Van Allen Kuşağı Nedir? Ay Görevlerini ve Diğer Uzay Görevlerini Zora Sokuyor mu?
9 Ocak 2020 · 6 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Van Allen kuşağı nedir?
Ay görevlerini ve diğer uzay görevlerini zora sokuyor mu?
Yazar Çağrı Mert Bakırcı Dünyanın etrafında iki devasa radyasyon halkası sarmaktadır.
Van Allen kuşakları.
İlk olarak James Van Allen tarafından keşfedilen bu enerji yüklü parçacık bölgelerinin daha ufak olanları yeryüzünden 1000 ile 6000 km uzaklıktadır.
Daha uzaktaki daha büyük kuşaklar ise yeryüzünden 13000 ile 60000 km uzaklıkta yer almaktadır.
Bu mesafe aralıkları statik değildir.
Yani dinamik olarak güneş faaliyetlerine ve atmosferimizin şartlarına göre değişebilir.
Örneğin NASA tarafından yapılan bir gözlemde 2013 yılında meydana gelen güçlü bir güneş patlaması sırasında 3.
ve çok daha zayıf bir kuşağında var olduğu ve aralıklarla belirgin hale geldiği tespit edilmiştir.
Bu kuşakların özelliği uzayda hareket halinde olan elektron ve protonlar gibi yüklü parçacıkları hapsediyor olmasıdır.
Ayrıca az miktarda da olsa alfa parçacıkları denen 2 proton ve 2 nötrondan oluşan çekirdekleri de hapsedebilmektedir.
Bu durum Bu kuşaklardan geçen canlı cansız, kimyasal yapıya sahip her varlık için tehdit unsurudur.
Zira yüklü parçacıklar, bir cismin atomlarıyla etkileşime geçerek onları parçalayabilir ve kalıcı, büyük hasarlara neden olabilir.
Kuşakların mesafesinden danlayabileceğiniz üzere, bu yüksek enerji parçacıklarına sahip kuşaklar, bazı uydularımız ve uzay görevleri için tehdit eden bir doğa olayı olma potansiyeline sahiptir.
Öyle ki, Bazı komplo teorisyenlerince hem insanlı ay görevlerinin, hem Mars veya Jupiter gibi gezegenlere yaptığımız insansız görevlerin, hem de uydu teknolojilerinin imkansızlığı ile ilgili bir
argüman olarak Van Allen kuşakları kullanılmaktadır.
Elbette ki bu komplo teorilerinin bilimsel bir geçerliliği bulunmamaktadır ve tamamen hatalıdır.
Yine de Van Allen kuşağının yarattığı sorunları öğrenmek, uzay mühendislerinin, astronotların ve astronomların ne tür problemleri öngörmeleri, ve ne tip çözümler almaları gerektiğiyle ilgili öğretici olabilmektedir.
İlk olarak Van Allen kuşağının sürekli ve eşit güçte bir alan olmadığı anlaşılmalıdır.
Yukarıdaki görselde de görüldüğü üzere bu kuşakların her bölgesi eşit miktarda enerjiye sahip değildir.
Kırmızıyla gösterilen kısımlar çok daha yoğun enerji yüklü parçacığa sahiptir.
Sarı biraz daha az, yeşil daha az, mavi en az.
Bu kuşakları oluşturan ve besleyen süreç güneşten gelen ve kozmik ışınlar aracılığıyla taşınan yüklü parçacıkların dünya atmosferiyle etkileşmesidir.
Dolayısıyla uzay görevleri için belirlenen rotalar, bu alanların daha zayıf olduğu kısımlarına denk gelecek şekilde planlanmaktadır.
Örneğin Apollo ay görevleri için belirlenen rotalar, Van Allen kuşağında hem gidişte hem de dönüşte bir saatten uzun süreyle kalmamayı ve radyoaktif ışınımının en yüksek olduğu bölgede en fazla 15
dakika kalmayı garanti edecek şekilde ayarlanmıştı.
İkinci önemli nokta, iyonize edici radyasyonun gerçekten de tehlikeli bir radyasyon tipi olsa da bir insanı anında öldüremeyeceği gerçeğidir.
Tıpkı kimyasal maddelerin geri kalanı gibi, radyoaktif ışınlama sebep olan parçacıkların da tehdit unsuru oluşturmaya başladığı spesifik bir doz bulunmaktadır.
Bir diğer deyişle, insan vücudu radyoaktif ışınmaya karşı doğal bir dirence sahiptir.
Sorun, bu direnç aşılacak olursa başlamaktadır.
Bu nedenle uzay görevlerinde iyonize radyasyonu kalkanlayacak malzemeler kullanılmıştır.
Uzay görevleri boyunca uzay araçları 13 rad radyasyona maruz kalmıştır.
Aracın koruyucu zırhı sayesinde bunun sadece 0.16 ila 1.14 rad değerindeki kısmı araç içindeki astronotlara ulaşabilmiştir.
Bu doz bir hastaneye gidip iki adet kafa CT filmi çektirmek gibidir veya yarım göğüs CT filmi çektirmek gibi.
Bunu her gün yaparsanız sıkıntı çıkabilir.
Ama hayatınızda bir kere maruz kalmanızın hiçbir sıkıntısı olmayacaktır.
Dahası NASA astronotları 300 rad radyasyona maruz kalıp da dayanacak şekilde eğitilmektedir.
300 rad değerindeki radyasyonun 1 saatlik dozu bu astronotlar için ölümcüldür.
Dolayısıyla Van Allen kuşağından sorunsuz bir şekilde rahatlıkla geçmişlerdir.
Van Allen kuşağı üzerine yapılan araştırmalar gezegenimizin bu önemli yapısal özelliğini daha iyi tanımamızı, ve uzay görevlerimizi buna göre şekillendirmemizi mümkün kılmaktadır.
Dolayısıyla komple teorilerine kapılarak hali hazırda başarılmışlar üzerinden kavga etmek yerine gelecekteki görevlerin güvenliği ve kapsamıyla ilgili kapa yormalı, yeni ve daha yaratıcı çözümler
üretebilmek peşinde koşmalıyız.
ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
