
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Neden her şeyin yerini akıllı cihazlar aldı. Akıllı saat, akıllı telefon, yapay zeka...
Neden birkaç dakikalık boşlukta bile telefonumuza uzanıyor, sessizliğe tahammül etmekte zorlanıyoruz?
Yeni bölümde analog yaşamı ve daha yavaş yaşamanın sadece nostalji değil, zihnimizi sürekli uyarılma halinden çıkarmanın bir yolu olup olmadığını sorguluyorum.
#slowliving #analog #yavaşyaşam #yapayzeka #
Transkript
Son birkaç aydır dijital günlüğüme yazıyorum.
Yazıyordum daha doğrusu.
Ta ki bozulana kadar.
Birdenbire bozuldu, kapandı ve asla açılmıyor.
Ne içindeki kitaplarıma ulaşabiliyorum ne de yazdıklarıma.
Böyle çok güzel Kindle'ın Scribe diye bir modeli var.
Doğum gününde düşünceli bir arkadaşım tarafından hediye gelmişti bana.
İçerisine hem yazı yazabiliyorsunuz hem okuduğunuz kitapları indirdiğiniz kitapların yanına okurken böyle el yazısıyla not alabiliyorsunuz falan.
Aslında çok kullanışlı bir şey.
Ama o bozulunca tabii ki de ben de normal yöntemime yani deri kaplı defterime dönmüş oldum.
Ve ne kadar uzun zamandır buraya yazmadığımı fark ettim.
Ve günlüğüme yazarken şöyle yazdım farkında olmadan.
Sanırım teknolojinin sorunlarından biri de bu.
Hayatımızı hızlıca kolaylaştırdığı gibi hızlıca yok edebiliyor da yaptıklarımızı.
Ve onun üzerine de sayfalarca elim ağrıyana kadar yazdım.
Analog yaşamı ne kadar özlediğimden, şu an teknolojide geldiğimiz noktanın beni ne kadar ürküttüğünden, tedirgin ettiğinden, elimizdeki cihazlara ya da sahip olduğumuz teknolojiye ne kadar bağımlı hale geldiğimizden.
Bilmiyorum belki ben teknoloji içerisinde çalıştığım için yani bu sektörde çalıştığım için ve her gün yapay zeka anlattığım için daha fazla etkileniyor da olabilirim.
Ama sonra da dedim ki ne zamandır zaten konuşmak istiyorum.
En çok aklımı kurcalayan konulardan bir tanesi bu son zamanlarda.
Ben bunu mikrofona taşıyayım.
Birazcık dertleşelim. Birazcık teknolojiyle beraber hayatlarımızın, alışkanlıklarımızın nereden nereye geldiğinden bahsedelim.
Ve nereye gitme ihtimali olduğundan bahsedelim.
Ama baştan söyleyeyim bu bölüm için hazırlık falan yapmadım arkadaşlar.
Bildiğiniz aklıma geldi.
Aldım elime mikrofonu.
Bir elimde mikrofonum, bir elimde kahvem.
O şekilde çekiyorum bölümü. Hadi siz de alın kahvenizi gelin.
Azıcık nostalji yapalım.
Azıcık gözlemlerimizi paylaşalım, azıcık dertleşelim bu konuyla alakalı eğer siz de benim kadar dertliyseniz.
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere, hoş geldiniz.
Ben Emine. Evet arkadaşlar şimdi bugün bir önceki bölümün aksine orada biraz daha telefonlarda ve sosyal medyada ne kadar vakit geçirdiğimizden bahsetmiştik ama onun dışında biraz daha büyük resimden bakmak istiyorum.
Çünkü birkaç gün önce Aposto Haber Bülteni'nde teknoloji ile alakalı bir haber serisi okuyordum.
Böyle üye olduğunuz zaman size ilgili olduğunuz alanlarla alakalı newsletter yolluyor.
Yani e-bülten yolluyor.
Ben de tabii ki teknoloji tarafına üyeyim.
Ve okurken başım döndü.
Çünkü o kadar fazla haber var ki, o kadar fazla yeni ürün, o kadar fazla yeni çıkan firma, o kadar fazla yeni icat var ki.
Bir yandan şey oldum böyle biz nereye gidiyoruz ya?
Yani ki ben bu işin içinde olan biri olarak Emine sen de ne iş yapıyorsun bilmiyoruz diyenleriniz olursa onu da söyleyeyim.
Ben hep teknoloji sektöründeydim.
Bir ara insan kaynakları teknoloji tarafındaydım.
Şimdi de hem insan kaynakları hem IT hem de müşteri ilişkileri olsun risk olsun.
olsun bu yazılımları yapan, bu yazılımları yapay zeka yoluyla daha efektif hale getiren ve hepsinin birbiriyle konuşmasını sağlayan bir şirketteyim.
Danışmanlık veriyorum ama onun dışında profesyonel koç olarak da çalışıyorum.
Bu biraz daha kariyer üzerine odaklı, hayatına yapmak istediğini bulmak üzerine odaklı ya da biraz daha iş yaşam dengesini bulup kendiyi de iyi gidiyor, bir tık adım atmak isteyen, biraz daha doğru sağlıklı alışkanlıklar geliştirmek.
Üzerine çalışmak isteyen kişilerle beraber çalışıyorum diyelim ve parantezi açmamıştım ama kapatalım.
Ne diyorduk? Evet teknoloji sektörünün içerisinde olan biri olarak bunlara çok aşina olan biri olarak ben yine de her gün şaşırıyorum arkadaşlar.
Şaşırmaktan ziyade aslında şöyle bir şey var.
Tedirgin oluyorum.
Neden? Çünkü... Biz bütün işimizi Cloud üzerinden yapıyoruz.
Bunun üzerine inanılmaz eğitimler alıyoruz.
Bütün stratejileri bunun üzerinden yapıyoruz.
Ve bir noktada beynimi yatırı kadar kullanmadığımı düşünüyorum.
Yani Cloud yokken biz ne yapıyorduk?
Ya da ChatGPT yokken biz ne yapıyorduk?
Bu işleri biz yapıyorduk. Tabii ki tekrar eden işleri yapay zeka yapsın.
Biz de oturup Excel doldurmayalım artık.
Tamam bunu anlıyorum. Ama benim sattığım ürün ne?
Benim sattığım ürün daha çok productivity yani verimliliği arttıran bir ürün.
biraz daha insanlara fazla zaman kazandıran bir ürün.
Ama bir noktada da diyor ki o ürün bak bunu yapay zeka zaten yapıyor.
Senin bu insanlara ihtiyacın yok.
Bunları yolla. Zaten o yüzden toplu işten çıkarımları biz şu an tecrübe etmiyor muyuz?
Ediyoruz. kısmı var.
Onun dışında sadece teknoloji sektöründe değil, tüm sektörlere bu yapay zeka geliyor.
Sizler ne diyor musunuz ki ben sadece teknoloji sektörüne satıyorum bu ürünleri, tüm sektörlere satıyoruz bu ürünleri.
O yüzden de yavaş yavaş aslında hayatımız bir tık daha o eskiden Isaac Asimov'un romanlarında okuduğumuz tarafa doğru gidiyor.
Bu arada felaket tellalı gibi konuştuğuma da bakmayın.
Baktığımız zaman endüstri devriminde ne olmuştu?
Makineler insanların yerini aldığında da bir kısım işsiz kalmıştı ama ondan sonra insanlara çok daha farklı iş kapıları açılmıştı.
Bence yapay zekanın da gittiği böyle bir dönem var.
Hani orayı kenara koyalım.
Onun dışında beni tedirgin eden şeylerden bir tanesi yapay zekanın bizim hakkımıza ne kadar bilgi toplayabileceği.
Yani zaten her şeyimiz ortada.
Google'a isminizi bir yazın bakalım neler çıkıyor.
Bir şey çıkmıyorsa gerçekten çok şanslısınız.
Ama LinkedIn, Instagram, Twitter, Facebook benzer şeyler kullanıyorsanız kendi isminizi her yerde kullanıyorsanız ya da bir yerlerde bir şeyler yazıp çizdiyseniz Direkt bütün bilgilerinizi vermiş
oluyorsunuz. Ve şu an geçenlerde beyin bana dedi ki gel bak sana bir şey göstereceğim.
Ne yaptım? Bir tane bot yapmış araştırma yapması için.
Bak şimdi dedi senin ismini Google'a yazacağım.
Bana seninle alakalı bir rapor dökecek önüme.
Ve böyle şaşkınlıkla izledim.
Yahu dedim hani bunu sen yapabiliyorsan bunu herkes yapabilir öyle.
Çünkü onu cloud'da yapmak çok zor bir şey değil.
Ben de yapabilirim siz de yapabilirsiniz.
Tamam hani benim beyin birazcık nerd olduğu için bunları daha kolay yapıyor.
Ama o bir saat harcıyorsa bizi üç saat harcar yine yapabiliriz.
Yaparız onu demeye çalışıyorum. Şimdi bu kadar bilginin açığa çıkması ben kendimi çok ifşa edilmiş gibi hissediyorum.
Yani nasıl desem size beni rahatsız ediyor.
İnsanların benimle alakalı bir şeylere bu kadar kolay ulaşabilmesi.
Emine içerik üretiyorsun.
Tabii ki de ulaşacaklar.
derseniz haklısınız.
O da beni rahatsız ediyor.
Mesela hep bahsediyorum ya ben Instagram kullanma fanı değilim arkadaşlar.
Ama bu podcast'ın varlığından birilerini haberdar etmek için daha fazla insana ulaşıp daha iyi bir kominte yaratabilmek için de maalesef ki sosyal medyada kullanmak gerekiyor.
Hani bu YouTube Shorts'da olur TikTok'da olur zaten milyonlarca var gibi gibi.
Ama şöyle bir düşündüğüm zaman şu anki teknolojide tüm yüz hatlarımızı, mimiklerimizi, ses tonumuzu, el kol hareketlerimizi kopyalayıp bunları bir yerde kullanabilirler.
Yapay zeka ile bize ait bedenlerle, yüzlerle birçok farklı insan ya da farklı içerik üretebilirler sanal dünyada ve bunun düşüncesi bile çok korkunç.
Yani sadece içerik üreticileri için söylemiyorum bunu.
Siz de kendinizi nerede paylaşırsanız paylaşın aslında kendinize buna açık.
hale getirmiş oluyorsunuz ve ona rağmen milyonlarca, milyarlarca insan bu platformlarda var olmaya çalışıyoruz.
Kendimizi göstermeye çalışıyoruz.
Öyle bir noktaya geldik ki sosyal medyada var olmayan, adını Google'a yazdığımızda çıkmayan insanlar tuhafımıza gitmeye başlıyor.
Ve bir noktada ya acaba neyi yanlış acaba seri katil...
Falan mı bu baksana hiçbir bilgisine ulaşamıyorum diyoruz.
Yani baksanıza nasıl normalleştirdik artık herkesin kendini sergilemesi fikrini.
Mesela ben Beyim'le ilk tanıştığımda onun LinkedIn'i yoktu.
Sadece Instagram'ı var o da zaten dışarıya kapalı.
Ekleştik ama ben merak ediyorum hani gerçekten.
Ne yapıyor ne ediyor tam olarak CV'sine bir bakayım nerede okumuş falan hani ona direkt o zamanlar soramadığım soruları bir soğuklamak istedim.
LinkedIn'i yok Allah Allah.
Neden LinkedIn'in yok diyorum. Ya sevmiyorum çok fazla mesaj alıyorum dedi.
Çok geçerli bir sebep bu arada ama.
Sonra işte böyle arkadaşlarımla anlatıyorum.
Ya işte böyle birileriyle tanıştım güzel gidiyor vs.
Benim de o zaman işte LinkedIn'de çalışan arkadaşlarım, beraber çalıştığım arkadaşlarım.
Bir şey dediler. Şu an kurumsalda çalışan bir insanın LinkedIn'in olmaması çok tuhaf.
Özellikle de hani dediği firmalarda çalışıyorsa, dediği title'larda, dediği kıdemlerde çalışıyorsa.
Çok tuhaf. Acaba yalan mı söylüyor?
Hani bunu teyit etmeden ilişkiyi çok ilerletme falan diyenler oldu.
Dedim ki yok artık o kadar da değil yani.
Biz de dün doğmadık o kadar bedenleri insan ilişkileri eğitimini falan boşuna almadık.
Böyle FBI ajanı gibi konuşuyorum ama sonuçta ben de kendimce yatırım yaptım bunlara.
Yani demem o ki bir insanın online bir oluşumu varoluşu olmadığında bu bizde bir soru işareti oluyor.
Bu da garip değil mi? Onun dışında diğer aklımı kurcalayan şey ve direndiğim bir şeydi.
Bu dijital aletlerin kullanımı telefondan bağımsız olarak diyelim ki akıllı saatler.
Bir süre Fitbit kullandım mesela uykumu ölçmek için.
Çünkü gerçekten uykuda sorunu yaşıyordum.
Ama uykum düzenine girince hemen bıraktım.
Çünkü oraya verdiğimiz datanın haddi hesabı yok ki.
Şimdi Fitbit'i de Google aldı.
Oh maşallah bütün datalar halay çekiyor Google'ın elinde.
Kim bilir o dataları nasıl kullanacaklar yani.
Gmail'inize gelen reklamlardan fark edersiniz diye düşünüyorum.
Gerçi Fitbit de çok mu masum mu kullanıyor?
Derseniz tabii ki de hayır ama demek istediğim şey şu bize bizim hakkımızda daha fazla bilgi veren gerek duygusal durumumuza gerek fiziksel durumumuza gerek zihinsel durumumuza her teknoloji o
bilgiyi sadece bize vermiyor.
O bilgiyi kim bilir başka nerelere veriyorlar ve nasıl kullanıyorlar ki zaten şu an büyük firmaların bu data paylaşımı yüzünden aldığı cezalara bakarsanız haberlerde bunu da çok rahat görebilirsiniz.
Bu da beni tedirgin ediyor mesela.
Kendimi çok bir şeylere maruz bırakılmış hissediyorum.
Çok fazla açığa vurulmuş hissediyorum.
Bu da onlardan biri. Onun dışında geçenlerde şöyle bir şeye denk geldim.
Reddit'de yapabilirim bu arada.
Dumpfonds diye bir komünite oluşturmuşlar.
Şeyden bahsediyor.
Akıllı telefonları bırakalım.
Ve normal eski analog hayatlarımıza geri dönelim.
Bu Nokia 3210'lar 3310'lar falan herkes böyle telefonlarını değiştirmiş onun fotoğrafını paylaşıyor.
Ve böyle 230 bine yakın da bir üyesi var bu komünitenin.
Herkes kendi tecrübesini paylaşıyor biraz daha birbirine destek oluyor gibi de düşünebilirsiniz bir komünite sonuçta.
Bir kişi şey paylaşmış bir tane günlük bir tane normal bir kitap.
Ondan sonra eski telefonu, iPod'u, kablolu kulaklıkları, not defteri, ondan sonra ajandası, fiziksel ajandası, cüzdanı.
Ne zamandır cüzdan taşımıyorum hiçbir fikrim yok sürekli telefondan ödediğim için.
Onun dışında bir de fotoğraf makinesi vardı.
Bunların böyle fotoğrafını paylaşmış ve düşündüğünüz zaman...
Aslında fotoğrafı telefonumuzdan çekiyoruz.
Müziği telefonumuzdan dinliyoruz.
Herhangi bir şeyi ajandamıza kaydedeceğimiz zaman telefonun ajandasını kullanıyoruz.
Ya da bir şeyler okuyacağımız zaman iPad'den, telefondan okuyoruz.
Yani telefonlarımıza...
Çok fazla bağımlıyız.
En başta bana çok güzel geliyordu.
Her şeyi tek bir yerden yönetiyorum.
Kolaylık, pratiklik kesinlikle katılıyorum.
Ama o telefonu bir şey olduğu zaman, o telefon ortadan kaybolduğu zaman yine paniklerce.
Gerçi her şeyi şimdi yedekliyoruz.
Hani her şeyi kurtarabiliyoruz.
Ama tek bir cihaza bu kadar bağımlı olma fikri beni inceden inceye rahatsız etmeye başladı.
Ve gerçekten de şey böyle hani daha fazla vakit geçirmemizi sağlıyor ya.
Geçenlerde bir arkadaşım bir tane video paylaşmış.
Hatta viral oldu. Altında böyle milyonlarca saçma sapan yorumlar falan vardı.
Şey diyor sahilde otururken yanındaki kadın telefonu çıkartıyor çantasından ve böyle uygulamaların olduğu ekranına boş bir şekilde bakıyor ama hiçbir şey yapmıyor böyle seçmiyor falan.
Arkadaşım da böyle laf atmış demiş ki ne yapacağınızı mı unuttunuz bana da çok oluyor.
Kadın da cevap vermiş yok hayır ben şu an...
Sürekli aynı uygulamaya girip çıktığım için bakıyorum başka ne yapabilirim telefonda diye.
Halbuki telefonu kenara koyup farklı bir şey yapmak, boşluğa bakmak, sohbet etmek ya da başka bir şey yapmak aklına gelmiyor insanın anladın mı?
Hani böyle açıp bakıyorsun telefona şimdi ne yapsam acaba canım sıkıldı diye.
Bunu paylaşmış ve telefonlarda ne kadar fazla vakit geçirdiğimizden, bunun bizi nasıl etkilediğinden, ne hale geldiğimizden bahsetmiş.
İnsanlar da altına abla sen niye başkasının telefonuna bakıyorsun diye yorum yapmış.
Eheheh. Yani demem o ki tek bir cihaza, telefona bu kadar bağımlılık bir noktada insanları bıktırmaya da başladı.
O yüzden zaten Reddit'teki gibi böyle komüniteler görüyoruz.
Bana da bu arada mantıklı geliyor.
Bir denemek istiyorum. Yani bu eski tarz telefonlara bir geri dönüşü.
Bakalım nasıl olacak?
Akıllı telefonum olmadan ne kadar yaşayabileceğim?
Bunu bir denemek istiyorum. Bilmiyorum böyle bir şeye kursak katılmak ister misiniz?
Bana yazın Instagram'dan ya da var mı sizin böyle üye olduğunuz bir topluluk oralarda bir şeyler yapabilir miyiz gibi gibi.
Onun dışında bu Gary V diye birisi var bilir misiniz bilmiyorum iş adamı içerik üreticisi böyle 12 milyona yakın takipçisi var podcast çekiyor falan o da mesela bu senenin tüketici trendlerinde analog yaşama geri dönmeyi
ikinci sıraya koymuş çok ilginç ve hatta geçtiğimiz sene dijital cihazlara bağlılıkla alakalı bir anket yapılmıştı Amerika'da ve ortalama %80 cevaplayan bu anketi insanlar Gen Z ve Millenyalılar bunlar
şey diyordu ben bu kadar Kolay bir şekilde telefonuma bağlı olmak istemiyorum.
Daha rahat bir şekilde telefonumdan bağımsız yaşamak istiyorum.
Bayağı yüksek bir oran bu arada %80 baktığınızda.
Geçtiğimiz senede yine Amerika'da bu plak satışları 1 milyar doları aşmış.
Yani insanlar artık plak satın almayı, analog fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekmeyi ya da işte şu an görüyorsunuz bu seramik kursları, bahçıvanlık kursları biraz daha elimizi kolumuzu kullanabileceğimiz
şeyleri bir tık dijital detoks olarak görüyor.
O yüzden de... Bölümü kapatmadan önce benim aklıma gelen sorulardan bir tanesi de şu.
Siz bu durumda neredesiniz?
Yani siz dijital cihazlarınıza sadece telefonla değil, telefonla beraber tüm dijital cihazlarınıza ne kadar bağımlısınız?
Ve bu bağımlılık sizin hayatınızı, hayat kalitenizi nasıl etkiliyor?
Ve onun yerine başka bir şey koyacak olsaydınız, bir tık daha böyle elinizi kullanabildiğiniz, tamamen orada olabildiğiniz, insan ilişkilerini kullanabildiğiniz, ekrana bakmadığınız, bir yerde olsanız daha analog
aktiviteler yapsanız bu aktiviteler ne olurdu?
Eğer tabii siz de benim gibi bu tarz durumlardan şikayetçiyseniz ama Emine ben zaten bunun yolunu buldum çok da güzel şunu şunu yapıyorum böyle de faydasını gördüm derseniz rica ediyorum bana mesaj atın Instagram'dan
diğer dinleyicilerimle de paylaşayım ki hepimiz birbirimizden öğrenelim.
Evet arkadaşlar bence bir bölümün daha sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Kendinize çok iyi bakın.
Bakın hoşçakalın bir sonraki bölümde.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
