
Altın Kelepçe: Yüksek Gelir Sizi Nasıl Hâpseder?
30 Mart 2026 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Golden cuffs yani altın kelepçe, iyi para kazanmak ama o paraya bağlı yaşam standardını bırakmamak için işinizde kalmak. Sistem nasıl çalışıyor. Psikolojik mekanizmalar neler. Ve bu döngüden çıkmak mümkün mü ?
Kariyer koçluğu için
Transkript
KFC yeni ve çok çıtır burgeri Mighty Cruncher'la, efsane burgeri Double Zinger'le, lezzetli strip'le.
Çok acılı, hot shotla, büyük açıldı.
İstanbul'da büyük açıldı.
Ankara'da büyük açıldı.
İzmir'de büyük açıldı.
Gel de gör. İstersen eve gelsin de gör.
Çevrenize göre iyi kazanıyorsunuz.
Harika yan haklarınız var.
Özel sağlık sigortası, yemek kartı, belki şirket arabası ya da ulaşım desteği.
Yaptığınız işten tam anlamıyla memnun değilsiniz ama...
Piyasada ya da farklı bir sektörde maaşınızla eşleşen ya da yukarı çıkabilen başka bir iş de yok şimdilik ve sahip olduklarınızdan vazgeçmemek için o pozisyonda, o departmanda,
o şirkette kalmaya devam ediyorsunuz.
Evet belki maaşınıza güzel bir çanta, güzel bir saat alabiliyorsunuz, iyi bir restoranda yemek yiyebiliyorsunuz, hafta sonu tatil yapabiliyorsunuz, mükemmel.
Ama aynı maaşla iyi bir semtte makul bir ev almak istediğinizde ya alamıyorsunuz ya da almak için yıllarca para biriktirmeniz gerekiyor.
Dünyanın neresinde olduğunuzdan bağımsız konuşuyorum bu arada.
Yani elinizdeki maaş size bir standart sağlıyor ama aynı zamanda sizi hem işte hem hayatta bir nevi hapsediyor.
Bileklerinizi altın kelepçeyle bağlamışsınız gibi.
Peki ne zaman altın bileziklerimiz altın kelepçeye dönüştü?
İşte bugünün konusu tam olarak bu.
Herkese merhaba ben Emine.
Gelişigüzel Hayallere hoş geldiniz.
Bugün hassas bir konuya gireceğiz arkadaşlar.
Çünkü bu konu çok fazla insanın yaşadığı bir şey ama...
Çok azımız bunu yüksek sesle söylüyor.
Hem nankörlük yapmış gibi elimizdekilerin kıymetini bilmiyormuşuz gibi geliyor konuştuğumuz zaman.
Bak insanlar iki yakasını bir araya getiremiyor.
Elindekine şükret naraları yükseliyor çevremizden.
Hem de bizi mutsuz eden bir gerçeği kabul etmek demek ona bir çözüm bulma sorumluluğu getiriyor.
Ve elimizde bir alternatif yoksa o gerçekle yüzleşip bir şey yapmamanın çaresizliğini yaşamak istemiyoruz.
Bugünkü konumuz Golden Cuffs yani altın kelepçeler.
İyi ya da çevrenize göre ortalamanın üzerinde para kazandığınız ama o parayla birlikte gelen yaşam standartını bırakmak istemediğiniz için ya da bırakamadığınız için memnun olmadığınız
bir işte bir hayatta hapse olmak.
Bundan bahsedeceğiz bugün. Altın kelepçe arkasındaki psikolojiyi hem de mümkün çıkış yollarını konuşalım istiyorum.
Bu sistemin içinde kendimize nasıl yer açarız, nasıl daha özgür hareket ederiz gibi gibi.
Hazırsanız başlayalım.
Başlamadan önce şunu da söylemek istiyorum.
Ben... Çok açık bir şekilde meritokresinin en büyük kazığını biz milenyıllara yani Y kuşağına attığını düşünüyorum arkadaşlar.
Bu çok çalışırsan, yetenekliysen, altın bileziğini koluna takarsan hayatın kurtulur yalanından en zararlı çıkan nesil biz milenyıllarız çok net.
Neden? Çünkü iyi üniversiteler bitirdik, masterlar yaptık, kimimiz 2-3 dil konuşuyor, CV'lerimiz 2 sayfaya sığmıyor hani önerilen o ya.
Ama ne oldu? Birçoğumuz 9-5 çalışıp sevmediği işlerde varoluşsal sancılar çeken modern kölelere döndük.
Dönmedik mi? Mezun olduğumuzda o kurumsal şirketlere girince elimiz iş tutup para kazanmaya başlayınca haliyle o başarmışlık hissi mutlu ediyor insanı tabii ama sonrasında terfisi, belki ülke
değişikliği, belki alan değişikliği derken seneler geçiyor.
Mantıklı olarak yaşam standartımız bir tık yükseliyor.
Daha iyi semtlerde yaşıyoruz, daha iyi arabalarımız var.
oluyor güzel tatillere gidiyoruz belki dünyayı dolaşıyoruz kimimiz değişik sporlar zevkler geliştirdi bu zaman diliminde bunların hepsi anlaşılabilir hatta hakkımız değil mi ya madem köpekler gibi çalışıyoruz
kraliçeler gibi de yaşayalım ne demiş Seda Sayan Reis köpekler gibi çalışıp kraliçeler gibi yaşıyorum haklı kadın ama bir noktada Genellikle fark etmeden oluyor bu tabii.
O yaşam standardı bir taban haline geliyor ve o tabanın altına düşmek psikolojik olarak bir kayıp gibi hissettiriyor.
İşte altın kelepçe kavramı da aslında burada devreye giriyor.
Buna davranışsal ekonomide...
Lifestyle inflation yani hayat tarzı enflasyon diyorlar.
Gelir arttıkça harcamalar da artıyor ve bu artan harcamalar sabitlendikçe çocukların okulu, ev kredisi, kirada oturuyorsanız oranın kirası, gittiğiniz spor salonu, restoranlar,
tatiller vs. derken geri dönmek çok daha zor bir hale geliyor.
Buna etrafınıza baktığınızda da görürsünüz.
Zeka ve yetenek açısından çok farklı bir yerde olabilecek insanlar, çok farklı bir ilgi alacaklar.
alanı olup onun peşinden gitmeyi isteyen insanlar hali hazırda sahip olduğu yaşam standartından vazgeçmemek için bulundukları yerde var olma çabasına devam ediyorlar.
O kadar sene verilen emek, kazanılan tecrübeyi tabii ki de herkes hemen harcamalı ve kariyer değişikliği yapmalı demiyorum ama bir noktada çoğumuz o sıkışmışlık hissine boğuluyoruz değil mi?
Alternatif bir çıkış yolu olmayınca da insan ister istemez Hayat yorgunluğu yaşıyor.
O yorgunluk çöküyor üstümüze ya da göğsümüze böyle öküz oturmuş gibi oluyor.
Peki neden? Şimdi burada üç tane güçlü psikolojik mekanizma devreye giriyor.
Birincisi kayıptan kaçınma.
Daniel Kahneman ve Amor Stversky'nin yıllarca incelediği ve onlara Nobel Ekonomi Ödülü getiren konusu.
İnsanlar kazanmaktan zevk aldıklarından yaklaşık iki kat daha güçlü bir şekilde kaybetmekten korkuyor ya da acı çekiyor.
Şöyle somut bir örnek vereyim.
Birisi size bir teklif sunuyor.
Diyor ki hadi yazı tura oynayalım.
Yazı gelirse 200 TL kazanacaksın.
Tura gelirse 100 TL kaybedeceksin.
Matematiksel olarak bu teklif aslında avantajlı.
Çünkü %50 200 TL kazanma şansın var.
Ama çoğu insan bunu reddediyor.
Diyor ki 100 TL kaybetmenin acısı 200 TL kazanmanın sevincinden daha güçlü hissettiriyor.
Buna insanlar demiyor tabii ki bilinçaltında böyle düşünüyor.
Ama bahsetmeye çalıştığım şey bu.
İkincisi hedonic treadmill dediğimiz haz adaptasyonu.
Yani yeni standardınıza ışık hızıyla alıştığınız için o maaş artışı, kıdem, her ne şekilde hayatınızı bir üst standarda taşırsanız taşıyın belli bir süre sonra mutluluk seviyeniz eski haline
dönüyor. Mesela eviniz küçük ve daha büyük eve geçiyorsunuz, daha rahat edeceksiniz, daha mutlu olacaksınız.
Eee geçtiğiniz zaman bir süre sonra...
O da yetmemeye başlıyor çünkü ona da alışıyorsunuz.
Ve bir noktadan sonra daha fazlasını elde etmek alışkanlık haline geliyor.
Aynı yerde kalmak ya da bir adım geri gitmek de kayıp gibi hissettirmeye başlıyor.
Bunu şöyle de düşünebilirsiniz.
Diyelim ki... İşinizde mutsuzsunuz ama değiştirmek istediğiniz zaman diyorsunuz ki madem değiştiriyorum bari değişsin doğru düzgün bir maaş artışım olsun değil mi?
Çok mantıklı bir düşünce yapısı.
Çünkü biz düşünüyoruz ki her şey böyle yukarıya doğru artan bir şekilde olacak.
Piyasada sizin rolünüze, kıdeminize biçilen belli bir değer var sonuçta.
Evet üzerini kazanmak mümkün olsa da arz-talep dengesi günümüz koşullarında dengede olmadığı için o işi alma ihtimaliniz normalden daha düşük muhtemelen.
Ve siz de madem param artmayacak neden kendimi zora sakayım diye düşünüyor olabilirsiniz ama...
Huzurunuz artacak ki sağlam kafayla daha iyisini bulma ya da değiştirme şansınız çok daha yüksek bu arada.
Ama ister istemez bu haz adaptasyonu ya da finansal olarak aynı yerde kalmak bir kayıp gibi hissettirdiğinden biz bunu yapmıyoruz.
Üçüncüsü de kimlikle iç içe geçme.
Bu bence en önemlilerinden bir tanesi.
Bir süre sonra özellikle de böyle işin dışsal sembolleri taşıdığı durumlarda yüksek mevki, özel bir statü, herkesin çalışmak istediği bir yerde var olmak gibi böyle belirli bir hayat stili
getiren işlerde çalışıyorsanız o iş kimliğinizin bir parçası haline geliyor ve bırakmak artık sadece mali bir karar olmuyor.
Kendinizden bir parçanızı da o istifa mektubu ile birlikte bırakıyor gibi hissediyorsunuz.
Ben bunu koştuk seanslarımda çok sık görüyorum bu arada.
Danışanlarımın büyük bir kısmı kariyer değişikliği yapmak isteyen kişiler haliyle kariyer koçu olduğum için ve genel olarak bu değişikliğin arkasında kendi değerleri ile bulunduğu kurumun değerleri arasındaki uyumsuzluk,
tükenmiş hissetme, potansiyelin kullanılamaması gibi büyük başlıklar var.
Peki neden devam ediyorsun, neden orada kalıyorsun dediğimde öncelikle tabii ki maaş geliyor ama sonrasında da ortaya şöyle bir şey çıkıyor.
Özellikle de prestiji bir yerde çalışıyorsa ya da yüksek bir konumdaysa sadece iş hayatında değil ama orada çalışmak, orada var olmak, karşı tarafa...
Hayatının diğer alanlarında da kapılar açıyorsa, diğer alanlarında da bir fayda sağlıyorsa ister istemez insanın bir parçası haline geliyor.
Bir de bir yerde ne kadar çok bulunursan o kadar alışıyorsun ya bu toksik ilişkide bulunmak gibi düşünün bunu.
Benim de yaşadığım bir şeydi bu arada.
Vaktinde çok zorlu bir karar süreciyle üstesinden geldiğim bir konudur.
O yüzden çok iyi anlıyorum bu şekilde düşünenleri.
Kolay bir karar değil.
Ama doğru bir destek ve stratejiyle kesinlikle üstesinden gelebileceğiniz bir konu.
Eğer şu ana kadar anlattıklarım size tanıdık geldiyse ve ben artık bir adım atmak istiyorum, bir yol haritası çıkartmak istiyorum diyorsanız ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız ki en zor da bu aslında.
Açıklamalardaki linkten ya da emineyesitimen.com slash koçluk adresinden bana kariyer koçluğu için ulaşabilirsiniz arkadaşlar.
Ücretsiz ön görüşme randevusu almadan önce bir web sitesini inceleyin derim.
ama kariyer koçluğu nedir, ne değildir, hangi konularda çalışıyoruz, nasıl çalışıyoruz, önceki danışanlarım ne demiş, neler yapmışız, nasıl çalışmışız gibi kafanızda bir tık netleşmesi için web sitesini bir
inceleyin derim. Konumuza geri dönecek olursak, evet o maaşla çok şey yapabiliyoruz ama o yapabildiklerimiz işten memnuniyetsizliği, gelecek belirsizliğini, sıkışmışlık hissini geçici olarak bastırıyor.
Bunu uyuşturucu... Kısa
gibi düşünün. Acı gitmiyor ama sadece bir süreliğine görünmez hale geliyor.
Ve benim asıl dikkat çekmek istediğim şey şu.
O maaş size günlük tüketimde bir statüsü alıyor olabilir.
Çevrenize göre Bir tık daha iyi giyiniyor olabilirsiniz.
İyi yerlerde yiyip içiyor olabilirsiniz.
Tatile gittiğinizde daha iyi otellerde kalıyor olabilirsiniz.
Ama uzun vadeli düşündüğünüz zaman ben elimden geleni yaptım, güzel bir şekilde emekli olacağım, şimdiden bir temelim var, şimdiden kendime ait ya da bir pasif gelirim var diyebiliyor
musunuz? Ya da şu an bizim o işten çıkıp başka yere geçebilme gibi...
İyi bir seçme özgürlüğümüz var mı?
Bence bunlar maaşlı çalışanlar için gerçekten zor artık.
Herkes kendi işine sahibi olamaz tabii ki.
Öyle bir şey de olsun, öyle bir şey yapalım da demiyorum.
Ama o sıkışmışlık hissi var ya ya da bir seçim özgürlüğümüzün olmadığını bilme hissi o işte bizi çok zorluyor.
Geçen bölümde ev fiyatlarından artan enflasyondan bahsettik.
İstanbul'da iyi bir semtte 100 metrekarelik bir ev almanın ne kadar zor olduğundan ya da Londra'da makul bir mahallede küçük bir daire almanın ne kadar zor olduğundan bahsettik.
Yani o iyi maaş dediğimiz tırnak içinde iyi maaşlarla gerçekten geleceğimiz için Bir para biriktirebiliyor muyuz?
Geleceğimiz için başımızı sokabileceğimiz bir ev adına para biriktirebiliyor muyuz?
Yoksa kira, fatura, morgaç, yaşam gideri derken ya da o hak ettiğimiz küçük harcamalar derken hepsi bir şekilde gidiyor mu?
Çoğumuz için cevap ikincisi maalesef ve dediğim gibi bir önceki bölüme kesinlikle bakın derim.
Eğer bu konuyla alakalı bir tık daha adım atmak istiyorsanız ya da paranın psikolojisi bölümünde de bahsetmiştim para yönetiminden oraya da bakabilirsiniz.
Ve işte tam burada status over substance meselesi ortaya çıkıyor.
Ne demek istiyorum? Dışarıda görünen bir statümüz var ama içeride gerçek bir zemin yok.
Görünüm var, güvenlik yok.
Geçmiş bölümler için araştırma yaparken Peter Thiel'e denk gelmiştim.
PayPal ve Palantir gibi milyonlarca dolar getirisi olan firmaların kurucu ortağı ve adamın değeri 28.4 milyon dolar.
Otoza biz yuvarlayalım onu.
Ve şunu söylüyor eski çalıştığı prestijli hukuk firmasından.
ayrılmasını anlatırken çok fazla şeyi prestij ve statü için yaptım.
Gerçekten öğrenmek istediğim şeyler için değil.
Kapıdan geçmek yeterliydi benim için ama insanların kimliği o kapıya o kadar bağlanmıştı ki çıkmak düşünülemez hale gelmişti.
İstanbul'da büyük açıldı, Ankara'da büyük açıldı, İzmir'de büyük açıldı.
Gel de gör, istersen eve gelsin de gör.
Bu dedikleri tam olarak az önce bahsettiğim altın kelepçe kavramının özü.
Statü görünür ama arkasındaki gerçek özgürlük, gerçek seçim, gerçek birikim maalesef görünmeyen şeyler ve görünmeyen şey yeterince acıtana kadar fark edilmiyor maalesef.
Seneca'ya bakın 2000 yıl önce şunu yazmış Lucilius'a.
Kendine ait olmak istiyorsan en azından bir şeyden vazgeç.
Özgürlük de böyle bir şey bence.
Bir şeyden vazgeçmek ya da vazgeçebilme cesareti gibi sanki ne dersiniz?
Yani ahlaki yargı yapmıyorum bu arada.
İyi para kazanmak, güzel şeyler almak, güzel bir hayat yaşamak bunlar.
Hepimizin istediği şeyler kesinlikle yanlış değil.
Diyojen gibi yaşayalım demiyorum tabii ki de ama eğer o harcamalar gerçekte sıkışmışlığın geçici bir anestezisi ise ne kadar zor bir kelimeymiş bu ya anestezisi ise o zaman durup bir değerlendirme
yapma zamanı gelmiştir demek.
Çünkü bu döngüde kaldığımız zaman düşük enerji ama yüksek performans gibi bir paradoks oluyor.
Yani dışarıdan bakınca her şey iyi görünüyor ama içeriden bakınca böyle bir göğsümüze oturan bir ağrı var.
Böyle bir boşluk hissi var.
Bir noktadan sonra performans da düşüyor zaten.
Sürekli yüksek kalamaz böyle bir durumda.
Orada hayatımız yavaş yavaş tehlikeye girmeye başlıyor yani iş hayatımız.
Bu konudaki son yapılan araştırmalara da baktım.
Onlar da benzer şeyler söylüyor.
İş yerinde beklenti ve değer uyumsuzluğu yani yaptığınız şeyle önemsediğiniz şey arasındaki uçurum ne kadar büyükse tükenmişlik de o kadar artıyor.
Bu konuyla ilgili baya bir araştırma var bu arada özellikle de covid'den sonra ve sosyal psikologlar da diyor ki tükenmek çok çalışmaktan ziyade çoğunlukla anlamsızlık hissinden geliyor.
Ve en önemlisi de anlamsızlığa rağmen devam etmek zorunda kalmaktan.
Yani iş stresi bölümünde baya detaylı değinmiştim bu araştırmalara ve o stresi nasıl yöneteceğimizi.
Dileyenler oraya da bakabilir.
Ama diyorsanız ki Emine biz ne yapacağız?
Bu bölümü işinden istifade mesajı vermek için çekmedim arkadaşlar.
O kadar basit olsa hepimiz çoktan yapardık değil mi?
Ama sormak istediğim birkaç bir şey var.
Biliyorsunuz ki bize çıkış yolu sağlayan şeyler genelde doğru cevaplar değil, doğru sorular ve bu kanalın temel amacı da bu.
O yüzden şimdi iyi dinleyin.
Eğer müsaitseniz not da alabilirsiniz.
Telefonunuza ya da kağıt kalem alın.
Birkaç tane soru var sormak istediğim.
Bir şeylerle yüzleşmemiz gereken.
Onları söyleyeceğim. Birincisi şu anki işinizde kalmak bir seçim mi yoksa bir mecburiyet mi?
Mecburiyet diyorsanız neden?
Neyin mecburiyeti?
Ve neyin mecburiyeti olursa olsun kendinize arka arkaya neden sorusunu sormayı unutmayın.
Çünkü genelde mecburiyet sandığımız şeyler mecburiyet olmayabiliyor da.
Farkı çok büyük.
İki insan da aynı ofiste aynı masada oturabilir.
Biri bu benim seçimim.
Ben şu an burada olmayı tercih ediyorum der.
Diğeri başka seçeneğim yok der.
Ve bu iki insan tamamen farklı psikolojilerdedir.
Çünkü benim seçimim diyen insan bir noktada bu benim seçimimse ben başka bir şey de seçebilirim der.
Ve seçimlerini ona göre yönlendirir.
Ama başka seçeneğim yok diyen insan kendini bir şekilde kapatır.
Düşüncelerini bir şekilde kapatır.
Kafa yapısı ya da zihniyeti bir tık daha growth mindset yani gelişen düşünce.
Düşünce yapısından daha sabit düşünce yapısına gelmiştir.
O yüzden de adım atması daha çok zorlaşır.
Bununla da alakalı bir bölümüm var bu arada.
İşte iki yüzün üstünde bölüm olunca her bölümde buraya da gidin şunu da dinleyin bunu da dinleyin demek durumunda kalıyorum.
Detaylı dinlemeyi seviyorsanız hepsine bakabilirsiniz.
Peki bu farkı yaratmak için yani bu benim seçimim demek için mutlaka bir şeyleri bırakmak da gerekmez.
Hemen bırakmak gerekmez ya da bazen şunu görmek de yeterli oluyor.
Bu yaşam standardının neresini gerçekten istiyorum?
Neresini bırakmaktan korkuyorum?
Nasıl dengeyi bulurum?
Kaybedeceğim şey sandığım kadar etkileyecek mi beni?
Ve kaybetmekten korktuğum şeyler nedir tam olarak?
Bazı harcamalar değer katar, bazıları statiktir.
Yani vazgeçemeyeceğinizi sandığınız birçok şey, birçok standart aslında sandığınızdan daha kolay bırakılabilir.
Ve bıraktığınızda hayat kaliteniz de korktuğunuz kadar düşmüyor arkadaşlar.
Aksine mentaliniz rahatladığı için hayat standartınız yükselebilirdi.
O yüzden bu konuda alışılmışın dışına çıkmak.
Yani bunlar benim alışkanlıklarım ama alışkanlıklar sonuçta değişen şeyler.
Yeni alışkanlıklar da oluşturabiliriz.
Ona ihtiyacım var, buna ihtiyacım var dediğimiz şeylere genelde ihtiyacımız olmuyor.
Ki şunu da unutmamak lazım.
Her şeyinde bir alternatifi var.
Farklı fiyat skalalarında ya da farklı hizmet seviyelerinde.
O yüzden demem o.
Önce bunun bir ayrımını yapmak lazım.
Yani bizim vazgeçemeyeceğimizi sandığımız şeyler gerçekten vazgeçemeyeceğimiz şeyler mi?
Kendimize dürüst olmamız lazım.
Ve sonrasında da Önceliklerimizi belirleyip ne istediğimizden ziyade neye ihtiyacımız olduğunu kendine itiraf etmekle başlayabiliriz.
Bu soruları cevaplamak tabii ki rahatsız edici.
Kendimize itiraf edemediğimiz gerçeklerle yüzleşme ihtimalimiz çok çok çok yüksek.
Ama şöyle düşünün uzun vadede bu soruları sormanın bedeli çok daha ağır ve çok daha rahatsız edici olabilir.
Ve son bir şey söyleyeceğim.
Altın kelepçeyle yaşamak dışarıdan görünen bir şey değil ama insanın içinde hissettiği bir şey.
Çünkü dışarıdan baktığınız zaman insanlar size...
Ay hayat sana güzel ne güzel geziyorsun ay iyi bir işin var iyi bir şirkettesin ya da yurt dışında yaşıyorsanız bak iyi kapağı attın oralara döviz kazanıyorsun işte pound kazanıyorsun euro kazanıyorsun gibi saçma
sapan yorumlarla gelebiliyor.
Yani siz de farkında olmadan ister istemez içselleştiriyorsunuz diyorsunuz ki ya evet etrafıma baktığımda aslında ben çok iyi şartlardayım daha iyi durumdayım birçok insandan çok da şikayet etmeyeyim şikayet etmeye hakkım yok gibi
içten içe bunu bilinçli ya da bilinçsiz yapıyor oluyorsunuz.
Ama işin aslı öyle değil.
İçinizde ne yaşadığınızı bir siz biliyorsunuz.
Kimse %100 bilemez.
O yüzden de kimsenin yorumunun sizin seçimlerinizi bilinçli ya da bilinçsiz etkilemesine izin vermeyin derim ben.
Ve bence en önemli adım da serbest kalmaktan ziyade önce o bileklerinizdeki altın kelepçeyi görebilmek, şu an nerede olduğunuzu görmek, o amaların her birinin gerçekten ne
anlama geldiğini sorgulayabilmek ve nereye gideceğinizi de az çok çizebilmek.
Dediğim gibi eğer kariyerinizde, yaşam standardınızda ya da nerede olmak istediğinizle alakalı bir netlik arayışındaysanız bunu da uluslararası sertifikalı profesyonel bir koç ile yapmak isterseniz
emineyi seçmen.com slash koçluk adresinden ya da açıklamalardaki linkten bana ulaşabilirsiniz.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik arkadaşlar.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. KFC yeni ve çok çıtır burgeri Mighty Cruncher'la, efsane burgeri Double Zinger'le, lezzetli strip'le, çok acılı hot
shot'la, büyük açıldı.
İstanbul'da büyük açıldı.
Ankara'da büyük açıldı.
İzmir'de büyük açıldı.
Gel de gör. İstersen eve gelsin de gör.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
