
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Eğer siz de ben hep veren tarafım ama karşı taraftan bir şey istemeye gelince yapamıyorum diyenlerdenseniz bu bölüm sizin için.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, gelişi güzel hayallere.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu kanalda psikoloji, felsefe...
Bilim ve farkındalık çerçevesinde hayatı daha yaşanabilir kılmak için hayata dair sorgulamalarımı, düşüncelerimi, okuduklarımı ve öğrendiklerimi paylaşıyorum.
Bölüme başlamadan önce bir duyurum var.
Beni Spotify'dan dinliyorsanız açıklamalara sesli mesaj linke ekledim.
Bana sormak istediğiniz soruları ya da paylaşmak istediklerinizi buradan sesli olarak iletebilirsiniz.
Bölümlerin içinde 2-3 soruya yer verip cevaplamayı düşünüyorum.
Bence çok güzel olacak. Sorularınızı bekliyorum.
Bu hafta uzun zamandır aklına takılan bir konudan bahsedeceğim.
Sürekli veren ama alamayan, almaya çekinen insanlardan.
Bu yardım olur, çevrenizi bir konuda destek vermek olur, maddi olur, duygusal olur, sevgi olur, her şey olabilir.
Hani bazı insanlar vardır ya, iki eli kanda olsa yardıma koşar, dertlere, derman, problemlere çözüm olur, yeri gelir maddi olarak da verir ama...
Kendisi hiçbir şey istemez, isteyemez, istese de alamaz.
İşte birazcık buraya bakalım istiyorum.
Eğer siz de böyle biriyseniz ve bu şekilde davrandığınızda sürekli yorgun, enerjisi çekilmiş hissediyorsanız, kendi önceliklerinizden vazgeçip başkalarını önceliklendiriyorsanız ya da aile
içinde, işte, ilişkilerde, arkadaşlıklarınızda almanız gerekenden daha fazla sorumluluk alıyorsanız belki de sevginizi, ilginizi, emeğinizi...
Yanlış insanlara, yanlış kurumlara veriyorsunuz ya da bu özelliğinizi sağlıksız bir şekilde kullanıyorsunuz.
Çünkü insan neden diğerlerine yardım eder?
Daha enerjik, daha iyi hissetmek için.
E siz bunu hissetmiyorsanız burada bir şeyler yolunda gitmiyor olabilir.
O yüzden bugün bu konunun derinine inelim istedim.
Networking bölümünü dinleyenler hatırlar.
Orada Adam Grant'ın Almak ve Vermek kitabında verici olan insanların hayatta daha şanslı, daha başarılı, daha iyi yerlerde olduğundan, daha iyi ilişkilere sahip olduğundan bahsettiğini anlatmıştım.
Hala katılıyorum bu arada.
Çünkü bir dengesi olması gerektiğinin de altını çizmişti orada, evet.
Ama o bahsettiği verici insanlar, yeri geldiğinde alabilen de insanlar.
Sonra hatta pozitif psikoloji literatüründeki araştırmalara da baktım.
Ama hep vermeyi güzellemişler ve vermekten kasıtları da hediye, yardım kuruluşlarına bağış, Nezaket, destek gibi gibi.
Ama burada hep şu var yani vermek ama verip de alamamak üzerine kimse değinmemiş.
O yüzden biraz yüzeysel geldi.
Tatmin etmedi beni bu çalışmalar.
Çünkü konu verip de alamamak olunca işin rengi değişiyor ve sadece veren taraf olmak o kadar da güzellenecek bir şey değil bence.
Bu noktada benim aklıma şu sorular geliyor.
Hani vermek cömertlikle eşdeğer diye düşünüyoruz ya bazen.
Gerçekten cömertlik mi yoksa içten içe bir bencillik mi var?
Arkasında bir ajanda mı var?
Ya da o verme duygusunun tatmin ettiği farklı, duyurulmamış ihtiyaçlar mı var?
Çünkü günün sonunda cömertlik zihnimizde seks ve yemekle tetiklenen aynı ödül yoğunu aktive ediyor.
Şimdi biraz bu insanlarda gözlemlediğim özelliklerden de bahsedeceğim.
Bakalım kendinize yakın bulduğunuz şeyler var mı?
Her verici insan böyledir diye bir genelleme yapmıyorum kesinlikle.
Altın çizeyim. Sadece gözlemlerim ve minik araştırmalarım üzerine konuşacağım bugün.
Bu herkes için geçerli olacak diye bir şey yok.
İlk olarak başkalarının ihtiyaçlarını çok iyi anlayan insanlardır bu insanlar.
Hatta bazen kendi ihtiyaçlarından çok başkalarının ihtiyaçlarının farkındadırlar.
Empati yetenekleri çok güçlüdür.
Dolayısıyla duygusal zekaları da güçlüdür.
Bazılarının sezgileri de kuvvetlidir.
Bir ortamda böyle bir terslik varsa hemen antenlerde gelir.
Hissederler bir şeyler iyi gitmiyor.
Ve hatta bazen sünger gibi oldukları için ortamdaki enerjiyi çekerler.
Böyle çok negatif ortamlarda onlar da enerjisiz olur.
Böyle bir yorgun hisseder.
Pozitif ortamlarda aynı şekilde daha da enerjik olurlar.
Ve genel olarak çok sadıktırlar.
Koruyucudur, amaçtır, güvenilir limanlardır.
Sözünün eridir de eğer laf ağızdan bir kere çıktıysa onu ciddiye alırlar.
Ne yapar eder verdiği sözü tutarlar.
İnsanlar bilir ki dünya yansa Ayşe, Ayşe olsun bu kişi, onların yardımına koşar.
Tam erkek annelerinin sevdiği kız arkadaş modeli.
Bazıları için de arka planda böyle hep yapıcılık işler, ilişkileri, işleri, olayları hep bir şeyleri onarma, ayakta tutma çabası vardır.
Bunu yapabilmek için de ihtiyaç olan özellikle tabii ki de duygusal dayanıklılık.
O yüzden bu insanların duygusal dayanıklılıkları, rezilyansları da çok yüksektir.
Alma verme dengelerinin şaştığı ya da sevdiği insanların, sevdikleri insanların dahil olduğu durumlarda başkalarının problemlerini kendi problemleri gibi benimserler ve aynı kendi problemine
çözüm arar gibi canını dişine takar yardım etmeye çalışır.
Böyle sanki kendi sorumluluğu hatta onu çözmek kendi göreviymiş gibi.
Şimdi burası belki bir noktaya kadar anlaşılabilir.
Çünkü sevdiğiniz, değer verdiğiniz bir kişi söz konusudur.
Ya da çözüm bulmaya yönelik bir yapınız vardır ve kafanız böyle işliyordur.
Biri size bir şey anlattığında hemen bir çözüm önerisiyle gidersiniz.
Buraya kadar bir sıkıntı yok.
Bahsettiğim şey bu değil zaten.
Demek istediğim şey bazen bazı insanlar vardır.
Böyle bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü mantığıyla sorgularsınız size yaptığı o iyiliği.
Yani çok yakın değilsinizdir, komşunuzdur, uzaktan bir iş arkadaşınızdır vs.
vs. Niye bu kadar ilgileniyor ki benim problemim ne diye düşünürsünüz.
Filöpleri saymıyorum. Tabii ki onların arkasında hep bir ajanda var.
Tatlı bir ajanda. Ya da aile içinde, arkadaşlıklar arasında böyle bir kişi vardır ya.
Herkes maddi, manevi her derdinde ona gider, onu arar.
Fahri Güzin abdadır o kişi.
İşte ben böyle durumlarda şunu gözlemledim.
İnsanlara destek olmaktan, yardımcı olmaktan, memnuniyet duymanın ötesinde bir haz alma durumu da var.
Çünkü bunun arkasından gelen şey şu.
Bilinç dışında olduğu kanısındayım ben.
Bu kişi verdikçe kendini değerli hissediyor.
Bazıları da sevdiği kişilerin desteğine ihtiyaç duyulan insan olmaktan keyif alır içten içe ve eğer çevresindekilerin ona ihtiyacı yoksa ya da azalıyorsa tehdit altında hissedebilir.
Yani demek istediğim özdeğer mekanizması vermek, yardım etmek, destek almak üzerine kurulu.
O zaman kendini değerli, işe yarar, saygıdeğer hatta sevgiye layık bile hissedebilir.
Ama bu da bir yere kadar. Sürekli verdiği zaman o emeğinin karşılığını alamadığında işler değişiyor.
Emeğinin karşılığından kastım da kısasa kısas değil bu arada kesinlikle.
Görülmek, duyulmak, takdir edilmek, onaylanma.
İşte o zaman uzun vadede ilişkiler çatırdamaya başlıyor.
Bazı insanların tepkisi daha da fazla vermek olur.
Yapmaması gerektiğini bilir ama kendine engel olamaz.
Çünkü içinde o minicik umut hep vardır görülmeye dair.
Yani benim emeğimi görecek diye.
Ama her karşılığını alamadığında kendiyle olan ilişkisi zedelenir.
Öz saygısını, değerini yitirebilir.
The Holiday filmini hatırlayanlar vardır.
Çok severim, çok güzel bir film.
Her böyle yazısını editleme işinde evet diye ta tatillerden bile hazırlıyordu ya asla hayır diyemiyordu.
Ki adam ona gerçekten hak etmediği şekilde davranıyordu.
Bu örneği iyi aklıma getirdi.
Hep bir şekilde kıyamama hissesi altında görülmeyi bekliyor içten içe.
Onun ne kadar fedakar, ne kadar iyi bir kadın olduğunu görmesini bekliyor.
Ona dönmesini bekliyor belki.
Bu ilişkideki çarpıklık salt buradan gelmiyor tabii ki ama bence bu da bir parçası.
Peki bu ileri seviyeye giderse ne olur Emine?
Co-dependent yani eş bağımlı noktasına kadar varabilir diyor uzmanlar.
Ya da çok ileri düzeyde ise kontrolcü ve borcu olabilir de bu kişiler.
Karşı tarafı suçlu bile hissettirebilirler kendilerine ihtiyaç duyması için.
Ya da zamanını, emeğini, parasını verir ama söylenir, başına kakar.
Bak gördün mü ben olmadan hiçbir şey yapamıyorsun gibi bir yerden tutar.
Orada da bir ego tatmini söz konusu.
Bu noktada şöyle bir duralım şimdi.
Bu anlattıklarımı göz önünde bulunduracak olursak.
Eğer siz de verici ya da vermeyi meyilli bir insansanız ve alamayansanız karşısında böyle bir rolünüz varsa kendinize bir sorun isterim.
Çevremizdeki insanlar size ihtiyaç duymasaydı ne hissederdiniz?
Ve bu his ne kadar güçlü olurdu?
Madalyonun diğer tarafı da sevgi vermek üzerine kurulu.
Bu bahsettiğim empati, yardımseverlik, koruyuculuk gibi özelliklerin yanında şefkatli olmak da var.
Her verici değil belki ama büyük bir kısmı da sevgi dolu.
Böyle insanlar sevildiğini, çok güzel sevildiğini hisseder bu kişilerle beraberken.
Ama bunun da handikapı şu, yıllar içinde sizin sevgi veren, o anaç rolünüz ya da sürekli feragat eden, yardıma koşan kişiliğiniz...
Üzerinize yapışır ve siz bundan yorulabilirsiniz.
Çok normal. Bunun farkına varıp değişmek istediğinizde o rolün içinde hapsolmuş gibi de hissedebilirsiniz.
Çünkü zaman içinde çevrenizdeki insanlar sizden aldıkları sevgiyi ve ilgiyi o kadar içselleştirirler ki bu sizin işinizmiş gibi bile algılanır.
O kadar alışmışlardır ki sizden almaya.
Biraz böyle kendi kabuğunuza çekilseniz afallarlar.
Hatta bazı durumlarda hırçınlaşırlar bile.
Belki sizin kendinize ait bir hobiniz gelişmiştir.
Kendinize daha fazla yatırım yapmaya başlamışsınızdır.
Ya da farklı şeylere zaman ayırmak istiyorsunuzdur.
Kendinize baş başa...
Vakit geçirmek istiyorsunuzdur ve bu en yakınınızdaki insanlar hatta partnerleriniz özellikle de partnerleriniz tarafından hoş karşılanmayabilir.
Çünkü bu onlar için bir tehdit oluşturuyor değil mi?
Onlara verdiğiniz zamandan alıyorsunuz, onlara verdiğiniz ilgiden alıyorsunuz ve başka yere kanalize ediyorsunuz.
O ilgiyi, zamanı, enerjiyi neyse artık.
İşte bu yüzden bazen sınır koymakta güçlük de çekebilirler ve sınır koyunca da çatışmaya maruz kalabilirler ve bu çatışmalar...
İnsanın ruhunu çok yoruyor günün sonunda.
O yüzden dedim az önce bazı durumlarda o görevin, o rolün içinde hapsolmuş hissedebilirsiniz kendinizi diye.
Az önce sevgi dolu insanlar demiştim ya bazıları için.
Ondan mütevellit koşulsuz sevgiye de inanabilirler.
İkili ilişkilerde koşulsuz sevmeye de çalışırlar.
Sevebilirler de ama en azından bunun görünmesini isterler.
Bu olmazsa da kendilerini de arayabilirler sorunu.
Yani benden bir problem var diye düşünür.
Kişisel algılarlar.
Üzülürler, kızarlar ekstra duygusal tepkiler verebilirler ve karşısındaki kişi koşullu sevgiyle büyümüşse bu durumu anlamakta güçlük de çekebilir.
Ama şu da var çok ilginç bir şekilde herkesin duygusal zeka seviyesi farklı ya bazı insanlar özellikle de romantik partnerler karşısındakinin verici rolünün altında yatan kısmı iyi okuyamayabiliyor ve almaya alışıp
çok daha azını verebilir ya da partnerinin ekstra vericiliği karşısında kendisini kontrol altında belki de koşullu sevildiğini hissediyor da olabilir.
Yani siz belki koşulsuz sevdiğinizi düşünüyorsunuz ama o noktada bunu lanse ettiğiniz, bunu dışarıya yansıttığınız şekil karşı tarafa koşullu sevildiğini hissettiriyor.
Bu da mümkün yani neden olmasın.
Şimdi tekrar bir duralım.
Baya bir özellikten bahsettik, baya şeyden bahsettik.
Eğer şimdiye kadar anlattıklarım ya da bir kısmı size tanıdık geldiyse, bazı şimşekler çaktıysa zihinlerde size sorum şu.
Destekleyici, koruyucu, verici rolü dengeleyecek olsaydınız ne olurdu?
Kendinizi nasıl tanımlardınız bu rol dengedeyken?
Ve hayatınız nasıl değişirdi?
Bir soru değil birkaç soru sordum ama bence önemli sorular.
Belki durdurabilirsiniz, bir yere not edebilirsiniz.
Sonuçta bu sizin kendinizi tanımlama biçimlerinizden biri, kişiliğinizin bir parçası.
Ama işte bunu dengeye getirmek bence çok önemli çünkü uzun vadede yorucu olabiliyor.
Benim ilk aklıma gelenler sınırlar üzerine çalışmak, bir şeyleri ayakta tutmaya çalışırken nedenini sorgulamak, ben neden bunun için uğraşıyorum, bakalım.
Ne cevap geliyor arkasında?
Ve tabii ki özdeğer, öz saygı üzerine çalışmak, kendini önceliklendirmek, kendi özdeğerinizi nereden bulduğunuza dair bunun üzerine bakmak ya da belki sizi siz yapan şeyleri bulmakla
da başlayabilirsiniz. Bakalım neler çıkıyor onların altından.
Bunları yazabilirsiniz de, konuşabilirsiniz de yakındaki, sizi tanıyan arkadaşlarınız da.
Ama tabii ki bu çok derine gidiyorsa her zaman önerdiğim gibi...
Terapi almakta fayda var.
Bir uzmanla çalışmakta fayda var.
Ama Emine ben bunları birazcık çalıştım, açtım.
Burada bir farkındalığım var. Ama aksiyon almakta zorlanıyorum.
Atıyorum sınır koymak olabilir ya da öz değerle ilgili üzerine çalışmak olabilir gibi gibi.
Bu konularda da belki şimdiki zaman ya da geleceğe yönelik bir çalışmaya ihtiyacım var derseniz bir koçla da çalışabilirsiniz.
Ve bu koç eğer bensem çalışmak istediğiniz.
Biliyorsunuz ki açıklamalarda her zaman ücretsiz ön görüşmeye randevu linkini bırakıyorum.
Oradan da bana ulaşabilirsiniz.
Bakalım neler yapabiliriz beraber üzerine çalışmak istediğiniz konularda.
Evet bu haftada bir bölümün sonuna geldik.
Belki diğerlerine göre daha kısa, belki biraz daha gözlem odaklı bir bölüm oldu.
Ama bu haftada içimden böyle gelmişti.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
