 16 saat vermem gerekiyor.
Buradaki en zorlayıcı faktörlerden bir tanesi de Allah korusun yani birini kaybetsek, bir şey bir hastalık bir şey olsa.
Bunlar zihinsel olarak çok çok duygusal olarak tabii ki zorlayan şeyler.
Ben burada yavaş yavaş şöyle bir şey yapmaya başladım.
Başta çok belki bilinçli değildi bu.
Ama daha sonrasında birazcık daha farkındalıkla bunu inşa etmeye çalıştım.
Birincisi aslında hayatımızdaki insanlar çok önemli bu anlamda.
Benim hayatımda bir tane insan vardı eşim.
Onu da yani doğru bir seçim yaptığımı düşünüyorum.
En azından şimdiye kadar olan izlenimlerim bu yönde.
Doğukan bu anlamda çok benim resilient kalmama destek olan yani buna köstek olmayan biri.
O yüzden bir dış faktörü olarak aslında yaptığım...
Evlilik, birliktelik bunu destekleyen bir şeydi.
Sonrasında şunu fark ettim.
Tamam Zeynep.
Bir de şöyle bir şey var.
Amerika'da arkadaşlık kurmak bilmiyorum.
İrlanda'da da belki öyledir.
Başka bir yere çok deneyimlemedim.
Arkadaş edinmek de çok kolay bir şey değil.
İnsanlar zaten kendi aralarında doğru düzgün bir arkadaşlık kurmuyorlar.
Daha doğrusu onların arkadaşlık dediği şey bizim için bir arkadaşlık örneği değil.
Yani samimiyet şeyi değil.
Yani demeye çalıştığım şey insanlar çok arkadaş canlısı kesinlikle.
Yani çok kolay bir şekilde sohbet ediyorlar.
Hatta sohbet etmek için can atıyorlar bu anlamda.
Ama o kadar.
Yani derinlikli bir arkadaş, bir yakınlık, bir dostluk.
üzerine ilerleyen bir şeyleri yok.
Bu benim yaşadığım yerlerle de alakalı olabilir ama genellikle böyle hani ortamlarda Amerikalı dedikodusu yaptığımız zaman hani başka uluslararası arkadaşlarımızın
da yaşadığı, gözlemlediği bir şeymiş bu.
Birazcık da ona dayanarak da aslında şey yapıyorum ama tabii ki de genellemek doğru değil.
Şimdi konuya dönecek olursak Yani benim bu anlamda da ezberim bozuldu.
İşte kurduğum dostluklar arkadaşlar benim ruh sağlığım için iyi şey yani beslendiğim kaynaklar.
Türkiye'deyken de böyleydi.
Ama dediğim gibi burada hiç istediğim gibi bir şeyin içinde bulmadım kendimi.
Ve hep şeyi fark ettim.
Daha üstten bakmaya başladığımı fark ettim.
Burada söylemek ne kadar doğru ama.
Aman ya ben sizi istemiyorum zaten falan gibi böyle.
Hani ben zaten seninle bu kadar basit konuları konuşmam gibi.
Birazcık da tabii şey tepkisi.
Belki bilmiyorum göçmen tepkisi bile diyebiliriz.
Daha sonra sana dedim ki Zeynep tamam bu da artık bir şey.
Üzerine emek etmen gereken bir şey demek ki.
Öyle Türkiye'deki sinyallerle, kodlarla burada ilerleyemeyeceksin.
Burada nasıl arkadaş olunuyor?
Birazcık onu gözlemledim etrafında.
Bu kadar proje bazda yapmadım bunu şimdi.
Hani anlatırken böyle çıkıyor ağzımdan ama.
Daha sonrasında yavaş yavaş kendime iyi geleceğine inandığım arkadaşlıklar oluşturdum.
Ve gerçekten daha da emekli oldu.
Yani ya sana kanım kaynadı.
Seninle çok oturalım da çay içelim gibi değil de, hakikaten karşı tarafın kültürel, konjonktüründe anlama haliyle beraber bir ilişki geliştirme
şeyine girdim.
Daha sonrasında işte böyle yavaş yavaş arkadaşlıklarım oldu.
Kendi belli bir rutinim oluştu.
Zaten bu esnada bir çocuğum oldu.
Çocukla beraber hayatımın da birazcık dengeleri değişmeye başladı.
Ama her durumda o resilient kalabilmek için kendime şunu kesinlikle verdim.
El birliğiyle buna çalıştık.
Yani Doğukan, ben, Türkiye'deki arkadaşlarım falan.
Benim kendime dair bir alanım olması gerek.
Yani yalnız kaldığım, sevdiğim bir şey yaptığım, işte bu dans etmek olabilir, yazı yazmak olabilir, hiçbir şey yapmamak olabilir, kitap okumak olabilir ama işte Atlas benim çocuğum daha böyle ilk
ayları o zaman çok sık emzirmek gerekiyor bebeği.
Ve hani bir saat sonra acıkıyor çocuk.
Ve benim evden ayrı kalabileceğim maksimum süre 30 dakika çünkü 15 dakikada gelgiti var bunun.
İşte ben koştura koştura 30 dakika bir yerde oturuyordum.
Sonra geliyordum eve.
Aslında hiç mantıklı bir şey değil.
Yorgunluktan başka bir şey değil.
Köşede uyusam benim için daha iyi.
Ama hayır işte dışarı çıkmak, bir kahve içmek, bir kitabı okumasam dahi elimi kitaba sürmek falan.
Bir saniye ben kendim için bir şey yapıyorumu hissetmek.
Dışarıda işte barista ile iki sohbet etmek.
Filan gibi bunu her gün her gün kendimi zorlaya zorlaya yaptım.
O kendime ait o alanı işte Virginia Woolf'un aslında dediği şey kendine ait bir oda.
Kendimi açmaya çalıştım.
Çok sevdiğim bir oda. Evet. Böyle yaptım.
Yapmaya çalıştım. Bak burada çok buradan bir sürü şey çıktı.
Şimdi bu podcast bence bu bölüm böyle bir saat iki saate gidecek gibi bir soru şimdi.
Çünkü mesela rutinden bahsettin.
Rutinle alakalı ben de geçtiğimiz haftalarda böyle bayağı paylaşım yaptım kendi hesabımıza.
Çünkü rutinlerin bize kendimizi güvende hissettirmesi ve kendimizi böyle kontrol altında olduğunu hissettirmesi o açıdan gerçekten çok önemli.
Ve etrafımdaki insanlardan tam olarak bugün aslında ben de benimle onu konuşuyordum.
Hani böyle nerede olduğundan ziyade hayatında kimin olduğu ya da birbirine nasıl destek olduğun, özellikle aynı değerlere sahip olduğun insanların olması.
Tabii ki bu hayatında özel bir kişi olabilir, arkadaşların olabilir ama destek olduğun ve tabii ki de kendine ait o alan.
Gerçekten çok atladığımız bir şey.
Bu kadar her şey üst üste geldiği bir dönemde sen ve de bu podcast'ı yarattın.
Bu kadar insana ulaştın.
Bunlar nasıl oldu?
Arkasındaki motivasyonun neydi?
Ben onu da çok merak ediyorum. Çünkü bahsettiğin şey çok hızlı gelişmiş bir süreç.
O süreci nasıl yönettin?
Çok bilinçli olmadı tabii.
Birazcık böyle yolda ben de deneye yanıla bir şeyleri bulmak zorunda kaldım.
Biz böyle eşimle bir sene içerisinde yani ilk böyle buluşmaya çay içmeye gittiğimiz günün tam bir sene sonrasında nikahımız vardı.
Ondan üç ay sonra Amerika'ya geldik ve Amerika'ya gelmeden bir gün önce de ben hamile olduğunu öğrendim.
Dolayısıyla biz böyle uçaktayken bütün o A planı B planı her şey yalandı yani bizim için.
Hani yeni bir plan üretmemiz lazım ama hiçbir fikrimiz yok nasıl bir şey yapabileceğimize dair.
Şimdi şöyle oldu.
Buraya geldikten sonra benim için hep bunu söyleyeceğim Amerika'ya geldikten sonra yani bir şey olacak çok gıcık bir ifade biliyorum ama o çok şey bir çizgi benim hayatımda.
Birdenbire yani orada çok daha yoğun çalışma hayatım vardı işte arkadaş çevrem vardı böyle.
Daha dolu dolu bir hayat yaşıyordum ve burada bomboş bir hayatın içine düştüm.
İşte sonrasında böyle bir birden bomboşluğa düşünce yavaş yavaş tabii sonrasında işte tamam geldin artık bir hayalim var, bir şeyin var.
Hayalim derken de spesifik bir hayalim yok yani.
Hayalim yer değiştirmek, mekan değiştirmek bu kadar.
Ne yapabilirim?
Odaklan Zeynep. Odaklanıyorum, odaklanıyorum.
Yok asla bir şey bulamıyorum.
İstemiyorum bu insanlarla bir şey yapmak istemiyorum.
Burada mesleğimi yapmak istemiyorum.
Bir de şey yapamam da çünkü buradan bir okuldan degree almam gerekiyor.
Yani bir master bir şey yapmam gerekiyor.
Sonrasında yavaş yavaş bu şeye evrildi.
Bir Instagram hesabım var orada adına endişeli psikolog yaptım.
Oradan yavaş yavaş kendimi birazcık anlatmaya başladım.
Daha doğrusu kendi sıkıştığım şeyleri bir biçimde orada paylaşmaya başladım.
Fark ettim ki ben anlatmayı seviyorum.
Yani seviyorum ama bu anlatmayı fayda sağlamak için yapamıyorum.
Bir insana fayda sağlamak benim hiçbir zaman motivasyonum olmadı.
Psikolojiyle alakalı uğraşan insanların da en temel şeyi budur ya.
Ben insandan faydalı bir şey yapmak istiyorum.
Ben insanlara yardımcı olmak istiyorum.
Hayır bu çok saygıdeğer yani bu çok anlamlı bir motivasyon.
Ama benim motivasyonum değil.
Bu zamana kadar çok yanlış bir motivasyona tutunmuşum.
Ama beni ayakta tutan şey bu değil.
Ne beni ayakta tutan şey, ne beni ayakta tutan şey.
Sonra, sonra, sonra, sonra.
Fark ettim ki yani bir başkası değil.
Ben kendimle uğraşmayı seviyorum.
Kendime dair gözlemler, insan mekanizmasına dair gözlem yapmayı seviyorum ben.
Ayşe'ye, Fatma'ya dair değil.
Benim de bununla alakalı bir şeyler söyleyebileceğim.
Bir katkıda en azından bu anlamda benim de bir kendime yer açabileceğimi fark ettim.
Ki bundan da keyif de alıyorum.
En sonunda işte hangi mecrayı bunun için kullanayım?
Süreci başladı. Youtube var, Instagram var, blog var, Twitter var.
Bir sürü platform var bunun için.
Hepsini denedim.
Twitter hariç hepsini denedim.
Hiçbirini sevemedim.
Youtube çok külfetli geldi bana.
Video editi, ne giyeceksin, bir bakıyorum saçım şey gibi burada.
İnsanlar bebek gibi çıkıyorlar Youtube videolarında.
Ben niye böyle değilim diye sonra üzülüyorum.
Kendime bakıp. Hayır sadece hani benim kendi güzelliğim değil.
Çok güzel içerik üretiyor insanlar.
Hakikaten mesai harcıyorlar yani o prodüksiyona.
Sonra podcast diye bir şey.
Eşim çok daha böyle hızlı takip eder böyle şeyleri.
O podcast bak da yine podcast Türkiye'de şu anda kullanılmıyor.
İşte aslında sen şey yapabilirsin.
Sonra işte podcast'ı böyle çekmeye başladım.
Hem çok kolay, edit medit hiçbir şeyle de uğraşmıyorum.
Bana o anlamda da zahmetsiz geldiği için şeyimi de sürdürülebilir bir noktada da buldum kendimi.
Yani normalde belki iki bölümden, üç bölümden sonra bırakırdım eğer çok külfetli olsaydı.
Ama o anlamda da pratik.
Sonra geri dönüşler çok kıymetli oldu.
Baktım ki yani insanlar, heh işte benim hep anlatmak istediğim ama nasıl anlatacağımı bilemediğim şey tam da bu.
diye mesajlar almaya başlayınca orada şunu fark ettim.
Yine bir insana fayda sağladığım için.
Aslında baktığım zaman hiçbir faydası yok.
Çünkü o da sadece kendi derdinin adını koyabiliyor.
Harekete geçmek için bir şey vermiyorum ben kimseye.
Laf kalabalığı yapıyorum aslında baktığımız zaman.
Ama bu da bir şey.
O yüzden de endişeli psikolog.
Ay ben ne kadar uzun anlattım.
Çok özür diliyorum.
Ben de öyle güzel anlatıyorsun anlatıyorsun.
Hiç kesmedim. Ya çok özür diliyorum.
Konuk olmak çok güzel bir şey.
Güzel mi? Evet kesinlikle teşekkür ediyorum.
Evet endişe psikolog böyle böyle bugünlere geldi.
Teşekkür ediyorum katkısı olan herkese.
Ben teşekkür ediyorum.
Kapatmadan önce ama ben sana dedim biz kesin bir saati buluruz diye.
Kapatmadan önce. Hem senin değindiğin hem de konumuzla alakalı birkaç tane daha soracağım.
Çok fazla soru gelmiş ama ben şey düşünüyorum hani bu özellikle kişisel insan ilişkileri ya da kendi içimize olan ilişkilerle ilgili soruları olanlar senin zaten podcast bölümlerine
bakabilirler. Sen hemen hemen hepsine değindi.
Benim burada değinmek istediğim...
Hazır pandemi sürecindeyken bu vaka sayıları artıyor işte evlere kapanıyoruz falan bununla alakalı bir soru var.
Pandemi sürecinde ruh halimizi nasıl stabil tutabiliriz diye.
İkincisi farkındalık var yani farkındayım ama farkında olduğum halde eylemi değiştiremiyorum.
Bunun nasıl önüne geçebilirim?
Böyle çok soru bombardımanına tuttum seni ama bu üçünü böyle kısaca.
Tamam, sondan başlıyorum o halde.
Bu güzel bir soru.
Yani şöyle cevabının bir fark yaratacağını düşünüyorum.
Farkındalığım var ama eyleme geçiremiyorum, dönüştüremiyorum değil mi?
İşte o farkındalık değil.
Yani bazı kavramların adını o kadar yanlış kullanıyoruz ki o bilgiye sahip olmak.
Ya bu şey gibi düşünebiliriz.
Hani beden üzerinden verilen örnekler en somut örnekler oluyor.
Kilo vermek istiyorsan...
Günde kaç kalori almam gerektiğini biliyorum ama bilgi yetmiyor.
Onu yemeyeceksin. Şimdi orada eylem devreye giriyor.
Ve farkındalık dediğimiz şey edindiğimiz bilgiyi o bilgiye ihtiyaç duyduğumuz yani onun sağlıklı bir şekilde kullanılmasının yani onun bir fayda sağlayacak anlara
getirip o noktada aksiyona geçebilmek.
Biz bunun adına farkındalık diyoruz.
Diğer soruya geçiyorum. Şimdi pandemi sürecinden kastımı sanıyorum ki ölüm korkusu aslında.
Hastalanma korkusundan kaynaklı ölüm korkusu en temelde.
Güncelik hayatımızda vücut bulma şekli de artan kaygı, sosyalleşmenin azalması, kısıtlanmışlık hissi bunlarla bir şekilde baş etmek zorunda kalıyoruz.
Ve bu bizde haliyle çok da pozitif olmayan bir hissiyat oluşturuyor.
Bununla nasıl baş edeceğiz?
Diye ben bu soruyu açıklayayım yani böyle olduğunu varsayıyorum.
Şimdi pandemiyle beraber aslında ruhsal olarak yani bizim psikolojik olarak durduğumuz yerde pek bir değişim şu anlamda yok.
Ölüm kaygısı insanın her zaman temelinde olan bir kaygıydı.
Sadece vücut buldu.
Adı korona oldu ölüm kaygısının şu anda.
O kadar yani bizim bundan önce de ölüm kaygımız vardı zaten.
Sadece bu kadar bilinç yüzeyine, bu kadar gündelik hayatının her dakikasına getirmiyorduk.
Bir şekilde uyuşturuyorduk o tarafı.
Somut bir form üretemediğimiz için.
Onun da başka içsel olarak tabii sıkıntılarını yaşıyorduk.
Yani sadece şu an adını koyamıyoruz.
Aslında bu anlamda COVID bunu netleştirdi yani.
Hani düşmanı sabitleştirdi oraya.
Artık düşman kim biliyoruz mesela bu anlamda baktığımız zaman.
Bir anlamda da rahatlatıcı bir şey.
Hani onu bilmek, tanımak, nereden geleceği belli değil gibi değil.
Korona. Hani oradan gelecek.
Ondan nasıl korunabilirim?
Elimi yıkayarak, çıkmayarak falan gibi.
Tabii ki de küçümsemiyorum, anlıyorum yani oradaki kaygıyı.
Demeye çalıştığım şey şu.
Kendimizi öncesinde bir şekilde uyuşturuyorduk.
Yine uyuşturmaya ihtiyacımız var.
Kendimizi uyuşturmak, negatif bir şekilde uyuşturmaktan bahsetmiyorum.
Yanlış anlaşılmasın, yanlış yerlere gitmesin.
Kendimizi meşgul etmekle.
Bu da tabii şey gibi değil yani iyice kendimi meşgul edeceğim, daha neye sarayım.
Zaten öyle olmadı mı ilk covid'in başında herkes bir bitkisini yetiştirdi, ekmeğini yaptı falan ama bitti yani o kadar da değil.
Çünkü kendimizi meşgul etmek kapasitemiz de belli bir kapasite.
O kapasiteye saygı duyarak onun içerisinde bir şeylerle kendimizi...
Fiziksel anlamda meşgul tutacağız.
Zihinsel olarak kendimizi daha farklı bir yere çekecek şeylerin içinde bulunacağız.
Yani bizi Covid'e doğru götüren bir şey değil de zihnimizi mesela endişeli psikoloğun mesela gelişigüzel hayalleri dinleyerek değil mi?
Bu tip şeylerle kendimiz zihinsel yolculuğuna çıkabiliriz.
İğrenç bir reklam yapayım bizden.
Biz zaten reklam yapacağız.
İnsanlarız Zeynep. Yani sen ve ben.
Anladığım kadarıyla sen ve benim gibi.
Arkadaşlar dinleyenler azıcık reklamımızı yaparsa çok sevineceğiz.
Biz çok zorlanıyoruz.
Ama çok da istiyoruz yani.
Yapabileceğimiz çok da bir şey yok bu anlamda.
Ölümün varlığını birazcık kabullenmemize vesile olmasını dileyelim bu sürecin.
Bir de üzerimize düşen sorumluluğu almaya vesile olsun.
hastalık açısından geliştireceğimiz özellikler bunlar yani bu kadar.
Normalde ben böyle sonlarda hep tavsiye sorardım ama zaten bizim tüm konuşmamız bir tavsiye niteliğinde olduğu için ekstradan sana tavsiye sormayacağım.
Ama şunu soracağım.
Benim atladığım bir şey var mı?
Seni söylemek istediğin ya da Emine sen buna değinmedin hayırdır dediğin bir şey var mı burada?
Var diyormuşum.
İki saatte onun için konuşuyormuşum.
iyice sabote edeyim bu bölümü yok çok keyifliydi benim için çok teşekkür ederim bana bu kadar kendimi kişisel bir şekilde anlatma imkanı da sunduğun için umuyorum
bu ve diğer bölümlerin aslında pek çok insana ulaşır ve senin motivasyonuna hizmet eder bir anlamda çok teşekkür ediyorum Ben teşekkür ediyorum.
Hem vaktini ayırdığın için hem de böyle bu kadar samimi bir şekilde paylaştığın için, bilgide paylaşıp bizi aydınlattığın için.
O zaman yavaşça kapatalım.
Görüşmek üzere. Görüşmek üzere.
Gerişi Güzel Hayaller'in sonuna geldik.
Eğer ki yeni gelişmelerden ve diğer ilham verici hikayelerden haberdar olmak istiyorsanız abone olmayı ve Instagram'da Gerişi Güzel Hayaller hesabını takip etmeyi unutmayın.
Sevgiyle kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
