
Algıda Seçicilik Hayatımızı Nasıl Şekillendiriyor?
22 Nisan 2026 · 20 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Beyin her şeyi görmediği için seçiyor. Ama neyi seçtiği hayatın her alanını şekillendiriyor: kariyer fırsatlarını, ilişki örüntülerini, kendi hakkımızdaki hikayeleri. Bu bölümde algimizin hem bilimsel temeli hem de pratikte ne anlama geldiğini ele aldık.
Koçluk ön görüşmesi için:
Transkript
Hayatınızda şu an neye odaklanıyorsunuz ve bu odaklandığınız şey yüzünden neler görünmez oluyor?
Değişik soru değil mi? Ben bu soruyu kendime ilk sorduğumda bir tık tedirgin oldum.
Çünkü odaklandığım şeyi bilsem de nelerin görünmez olduğundan emin değilim.
Ve bence kimse tam olarak bilmiyor.
Ama son zamanlarda şunu fark ettim.
Aynı şeye odaklansak bile aynı şeyi izleyip, dinleyip, okuyup ne kadar farklı tepkiler veriyoruz değil mi?
Ne kadar değişik yerlerinden tutuyoruz aynı konuyu?
Buna bakış açısı farklılığı diyebilirsiniz.
Evet ama... Bir yandan da algıda seçicilik.
Çünkü içinde bulunduğumuz döneme, yaşadığımız tecrübeye göre ya da bulunduğumuz çevreye, etrafımızı kimlerle sarmaladığımıza göre farklı şekilde algılıyoruz aynı şeyleri.
İşte bugün biraz bu algıda seçicilik konusunu irdeleyelim istiyorum.
Herkese merhaba, ben Emine.
Gelişigüzel Hayaller'e hoş geldiniz.
Bugün irdelemek istediğim konu bilimsel açıdan çok zengin ama aynı zamanda çok kişisel.
Çünkü bahsedeceğimiz şey algıda seçicilik ya da İngilizcesiyle selective attention sadece bir nörobilim kavramı değil.
Kariyer kararlarımızı, ilişkilerimizi, kendi hakkımızdaki düşüncelerimizi ve hayatımızda neyi mümkün gördüğümüzü çok derinden etkiliyor.
Ve en güzel ya da en rahatsız edici yanı da diyebiliriz.
Şu çoğu zaman bunun farkında bile olmuyoruz.
Şimdi size çok bilindik bir deneyden bahsedeceğim.
Muhtemelen gördünüz. İzlediniz ya da duydunuz bu deneyi.
1999 yılında Harvard'dan iki psikolog Daniel Simons ve Christopher Chabris çok basit ama sonuçları çoğu insanı şaşırtan bir deney yapıyor.
Ne yapıyorlar? Katılımcılara kısa bir video izletiyorlar ve şunu soruyorlar.
Beyaz tişörlü oyuncuların pas sayısını sayın.
Video bitiyor. Pas sayısı soruluyor.
Çoğu insan doğru söylüyor ve sonra şu soru geliyor.
Videoda başka bir şey fark ettiniz mi?
Katılımcıların yaklaşık %50'si bu deneyin farklı versiyonlarına göre bazen daha da fazlası videonun tam ortasından yürüyerek geçen goril kostümlü birini hiçbir şekilde görmüyor.
Goril orada tam ekranda ve 9 saniye boyunca 9 ama birçok insan fark etmiyor.
Sonra da bu deneyin adını haliyle görünmez goril koyuyorlar ve ilk yayınlandığında bilişsel psikoloji Koleji dünyasını sarsmış bu deney.
Neden diye soracak olursanız da şu yüzden.
Çünkü insanlar gözleri açıkken bakmadıklarını göremezler diye düşünülürdü.
Ama şu kanıtlanmış oldu.
Göz nereye bakıyor olursa olsun beyin odaklanmıyorsa o bilgiyi işlemiyor.
Buna da inattentional blindness deniyor.
Yani dikkat körlüğü diye çevirebiliriz.
Ve bu sadece laboratuvarda olmuyor.
Günlük hayatımızın direkt içinde olan bir konu.
Aslına baktığınızda dikkat körlüğü Çok da kötü bir şey değil.
Hatta ihtiyacımız olan bir şey çünkü beynin hayatta kalmak için geliştirdiği bir mekanizma aynı zamanda.
Neden? Beyin her saniye yaklaşık 11 milyon bit bilgiyle bombardımana uğruyor.
11 milyon bit.
İnanabiliyor musunuz? Gözler, kulaklar, deri, iç organlar hepsi sürekli bize sinyal gönderiyor.
Beynimize sinyal gönderiyor.
Ama bilinçli farkındalığımız bu bilginin çok küçük bir kısmını.
Bazı tahminlere göre saniyede 40 ila 50 bitini işleyebiliyor.
Yani beyin sürekli seçim yapıyor, neyin önemli olduğuna karar veriyor ve bu karar verirken şu soruyu soruyor.
Şu an odaklandığım şeyle mi ilgili?
İlgili ise bu bilgiyi al, işle.
İlgili değilse arka plana at.
Bu arada kararla alakalı, karar yorgunluğuyla alakalı da bir bölüm çekmiştim.
Onu da çok sevmiştiniz. Eğer karar vermekten yorulduysanız ve gerçekten beyninizi, zihninizi daha doğru kararlar almak için kullanmak istiyorsanız o bölüme de bakabilirsiniz.
Konumuza geri dönecek olursak da psikoloji bu bahsettiğim şeyi özellik entegrasyon teorisiyle açıklıyor.
Anne Traceman'ın 1980'lerde geliştirdiği dikkat kaynaklarını nasıl dağıttığımızı anlatan bir çerçeveden bahsediyorum ve en basit haliyle söylüyorum.
Söyleyecek olursam da şu. Odak noktanız dışındaki şeyler var olmaya her zaman devam eder ama beyninizin ilgili dosyasına girmiyor.
Hep diyoruz ya görmekle bakmak aynı şey değil diye ya da duymakla işitmek aynı şey değil diye.
Tam olarak bundan bahsediyorum aslında bakarsanız.
Böyle süslü süslü havalı havalı bilimsel teorilerden bahsettiğime bakmayın.
Peki bunu günlük hayatımıza entegre edecek olursak.
Günlük hayatta bu dikkat körlüğümüz ya da odaklanmadığımız şeyler ne anlama geliyor?
Kariyerden başlayalım. Hatta önce şunu söyleyeyim.
Algıda seçicilik kariyer.
dünyasında fırsatları da engelleri de nasıl gördüğümüzü çok derinden etkiliyor.
Çünkü buradaki etkisi güçlü olduğu kadar sessiz.
Harvard The Economist Joshua Schwartzstein'ın araştırması şuna dikkat çekiyor.
İnsanlar kararlarını verirken yalnızca dikkat ettikleri bilgiyi kullanıyorlar.
Dikkat etmedikleri bilgi önemli ve var olsa bile gözümüzün önünde olsa bile o bilgiden öğrenmiyorlar.
Buna da seçici dikkat ve öğrenme tuzakları deniliyormuş.
Mesela kariyer değişikliği yapmak isteyen danışanlarımda gördüğüm ortak bir patenden bahsedeyim hemen size.
İlla değişiklik yapmak istedikleri alanın ya da ona yakın olan bir alanın okulunu okumak gerektiğine dair bir inanç var.
Neden diye sorduğumda ancak o şekilde değişiklik yapılacağını düşünüyor çoğu kişi.
Sanki onun okulunu bitirmezlerse ya da masterını yapmazlarsa kredibiliteleri olmazmış gibi düşünüyorlar.
Doğruluk payı kesinlikle var bu arada.
Hatta çok yüksek. Çünkü hepimiz bir hizmet alacağımız zaman ya da bir ürün alacağımız zaman o kişinin ya da o ürünün background brandına bakıyoruz, kişinin eğitimine bakıyoruz ama atladığımız bir şey var özellikle günümüz dünyasında transferable
skills yani transfer edilebilen yetenekler.
Bunu size şöyle bir örnekle açıklayacağım.
3 sene önce bana LinkedIn'den bir insan kaynakları uzmanı ulaştı.
O zaman tabii AI destekli mesajlar falan yok.
O yüzden de herkes herkese standart bir toplu mesaj atıyor.
Ama bu insanı ayıran şey şuydu.
Bu benim profilime bakmış.
Diyor ki sen kariyerinin yarısında satış yapmışsın.
Şu anda da LinkedIn'de insan kaynakları liderlerine işe alım danışmanlığı veriyorsun.
Platform üzerinden uygun yeteneklerini bulmalarını sağlıyorsun.
Yani ürünü biliyorsun. Satışı da biliyorsun.
Bu da seni aslında bayağı iyi bir rekrütür yani işe alımcı yapar.
Böyle bir kariyer değişikliği düşünür müsün?
Bilmeyenler için bir parantez açayım.
LinkedIn'in LinkedIn.com dışında o kaydırdığınız alan dışında 3 tane daha yazılım ürünü var.
Bunlardan bir tanesi B2B olarak işleyen bir işe alım platformu.
Kariyer.net gibi düşünün arka planda.
Ve LinkedIn'in gelirinin en büyük payı bu üründen geliyor.
Ben de bu ürünün nasıl kullanacağına dair insan kaynakları stratejisi, işveren markası stratejisi gibi eğitimlerini oluşturup bunlarla alakalı strateji danışmanlığı veriyordum.
Şimdi bana bu ulaşan kişi çok mantıklı bir yerden gelmişti aslında.
Evet benim işe alım tecrübem yok Ama satış ve recruitment aslında baktığınızda temelde aynı şey.
Birinde ürünü firmaya ilgili kişiye satıyorsun.
Diğerinde firmayı potansiyel bir çalışana satıyorsun.
Ve günümüzde birçok kurumsal firmanın çalışanlara LinkedIn üzerinden ulaştığını varsayarsak içeriden ürünü bilen, yetenek kazanımı dünyasına aşina ve piyasayı bilen birini daha önce o işi yapmamış olmasına rağmen
göz önünde bulundurmaları çok normal hatta mantıklı.
Şunu bile diyebiliriz o alanda mesleki deformasyonu olmadığı için.
Henüz daha farklı perspektiflerde getirebilir.
Yani demek istediğim şey şu.
Siz yıllarca bir alanda çalıştınız.
Belki takım yönettiniz.
Belki proje yönetimi yaptınız.
Belki çok farklı yetenekler geliştirdiniz.
Ve sadece kariyer değiştirmek için hepsini çöpe atıp sıfırdan bir okul okumaya gerek yok.
O yeteneklerinizi nasıl kullanabiliriz?
Onları nasıl entegre edebiliriz?
Bunlara bakmakta fayda var.
Ve içimden hep şunu düşünüyorum.
Yapay zekanın bu kadar her şeye dahil olduğu bir dünyada gün...
okul dışında da farklı yollarla öğrenme ve kendini geliştirme bir alanda uzmanlaşma imkanları varken ve hatta şu an dünyaya yön veren birçok teknolojik ürünü çıkaran çoğu insan da üniversite terkken
bu okul eğitim konusu son yıllarda bir tık evrildi sanki.
Ama şunu demiyorum kesinlikle tıp, psikoloji, beslenme uzmanlığı, belli başlı mühendislik alanları gibi spesifik lisans eğitimi gerektiren bir meslek olmadığı sürece bundan bahsediyorum.
Çok daha farklı alternatifler olabilir.
O alanın daha farklı bir kolu olur.
Baktığınız zaman sandığımızdan çok daha fazla alternatif var aslında.
Hemen bir örnek daha vereyim.
Ben bir ara veri bilimi üzerine bootcamp yapan bir firmaya grup koçluğu veriyordum.
Mindfulness, zaman yönetimi, stres yönetimi gibi soft skills dediğimiz türden eğitimleri kapsıyordu.
Bu aynı zamanda mindfulness eğitmenliğim olduğu için.
Ve o bootcamp'te öğretmenlikten, insan kaynaklarına, çevre mühendisinden tutun da daha birçok farklı mesleklerden gelip de data analisti olan ve O alana bayağı sağlam bir şekilde kariyer geçişleri yapan bir sürü
insan vardı. Yani komple kariyer değiştirmek istediğinizde de dediğim gibi belli başlı alanların dışında o kendi alanın içinde kaliteli donanımla eğitim veren bir sürü kurum var.
Kolay demiyorum kesinlikle.
Özellikle de şu an içinde bulunduğumuz politik, ekonomik durum ve belirsizlik de hiç kolay değil.
Bir yandan da yapay zeka çok hızlı bir şekilde ilerliyor.
Her göçen gün daha donanımlı olmamız gerekiyor ama bilmediğimizi bilmediğimiz ya da görmediğimiz, dikkatimizden kaçan nüanslar var diyorum.
Dikkat körlüğümüze dahil olan nüanslar var diyorum.
Az önce de dediğim gibi bir noktadan sonra odağınız çok daraldığında diğer her şey görünmez hale geliyor.
Bu arada bu tip kariyer değişiklikleri koşuluk seanslarında en çok üzerine çalıştığımız konulardan bir tanesi.
Eğer siz de kariyer değişikliği düşünüyorsanız ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız ya da transfer edilebilen yeteneklerinizi kullanarak hangi alanlara geçebilirsiniz?
Geçebileceğinizi neler yapabileceğinizi keşfetmek istiyorsanız benimle emineyesitmen.com slash koçluk adresinden her zaman iletişime geçebilirsiniz.
Aklınızda olsun. Açıklamalarda her zaman linki koyuyorum.
Evet benim algıda seçicilik konusunda kariyere bakış açım bu şekilde.
Bir de ne var? ilişkiler var.
Tabii ki çok daha kişisel bir yerden geliyor.
Biri bizim hakkımızda bir şey söylediğinde, bir yorum yaptığında, bizi eleştirdiğinde, bir şekilde bizi değerlendirdiğinde biz bunu çok içselleştirebiliyoruz ama şunu unutuyoruz genelde.
O insanın söylediği şey sadece sizin hakkınızda değil.
Aynı zamanda onun da hakkında.
O kişi o yorumu, o eleştiriyi, o şüpheyi, o andaki ruh hali, kendi geçmiş deneyimleri, insana okuma biçimi ve kendi hayat görüşüyle yapıyor.
Aynı sizin bir şeye baktığınızda kendi Odak noktanızda gördüğünüz gibi.
Karşınızdaki de kendi penceresinden bakıyor.
Tabi bu durum diğer insanların söylediğini geçersiz kılıyor demiyorum kesinlikle.
Bazı eleştiriler geçerli, bazı geri bildirimler çok değerli.
Bunlarla da alakalı bir sürü bölümüm var bu kanalda dinlemek isterseniz.
Ama temelde şunu söylemek istiyorum.
Her aldığınız geri bildirimi ya da eleştiriyi de körü körüne alıp içinize koymak zorunda değilsiniz.
O onların algısı. Sizin gerçeğiniz değil.
Algıda seçicilik kavramı ilişkilerde bu noktada iki yönde çalışıyor.
de tehlikeli olabiliyor çok uca giderse.
Birincisi aşırı odak.
Ne demek istiyorum? Karşımızdakinin düzenli olarak yaptığı ve bizi sinir eden bir şey var ve ona odaklandığımızda o hep böyle yapıyor, o beni hiç dinlemiyor, o zaten hep geç kalıyor gibi demeye başladığımızda, eleştirdiğimizde
diğer davranışları arka plana çekilebiliyor.
Çünkü biz dikkatimizi o belirli davranışları kitliyoruz ve diğerlerini görmezden geliyoruz.
Bunun bilimsel adı confirmation bias, doğrulama yanlılığı bölümlerde sık sık bahsediyorum bu teoriden.
Bir inanç oluşturdu. Beyin o inancı destekleyen kanıtları arar.
Bu kadar basit. Çelişen kanıtları da görmez ya da biraz daha böyle halı altına süpürür.
İlişkide bu şöyle görünebilir.
Diyelim ki partneriniz sizi dinlemedi birkaç kere dinlemiyor.
Partnerinize karşı sen beni hiç dinlemiyorsun inancı oluştuğunda bundan sonra dinlemediği her an kaydoluyor.
Dinlediği anlar gözden kaçabiliyor ve zamanla o tablo tek taraflı bir hale geliyor ve bunu görmek de zorlaşıyor.
İkincisi de bence bu bir tık daha az konuşulan bir şey eksik odak.
Bazen ilişkilerde görmemiz gereken şeyleri görmüyoruz.
Sinyal veriyor, red flagler havada uçuşuyor ama biz ya çok aşık oluyoruz ya başka bir şeye odaklanmış oluyoruz.
Ya da belki o ilişkinin varlığı bize bir şekilde güven veriyor.
Hayatımızda başka bir şeye odaklanmış oluyoruz ve kaçırıyoruz.
Bu az önce bahsettiğim Harvard'da goril deneyini yapan...
kişilerin çalışmasını gerçek hayata taşıyan bir araştırma var.
Onda da şöyle bir şey var.
Boston'da bir polis memuru soyguncuları kovalarken yolun diğer tarafında yaşanan bir kavgayı görmüyor ve onu görmediği için yargılanıyor.
Çünkü insanlar şöyle diyor nasıl görmeyebilirsin ki sen polissin, senin işin bu.
Doğru olabilirler ama deneyin gösterdiği de zaten tam olarak bu.
Odağın başka yerde ise gerçekten görmüyorsun ve gerçek hayatta bu her şeye işliyor, her şeye sirayet ediyor.
Mesela şöyle bir düşün. Siz ilişkiniz içerisinde neye odaklandınız, ne için koşturuyorsunuz, neyi planlıyorsunuz, üretiyorsunuz, sürekli hallediyorsunuz ki yanınızdaki insanın en bariz şeylerini iyi
ya da kötü görmüyorsunuz.
Bu da bu tarafın sorusu olsun.
Evet peki başka ne konuda etkiliyor bizi bu algıda seçicilik diye soracak olursanız sadece kariyerimiz ve ilişkilerimiz değil tabii ki kendi hakkımızdaki düşüncelerimizi de şekillendiriyor.
Kendimize anlattığımız hikayelerimizi de şekillendiriyor.
Diyelim ki siz kendinizi yeteri kadar cesaretle özgüven ya da donanımını görmüyorsunuz.
Ben cesaretsizim, ben yapamam, ben beceriksizim gibi bir inancınız varsa bunu illa kendinize sesli söylemeye gerek yok ama diğer anlar arka plana düşüyor.
Eğer kendinizi çok fazla eleştirme gibi bir eğiliminiz varsa yine diğer anlar arka plana düşüyor.
Çünkü beyin o inançla uyuşmadığı için kayıt almıyor.
Kendini gerçekleştiren kehanet bölümünde bunun detaylarına değinmiştim.
Dileyenler oraya da bakabilir ama benim burada genel hatlarıyla demek istediğim şey şu.
Dikkat bir hikayeyi doğrulayan kanarı seçiyor ya ve o hikaye zamanla gerçek hissettiriyor.
Çünkü gerçekten de kanıtlanmış gibi görünüyor.
Kendi hakkımızdaki hikayeler, öz saygımız, da öz değerimizle, öz güvenimizle doğrudan bağlantılı.
Şöyle düşünün öz güven nedir aslında?
Psikoloji bunu çok net bir şekilde tanımlıyor.
Kendi yeterliliklerinize dair sahip olduğunuz inanç.
Öz saygı daha derin. Kendinizi ne kadar değerli gördünüz diyebiliriz herhalde değil mi?
Ve özdeğer bunların altındaki zemin, koşulsuz, performanstan bağımsız, var olduğunuz için taşıdığınız değer hissi.
Hepsiyle ilgili detaylı bölümler mevcut bu kanalda.
Onlara bakabilirsiniz bu bölümden sonra.
Ama bunların hepsini alıp şöyle bir algıda seçicilik tabanına koyduğum zaman nasıl işliyor?
Düşük öz saygısı olan biri için beyin tam bir seçici dikkat makinesine dönüşüyor.
Başarılar, tesadüf ya da herkes yapardı kategorisine girebilir.
Başarısızlıklar, ay zaten hep böyle oluyor olabilir.
Ya da övgüler. gözden kaçar eleştiriler kristal netliğinde görünür ama övgüler çok daha fazla kabul edilmez itifaklar kabul edilemez işte burada kendimize dair algımızın inşa
ettiği bir döngü oluşuyor ve o döngünün kırılması için önce görmek gerekiyor.
Algınızın hangi kanıtları seçtiğini, hangilerini attığını bilmek gerekiyor.
Yine seanslarımda fark ettiğim şeylerden bir tanesi böyle benzer konular üzerine çalışırken bazen şunu yapma gereği hissediyorum.
Çalıştığımız konuya göre tabii ki en güçlü, en özgüvenli, en değerli hissettikleri anları soruyorum danışanlarıma ve çoğu insan düşünmek zorunda kalıyor biliyor musunuz?
Bazıları yok gidiyor ama konuştukça çıkıyor çünkü var.
Sadece dikkat o anlara hiç yönelmemiş ya da alışkın değiliz o anlara zikir.
Ve o anların farkına varınca kendimize ait algımız, hikayemiz de değişmeye başlıyor.
O yüzden bence algıda seçici konusunda ilk bakacağımız yer kendimize dair, kendimize ait düşüncelerimiz, kendimiz hakkında ne söylediğimiz.
Bunu hallettikten sonra kariyer ve ilişkiler zaten bir tık daha kolay oluyor.
Peki Emine iyi hoş anlattın, anladık.
Peki günlük hayatta ne pratikler yaparız, nasıl daha geniş çerçeveden bakarız diyorsanız hadi gidelim.
Gelin birazcık da orayı irdeleyelim.
Burada çok net olmamız gereken bir konu var arkadaşlar.
Algıda seçiciliği ortadan kaldırmak mümkün değil kesinlikle.
Beyin seçmek zorunda.
Bu mekanizma olmadan işleyemez.
Amaç zaten onu kaldırmak değil.
Amaç kimin seçtiğinin farkında olmak.
Bölümün başında bahsettiğim Harvard'daki deney çok ilginç bir şey daha gösteriyor.
O da şu. İnsanlara önceden beklenmedik bir şey görebilirsiniz diye söylendiğinde gorili görme oranı dramatik bir biçimde artmış.
Sadece bir uyarı bakın. Sadece dikkat.
Evet başka şeyler de var dendiğinde oluyor bu.
O yüzden kendinize şunu sorabilirsiniz.
Ben şu an bunu böyle algılıyorum.
Şu an böyle bir durumun içindeyim.
Başka neler olabilir? Ya da bir şeye yaklaşırken nasıl daha geniş bir açıdan bakabilirim gibi düşünebilirsiniz.
Emine ben o hengamenin içerisinde bunu nasıl hatırlayacağım derseniz haklısınız da o zaman şunu da deneyebilirsiniz.
beden aracılığıyla dikkati genişletmek.
Çünkü hissettiğiniz her duygunun bedende bir karşılığı var.
Mindfulness derslerinde mesela şunu çok yaparız biz.
Eğer ki belli bir duygu hissediyorsan o duyguyu vücudunun neresinde hissettiğine bir odaktan.
Ne oluyor orada? Göğsü mü sıkışıyor, karnın mı ağrıyor ya da omuzlarında bir ağırlık mı hissediyorsun?
Çünkü bedenimiz bize bir şeylerin yanlış olduğunu zaten söylüyor eğer dinlemeyi bilirsek.
Ve ondan sonrasında da onun hangi duyguyla beraber geldiğini, hangi düşüncelerin bunu tetiklediğini bütünsel bir açıdan bakabiliyorsunuz.
Ki bunu sadece mindfulness tarafından bakmayın.
Filozof Maurice Ponti fenomenoloji ve varoluşçuluk alanında uzmanlaşmış bir filozof kendisi.
O da aynı şeyi söylüyor.
Diyor ki bilinç beden ve dünya arasında.
bir ilişki var ve algının bedensel deneyimle kurulduğunu savunuyor.
Algı fenomenolojisiyle tanınıyor zaten.
Dileyenler bu kitabına da bakabilir.
Ve biz dünyayı nesnel olarak görmüyoruz.
Beden ve deneyim üzerinden kendi yaşanmış tarihimizin prizmasından görüyoruz diyor.
Yani kısacası şunu demek istiyorum.
Bilincimizden yararlandığımız kadar bedenimizden de yararlanabiliriz.
Algıda seçicilik konusunda bir tık daha ilerlemek istiyorsak yani bir tık daha geniş açıdan bakmak istiyorsak.
Onun dışında bence Benim de en çok faydalandığım şeylerden bir tanesi ve bence en önemli olan şeylerden biri de başkalarıyla konuşmak.
Yani size yakın olan, sizi seven, sizin iyiliğinizi isteyen insanlardan bahsediyorum.
Çünkü başka bir insan öyle bir yerden bakıyor ki onların gördüğü sizin gözünüzden kaçmış olabiliyor ve size farklı bir tarafı gösterebiliyor.
Billie Eilish'in Yanılmıyorsam Everything I Wanted isimli şarkısında şöyle bir söz var.
Yani diyor ki Eğer kendini nasıl gördüğünü değiştirebilseydim?
seni neden hak etmediklerine şaşırmazdın.
Bence çok haklı. Evet arkadaşlar bir bölümün daha sonuna geldik ve bölüm açılışındaki sorumuzu tekrarlayalım.
Şu an hayatınızda neye odaklanıyorsunuz ve bu odak yüzünden neler görünmez oluyor?
Cevabı hemen bulmak zorunda değilsiniz.
Sadece soruyu gittiğiniz yere kendinize taşıyın bir süre.
Umarım bu bölümden keyif almışsınızdır.
Sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
