
Empati sadece bireysel değil, kurumsal bir beceri de olabilir mi? Kurumsal iletişim liderimiz Nilgün’le empatik uyumun ekip yönetiminden karar almaya, iletişim tonundan iş birliklerine kadar nasıl dönüştürücü bir güç olduğunu konuşuyoruz.
👉 Bizi sosyal medya kanallarımızdan da takip etmeyi unutma: Tıklayın
Transkript
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Ben TürkNet ekibinden Ceyhun.
Bugün sizlerle birlikte empati konuşacağız ve karşımda çok değerli bir konuğum var.
Kurumsal iletişim ekibi liderimiz Nilgün bizimle.
Nilgün hoş geldin. Hoş bulduk Ceyhun.
Nasılsın? İyiyim, heyecanlıyım biraz.
Bakalım nasıl geçecek program?
O kadar net belli oluyor ki.
Öncesinden de o kadar net belli oluyor ki.
Bu konuyu bayağı konuşmak istedin.
En başından itibaren podcast'ı yapmaya başladığımız ilk gününe itibaren Nilgün diyor ki empati konuşmak istiyorum diyor.
Empati konuşmak istiyorum diyor.
Biz de ona empatiyle yaklaştık ve bugün bunu konuşuyoruz.
Beni çok iyi anladınız.
Seni anlamamak zaten mümkün değil.
Nilgün bugün fiber sosu sohbetini içen ne var?
Bugün bu podcast'ta ne var?
Aslında burada bugün ne konuşacağımızı ben önce bir...
Konsepti bir tık değiştirerek sana sormak istiyorum.
İlk soruyu daha doğrusu sana yöneltmek istiyorum.
Arkadaşlar Nilgün beni kendi silahımla vurdu şu an.
Bugün empati konuşacağız.
Evet empati konuşacağız.
Empati aslında bireysel olarak sosyal hayatımızda kullandığımız bir iletişim yöntemi.
Ama iş dünyasında da çok çok önemli bir yer edindi.
Gerek rekabette, gerek müşteri memnuniyetinde, gerek veri analizinde.
Ama ondan önce ben sana bir soru sormak istiyorum Ceyhuncuğum.
Bu kadar popüler bir kavram haline gelmesini, empatinin neye bağlıyorsun ve sence gerçekten empati nedir?
Çünkü şey de duyuyoruz işte yapay empati, karanlık, empati ve benzeri aslında bu işi çok abartırsak kişiye nasıl zarar verdiğine yönelik de yeni yeni şeyler duymaya başladık.
O yüzden ben önce senin...
bir psikolog şapkanla empatiyi anlatmanı isterim.
Neden o günümüzde daha önemli hale geldi?
Evet, psikolog şapkan ilk kez ortaya çıkıyor.
Burada. Evet efendim, ben psikoloji mezunuyum.
Ve bunu bu şekilde de konuşabiliriz.
Empati dediğimiz kavram esasında senelerdir olan bir kavram.
İnsanların ihtiyaçları artık yani Maslow'un ihtiyaçları yararsını az buçuk hepimiz hakimizdir.
Temel ihtiyaçlar bittikten sonra artık güvenlik ihtiyacına geçince artık sevme sevilme ihtiyacına gelmeye başlıyor ve bu konu iyice iletişime dönüyor.
İhtiyaçlarımızı karşıladıkça bu iletişim tarafına geçtiğimizde de başkasını anlama ve bunu dünyada yaşayabilmek için başkasıyla beraber ilerleyebilme, onu tanıma, davranışlarına, dürtülerine hakim
olmamız gerekiyor. Bu yüzden empati kavramı birazcık daha ön plana çıktı.
Çünkü ihtiyaçlar tamam, artık sırada etkileşim ve iletişime geçtiğimiz ve bunlarla beraber...
Daha da güçlendiğimiz bir dünyanın içindeyiz.
Etkisi tamamen bundan kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Aynı zamanda da okuduklarım da bunu da destekliyor.
Neden bana böyle bir soru sorduğunla başladığını tahmin edebiliyorum.
Yani beni kendi silahımla vurdun.
Ama bunu dinleyicilerimiz de duysun da istiyorum.
Peki sen, topu şimdi sana çevireyim.
Bir kurumsal iletişim profesyoneli olarak neden bugün empati konuşmak istedin bizimle?
Çünkü... Şöyle ben yıllar önce bir kitap okumuştum.
Arno Groen'in Empatinin Yitimi kitabı.
Ve orada aslında empati kurmanın gerek işte çocukluktan başlayarak hatta sebepsiz çocuk ölümlerine kadar yol açtığını gördüm ve inanılmaz şaşırmıştım.
Ve Arno Groen'e göre empatiyi yitirdikçe kutuplaşıyoruz, birbirimizden uzaklaşıyoruz, çatışmalar başlıyor.
Yani seni anlayabiliyorum.
ben buradayım diyebilme yetisini kaybetmeye başladı insanlar.
Bu da bizi sosyal hayatımızdan gittikçe uzaklaştırmaya yönlendirdi.
Diğer taraftan bunu pek çok marka gördü.
Yani empatinin sadece bireysel bir erdem olmadığını iş dünyasında kullanılabilecek özellikle pazarlama, iletişim alanında hatta bence finans alanında dahi kullanılabilecek
bir gizli bir silah haline geldi.
Burada sana ekleme yapayım. Çünkü insana dair olan her şey esasında insanı daha da çekiyor.
Yani artık dünya daha global ve insana dair bazı şeylerden, bazı noktalardan çekiştiriliyor.
Evet, daha korumacı, daha sınır çizen bir noktaya doğru gidebiliyor.
Ama bu sınır çizebilen gibi bir noktaya gidiş tarafındansa hepimiz daha evrensel ve daha insana dokunan şeyleri daha fazla seviyoruz.
Duygu daha da arttı çünkü.
Bravo, çok güzel özetledin.
Mesela artık eskiden kurumlar sadece anlatandı ama artık şeyi görüyoruz, kurumların anlayan ve duyan olduğunu görüyoruz.
Hatta yani isim vermek istemezdim ama Apple bence bambaşka bir örnek.
Apple'ın bütün ürünleri empatik.
Apple'ın bütün teknolojik inovasyonları empatik.
Yani aslında senin ihtiyaçlarını senden önce görüp ürün geliştiriyor.
Yani iPhone çıktığında...
Hangimiz bu scroll şeyini ilk anda sahiplenebildik?
Ama sonrasında gördük ki bu aslında bizim hayatımızı kolaylaştıran, sadece scroll için söylemiyorum, iPhone'un tüm özellikleri, iPad için yani geliştirdiği tüm ürünlerde aslında insanı anlamak var.
İnsanın ihtiyacını anlamak var.
O yüzden... Ki şirketin vayı da zaten bunun üstüne değil mi?
Apple'ın tüm vayı, tüm sistem bunun üstüne.
İnsanın sorunlarını çözelim ki buradan da tabiri caizse yürüyelim.
Anlamı şey olarak ilerliyor.
Yani çok güzel bir satış stratejisiyle beraber gidiyor insan anlayarak.
Ama bu satış olmadığında da zaten anlatış şekilleri de vay üstünden gidiyor.
Bir de inanılmaz bir güven yaratıyor yani kullanıcıyla.
Aslında biz çok Apple örneği veriyoruz ama birazdan da değineceğim.
Turknet de empatik bir marka.
Ve neden empatik olduğunu ve nasıl uygulamaları üzerinden anlatmaya çalışacağım diyeyim.
Bu esasında benim de hep böyle aşk brandlerim yani aşk markalarım.
Çok garip oldu aşk brandlerim.
İngilizce kullanmayayım dedim yarısı yarıyı kullandım.
Aşk markalarım var love brandlerim.
Bunlarda da öyle yani seni anlıyoruz, seni tanıyoruz.
Moddolarına sahip olan tüm şeyleri çok seviyorum.
Burada da benim için mesela Spotify'da beni az buçuk tanıyorsun.
Devamlı müzik dinleyen, devamlı.
Çalma listesi yapan birim ve devamlı benim için geliştiriyor bunu ve bunu benim için yaptığını biliyorum yani.
Daha da iyi bir UX'e yani kullanıcı arayüzüne sahip olayım diye yapıyor.
Esasında bana da burada bir empatiyle yaklaşıyor.
Aslında paradoksu görebiliyor musun?
Bir tarafta dijitalleşme ve sanal bir iletişim yani app'ler işte teknolojik cihazlar artıyor.
Ama bir taraftan da bu markalar işte az önce saydığımız iki markada aslında teknoloji markası bana göre.
Spotify için özellikle söylüyorum.
Ve bu markalar duyguya önem veriyor.
Yani o aradaki uçurumu kapamaya çalışıyorlar belki de.
O yüzden empati bu kadar da gündemde oluyor olabilir.
Tabii ki ben bu işin uzmanı değilim.
Ben sadece bu işin gönüllüsüyüm ve bu işin savunucusuyum açıkçası.
Ama bir iletişim uzmanısın bunu da es geçmeyelim.
Teşekkür ederim. Yani başka birkaç mesela araştırma da aslında vermek isterim.
Yani empatiyi...
Neden konuşmamız gerekiyor?
Bir kere şu da var.
Empati iyi hissetmek de değil sadece.
Yani sosyal bir tutkal yani insanları birbirine bağlayan bir şey.
Böyle olduğu zaman da iş birliğini teşvik edip sosyal normların uygulanmasına da yardımcı oluyor.
Birbirimizi anladıkça birbirimizin sınırlarına geçmek, birbirimizin kırmızı noktalarını görmek gibi.
Mesela MIT'nin bir araştırması var.
Beyin senkronizasyonu yüksek ekipler karmaşık problemleri %64 daha hızlı çözüyor.
Bence bu inanılmaz bir oran.
Mesela orada bizden taraf düşünürse bu örnek üzerinden, biz müşteri bizi aradığında internetim kesildi dediğinde aslında biz sadece orada onu duymuyoruz.
İşte çocuğun sınavına hazırlanamayacak, ben toplantıma giremeyeceğim.
İşte onun hayatında oluşacak sorunları ve hissettiği endişeyi de anlıyoruz.
O yüzden empatik bir markayız diyorum kendimize.
Peki Nilgün sen buradaki liderlerden birisin.
Günlük iş yapışında empatiyi nasıl kullanıyorsun?
Karar alma, ekip yönetimi ya da iletişim dilinde nasıl bir rol oynuyor?
MIT'deki araştırmayı da attım cebime.
Ondan sonra insanların burada bizden olan beklentilerini attım.
Senin günlük hayatın nasıl değişiyor burada empatiyle birlikte?
Yani ben nasıl biriyimden başlıyor aslında konu.
Şimdi iletişimcinin sahip olması gereken bir takım beceriler, soft skill dedikleri.
Beceriler olması gerekiyor.
Bunun içinde anlayış, karşı tarafı anlama, iş birliği, doğru anlatabilme, mesajı doğru verebilme.
Yani bir şeye anlatmak var, anlatmak var.
Bir kere bir iletişimcinin bu becerilere sahip olması gerekiyor öncelikle.
Ben hani tamamen sahip miydim bu işi okula ilk 18 yaşında girdiğimde?
Değildim. Tabii ki bunu zamanla geliştiriyorsun.
Diğer taraftan da markayı anlatabilmek, hedef kitleyi anlayabilmek bence...
En önemli şey bir iletişimci tarafında.
Biz mesajlara çalışırken, işte bir takım kriz iletişimi yönetimi yaparken, sosyal medyayı yönetirken ve bazen sizinle birlikte çalıştığımız iç iletişim
çalışmalarında hep aslında empati kuruyoruz.
Yani ben en azından bunu yapmaya çalışıyorum.
Mesela sadece işimi yaparken değil, iş arkadaşlarımla da empati kurmaya çalışıyorum.
Ekibimle de empati kurmaya çalışıyorum çünkü...
Bence insanlar eşsiz.
Hatta ben böyle liderlik eğitimleri alırken en çok sorduğum şey danışmanlara bu oluyor.
Yani sizin bu söylediğiniz şey benim ekibimde geçerli olmayabilir.
Çünkü benim ekibimdeki karakterler çok farklı.
Ve eminim başka ekiplerde de bu olabilir.
Tabii ki genel geçer bazı kurallar var.
Ama detaya indiğinde ekiple iletişimde, iş arkadaşında iletişimde de empatik olman lazım.
Karşındaki kişiyi iyi tanıyor olman lazım.
Ve bence şirketle de empati kurabilmek önemli.
O da zamanla oluyor galiba bir şey söyleyeceksin.
Aynen hemen burada liderlikle ilgili bahsetmek istediğim şeyler var.
Burada yine şapkamı geri takayım.
Buyurun. Ondan sonra liderlikte duygusal zekanın normal IQ'ya göre daha yüksek etkili olduğu ortaya çıkıyor bir araştırmada.
Daniel Goleman'ın bir araştırmasında.
Duygusal zekası yüksek olan liderlerin liderlik performanslarının ve ekip üstündeki etkilerinin daha fazla olduğu ortaya çıkıyor.
Bu araştırmada da duygusal zekan etmenlerinden biri de işte öz farkındalık var, öz kontrol var, sosyal beceriler var.
Bir diğeri de empati.
Yani ekibiyle empati yapabilen lider ekibi üstündeki etkisi çok daha fazla oluyor.
Buradan da şunu da söyleyebiliriz.
Ya bunlar soft skill'lerdir.
Yani o yüzden de gelişime açık olan tarafta ya bunlar geliştirilebilir şeyler olduğu için bunu bu şekilde bahsedebilmek de çok daha rahat.
Yani doğuştan gelmeden arkadaşlar bunu geliştirmek hepimizin elinde.
Empatik olmak. Hepimizin elinde diyebiliriz.
Hani burada da. Aynen.
Empatik olabilirsiniz yani.
Umudunuzu kesmeyin diyelim.
Ki bahsettiklerine biraz durumsal liderlikle ve diğer liderlik teorileriyle de çok da örtüşüyor.
Teşekkür ediyorum ekibin üstündeki yarattığın etki için.
Ben kendi gezilerimde de gördüğüm için.
Empatik bir lider oldun ve bizimle empatik bir şekilde çalıştığın için teşekkür ederim.
Ben de bu empatik sözlerin için şu an beni inanılmaz mutlu etti.
Ve daha motive ettin şu an konuyu.
Aynen. Ben de sana teşekkür ederim.
Rahatladım farkındayım yani.
Birbirimizin gözü içine bakıyoruz arkadaşlar.
Empati konuşuyoruz ama empatin hala içindeyiz.
Evet aslında empatinin şeyleri de var.
Yani yöntemleri mi diyeyim ne diyeyim bilemedim.
Aynen Erol. Hani nasıl sen güldüğünde, kahkaha attığında karşı tarafa da bulaşıcı deniyor ya.
Bu da empatik bir davranış aslında.
Biz de şu an Ceyhun'la arada bunu yapıyoruz.
Yapıyoruz. Enerji sesine de geçiyordur bu arada.
Aynen. Peki. Şimdi senin alanına döndük en son.
Şirket üstündeki etkiyi konuştuk.
Yani kurumsal iletişim tarafında empati nasıl bir karşılık buluyor?
Kurumsal iletişim yani iletişim zaten adı üstünde iletişim.
İletişim kurabilmenin en önemli yöntemi olarak konuştuk seninle empatiyi.
Bir de markanın daha insan odaklı.
Çünkü artık ne dedik?
Markaları duyan ve anlayan olarak görmek istiyor tüketici.
Ve hatta bir sürü araştırma da var biliyorsundur belki.
Sosyal etki projeleriyle.
Sürdürülebilirlik projeleriyle toplumu anlayan, toplumun yanında olan, toplumsal sorunlara duyarlı olan markalar gerek borsada, gerek finansal tabloda, gerek satışta, gerek işte
love mark dedik orada daha yüksek oranlarda etkileşim alıyor yani kullanıcısıyla.
Çok daha iyi oranlara sahip oluyor.
Burada bir iyileştirici etkisi var empatinin.
Mesela sadece hedef kitle dediğimiz kullanıcı, tüketici değil tüm paydaşlarla.
Etkili bir iletişim kurabiliyorsunuz.
Biz de biliyorsun hani çalışan işveren markası dışında tüm paydaşları hemen hemen dokunan bir birimiz.
Onların hepsini tek tek anlıyor olmamız gerekiyor.
Diğer konuda biz mesela markalardan gelen ben bugüne kadar pek çok hani 20-25 yıldır çalışıyorum.
daha iyi, onun duygularını anlayarak nasıl daha iyi verebilirim?
Me odaklanıyorum.
Örneğin biz yeni bir dil çalıştık.
TürkNet'e ben buraya gelir gelmez böyle bir proje verildi.
Diğer birimlerden pek çok arkadaşımla birlikte yaptık ve burada bambaşka TürkNet'in gerçekten kullanıcısının anlayabileceği, sevebileceği, senli bir dil oluşturduk.
Ve ben sonra şeyi gördüm.
Yani senli dilin ayna neronları harekete geçirdiğini.
Ve insanların bu dili daha samimi bulduğunu ve hatta bu tarz yazılan mailler ve içeriklerin açılma oranının %40'ın çok daha üstünde.
%40'ın da üstünde olduğunu gördüm.
Yani doğru bir adım atmışız.
Bir kere dili. Diğer konu kriz.
Kriz iletişim yönetiminde de biz kullanıyoruz.
Zaten bütün iletişimciler de kullanıyordur.
Çünkü burada hep bir altın oran vardır.
Özür dile, empatik kur ve çözüm öner.
Yani hep de söylenir biliyorsun işte.
kabul et yanlış yaptıysan hata yaptıysan kabul et aslında markayı biraz daha insan gibi göstermek insan becerileri kazandırmak bu da bizim işimiz burada da en önemli şey empati oluyor ne dedik krizde
kullanıyoruz mesajlarımızda kullanıyoruz dilimizde kullanıyoruz sosyal etki projelerinde kullanıyoruz aslında yani benim işimin temelinde var ilk aklıma gelenleri sana saydım ki bu bahsettiklerinde
yani bizim içeride de cidden yaşayarak kendi ekibimiz arasında da yaptığımız şeyler yani Bir problem olduğunda, bir hatamız olduğunda özür dilemekten asla çekinmeyiz.
Ondan sonra bu dediğimiz sen dili zaten bizim komple hep içimizde var.
İçeride nasılsa dışarıya da aynı bir dille beraber çıkıyoruz.
Bu da zaten tamamıyla bizim şeffaflığımız.
Yani hem güzel işliyor hem biz zaten böyle gidiyorduk.
Yani dünya bize doğru dönüyor.
Aynen. Ya aslında burada şunu da ekleyebilirim.
TürkNet dedim ya aslında sohbetimizin başında.
Neden? Empatik bir marka.
Bir kere değerlerimize bak, müşteri odaklılık.
Yani ticari kaygıdan çok müşteri memnuniyet kaygısı var bu şirkette.
İşte sektöre getirdiğimiz ve ezber bozan dediğimiz uygulamalara bir bakalım.
İşte adil kullanım kotasını kaldırmak.
Yani evet, dijital bir dünyada neden bir kota olsun, neden bir sınır olsun dedik.
Sonra zaten kalktı.
Taahhüt yok dedik, biz sıkıştırmak istemiyoruz müşterilerimizi, kullanıcılarımızı.
Özgür olsunlar dedik.
İstedikleri an gidebilme özgürlüğüne sahip olsunlar.
Tek fiyat dedik. Niye ben paketleri, Cem Bey'in bir sözü vardır, tarife mühendisliği.
Niye ben hızları paketlere bölüp burada farklı fiyatlandırayım?
Ben diyorum ki altyapı neyi destekliyorsa ben oradayım.
Yani ben aslında internet eşittir, TürkNet diyorum.
Ve burada da en temel motivasyon kaynağım topluma ne kadar fayda sağlıyorum.
Ne kadar topluma odaklıyım, ne kadar müşteri odaklıyım.
Yani TürkNet'i burada da anlatmaya kalksam.
Yani zaten artık bir süre sonra sen empatik bir marka olduğun için senin fanatik kullanıcıların oluyor.
Ve onlar senin yerine seni savunmaya başlıyor.
Ne kadar güzel. Biz her gün güne şöyle uyanıyoruz.
Gigafiber ne zaman gelecek?
Gigafiber niye gelmiyor?
Biz bu şekilde azarlanan bir marka haline geldik kullanıcı tarafından.
Herkes bizi görmek istiyor.
Bizim ürünümüzü kullanmak istiyor.
Ve şunu da biliyorsun ki biz böyle deli gibi pazarlama...
Harcamaları yapan bir şirket değiliz.
Biz dijital de dijital bir şirketiz zaten.
Orada da aslında müşterilerimizin hayatını kolaylaştırmak istiyoruz.
Her türlü iletişimimizi orada yürütüyoruz.
Çok elimden geleni de yapmaya çalışıyorum.
Çünkü yine empati kuruyorum.
Diyorum ki bunu söylediysem gitmeliyiz.
Yani hem markanın empatisini kuruyorum orada hem müşterinin.
O anlamda da projeler geliştiriyoruz.
Aslında çok fazla proje var empatik bulup yaptığımız.
Ama biraz böyle şirket içi bilgiler gibi de olduğu için çok paylaşamıyorum.
Fanatiklerimiz var ya.
Evet fanatiklerimiz var.
Senle beraber bir de Customer Care'den Özden'le bir podcast çekimi yaptık.
Özden de müşteri kısmının Customer Care Deneyim Merkezi tarafından anlattı.
İkinizin anlattıklarını birleştirince de ortaya tamı tamına uyan yapboz gibi bir parça çıkıyor.
Bu da beni mesela mikrofonun bu kısmında olan kişi olarak mutlu ediyor.
Çünkü sen Growth ekibindesin.
Büyümeden sorumlu bir ekip.
Ondan sonra içerisinde...
İletişim tarafı, kurumsal iletişim, sosyal medya tarafının olduğu bir ekip.
Özlem Müşteri tarafında, Kastamülkeri tarafında.
Ve ikinizin anlattıkları da o kadar eş, o kadar eş değer ki.
Onu da mesela empatiyle olan hikayelerden bahsetti.
Müşteriye gittikleri hikayelerden.
Bu beni çok mutlu ediyor. Yani hepimizin aynı hedefe koştuğunun, aynı noktaya gittiğini hissettiğim bir nokta olduğu için çok mutlu oluyorum.
İkinizin ellerine sağlık. Hepimizin.
Zaten böyle bir şirket, şirketin böyle bir iş modeli var.
Bu da tepeden aşağıya yayıldığı için herkes aynı hedefe, aynı amaca hizmet ediyor.
Bu yüzden de bence kiminle konuşursan konuş bugün TürkNet'te.
Eminim benzer şeyleri anlatacaktır kendi uzmanlıklarım.
Çünkü ben de empatik biri olduğum için ben de o şekilde anlayabiliyorum bunları.
Aynen. Bu konu çok zengin bir konu.
Çok dallı, budaklı bir konu.
Ama tabii zamanımız sınırlı olduğu için belki bir başka zaman.
Bir de karanlık empati ve yapay empatiyle ilgili de senin nedenin demesine bir şeyler yapabiliriz.
Çünkü konuyu da abartmamak lazım.
Tamam o zaman Nilgün sana şey sorayım son sorum olarak.
Senin için TÜKNET'te damağında en sıra dışı lezzeti bırakan anın ne zamandı?
Empati anı olarak da düşünebilirsin.
Nasıl istersen öyle cevap verebilirsin.
Yani her gün bir şeyler oluyor bu anlamda.
Yıllardır çalışan biriyim.
Çok büyük kurumsal şirketlerde de çalıştım.
Ajansta da çalıştım. TÜKNET bir kere çok başka bir marka.
Benim herhalde damakta radışı kalan anım demeyeyim ama sürecim Türknet'i anlamak oldu.
Çünkü çok başka bir şirket.
Ben ilk iş görüşmesinde Cem Bey bana bu tonda hani burası farklı bir şirket demişti.
Ne demek istediğini aylar sonra anladım.
Burada mesela yani aslında en empatik, en sıra dışı an aklıma geliyor.
Ama bu da biraz böyle aramızda bir ekip çalışması olduğu için anlatamıyorum ama özetle şunu söyleyebilirim.
Ekiplerin aynı anda, aynı hedefe koşmasının örneklerini yaşadım ben burada.
Özellikle growth tarafında, satış tarafında ve bu deneyim beni çok etkiledi.
Her gün yaşadığım bir deneyim ise şu, biz mesela eskiden LinkedIn'de daha, işte bu yeni dil çalıştık dedim ya sana, daha böyle klişe cevaplar veriyorduk ve kullanıcıyı anlamadığımızı
gördük. Ve artık onlara şunu diyoruz, biz sizi anlıyoruz, özür diliyoruz.
Özür dilediğimiz mesajlar yazıyoruz.
O noktada da çok iyi geri dönüşler almaya başladık.
Bize teşekkürler gelmeye başladı.
İşte bu ekip, daha doğrusu bu şikayet yönetimini, stratejisini biz çizsek de sosyal medya ekibimiz yürütüyor.
Anıl Taş, buradan sevgiler.
Bol sevgiler. Ama şimdi şikayet oranlarının düştüğünü gördük ve teşekkür almaya başladık.
Empatik an olarak belki bunu da sana verebilirim.
Gayet güzel. Gayet iyi.
Teşekkür ederim. Şimdi ben de sana bir soruyla başladım programa ve bir soruyla bitirmek istiyorum.
Bütün şirket biliyor ki senin inanılmaz bir müzik zevkin var ve geniş bir repertuarın var diyeyim.
Müzik arşivin var. Empatiyle ilgili de eminim bir şarkı bulabilirsin.
Bence podcastı bir şarkıyla kapatmayı hak ediyoruz.
Bugün hiç alışık olmadığım bir program oldu.
Teşekkür ederim. Bir kez de biri bana bugün sorular sordu.
Buradan dinleyen ekip arkadaşlarımdan ilginden şey yapabilirse, ilham alabilirse çok seviyorum.
Bazen bizim de soru sorulmaya ihtiyacımız oldu.
Anlamabilir. Düşüneyim şarkılarda anlamak, hissetmekle ilgili.
Buldum bir tane. Olabilir bu.
Ekipçiyi zaten Barış Manço'yu severiz.
Halhal zaten aramızda çok dolanıyor.
Barış Manço anlıyorsun diyelim olabilir yani.
Ya gel bana artık biliyorsun diyelim.
Ya çık git dünyamda anlıyorsun diyelim.
Hiç yoktan şeffaf bir iletişim var.
Hem empati var hem de şeffaf bir iletişim var.
Yani anlıyorsun değil mi? Okey yani teyidimizi aldık.
Çok iyi. Bence bu şarkıyla bitirelim podcastımızı.
Ya gel bana tamam diyelim. Çok iyi oldu.
Bir gün çok keyifli bir sohbetti.
Daha da konuşurduk bu arada.
Yani birbirimizin gözünden ben bunu anladım.
Daha da konuşurduk ama süreyi bir yandan takip ediyoruz.
Tekrardan bir başka podcastlerde görüşmek üzere.
Empati tekrardan da konuşabilirim.
Ya da istediğin herhangi bir konuda tekrar seni burada ağırlamak isteriz.
Sağ ol. Teşekkür ederim. Beni davet ettiğiniz için ben teşekkür ediyorum.
Sana, Elif'e ve People and Culture ekibine ve buradaki destekleyen arkadaşlara.
Herkese teşekkürler. Ben de senin üzerine tüm Growth ekibine, tüm empatik yaklaşımları için teşekkür ederim.
Aynı zamanda şirketteki tüm ekip arkadaşlarıma da.
Bol sevgiler dinliyorsanız.
Sevgiler. Teams'den yazabilirsiniz.
Görüşmek üzere efendim tüm dinleyicilerimize.
Bir sonraki podcastlerde kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
