
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
15. Bölümde Emekli Kurmay Albay, SAT Komandosu ve Yelkenli Yat Eğitmeni Ali Türkşen ile hayatta neden asla vazgeçmemiz gerektiğinden, varoluş sancılarımıza, hayallerimizin peşinden koşarken nelere dikkat edeceğimizden, stoacı felsefeye kadar bir çok konuda kendi hayat hikayesinden yola çıkarak sohbet ettik.
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Altyazı M.K.
Aramızdaki tutaklı kahramanların sıra dışı hikayelerini, hedeflerine ulaşmak için neleri farklı yaptıkları ve eğlenceli sohbetleriyle ilham veren yolculuklarını dinliyor olacağız.
15. bölümümüzün konuğu, Emekli Deniz Kurmay Albay, Emekli Sat Komandosu Ali Türkşen.
Komutanım hoş geldiniz.
Çok teşekkür ederim, hoş bulduk, merhaba.
Nasılsınız? Harika çok güzel.
Böyle bir faaliyetin içerisinde olmaktan dolayı da çok mutluyum.
İyi ki davet etmişsin. İnşallah güzel bir sohbet olur.
Bence kesin çok güzel bir sohbet olacak.
O konuda hiç şüphem yok.
Ve bunu duyurduğum zaman da inanılmaz derecede soru geldi.
İnsanlar inanılmaz heyecanlandı.
Hatta böyle yakın arkadaşlarım şey dedi.
Allah'ım Ali Türkçen benim idolüm.
Çok iyi yapmışsın. Nasıl aldın podcast dedi.
O yüzden çok güzel bir sohbet olacak diye umuyorum ben de.
İnşallah, bakalım. O zaman ben direkt böyle size bir soruyla başlamak istiyorum aslına bakarsanız.
Evet. Neden asla vazgeçmemeliyiz komutanım?
Şimdi öncelikle bu asla vazgeçme asla siz de okuyanların bileceği gibi benim hayat hikayem üzerinden tesadüfen de 55.
yaşıma denk geldiği için 55 konu olarak belirlediğim hayata...
Hayatla ilgili bir takım sohbetler aslında, anılar.
Bunlardan içinden ne ders çıkarmak isterse, kim çıkarmak isterse, ne çıkarmak isterse çıkarsın diye yazdık.
Şimdi asla vazgeçme aslında şöyle.
Asla kelimesi biraz sert bir kelime.
Yani çok kullanırken asla asla dememek lazım gibi böyle bildiğimiz bir şey de vardır.
Ben de kullanmayı çok tercih etmiyorum aslında ama.
Olumlu anlamda kullanmaya gayret ediyorum asla vazgeçme aslayı.
Asla vazgeçmemek kişisel olarak insanların hayat hedefleri, yaşam amaçları, ulaşmak istedikleri noktalar, ileride görmek istedikleri hayatlarına ilişkin manzaranın,
fotoğrafın kendisiyle ilgili mücadeleden vazgeçmemek.
Üzerine asla vazgeçme asla.
Çok böyle bir çıkmaz sokağa girdiğinizde yani o sokak sizi çıkmaz bir yere götürdüğünde ilerleyemiyorsanız ne yapacaksınız?
Sonuna kadar gider dayanırsınız o sokağın en fazla o olur.
Demek ki başka bir yol bulmanız lazım.
Ben bunu biraz şöyle anlatıyorum aslında.
Yelken eğitimi veriyorum ben.
Tanıyanlar ya da takip edenler biliyorlar.
Orada çok basit bir şekilde 3 soruya indirdim.
Yelken eğitimin 3 dakikalık bir süresi var aslında.
Felsefesini öğrenmenin.
Ama sonra fark ettim ki yelken öğrenmekle hayat aslında aynı teoriyle gidiyor.
Aynı üç soruyla gidiyor.
Birinci soru, hayata da soracağınız soru, yelkende de soracağınız soru şu.
Ben nereye gitmek istiyorum?
Ya da ben nereye varmak istiyorum?
Yani sonuçta bir hedefiniz, hayatla ilgili bir gitmek istediğiniz yer, nokta, ileride kendinizi hayal ettiğiniz bir durum yer.
Olmalı. Yoksa yani birinci soruyu bir kere hayatta doğru cevaplamıyorsanız yelkende bir kere olduğunuz yerde 360 derece sürekli dönüyorsunuz.
Çok öyle bir kabiliyeti var yelkenli teknenin.
Sürekli dönersiniz eğer kendinize bir hedef seçmezseniz.
İkincisi siz bu ikindi soruya siz etki edemiyorsunuz.
Hayatta da edemiyorsunuz.
Denizde de edemiyorsunuz.
Ama bilmek zorundasınız.
Rüzgar nereden esiyor?
Denizde rüzgarın nereden estiğini bilmezseniz üçüncü soruyu cevaplamanız mümkün değil.
Birinci soruyla ilintili olarak.
Hayatta da denizde nasıl o gün kuzeyden esme güneyden esme batıdan esme doğudan esme diyemiyorsak hayatta başımıza gelen olaylar da bazen hayır öyle olmasın böyle olsun
deme lüksümüz yok.
Bizi o tarafa doğru sürükleyebilir.
Sadece o rüzgarın yani hayatın getirdiklerinin...
Neler olduğunu bilmemiz lazım.
Üçüncü soru, gitmek istediğim yere göre rüzgarın estiği yön itibariyle yelkenlerimi nasıl ayarlayacağım?
Bu kadar. Üçüncüyü yaptığınız zaman, evet rüzgar nereden eserse essin, siz nereye varmak istiyorsanız oraya gidiyorsunuz.
Bazen işte yelkenin orada artık pratiği giriyor işin içerisine.
Uzun yoldan gitmeniz lazım.
Bazen rüzgar size yardım ediyor.
Çok çabuk gidiyorsunuz. Kısa yoldan gidiyorsunuz.
Ama sonuçta hep işin düğümlendiği yer birinci soru.
Ben nereye varmak istiyorum?
Hayat için bu soruyu siz cevaplamadığınız sürece işte rüzgar nereden eserse esin hiçbir yere varamazsınız.
Yelkenlerinizi çünkü ayarlayamazsınız.
Üçüncü sorunun cevabı da bizde.
Dediğim gibi hayatla ilgili cevaplarsanız hayat yolcusu olursunuz.
Bulunduğunuz yerden varmak istediğiniz yere varırsanız yelkenli tekne kullanıyorsanız da denizde bir yerden bir yere yelkenli tekneyle gidersiniz.
Bu aşamalar içerisinde işte o birinci soruya vereceğiniz cevapla ilgili asla vazgeçme asla diyorum.
Eğer o fotoğrafı çok güzel bir fotoğraf çektiyseniz gelecekte varmak istediğiniz yerle ilgili o bazen sizi rüzgar akıntı başka faktörler efendim.
Oradan uzaklaştırıyor gibi oluyor ama eğer siz hedefinize o birinci sorudaki fotoğrafı koyduysanız işte o zaman asla vazgeçmiyorsunuz mücadele ediyorsunuz.
Evet gerçekten çok doğru söylediniz.
Komutanım ama bizim jenerasyonda özellikle şöyle de bir şey var.
Mesela ne yapmak istediğimiz ya nereye gidebileceğimizi çok da bilmediğimiz dönemler oluyor ya da uzun süre.
Bununla alakalı düşünüyoruz.
Bu varoluş sancıları dediğimiz şey de buradan gelebiliyor.
Çünkü o kadar çok uyaran var ki o kadar çok özellikle günümüz teknolojisinde, günümüz dünyasında bu akışkan hayat dediğimiz değişen süreçte tam olarak ne istediğimizi
nasıl bileceğiz? Ya da siz nasıl bildiniz?
Bize neler söyleyebilirsiniz?
Şimdi sizin kuşak dediğiniz Z kuşağı mı oluyor?
Şu bizim meşhur Z kuşağı mı?
Yok ben o kadar genç değilim komutanım.
Bizimki milenyum. Milenyum peki tamam.
99 sonrası Z kuşağı galiba.
Onlar hepten yanık. Şimdi bende iki oğlan var.
Biri üniversitede devam ediyor yurt dışında.
Biri şu anda kulaklığı ararken biraz önce yanına gitti.
Ders çalışıyor. Üniversite sınavına girecek.
İkisi de Z kuşağı. İkisinde de görüyorum ve çok çok da haklısınız.
Gerçekten sizin... durumunuzda bugünkü ne diyeyim bu yüzyıldaki bu teknolojiyle insanın gerçekten yönünü bulması çok zor.
Şimdi siz de çoğunuzun da yani çok şükür hem imkanları çok fazla hem de efendim söyleyeyim dediğim gibi uyaran çok fazla.
Yani bu kadar çok seçeneğin arasından ben hangisini seçeceğim?
Sizi zorlayan bir şey yok. Şimdi sizin evet böyle bir sıkıntınız var.
Bu sıkıntıyı aşmak için ben yine biraz önce söylediğim o üç sorudan birinciye gidiyorum.
Yani ben nereye varmak istiyorum?
Kendinizi 10 sene sonra, 20 sene sonra, 30 sene sonra nerede hayal ediyorsunuz?
Önce bunun bir fotoğrafını çekin görsel olarak ve bunu sanki dokunuyormuş gibi ya da o sırada o kokuyu hissediyormuş gibi ya da o sırada bir şey yiyorsanız o tadı ağzınızda hissediyormuş
gibi bir fotoğraf çekin.
Sonra o fotoğrafın içini dolduracak olan, bir meslek bulmanız lazım.
Yani sizin bugüne kadar ki kabiliyetlerinizi, yeteneklerinizi, zekanızı, isteklerinizi hepsini ortaya koyacağınız bir meslek ortaya koymanız lazım.
Böyle örnekler var.
Çok başarılı gibi, başarılı gözüken, akademik olarak hiç sıkıntısı olmayan çocuklardan bana garip gelmiyor da garip geliyormuş diye söylüyorum.
Çizgi romanın çizeri olacak, manga çizeri olacak falan diye böyle bir takım meslekler.
Seçen gençlerimiz varmış.
Evet, manga çizeri olarak hayata karşı kendini tam hissedeceksen lütfen manga çizeri ol.
Kendi evladıma söylüyorum.
Eğer bir musluk tamircisi olacaksan, sıhhi tesisatçı olacaksan, eğer onunla sen 20 sene sonra, 30 sene sonra çektiğin fotoğrafı bu meslekle dolduracaksan,
evet o mesleği seç.
Dünyanın en iyi sıhhi tesisatçısı ol.
Yani yaptığın işin en iyisini yap.
Yani ne seçiyorsan onun en iyisini yap.
Çünkü hayat gerçekten çok yaşanılası, çok iyi bir şey.
Yani insan olarak dünyaya gelmekten ben çok memnunum.
Hani herhangi başka bir canlı varlık olarak da gelebilirdik ama insan olmak gerçekten çok kıymetli bir şey benim için.
Ve bunun içini güzel doldurmaya çalışıyorum ben kendi hayatımda.
Etrafıma da onu söylemeye çalışıyorum.
Belki teknik olarak hani şunu söyleyebiliriz gençlerimize diyebiliriz ki kendinizde eğer hani hangi yola gireceğinizi eğer tam dilemiyorsanız bir takım kişilik testleri
efendim meslek seçim testleri gibi uygulamalar var yani onlar da var.
Eskiden mesela olmayan şimdi olan bir takım şeyler var.
Sonra ben bir meslek seçimiyle ilgili mesela hep şunu tavsiye ederim o işin okulumda şu anda okuyan.
okulundan yeni mezun olmuş bir de o işi yıllardır yapan üç seviye insanı bulup konuşun.
Yani okuyan mesela okuduğu için seçtiği için memnun mu?
Memnunsa neden memnun?
Memnun değilse neden memnun değil?
Yeni mezun birisi o okuldan mezun olduğu için ya da o mesleği yaptığı için memnun mu?
Ya da memnun değil mi?
İkisinin de sebepleri ve ömrünü bu meslekle geçirmiş birisine sormak lazım ki evet sen 20 senedir bu işi yapıyorsun, 30 senedir bu işi yapıyorsun, artık emekliğin gelmiş.
İyi oldu, iyi ki ben bu mesleği seçmişim dedin mi?
Neden dedin? Demediysen ki Allah kahretmesin, niye ben seçtim bu mesleği?
Dediysen de niye öyle oldu?
Başka ne isterdin mesela?
Gibi böyle bir takım bilgi toplamak suretiyle önce kendilerini bilmeleri lazım.
Önce kendini bilmekten başlıyor her şey.
Siz kendinizi bilmezseniz...
Ondan sonra o manzaranın fotoğrafını da çekemezsiniz yani.
O da sizi böyle sürekli bir arayış içerisinde dolaştırır.
Bunun için bilgi toplamanız lazım.
İnsanlarla konuşmanız lazım.
Onların hepsinin önüne de şunu koyuyorum.
Kendinizi bilmeniz lazım.
Kendinizi bilmezseniz ne isteyeceğinizi de bilemezsiniz.
Gençlerimize herhalde tavsiyemiz bu olur.
Evet doğru söylediniz. Kendimizi bilmek aslında biraz da şeyle alakalı.
Güçlü yanlarımızı bilmek.
Çünkü aksi takdirde hep böyle bir şeylerin peşinden koşuyoruz ama niye koştuğumuzu ya da aslında onun bizim gerçekten yapabileceğimiz bir şey olup olmadığını bilmiyoruz.
Çok güzel anlattınız.
Zaten üstüne daha fazla bir şey söylemeyeceğim.
Sadece şöyle de bir soru var.
Oraya bağlamak istiyorum. Hayata bir kez daha gelseydiniz hangi meslek ve neyle uğraşmak isterdiniz?
Bu güzel bir soru. Öncelikle şunu söylerler hep işte bir daha dünyaya gelseniz sat komandosu olmak ister miydiniz?
Eğer bir daha dünyaya geldiğimi biliyor olsam yani ikinci bir şans verdik sana hadi bakalım şimdi ne yapacaksın?
İşte bir önceki hayatında sat komandosu idin derlerse...
Gerek yok zaten onun ben tadını lezzetini biliyorum şimdi ben kendimi başka acaba ne yapabilirim başka nerede mutlu olabilirim diye bakardım dolayısıyla başka bir meslek seçerdim bu hayat için soruyorlarsa
ya da cevaplamak gerekirse evet ben kendi istek arzu onu yapabilirliklerim olarak bu hayat içerisinde yapabileceğim en iyi işi yaptım
yani en iyi en iyi ne diyeyim işte demeyeyim ben ona da.
Hayat yolculuğumun çok iyi geçmesini sağladı yaptığım seçim.
Ondan hiçbir sıkıntım yok.
Ama bir daha dünyaya gelsem mesela yine doğayla ilgili iç içe olabilecek bir meslek seçerdim.
Mesela pilotluk yapmayı çok isterdim.
Ondan sonra çok gezmek isterdim.
Mesela dünyada çok fazla dolaşılabilecek bir meslek seçmek isterdim.
Herhalde bunlar yani. Daha durağın değil de öyle bir yapım var.
Bir yerde durmayı çok sevmiyorum.
Yani doğayla iç içe olacak.
Yelken olur. Ondan sonra pilotluk olur.
Gezginlik olur. Ondan sonra işte şu anda mesela çok benim hoşuma gidiyor.
Gezerek işte hem gezdiği yerleri anlatarak hayatını sürdüren işte oradan hayat yolculuğunu sürdüren insanlar var.
O çok güzel bir şey. Mesela turist rehberi olmak çok isterdim.
Hem insanlara kendin başka yerleri görüyorsun hem insanlara başka yerleri anlatıyorsun.
Ama bunların herhalde sonunda hep bir yere bağlanıyor.
Yani benim yapımdan alakalı bu hayatta da öyle.
Bir dahaki hayatta da ne yapıyor olursam olayım bir şeyi anlatmak, öğretmek ya da başka taraftan bakarsak birilerinin hayatında olumlu yönde değişimde
bulunmak bana iyi geliyor.
Yani aslında benim o büyük resimdeki gördüğüm yer o yani.
Ben başkalarının hayatına iyi bir etki bırakırsam o bana iyi geliyor.
Şimdi onun altına hangi mesleği yaparsanız yapın o aslında Huni'nin o küçük tekrar aşağı doğru şişenin içerisine giren kısmı gibi oraya toplanıyor.
Ne kadar geniş tutarsanız tutun yukarısına.
Benim kişisel olarak meslek tercihim sonuçta beni Birilerine iyi gelmeye itmeli.
Bir daha dünyaya gelirsem de itmeli.
Bu sefer de öyle oldu zaten.
Anladım. Dediğiniz gibi asıl amaç zaten büyük resmi görmek.
O büyük resimden sonra ne yaparsanız yapın onu oturtabilirsiniz.
Bu alamda bayağı benzeriz.
Birilerinin hayatına dokunabilmek, birilerine açık olabilmek.
Ama hala daha gezebilirsiniz komutanım.
Geziyorum zaten. Tabii tabii yok yok.
Zaten geziyorum yine. Ama hani ta başından şimdi...
Tabii silahlı kuvvetlerde olmak gibi bir meslek yapınca bu mesleğin içinde de bir takım faaliyetleriniz var ama o size o serbestliği sağlamıyor yani.
Şu anda da tabii ben her fırsatta sürekli geziyorum, sürekli faaliyet içerisindeyim.
O anlamda söylüyorum.
Yoksa devam yani gezmekte sıkıntı yok.
Değil mi? Çok güzel bir şey zaten.
Böyle yeni kültürler tanımak, yeni yerler görmek, farklı insanlarla sohbet etmek.
Şuna benzetiyorum ben bunu.
Şimdi dalgıçlık da var ya bizde işte su altıcılık.
Suyun altında vertigo diye bir rahatsızlık yani su üstünde de var aslında da vertigo biliyorsun kulaktaki tüycüklerin o dengesini kaybetmesi sonucu insanın hani yer gök birbirine karışıyor.
Yani kedilerin bıyığını kesmek gibi bir şey yani.
Kediler de böyle yalpalar ya.
Ama sakın asla öyle bir şey yapmasın kimse.
Şimdi suyun altında eğer vertigo olursanız neresi satı neresi dip birbirine karıştığı için hava kabarcıklarını takip edersiniz.
Hava kabarcıkları otomatik olarak yukarı doğru çıkacak.
Burasıymış yukarısı diye oraya doğru gidersiniz.
Şimdi başka ülkeleri görmek, başka kültürleri tanımak insana aslında ya da gençlerimize şunu sağlamalı.
Satıh neresi o? Hava kabarcığını takip ediyorsunuz ya.
O size şunu söylüyor.
Ben bu hayatın neresindeyim?
Yani ben nasıl bir ülkede yaşıyorum?
Başka ülkelerde nasıl yaşayan insanlar var?
Ben onlara göre neredeyim?
Yani benim yerim neresi bu dünya küresinin üstünde?
Tabii ki sosyal medyadan ya da bugünkü görsellikle de bir takım şeyleri görebilirsiniz ama yani istediğiniz kadar şu ekrana bakın.
Amerika'yı anlamaya çalışın.
Ben New York'a gittiğimde hakikaten o binaların devasallığı, gözünüz farklı bir şey görüyor.
Demek ki bu buna benzer bir şeymiş diyorsunuz.
Ve o gittiğiniz kültürdeki iyi bir şeyleri kendi hayatınıza ve kendi toplumunuza taşımaya çalışıyorsunuz.
Onun için lazım yani başka ülkeleri görmek, başka insanları görmek.
Yoksa siz bir tek kendinizi bilirseniz neye göre konumlandıracaksınız?
Yani siz neredesiniz şu anda?
Göğe doğru mu gidiyorsunuz, dibe doğru mu gidiyorsunuz?
Yeriniz neresi? Ortada mısınız, sağda mısınız, solda mısınız, yukarıda mısınız, aşağıda mısınız?
Bilemezsiniz. Onun için o size referans olur.
Onun için de gezmek lazım aslında.
Evet. Bu da şeye cevap olsun.
Bir tane daha soru gelmişti.
Böyle bayağı genç bir izleyicimizden şey diye.
Gençlerin yurt dışına çıkması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hemen çıksınlar. Hemen hemen.
Başlar doğar doğamaz çıksınlar.
Ama şunu bir tek şöyle söyleyeyim.
Belki o soru başka zamanlarda da çeşitli şekillerde soruluyor da hani yurt dışında çalışalım mı, biz başka ülkelerde çalışalım mı anlamında soruyorlar.
Ben ona şöyle mesela cevap veriyordum birkaç sene önce, şimdi farklı cevap veriyorum.
Diyordum ki işte ülkenizi şu anlamda terk etmeyin.
Bu ülkeden işte hayır gelmez, biz işte burada yaşamak istemiyoruz, bizim gençliğimiz burada falan filan.
Onu yapmayın yani o değil ülkeden başka ülkeye gitme sebebi o olmasın.
Ama şimdi sizin bulunduğunuz yerde mesela değil mi Dublin'de benim başka kardeşlerim de var oradan irtibatta olduğum.
Başka ülkelerde başka genç kardeşlerim de var.
Onun yaptığı meslek itibariyle orada olması...
Hem kendisine hem oradan bizim ülkemize katkı açısından daha önemli.
O zaman onu destekliyorum.
Şimdi onu demiyorum artık yani eskisi gibi sakın gitmeyin falan.
Evet gidin çünkü sizin özünüz zaten burada yani.
Ve buraya siz bir katkı sağlıyorsunuz.
Türk gençlerinin de gidip işte sizin gibi oralarda olması, Amerika'da olması, Silikon Vadisi'nde olması, NASA'da olması ne kadar gurur verici.
Bu bunu yapabilecek kapasitedeki evlatlarımıza sakın ha gitmeyin demek değil yani gidin oralardan aldıklarınızı belki yarın öbür gün buralara taşıyacaksınız bizim ülkemizin geleceğini
daha güzelleştirmek için sizden sonra gelecek nesilleri güzelleştirmek için o anlamda tabii ki hem o anlamda da gidin hem gezmek görmek anlamında da lütfen gidin.
Ben de kesinlikle size aynı düşünüyorum bu konuda.
Buralardan öğrendiğimizi, buradaki tecrübelerimizi aslında getirip yine kendi ülkemize fayda sağlayabilmek.
Bilirsiniz Doğan Cüceloğlu, çok severek okuduğum bir eskalık mesela.
Doğan Cüceloğlu'nun Amerika'da 25 sene yaşadığı ve sonra o getirdiği tecrübeyi, şu an bize o sağladığı fayda paha biçilemez.
Benim de amacım bu.
burada yaşamaktaki mesela.
O yüzden çok güzel açıkladınız.
Teşekkür ederim. Hatta bunun arkasında şöyle de bir tane daha soru vardı.
Vatana hizmet yolunda size nasıl yardımcı olabiliriz diye bir soru var.
Bunu buraya bağladım. Bana mı yardımcı olacaklar?
Yani ben biraz bunu bütünsel olarak aldım.
Sizin nezdinizde biz neler yapabiliriz gençler olarak?
Şöyle şöyle. Şimdi efendim Bana sosyal medyadan özel yazan da çok kardeşim de var.
Kardeş de demeyeyim de evlat aslında.
Yani hakikaten 14-15 yaşında da yazan var.
17 yaşında, 16-18 böyle çok genç evlatlar yazıyor.
Vatana hizmeti sadece üniforma içerisinde.
Ben emekli bir asker olduğum için söylüyorum.
Üniforma içerisinde hizmet olarak düşünmeyin.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Mustafa Kemal Atatürk'ün bize gösterdiği ülkü de efendim.
İlelebet payidar olacak çizgide yaşayacağı her ne varsa onu yapacak her şey vatana hizmettir.
Yani şu anda senin bu yayını yapıyor olman da aslında vatana bir hizmet.
Yani buradan bizim ulaşabildiğimiz gençlerimizin bir tanesini iki tanesini olumlu yönde yani inşallah hepsini de olumlu
yönde hayata iyi bakmaya, kendini ifade etmeye.
tam kalıbını, boşluğunu doldurmaya yüreklendirebilirsek işte o da vatana hizmet.
Yani sen de şu anda vatanına hizmet ediyorsun, ben de hizmet ediyorum.
Ne yapıyor olursanız olun, yaptığınız işin bir kere en iyisi olmaya gayret edin.
En iyisi. Ama bu kimseyi karalayarak ya da kimseyi efendim ayağına çelme takarak değil.
Yani kendi olabildiğiniz en iyi olmaya çalışın.
O işi ne kadar iyi yaparsanız...
O kadar iyi vatanını da hizmet etmiş olursunuz.
Hatta askeri birliklerin kapısında bazen yazar böyle kocaman.
Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır diye.
O görev ne göre? İşte senin görevin şu anda bu yayını yapmaksa bunu en iyi şekilde yapmak.
Vatana en iyi şekilde hizmet etmek.
Onun için ne yapıyorlarsa onun en iyisi olsunlar.
Evet elimizden gelenin en iyisini yapmak aslında yapabileceğimiz en güzel şeylerden bir tanesi.
Komutanım çok güzel sorular da var.
Benim de sorularım var. Sizin de vaktiniz çok yok.
Zamanımız da çok yok çünkü.
Ama şu soruyu ben çok beğendim.
Bir kadın olarak özellikle.
O yüzden sormak istiyorum. Kendi sorumu sormadan önce.
Kadın asker olmak isteyen genç kızlara tavsiyeler demiş.
Çünkü askerlik biraz daha maskülen bir kurum ya bizim ülkemizde.
O yüzden bu soruyu özellikle sormak istiyorum.
Başka ülkelerin ordularında da yani bizde de uzun süredir var.
90'ların ortasında başladı zannediyorum yoğun bir şekilde.
Özellikle harp okullarında yetiştirilmeye başlaması.
Şu aralar durum ne çok açıkçası bilmiyorum ama silahlı kuvvetlere kadınlarımız girebiliyorlar.
Yani ben insanı kadın ve erkek diye ayırmıyorum.
Yani insan insandır. Eğer böyle bir silahlı kuvvetlerde de...
insanlar görev yapacaksa insan tanımının içerisinde evet kadın da olmalı erkek de olmalı hani tavsiye olarak ne olabilir tavsiyelik bir şey yok yani şimdi bu şeye benziyor yani bir
uçak uçarken efendim kadın pilotlarımız var mesela o kadın pilot diye o uçak ona aman efendim işte bu kadın kullanıyor da beni ben biraz daha müsamaha göstereyim işte kalkarken biraz daha işini kolaylaştırayım
inerken işini kolaylaştırayım falan demiyor yani bir uçak Uçmak zorunda, fizikle uçuyor.
O fiziği erkek de kullansa aynı şekilde uygulamak zorunda, kadın da olsa aynı şekilde uygulamak zorunda.
Ama onun getirdiği kas anlamında yani insan ırkı da evet kadın ve erkek kas oranı olarak o farktan dolayı bazen erkeklerin uzun
süre yapabildiği işleri kadınlarımız bazen daha kısa süre yapabiliyor.
Şunu da söyleyeyim yani öyle de kadınlar var ki artık spor ilmi de öyle bir hale geldi ki yani Allah'ım yarabbim bir fiskesiyle adamı yere yıkacak kadınlar da var.
Dolayısıyla o şey nedir onun ismi?
Belki yaptığı işin yoğunluğu hani kas yoğunluğu anlamında bir fark olacaksa belki biraz daha kadınlarımıza bir yük getirebilir.
Ama onun dışında birçok görev var silahlı kuvvetlerde.
İlla her görevde kas gücüyle yapılıyor değil.
Eğer yapmak istiyorlarsa tabii ki silahlı kuvvetlerimize girsinler.
Orada da aslanlar gibi görev yapacaklarını, Türk kadınının her yerde olduğu gibi orada da görev yapacağına inanıyorum.
Kesinlikle. Bu bakış açısınız çok güzel komutanım.
Yani şey olarak insan olarak değerlendirmek.
Kadın erkek değil ve biz bu yolda bayağı adım atıyoruz aslında.
Türkiye olarak konuşuyorum.
Dünya genelinde de aynı şekilde.
Ama daha biraz daha bu bakış açısını sindirmeye, içselleştirmeye biraz daha ihtiyacımız var.
O yüzden çok teşekkür ederim bu sözünüz için de.
Rica ederim. Onun dışında benim dikkatimi çeken bir şey var.
Sizin mesela diğer yayınlarınızı izlediğimde okuduğumda hep şeyi söylüyorsunuz.
Evrene güvenin.
Sürece güvenin.
Evrene ne yaparsanız size o gelir.
Ondan bahsediyorsunuz.
Ve o yüzden hani ben bununla alakalı da yaşam felsefenizde hani biraz daha mesela stoğacılığı da konuştuğunuz yayınlarınız var.
Bence güvenme aslında biraz daha spritüel değil de içsel bir şey.
Sizin buradaki görüşünüzü merak ediyorum ben.
Şimdi ben evet stoğa felsefesini çok önemsiyorum.
Aslında kendimin de bir stoğacı olduğunu stoğa felsefesiyle tanıştıktan sonra anladım yani aslında.
Ben de. Çünkü stoğacıymışız yani.
İkisinin arasında aslında bir denge olmak zorunda.
Yani kalbinizle aklınız arasında her zaman yani yüreğinizle, kalp demeyeyim de yürek daha güzel bir söz.
Yüreğinizle aklınız arasında bir denge olmak durumunda her zaman hayatta.
Bir tarafa fazla basarsa ağırlık oradan biraz sıkıntı oluyor.
Ama ben maalesef evet başarım da başarısızlığım da ya da başarısız demeyeyim de başka yollar denemek zorunda kaldığım birçok durumda da Biraz yüreğimin ağır basıp da hareket ettiğimi
gördüm. Yani orada biraz akıl devreden çıkıyor.
Yani aslında ikisini karşılıklı bir masanın iki tarafına oturtup konuşturmak lazım.
Yani yüreğiniz ne söylüyor, aklınız ne söylüyor?
İkisini anlaştırıp bir karara vermeniz lazım.
Ama benim bazen hayatımda yüreğimin ağır bastığı ve çabuk karar verdiğim durumlar var.
Orada şunu biliyorum.
Hep benim gözümde yani...
Aynı işte nasıl Doğan Cüceloğlu hocamız çok yıllardır bize böyle yazdıklarıyla söyledikleriyle rehber oluyorsa ben de siz yaşlardan belki çok öncesinden beri hani o kadar çok bu konularda
kitap okudum ki o kitapların belki isimlerini unuttum ama içinden aklımda kalanlar yani yüreğimde kalanlar şunu söylüyor bana.
Bir yola çıktığınızda siz o yola inanıyorsanız ve o çektiğiniz ta o yolun sonundaki fotoğrafı sürekli gözünüzün önünde tutuyorsanız Çok ilginç bir şekilde hayat size
yoluna çıkardığı insanlarla karşılaştırdıklarıyla, size sunduklarıyla şu mesajı veriyor.
Sen bu yola evet çok safiyane duygularla çıkmışsın, varmak istediğinde çok da güzel bir hedef var.
Evet ben de bunu görüyorum ve sana destek oluyorum.
Onu sürekli çıkartıyor karşımıza.
Garip bir şekilde böyle bir sihir gibi aslında biraz bu şeyin...
Sır isimli kitabı Rondi Powell muydu bir hanımefendinin sır diye bir kitabı vardır aslında bunu anlatacağız içerisinde.
Çok sihirli de bir şey.
Yani gençlerimiz de kendilerine bir hedef belirlediklerinde ya da varmak istedikleri yerin fotoğrafını çektiklerinde ona eğer gerçekten çok inanırlarsa emin
olun o bugün değilse bile yarın o fotoğrafa ulaşmak için hayat karşınıza.
Mutlaka birilerini çıkartıyor.
Senin bugün beni bu programa davet etmen de yani bir sebeple oldu.
İkimizin rotası ben hep öyle bakıyorum.
Bir yerde kesişti şu anda.
Bundan sonra kalan ömrümüzde de belki bir daha konuşuruz görüşürüz bilmiyorum ama birbirimize karşı aslında bir borç ya da bir bağ oluştu.
Bir sebeple çıktı yani.
Sen bir sebeple buldun beni benim yazdığımdan çizdiğimden.
Ben de senin vasıtanla...
Hiç tanımadığım birilerine ulaşıyorum.
İkimiz de kendimizce bir görev yerine getiriyoruz.
Ne o? Ben işte o artık yaşım itibariyle 55-56 yaşında, 80-90 yaşına geldiğimde nasıl bir Türkiye olsun, nasıl bir Türk gençliği olsunun fotoğrafını
çektim. O fotoğrafa inandığım için hayat da bana diyor ki bugün Emine ile bir program yapacaksın.
Çünkü o fotoğrafa ulaşmaya çalışıyorsun.
Bu da aslında bu sebeple oluyor yani bu konuşmada o sebeple oluyor.
Bunu istediği kadar denesinler hayatlarında gençlerimiz aynen de böyle olacak.
Bu benimle ilgili bir o fotoğrafla ilgiliydi.
Sen neyin fotoğrafını çektiysem ben de o sebeple sana aslında o fotoğrafa ulaşman için yardımcı oluyorum.
İkimiz de birbirimizi nihai fotoğraf için destekliyoruz aslında şu anda.
Kesinlikle öyle. Yani ben hayatta her şeyin bir sebebi olduğunu ve yaşadığımız süreç içerisinde de aslında hayatın bizim karşımıza getirdikleri kötüleri de olsa iyileri de olsa bir
sebepten dolayı öğrenmemiz, büyümemiz, gelişmemiz için getirdiğini düşünüyorum açıkçası.
Çok özür dilerim.
Orada sana bir şey aslında belki ilave edersem bakış açısı olarak.
Şimdi iyiyi de kötüyü de bir sebeple getirdiğini diyorsun ya.
O kötüyü kötü olduğunu gördüğün zamanı düşün.
Emin ol aradan bir müddet zaman geçtikten sonra o kötünün aslında bir kötülük olmadığını seni iyiye doğru götürmek için iyinin başka bir versiyonu, başka bir formu olduğunu
anlıyorsun. Yani kötü diye bir şey yok aslında.
Biz de artık dilimize alıştı bazen ben de refleks olarak bir şey için kötü falan diyorum ama o iyinin başka bir...
şekle bürünmüş hale aslında.
O olduğu için sen kendini daha iyiye doğru gitmek durumunda hissediyorsun.
Ben de öyle bakıyorum. Kötüye de bazen yapamıyorum bunu.
Ben de insanım sonuçta ama olabildiğince yapmaya çalışıyorum.
Doğru. Öyle olması gerekmiyor mu zaten komutanım?
Hani o bir tecrübe aslında dediğiniz gibi hani kötüden ziyade o bir tecrübe ve o olmasaydı belki şu an biz bugün olduğumuz biz olmayacaktık.
Mümkün değil. Tabii ki. Tabii.
O zaman son böyle çok güzel bir soru var.
Sizin bu çektiğiniz zirvede bağlantılı onu da sorayım ben size.
Şöyle bir şey demişler.
Zaman içinde değişen ve tekrardan şekillenen en büyük hayali nedir?
Güzel soru.
Bir daha söyle bakayım.
Zaman içerisinde değişen ve tekrardan şekillenen en büyük hayali nedir?
Güzelmiş bu soru ben dur bakayım şimdi biraz düşüneyim buna.
Keşke başta sorsaydım.
Evet program kitlenebilirdi şimdi kitlendim dur.
Şöyle zaman içerisinde şekillenen ve değişen hayalim aslında şu ben maalesef hani çok da artık hatırlamak da istemiyorum ama şu anda aslında
bakarken de gözümün önünde 3,5 sene.
Oradan dışarı baktığım bir fotoğraf var çalışma odamda cezaevindeki kaldığımız yerin parmaklıkları.
Yani onu bazen unutmamak için gözümün önünde tutuyorum.
O süreç zannediyorum hani ondan önce de öyleydi ama şöyle Türkiye'nin gerçekten demokratik, layık, gerçekten yasalarla parlamenter bir rejimle
yönetildiği bir Türkiye olması konusunda.
Böyle bir idealim var. O idealin içerisinde gençlerimizin çok rahat iş bulabildiği, onu çok güzel üretebildiği, kendilerini çok iyi ifade ettikleri, dünyadaki
yaşıtlarından, akranlarından kendilerini asla daha kötü görmedikleri, ülkemizin refah seviyesinin ekonomik anlamda çok daha iyi durumda olduğu, siyasi olarak, politik olarak çevresinde
gerçekten... Barış ortamının yaratıldığı gerçek anlamda tırnak içerisinde söylüyorum.
Gerçek anlamda yaratıldığı böyle bir Türkiye olması hayali hep gözümün önünde duruyor.
Şimdi o hayale ulaşmak için sürekli yollar deniyorum.
Bu fotoğraf orada duruyor.
O fotoğrafın yani görmek istediğim fotoğrafın içerisinde.
Fiziken benim olup olmamam değil, Türkiye'nin o fotoğrafının çekilmesi lazım, o fotoğrafının olması lazım.
Çünkü bizden sonraya da devam edecek bir sistem olması lazım ki biz de sonuçta hepimiz ölümlüyüz.
Yani bir gün bu hayat nasıl dünyaya geldiyse dünyadan da gideceğiz.
İşte giderken, gittikten sonra da o fotoğrafın devam edeceği bir hayalim var.
O hayale ulaşmak için ben de işte aynı o başında konuştuğumuz asla vazgeçme aslayı olumlu anlamda kullanarak sürekli yeni yollar deniyorum, yeni yöntemler deniyorum.
Herhalde zaman içerisinde en çok beni oyalayan son birkaç senedir.
2010'dan beri son 10 senedir bir bu hayalim var.
Ama o hayalimden de vazgeçmiyorum.
İnşallah o hayale de ulaşacağız.
İnşallah. İnşallah hep birlikte.
Umutluyum açıkçası. Tabii ki.
Fırıl fırıl gerekler olduktan sonra niye olmasın?
Tabii ki yani. Tabii ki biz de sizleri gördükçe biz de daha çok moral topluyoruz.
İyi geliyor bize de. Kesinlikle çok güzel bir böyle Ubuntu diye bir felsefe var bilir misiniz?
Duydum ama dur bakayım sen şimdi bir söyle tam olarak.
Duydum da şu an nedir desen diyecek durumda değilim.
Bir Afrika felsefesi bu birlik bütünlüğü kapsıyor.
Hani ben benim sen sen olduğun için bütünsel dünyada hepimizin birbirine ihtiyacı var.
Hatta ben sizin diğer yayınlarınızı izlerken şey aklıma geldi.
Bu SAT kursunda, SAT komando kursunda takım olmak üzere aldığınız eğitimlerde dedim ki bu tam bir Ubuntu aslında.
Dur ben bunu biraz daha çalışayım bakayım.
Güzel, harikaymış ama çok güzel.
Çok güzel. Evet, kesinlikle böyle birbirimize bağlı olduğumuz bir felsefe, olduğumuzu söyleyen bir felsefe.
Onun dışında, yavaştan kapatalım sizinle, çok vaktinizi almayayım.
Size 20 dakika diye söz verdim, 40 dakika oldu çünkü.
Evet, olur.
Olsun. Peki, o zaman çok teşekkür ederim komutanım.
Her zaman herkese sevgiler, saygılar sunuyorum.
Tekrar görüşmek üzere en kısa zamanda inşallah.
İnşallah. Çok teşekkür ederim.
Sağ olun. İyi günler olsun.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
