
Aktif Dinleme | Ne Kadar İyi Bir Dinleyicisiniz?
20 Haziran 2023 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Etkili iletişimin en önemli bileşeni olan aktif dinleme nedir? Standart Dinleme eyleminden nasıl ayrılır ve hayatımıza, ilişkilerimize katkısı ne olur? Bu bölümden neler öğreneceksiniz? Aktif dinlemenin temel prensipleri ve teknikleri, etkili iletişim kalıplarını kullanarak aktif dinleme becerilerinizi geliştirmeyi, sözsüz iletişimin önemini keşfedecek ve beden dilini nasıl doğru okuyabileceğinizi, ilişkilerinizi güçlendirmek için aktif dinleme tekniklerini kullanmayı öğreneceksiniz. Empati kurma becerilerinizi geliştirerek daha anlayışlı bir iletişim sağlayabileceksiniz.
Bu bölümü kimler dinlemeli? İletişim becerilerini geliştirmek isteyen bireyler, çiftler ve aileler, liderler ve yöneticiler... Artwork: Muriel Bertile
*
E-bülten üyeliği linki
https://emineyesilcimen.com/podcast/
Ücretsiz ön görüşme ve koçluk detayları
https://emineyesilcimen.com/kocluk/
Transkript
Herkese merhaba, Gelişigüzel Hayaller'e.
Hoş geldiniz, ben Emine.
Bu hafta en sevdiğim konulardan biri olan...
Aktif dinleme becerisinden bahsetmek istiyorum.
Evi Klasası'nda dediği gibi iki kulağımız bir ağzımız var.
Yani konuştuğumuzun iki katı dinlememiz gerekiyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Bunu ne kadar becerebiliyoruz?
Yalan yok. Hepimiz konuşmayı, anlatmayı, paylaşmayı seviyoruz.
Ama sevdiğimiz bir şey daha var.
Dinlendiğimizi bilmek. Anlaşılmak.
karşımızdakinin bizi anladığını hissettiğimizde gelen o güzel duygu, o rahatlama hissi.
Şimdi sizden bir ricam var.
Bir dakikanızı ayırın ve gerçekten duyulduğunuzu, anlaşıldığınızı hissettiğiniz bir anı düşünün birisiyle sohbet ederken.
Birinin böyle sizi dinlediğini, içten dinlediğini, sizi gerçekten önemli hissettirdiği bir anı düşünün.
Ne hissetmiştiniz o zaman?
Ne kadar güzel bir duygu değil mi?
Anlaşılmak, dinlenmek.
Bizim buna ihtiyacımız varsa karşımızdakilerin de aynı oranda dinlenmeye ihtiyacı yok mu?
Tabii ki var. O yüzden iyi bir dinleyici olmak gerçekten hem duyumlu ilişkiler kurma anlamında hem de karşımızdaki insanlar hakkında onların duyguları, düşünceleri, hayatları ile alakalı bilgi almak, iyice
öğrenmek için elsem bir beceri ve kesinlikle geliştirilebilir bir beceri.
Nereden biliyorum? Tabii ki kendimden biliyorum.
Eğer ben susmayı bilmeyen bir insandan ana işi iyi dinlemek olan bir koç olabildiysem ve dinlemeyi öğrenebildiysem inanın bana herkes yapabilir bunu.
Ciddi söylüyorum bu arada.
Hatta şöyle bir anım var.
Vakti zamanında arkadaşlarımdan bir tanesi bana şey demişti.
İzin verirsen ben de konuşabilir miyim lütfen demişti.
Ve o kadar utanmıştım ki anlatamam size.
Onu geri bildirim olarak alıp daha fazla dinlemeye çalıştım ama tabii ki de üzerine çok çok çalışmam.
Ama günün sonunda dediğim gibi herkesin geliştirebileceği bir beceri.
Tabii ki eskisini oradan daha fazla dinliyorum ama Allah'tan bu podcast'ı da yapıyorum da konuşma ihtiyacımı burada gideriyorum.
Şaka bir yana. Gerçekten iletişimde yanlış anlaşılmaların, yanlış iletişimin, iletişim kazalarının temel nedeni genellikle bizim dinlemeyi bilmememizden ya da duyduklarımızı tam
olarak... anlamamamızdan, kendimize göre yorumlamamızdan kaynaklanıyor.
Ve tabii ki dünyayı nasıl algıladığımıza göre kendi açımızdan değerlendiriyoruz.
O yüzden de aktif dinleme etkili iletişimin anahtarlarından bir tanesi.
Ama biz ne yapıyoruz? Ya aynı anda birkaç iş yaptığımız için yüzeysel veya otomatik plotta dinliyoruz insanları ya da karşımızdakinin sözü bittiğinde biz ne diyeceğimizi düşünüyoruz aklımızda, onu hesaplıyoruz ve karşımızdakini
can kulağıyla dinlemiyoruz.
O yüzden de böyle iletişim kazaları olabiliyor haliyle.
Peki şimdi en baştan başlayacak olursak aktif dinleme nedir Emine diye sorarsanız gelin bakalım Uluslararası Dinleme Derneği aktif dinleme ile dinleme arasındaki farkı nasıl aktarıyor bize.
Şimdi derler ki dinleme eylemi sözlü veya sözsüz mesajları alma, anlama ve o mesajlara karşılık verme süreci.
Aktif dinleme eylemi ise karşıdaki kişinin anlaşıldığını ve düşüncelerine değer verildiğini hissedebilmesi için dikkatlice dinlemeyi ve empatik olarak yanıt vermeyi içeren terapitik
bir mikro beceri diyor Uluslararası Dinleme Derneği.
Ne kadar güzel değil mi? Aslında herkes bunu yapabilse, insanlar dinleme becerilerini, konuşma becerilerini, iletişim becerilerini bir tık daha geliştirebilse dünya gerçekten daha güzel bir yer olabilir.
Şimdi diyebilirsiniz ki Emine hayat ve insanlar beni o kadar yoruyor ki bir de bu kadar efor sarf edip kalan bir gıdım enerjimi de neden aktif dinleme ile harcayayım?
Neden biliyor musunuz? İlişkilerinizi, dünyayı algılama biçiminizi...
Problemleri, hayata karşılaştığınız problemleri çözme becerilerinizi ve daha iyi karar verme yetilerinizi geliştirmek için.
Daha iyi bir seviyeye ulaşmak için.
Çünkü birini aktif bir şekilde dinlediğimiz zaman bu her yerde olabilir.
İkili ilişkilerimizde olur, şirkette olur.
Böyle bir becerimiz olduğunda aktif olarak dinlediğimizde karşılaştığımız insanları güven inşa ediyoruz.
Ve diğer kişinin düşüncelerini, duygularını önemsediğimizi gösteriyoruz.
Aynı durumda karşımızdaki de bize bu şekilde yaklaşıyor.
Çünkü değer gördüğünü hissediyor.
Ve orada daha anlamlı, daha doyumlu bir ilişki oluşturabiliyoruz.
Ya da bir şeyi kavga dövüşü halletmekten ziyade huzur içinde biraz daha sakin çözebiliyoruz.
Birazdan daha derin değineceğim ama asıl aktif dinlemenin benim gözümde en değerli birleşenlerinden bir tanesi de yargılarımızdan arınarak dinleyebilmek.
Diğer kişinin bakış açısını daha kolay anlamamızı sağlıyor.
Kendimizi o kişinin yerine koymak ve yargılamamak.
Tabii ki de çatışmalarını daha kolay çözüyoruz.
Böylece ani tepki vermek yerine önceden oluşmuş tecrübelerimizle bir tepki vermek yerine duygusal zekamızı kullanarak tepki veriyoruz.
Bu arada duygusal zeka ile alakalı da...
Aktif dinlemeyle çok ilgili olduğunu düşündüğüm tabii ki de bir konu olduğundan dolayı bir bölümüm var geçtiğimiz sezonlarda.
Eğer ilginiz olursa onu da mutlaka dinleyin derim bu bölümden sonra.
Evet bence yeteri kadar aktif dinlemeyi güzeledik.
Şimdi gelelim. Günlük hayatımızda aktif dinlemeyi nasıl uygulayabiliriz?
Bunun belli başlı yöntemleri var.
Bunlar nelerdir? İlki ve en basit yöntemi arkadaşlar duyduklarınızı yansıtmak.
Aktif dinlemenin ya da etkili dinleme deyin ne derseniz deyin en belirgin, en kolay yollarından bir tanesi dinlediğiniz kişiye doğru anlayıp anlamadığınızı belirtmeniz ve sormanız, geri bildirim istemeniz.
Bu gerçekten çok kıymetli bir yöntemdir.
Karşınızdaki kişinin düşüncelerini, fikirlerini ya da duygularını doğru bir şekilde yakalamanızı sağlar.
olası iletişim kazalarının da önüne geçer.
Çünkü biz bazen anlamıyoruz.
Anlamadığımızı zannediyoruz tamam ya neyse deyip geçiyoruz ama anlamadığımız zaman sormak çok kıymetli.
Hem karşıdaki anlaşılmış hisseder yani onun anlattığına değer verdiğimizi hisseder hem de şu durumdan çıkarız ben bunu böyle anlamıştım.
Bazen sormaktan çekinebiliyoruz sanki dinlemediğimizin bir göstergesiymiş gibi ya da sanki sorarsak anlamıyormuşuz gibi sanki zekamız kıtmış gibi bir izlenim vereceğinden çekiniyoruz ama yanlış anlamaktansa onu teyit
etmek çok daha kıymetli ve dediğim gibi karşıdaki insan anlaşılmış hissediyor.
Değer görmüş hissediyor. Aslında pozitif bir etkisi var.
Bununla alakalı çok güzel bir örneğim var.
Bundan önceki şirketimde benim bir mentorum vardı.
Bazen mentorluk yapıyordu bana. Bazen koçluk yapıyordu.
Harry. Harry'e ne anlatırsam anlatayım.
Cümleyi şöyle açıyordu. If I understood you correctly.
Yani eğer seni doğru anladıysam bana alan açıyor.
Yani diyor ki ben seni doğru anlamamış olabilirim ve sen beni düzelt.
Bence bu çok kıymetli çünkü ben anlamadığını düşündüğüm zaman aslında ben şöyle demek istemiştim diye düzeltiyorum ve o gerçekten beni doğru bir şekilde anladığından emin oluyor.
Bunun faydası ne? Birincisi karşı taraf beni iyi anlıyor.
Ben de onun beni iyi anladığından emin olup daha emin bir şekilde sohbete devam ediyorum.
Ve o sohbet her iki taraf için daha değerli daha anlamlı oluyor.
Düşünsenize karşınızdaki insan sizi böyle heykel gibi dinliyor.
Hiçbir şekilde böyle yansıtma yapmadan mimik yok, beden dili yok, sözü bir şekilde anladığına dair bir kanıt yok, belirti yok.
O zaman... Anlatan kişiyi tedirgin eder bu konu değil mi?
Yani şöyle düşünün ben bunu anlatıyorum ama geçiyor mu acaba karşı tarafa ne dediğimi anlıyor mu acaba diye.
Şeyi çok iyi hatırlıyorum ben ilk yine eski işime başladığım zaman benim badim vardı bana yardımcı olacak bir çocuk ve o kadar koyu bir İngiliz aksanıyla konuşuyordu ki yani size anlatamam.
Ben de dört göz böyle gözlerimi açıp mimiksiz bir şekilde tek ona odaklanıyorum ya böyle dinliyordum çocuk.
Bir gün çocuk şey dedi anlıyorsun değil mi ne dediğimin adı?
O kadar utandım ki. Neden dedim anlamıyormuş gibi mi duruyorum?
Yani yanlış anlamam ama gerçekten anlamıyormuş gibi duruyorsun dedi.
Halbuki ben aksanı çok koyu olduğu için cümle kaçırmamaya dediği her şeyi anlamaya çalışıyordum.
Ama tabii ki böyle heykel gibi durup gözlerimi açarca çocuğa baktığım için çocuk herhalde benim bir şeyleri anlamadığımı düşündü.
Ki bu da beni aktif dinlemenin diğer bir birleşeni olan sözsüz iletişime getiriyor.
Şimdi... Sözsüz iletişim demişken aslında bizim iletişimimizin %55'i sözsüz iletişim yani beden dili.
Önümüzdeki hafta bu konuyu...
Konuşacağım için çok fazla detaya girmeyeceğim ama söylemek istediğim burada tek bir şey var.
Karşı tarafa bedeninizle onu dinlediğinizi, anladığınızı hissettirmek.
Nasıl yapabiliriz bunu? Mesela bedenimiz, gövdemiz karşı tarafa dönecek şekilde.
Kollarımızı bağlamamak, göz teması kurmak, başımızı onaylamak bunlar sadece birkaç tanesi.
Dediğim gibi önümüzdeki hafta bununla alakalı bir bölümümüz olacak.
O yüzden bildirimlerinizi açmayı unutmayın.
Bir de sözsüz iletişimden konu açılmışken burada bir parantez açmak istiyorum.
aktif dinlemede 3 seviye var.
Birinci seviyede içerik seviyesine dahil olarak dinlersiniz.
Ne demek istiyorum? Duyduğunuzu kendi içinizde işlediğinize, kendi zihninizde işlediğinize göre otomatik olarak algılar ve ona göre yanıt verirsiniz.
Yani sizin Nasıl düşündüğünüze, ne hissettiğinize ve söylenenleri nasıl anladığınıza göre yanıt verirsiniz.
Birinci seviye biraz daha sohbet ettiğimiz kişi hakkında olumlu ya da olumsuz yargılarda bulunduğumuz bir dinleme şekli.
Kişiyi gerçekten duymayabiliyoruz burada.
Onun yerine sahip olduğumuz ön yargı çerçevesinde duymak istediğimizi duyuyoruz ya da anlamak istediğimizi anlıyoruz.
Böyle dinlemenin konuşmacıdan çok dinleyiciyle ilgili olması durumlarında büyük iletişimsizlikler meydana gelebiliyor işte.
Hani bir söz var ya karşınızdakinin sizi anladığı...
Bence bu söz birinci seviye dinleyenlere söylenmiş bir söz bu arada.
İkinci seviye dinlemeye gelelim.
ve gerçek bir ilgiyle dinlemeye başladığımız bir noktaya geliyoruz.
İçten sorular soruyoruz, gerçekten ilgileniyoruz, aktif bir şekilde onları dinlediğimizi belli ediyoruz.
Haliyle karşımızdaki kişi de gerçekten duyulduğunu hissettiği için derin bir ilişki düzeyi üretme eğiliminde bu ikinci seviye dinleme.
Hani en başta demiştim ya gerçekten duyulduğunuzu hissettiğiniz bir ana geri dönün diye.
İşte bu ikinci seviye dinleme.
Siz dinleyiciyseniz de dinleyici olarak iç diyaloğunuzu, yargılarınızı, fikirlerinizi ve önerilerinizi kapatıp karşınızdaki kişiye onun ne istediğine, onun ihtiyacına ve
ne hissettiğine odaklanıyorsunuz.
O sohbet deneyimi zaten çok daha farklı bir boyutta oluyor.
Bunu daha çok en böyle çok değer verdiğimiz kişilerle, en yakın arkadaşlarımıza yaşadığımız bir seviye diyelim buna.
Bir de üçüncü seviye var.
Hani ikinci seviye zaten...
Baya güzel şeyler içeriyor.
Nasıl üçüncü seviye olabilir derseniz de o da şöyle küresel veya bağlamsal dinleme olarak adlandırılıyor.
Çünkü burası holistik bir dinleme alanı.
Ne demek istiyorum? Burada üçüncü seviye dinlemede sözcüklerden daha fazlasını fark ediyoruz.
Kelimelerin ardındaki tonalite, ruh hali.
Tempo, enerji, duygu gibi ince ayrımları da takip ediyoruz.
Sadece beden dili değil orada karşımızdakinin enerjisini de görüyoruz.
Doğal olarak tabii ki ikinci seviyeyi kapsıyor ama...
Çok daha bütünsel bir şekilde ruh-beden-zihin ile dinleme olarak düşünebilirsiniz bunu.
Şimdi buradaki parantezi kapatıyorum ve devam edecek olursak diğer bir aktif dinleme yöntemi de açık uçlu soru sormak.
Bu neden önemli? Çünkü birine evet ya da hayır cevabını duyacağınız sorular sorduğunuzda muhabbet orada bitiyor.
Ama açık açık sorular sorduğunuzda insanlar kendilerini daha rahat ifade edebiliyorlar.
Daha fazla detay verebiliyorlar size.
Ve aktif dinlemenize de yardımcı oluyor haliyle daha fazla detay vermeleri.
Ve tabii ki onlar daha fazla detay verdikçe, daha fazla açıldıkça siz de...
Daha fazla soru sorabiliyorsunuz.
Ne demek istiyorum açık uçlu soru olarak?
Mesela bana bundan biraz daha bahseder misin?
E sen ne düşünüyorsun bunun hakkında gibi.
Bir tık daha böyle kişileri düşünmeye ve ondan sonra biraz daha fazla detay vermeye teşvik edecek şeyler.
Ya da sorudan bağımsız şunu da yapabilirsiniz.
Biraz daha anlat.
Eee daha daha. Bakın bu bizim kültürümüzde olan bir şey.
Ama gerçekten çok işe yarayan bir şey.
Benim direktörüm bana bunu yapıyor.
Biz işte ayda bir görüşüyoruz, oturuyoruz.
Diyor ki... Anlat bakalım neler oldu.
Bakın çok geniş bir kapsam.
Bana bırakıyor. Benim hayal gücümü ve benim ne anlatmak istediğimi bırakıyor.
Ben başlıyorum anlatmaya. Ondan sonra bana diyor ki tell me more.
Yani daha ne oldu?
Bizim e daha daha. Ben böyle anlattıkça anlatıyorum, anlattıkça anlatıyorum.
Bir de tavrı, vücut dili, bana yaklaşımı o kadar güzel ki, o kadar şefkatli bir tondan yaklaşıyor ki.
Ben onunla konuşurken kendimi hep anlaşılmış hissediyorum.
Sanki ona bir şeyimi anlattığımda bir şeyler çözülecekmiş gibi hissediyorum.
Ve böyle anlatıyorum, anlatıyorum.
Beni böyle hiç bozmadan...
Kesmeden dinliyor, sakin sakin.
O kadar hoşuma gidiyor ki onunla konuşmak.
Bilmiyorum böyle büyülü bir şeyler yapıyor ki normalde ben o kadar açılmam.
Anlattıkça anlatasım geliyor.
O yüzden sabırlı olmak, bir sonraki aktif dinleme becerisi buna geleceğim.
Sabırlı olmak, sakince dinlemek, karşınızdakinin sözünü kesmemek de çok çok önemli.
Çünkü karşınızdakine şu mesajı veriyorsunuz.
Ben buradayım, seni dinliyorum, anlattıklarını duyuyorum.
Öbür türlü karşınızdakinin sözünü kestiğiniz zaman karşıdaki kişi bu sefer içine çekiliyor.
Anlatmak istemiyor. Hevesi kaçıyor.
Düşünsenize birisi sürekli sizin sözünüzü kesiyor.
Sürekli kendinden bahsediyor.
Ben mesela orada kapanıyorum.
İki kere üst üste sözüm kesildiği zaman daha da muhabbeti devam ettirmiyorum.
Orada kendi tarafıma dönüyorum.
Geçtiğimiz günlerde böyle bir şey yaşadım hatta.
Onu da anlatayım size. Ama ben bu sefer dinleyici ya da anlatan değil gözlemciydim.
İki tane arkadaşım. Yeni tanıştırdım onları.
Böyle sohbet ediyorlar ama sohbet...
Bir diyalogdan ziyade bir monolog.
Çünkü bir tanesi ağzını açtığı an diğeri böyle kesiyor.
Ay kaynımda da var gibi tavırla anlatıyor da anlatıyor.
Sonra diğeri geri dönmeye çalışıyor.
Toparlamaya çalışıyor. Cümlesini bitirmeye çalışıyor.
O hala bölüyor da bölüyor.
Ve şunu gördüm. Yani sözü kesten insan vücut diline bakıyorum.
O kadar gerginleşti.
Sonra bir yerden sonra konuşmayı bıraktı.
Kızardı falan. Rahatsız oldu.
Ama tabii sözünü kesen o kadar farkında değil ki.
Çünkü o kadar kendine odaklanmış bir şekilde.
Kendinle alakalı bir şeyler.
bahsetmek istiyor ki.
Bakmıyor da zaten beden diliyle ya da göz temasta kurmadan bahsediyor.
Hiç görmedi bile onu.
Bir ara ciddi ciddi bölüp ya bırak da konuşsun diyesim geldi.
Ama demedim. Onları kendi haline bıraktım.
Böyle izledim. Bana biri böyle yapsa ben de gerçekten konuşmayı keserim.
Çünkü hevesi kaçıyor. İnsanın hevesi kursağında kalıyor.
Niye anlatayım ki beni dinlemeyen birine?
O yüzden birinin sözünü kesmemek aynı şekilde birinin sözünü tamamlamamak da çok önemli.
Diyelim ki insanlar konuşurken yavaş konuşuyor.
Şimdi artık günümüz çağında yavaşlığa hiçbir şekilde tahammülümüz yok ya.
Ama yavaş konuşurken bir noktada arkada düşüncelerini toparlıyor belki.
O arada siz 2-3-5 saniyelik boşlukta çat diye araya girip o kişinin sözünü tamamlarsanız gerçekten onu deyip demeyeceğini bilmediğiniz için genelde de zaten farklı bir şey söyleyecek oluyor.
Karşı Taraf yine bu sefer.
Biraz daha karşısındakinin sabırsız olduğunu hissediyor.
E tamam ben burada bitireyim konuşmayı diyor o zaman.
Ben de bunu şöyle öğrendim. Mesela mülakatlara girerken düşünüyordum ki ne kadar hızlı ve seri bir şekilde cevap verirsem o kadar daha iyi olduğum düşünülür.
Bir gün mülakata girdiğim müdürlerden bir tanesi bana şey dedi.
Düşünmek için vaktin var.
O yüzden acele etme. Sana bir soru sorduğunda anında cevap vermek zorunda değilsin.
O beni gerçekten bir noktada aydınlattı.
Çünkü konuşurken de bu sefer insanları daha fazla gözlemlemeye başladım.
Düşünmeden konuşanlarla, düşünerek ne söyleyeceğini tartarak konuşanlar arasında gerçekten çok büyük fark var.
O yüzden de karşınızda birisi eğer ki yavaşlıyorsa, birkaç saniye bekliyorsa o sessizlik boşluklarına saygı duyun.
Genel olarak bu sessizlik boşluklarından çok hoşlanmayız değil mi?
bir sessizlik varsa hep o boşluğu doldurma ihtiyacı hissederiz ama bırakın o sessizlik orada bir otursun.
Her iki tarafta bir dinlensin, nefes alsın.
Bir sonraki diyeceğini düşünsün.
Bu da aktif dinlemenin yöntemlerinden ve gerçekten de çok güzel yöntemlerinden bir tanesi arkadaşlar.
Ve son olarak da yargılama.
Az önce demiştim biraz daha derine ineceğim diye şimdi.
Bir kişi size bir şey anlatırken hem sözcüklerinizle hem beden dilinizle gerçekten açık olduğunuzu belirtmek karşı tarafın rahatlaması, ona alan açtığınızı bilmesi ve kendini
daha iyi ifade edebilmesi için çok önemli.
Çünkü eğer karşı taraf düşüncelerini paylaşırken kendini rahat hissetmez, yargılanacağını, eleştirileceğini düşünürse Tabii ki de size hiçbir şeyini anlatmaz.
Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken bana şöyle bir şey söyledi.
Çok dikkatimi çekti o da. Bana eskiden her şeyini anlatıyordu.
Ortak bir arkadaşımızdan bahsediyor.
Sonra dedi anlattığı bir şey benim çok hoşuma gitmedi.
Ben de birazcık tepki gösterdim onun erkek arkadaşıyla ilgili.
O günden sonra bana hiçbir şey anlatmamaya başladı.
Halbuki o sevdiği bir arkadaşını koruyucu bir tavırla yaklaşmış konuya.
Ve tabii ki onun iyiliğini düşünerek müdahale etmiş ama karşı taraf yargılandığını...
hissettiği için bakın iletişimi kesmiş ve uzun süre hiçbir şey anlatmamış ona.
Eminim yaşayanlarınız vardır.
Ben de çok yaşıyorum. O yüzden de özellikle değer verdiğiniz bir kişi ise düşüncenizi söylemek çok kıymetli tabii ki ama bunun da bir üslubu var.
Bunun da farklı bir tonu var.
O yüzden de eğer karşı taraf sizinle konuşurken size bir şey söyledikten sonra kendini açıklama gereği hissediyorsa bakın bu da göstergelerden bir tanesidir.
Kendini ya geri çeker bir daha anlatmaz.
İkincisi de kendini açıklama gereği hisseder.
Ben bunu mesela yeni çalışmaya başladığım danışanlarımda fark ediyorum.
Bana bir şeyler anlatırken bir noktadan sonra söyledikleri şeyi açıklama gereği hissediyorlar.
Ya da neden öyle düşündüklerini ya da neden öyle davrandıklarını.
Daha tanışmadığımız için şunu düşünüyorlar diye ben.
fark ediyorum. İçten içe benim onları yargılayacağımı düşünüyorlar ve bu noktada karşı tarafı biraz daha sakinleştirebilirsiniz.
Burası senin güvenli alanın. Burada yargı yok.
İstediğin kadar açık olabilirsin.
Ya da çok normal insanız.
İnsanın doğalı bu. Gibi böyle karşı tarafı biraz daha sakinleştirecek sözlerle bunun normal olduğunu belirterek onlara alan açabilirsiniz ki yargılamadığınızı bilsinler.
Ya da tabii ki de yargılayıcı cümlelerden, sözcüklerden kaçınarak bunu yapabilirsiniz.
Bu arada hepimizin yargıları var.
Dünyaya zaten bir yargı meşin olarak geliyoruz ve şu ana kadar yetiştirilme tarzımız, öğrendiklerimiz, okuduklarımız hepsi bize bir yargı oluşturuyor.
Yargılamamak, böyle tamamen nötr bir tarafta olmak çok mümkün olmasa da bence bunun üzerine çalışabiliriz ve bunu en güzel uygulayacağımız alanlardan bir tanesi.
ikili ilişkilerimizin olduğu alanlar bence.
Benim en çok faydalandığım tabii ki yöntemlerden bir tanesi mindfulness yargılarımdan arınmak için.
Diğeri de duygusal zeka.
Onu da zaten en başta Şimdi genel olarak ne yapmamız gerektiğinden bahsettik.
Çok azcık ne yapmamamız gerektiğinden de bahsettik ama benim burada eklemek istediğim birkaç tane daha şey var.
Bir tanesi şu tavsiye verme olayı.
Tavsiye isteyene verilir arkadaşlar.
Anlıyorum biri bize bir derdini anlattığı zaman özellikle çözüm odaklı bir insansak ve o sevdiğimiz biriyse yardımcı olmak istediğimiz biriyse biz orada bir müdahale edip böyle yapsana şöyle yapsana diyoruz.
Tamamen iyi niyetten kaynaklı ya da tavsiye vermeye başlıyoruz.
Ama karşımızdakinin istediği şey o olmayabilir.
Çoğu zaman karşımızda bize bir şey anlatan insanın tek ihtiyacı dinlenmek.
Gerçekten biri onu can kulağıyla dinlesin istiyor.
O kadar. Zaten aksini talep ederse size onu soracaktır.
Sizden zaten tavsiye istiyorsa bana akıl ver diye gelir.
İlla böyle dilinizin ucuna geldiği bir tavsiye vermek istiyorsunuz.
Çok faydalı olacağını düşünüyorsunuz karşı tarafa.
O zaman durup belki şu soruyu sorabilirsiniz.
Peki şu an neye ihtiyacın var?
Bakın güzel bir soru.
Karşı tarafa tamamen büyük bir alan açıyor.
Tavsiye derse zaten sizden tavsiye isteyecekleri ve siz de dilediğiniz gibi ne düşünüyorsanız söylersiniz.
Ama aksi takdirde tavsiye istemeden insanlar size bir şey anlatırken bence şöyle yapmasın, bence böyle yapmasın demek kendinizden paylaşın.
Hoşunuza gidiyor mu? Ben hiç hoşlanmıyorum mesela.
Ben sana bir şey anlatıyorum ve sen sürekli sözümü kesip bana diyorsun ki şunu şöyle yapmalıydın, bunu böyle yapmalıydın.
Orada benim için muhabbet bitmiştir.
Bir sözümün kesilmesi bir de istemeden tavsiye verilmesi bence aktif dinlemenin önündeki en büyük engellerden ikisi.
Yavaşça toparlayacak olursak sonuç olarak...
Aktif dinleme etkili iletişimin en büyük bileşenlerinden bir tanesi.
Dikkatimizi karşıya vermek, ilgi göstermek, doğru sorular sormak, açık uçlu sorular sormak, geri bildirimlerde bulunmak, anladığımıza emin olmak ya da birisini dinlerken gerçekten telefona bakmamak.
Bakın burası çok önemli. Çok söylemedim.
Aslında hepimiz biliyoruz ama ister istemez yapıyoruz bazen.
Karşımızdakine tamamen dikkatimizi vermek.
Bunlar önemli şeyler. Böylece gerçekten daha anlamlı ilişkiler inşa edebiliriz.
Karşı tarafın bize güvenmesini sağlayabiliriz.
İletişim kazalarının önüne geçebiliriz.
Günlük ilişkilerimizden tutun da daha karmaşık ilişkilerimize kadar aktif dinleme gerçekten hayatımızı kolaylaştıran bir beceri.
Ve dediğim gibi tamamen geliştirilebilir bir beceri.
Şimdi ben size bunlarla alakalı iki tane kitap önereceğim.
Bir tanesi Budist monk Thich Nhat Hanh'ın İletişim Sanatı kitabı.
İkincisi de Kate Murphy'nin You're Not Listening.
Kate Murphy'nin bu kitabı sanıyorum ki Türkçe'de yok.
İngilizce okumak isteyenleriniz varsa o şekilde okuyabilirsiniz.
Ama dinleme becerisini geliştirmek istiyorsak eğer en basitinden başlayacağımız yer kendimiz.
Kendi alışkanlıklarımız, kendi tepkilerimiz, bunlara dikkat ederek başlamak.
Birisini dinlerken...
Onu dinleyelim ama kendimizin de farkında olalım.
Nasıl dinliyorum ben? Şu an ne yapıyorum?
Nasıl duruyorum? Bakışım nasıl gibi?
İyileştirme yapmamız gereken alanları kendimiz belirleyebiliriz.
Biraz daha kendimizi daha fazla gözlemleyerek diğer insanları gözlemleyebiliriz.
Ya da sevdiğimiz insanlardan geri bildirim alabiliriz bu konuyla alakalı.
Ondan sonra pratik yapabiliriz.
Bugün benim bahsettiğim konulardan da bahsettiğim yöntemlerle de pratik yapabilirsiniz.
Zamanla ve pratikle ilişkilerimiz ve iletişim becerilerimizin üzerindeki olumlu etkilerini kesinlikle ve kesinlikle...
Umarım bu bölümden keyif almışsınızdır.
Umarım ufak da olsa bir şeyler katabilmişimdir bugün size.
Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın. Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
