Üniversite Öğrencilerinin Yüksek Lisans (Master) ve Doktora ile İlgili Bilmesi Gerekenler
11 Şubat 2026 · 54 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Üniversite öğrencilerinin yüksek lisans ve doktora ile ilgili bilmesi gerekenler.
Evrim ağacı olarak bize üniversite öğrencileri ve adaylarından en sık gelen sorulardan birisi, üniversite bittikten sonra yurtdışına eğitim amaçlı nasıl gidilebileceği, bu çalışmalar için paranın nereden bulunacağı, nasıl burs alınabileceği,
not ortalamasının ne olması gerektiği, TOEFL ve GRE gibi sınavların ne zaman gelinmesi gerektiği, ne zaman ve nasıl çalışılması gerektiği ve benzeri sorular.
Bu kulavuzda bu konularla ilgili en temel bilgileri çok basit ve kısa notlar haline sizlere sunacağız.
Umuyoruz birçok soru işaretinin temizlenmesine yardımcı olacaktır.
Hazırsanız başlayalım.
Temel kavramlar En baştan başlayalım.
Bir üniversitenin 4 yıllık bölümlerinden birini bitireceğinizde lisans eğitimi kısmını tamamlamış olursunuz.
Lisansınızı tamamladığınızda mezun diploması alırsınız.
Örneğin otomakine mühendisliğinden mezun olan biri bilim mezunu diploması alır.
Bu, sizin o mesleği icra etmeye lisansınız olduğu anlamına gelir.
Bu noktada bir mühendislik firmasına girebilir veya kendi işinizi kurarak örneğin mühendislik işini icra edebilirsiniz.
Her ne kadar bazı ülkeler bazı projeler için sertifikasyon gereksinimini koysa da genel olarak imzanızın artık alandaki etkinliğinizi yansıttığını söyleyebiliriz.
Bu nedenle projelere resmi olarak imza atabilir, onay verebilir, sorumluluk alabilirsiniz.
Şimdi daha önemli bir noktaya gelelim.
Master eşittir yüksek lisans, doktora eşittir doktora.
Yüksek lisans, doktorayı da içine alan genel bir kavram değildir.
Yüksek lisans, İngilizce'de master olarak bilinen eğitim seviyesinin Türkçe adıdır.
Bu nedenle Türkçe'de de master olarak bilinir.
Eğer istenirse yüksek lisans üzerine doktora yapılabilir.
Master ve doktoraya bir bütün olarak lisans üstü eğitim denir.
Yani yüksek lisans ile lisans üstü eğitim karıştırılmamalıdır.
Örneğin doktora bir yüksek lisans seviyesi değildir, bir lisans üstü eğitim seviyesidir.
Neden master, neden doktora?
Master ve doktoranın yapılma nedenleri farklıdır.
Master, spesifik bir alanda daha fazla uzmanlaşmak ve bir miktar daha özelleşmek için okula ve bölüme bağlı olarak fazladan 6-8 ders almak suretiyle yapılan, genelde 2 sene süren, bölümün sunduğu
opsiyonlara bağlı olarak tezli veya tesis olabilen bir çalışmadır.
Mezun olduğunuzda yüksek lisans diploması alırsınız.
Örneğin makine mühendisliği bölümünden lisans eğitimini tamamladıktan sonra yüksek lisans yapan bire bilim yüksek lisans diploması diploması alır.
Bir diğer örnek olarak ekonomi ya da felsefe gibi alanlarda alınan yüksek lisans diploması ise sanat yüksek lisans diplomasıdır.
Bu kalıptaki art sözcüğünün kapsamının aklı ilk gelenden epey geniş olduğu ve genellikle beşeri bilimleriyle sosyal bilimleri kapsadığı da vurgulanmalı.
Yüksek lisans yapmak isteyen bire neden bu üst düzey lisansı almak istediğine iyi karar vermelidir.
Örneğin akademik bir kariyer yapmaya kesin karar vermiş birisinin illa yüksek lisans yapmasına ihtiyaç yoktur.
Birçok ülkede doğrudan doktora programlarına başlanabilir.
Ama yüksek lisansın sağlayabileceği faydalar gözetilerek yine de yüksek lisans yapılabilir.
Genel olarak yüksek lisans, iş hayatına atılmadan önce kişileri alanlarında ek yetenek ve uzmanlık kazandırmak açısından faydalıdır.
Yüksek lisans yapmanın bir diğer önemi de, kimi zaman belirli pozisyonların sadece lisans diploması değil, yüksek lisans diploması da isteyebiliyor olmasıdır.
Dolayısıyla arzu edilen pozisyonun gereksinimleri iyi tespit edilmelidir.
Yüksek lisans yapmanın bir diğer nedeni lisansınızı aldığınız sahayı değiştirmek olabilir.
Buna yaygın bir örnek. Mühendislerin mezun olduktan sonra mühendislik yapmak yerine işletmeci veya müdür olmak amacıyla işletme alanında yüksek lisans yapması verilebilir.
İmkan varsa yüksek lisans yaparak daha keskin ve konu odaklı bir eğitim almak faydalı olabilir.
Ancak her yüksek lisans yapan, bunu yapmamış birine göre dikkate değer bir avantaj sağlayacaktır gibi de bir kaydı bulmamaktadır.
Bunun en keskin örneği, lisans sonrası iş deneyimi olan kişilerin, kimi zaman yüksek lisans sahibi kişilere tercih edilebiliyor olmasıdır.
Ayrıca yüksek lisans sırasında iyi bir akademisyenle veya laboratuvarla çalışabilirseniz birkaç tane akademik yayın yaparak ileride akademik kariyere giriş kapılarını da açık tutabilirsiniz.
Yüksek lisansın aksine doktora yapılan işin felsefesini öğrenmek ve neredeyse her zaman akademik bir kariyer gütmek için alınan bir diplomadır.
Doktorunuzu bitirdiğinizde felsefe doktoru diploması alırsınız.
Doktora genelde 3-7 sene sürer.
Okula ve bölüme bağlı olarak 12-16 ders alınır.
Çoğu zaman mezuniyet için en az bir adet makale basmanız ve o makalede birinci yazar olmanız beklenir.
Birçok durumda akademi dışında çalışmak isteyenler için doktora pek de işlevsel olmayacaktır.
Hatta zaman, potansiyel ve imkan kaybı anlamına bile gelebilir.
Genel bir tavsiye olarak, eğer ki akademik bir kariyer istenmiyorsa ve bilim üretmeye özel bir ilgi yoksa, hele ki özel sektörde çalışmak hedefleniyorsa, doktor yerine yüksek lisans yapıp olabildiğince erken
iş hayatına atılmak faydalı olacaktır.
Örneğin ABD'nin en büyük 500 firmasını yansıtan Fortune 500 lisesindeki 500 şirketin CEO'larının sadece 24 tanesinin doktorası vardır.
Yani şöyle düşünebilirsiniz.
Doktorunuzu yapıyorsanız işin özünde olması gerektiği gibi ben akademide kalacağım demeyi kabul etmişsiniz demektir.
Doktora yapmak akademide kalmayı garantilemez.
Her ne kadar doktorayı akademi için tavsiye ediyor olsak da doktorunuz var diye akademik bir pozisyon bulabileceğiniz garanti değildir.
İş koşulları ve pozisyon açıklarının olup olmadığı sizin iş bulma potansiyelinizi doğrudan etkileyecektir.
Doktora sahiplerinin çoğu meslek sahibi olsa da hepsi akademisyen değildir.
Bunun bir nedeni de doktora yapmanın illa akademide kalmayı gerektirmemesidir.
Birçok doktora sahibi kişi kendi işlerini kurabilmekte veya üst düzey pozisyonlarda iş hayatına başlayabilmektedir.
Örneğin Fortune 500 listesinde 24 doktora sahibi CEO olduğunu söylemiştik.
Ancak Amerikalı insanların sadece %1'inin doktora diploması vardır.
Yani istatistik olarak Fortune 500 içinde 24 değil sadece 5 doktora sahibisi olmasını beklerdik.
Arada 5 katlık bir farkın bulunması doktora sahibi olmanın belli bir avantaj sağlayabildiğini göstermektedir.
Yani bizim tavsiyemiz hedeflerinizi net bir şekilde belirleyip eğitim seviyenizle ilgili kararlarınızı ona göre almanızdır.
Rastgele bir şekilde doktor yapmanızı tavsiye etmeyiz.
Şunu düşünün. Son derece zorlu bir süreçten geçip doktorunuzu yaparken en az 4 senelik saha tecrübesi ve pozisyon tariflerinden feragat etmektesiniz.
Doktoradan alacağınız değerler sizin için bu fırsat kayıplarını dengelemekte ve geçmekte midir?
Bu sorunun tek bir cevabı yok.
Cevabı sizden başka kimse veremez.
Lisans üstü eğitim almanın iş ve meslek hayatına daha üst pozisyonlarda başlama fırsatı verdiği doğrudur.
Fakat diğer şartları da göz önünde bulundurmalısınız.
Yaşınızın ilerlemesi. Pozisyonların gereksinimleri, alevi ve maddi durumunuz ve benzeri yan faktörler doktorunuzun sonunda da aynı sayıda ve çeşitlilikte iş bulmanızı sağlayacak mı?
Bu, alandan alana ve bireyden bireye fazlasıyla değişmektedir.
Kısa bir tavsiye olarak şunu söyleyebiliriz.
Sırf popüler diye veya potansiyel maaş artışı sağlar diye doktora yapmayın.
Hedefiniz bilim insanı olmak ve bilim üretmekse doktora yapın.
Bilime tutkuyla bağlıysanız ve akademik araştırma nasıl yapılır, akademik makale nasıl yazılır, bilimsel bir anlatı nasıl yapılır gibi işin inceliklerini öğrenmek istiyorsanız doktora yapın.
Üniversitede akademisyen olarak kalmanız iş hayatından kopmanızı gerektirmemektedir.
Akademide kalıp pratik olarak sürekli sektör işleri yürütebilirsiniz.
Kendi işinizi kurup akademisyenliğin yanında o ekmeği sürdürebilirsiniz.
Birçok profesör bu şekilde yaşamını sürdürmektedir.
Göreceğiniz üzere eğitimde seçenekler ve yaklaşımların sayısı sonsuzdur.
Ancak en uygun olanı belirleyecek olan kişisel durumunuz ve hedeflerinizdir.
Birçok akadem isteyen mezuniyet sonrası özel sektöre gitmek istiyorsanız bile doktorayı tamamlamanızı söyler.
Bu yazımızda da belirttiğimiz gibi maaşınızı ve saygınlığınızı arttıracağı doğrudur.
Ancak maaş ve saygınlık konusunda yeterince hırslıysanız zaten 4 sene sektör içinde çalışarak da o düzeye gelmeniz mümkündür.
Bunun detaylarını belirleyecek olan yine şahsi özellikleriniz ve çalıştığınız sektörün şirketin durumudur.
Ancak şunu aklınızdan çıkarmamanızı tavsiye ederiz.
Birçok durumda doktorada sektörde işinize yarayacak pek bir bilgi öğrenemezsiniz.
Çünkü amaç bireyi özel sektöre değil akademik kariyere hazırlamaktır.
Deneylere, literatüre, akademik makallelere, jurnallere, yöntemlere, teorilere ve benzeri aşina kılmaktır.
Yani doktorada okul eğitiminiz boyunca bunu gerçek hayatta nerede kullanacağım ben sorusunun kat kat fazlasını kendinize soracağınız konular işlersiniz.
Ama unutmayın.
Doktora yapıyorsanız, sizin için gerçek hayatın bu teorik bilgileri olduğunu kabul etmişsiniz demektir.
Yani doktora boyunca öğrenecekleriniz, sizin akademik yaşantınızı bizzat şekillendirmektedir.
Ama evet, evde televizyonu tamir etmenize veya bir iş kurmanıza pek bir faydası olmayabilir.
Doktorada dersler ve projeler aşırı spesifikleşir, gündelik hayattan gitgide kopuk hale gelir.
Bu normaldir. Çünkü sizden doktorunuz sonrasında yapmanız gereken pratik sektör ürünlerinden ziyade modern bilim ve teknolojiyi ilerletmenizdir.
Buna paralel olarak da tamamen araştırma yönelik dersler alırsınız.
Sizi pratik işler için eğitmeyeceklerdir.
Çoğu zaman tek bir pratik ürün bile çıkarmadan sadece teoriler ve matematiksel ispatlar üzerinden giderek doktor tezinizi yazarsınız.
Dolayısıyla neyi, neden yaptığınızı çok iyi belirlemeniz en önemli tavsiyemizdir.
Elbette son karar her zaman sizin.
Bilmeniz gereken doktoranın hiç kolay bir süreç olmadığıdır.
Ancak elbette karşılığında alacaklarınız da o zorluğa uygun miktarda olacaktır.
ABD ve Avrupa Bu noktada önemli bir ayrımdan bahsetmekte fayda var.
Yurt dışı dediğimizde Türkiye'ye harici her ülkeyi kastediyor olsak da 200'e yakın ülkenin hangilerinden bahsettiğimiz netleştirilmeli.
Bizlerin deneyimi ABD ve Avrupa ama özellikle de ABD ile olduğu için bu metnin içeride daha ziyade ABD'deki lisan süt eğitime odaklanmaktadır.
Ancak burada verdiğimiz birçok bilgi Avrupa ve hatta uzak doğu ülkeleri veya Avustralya için de geçerli olacaktır.
Özellikle de son dönemde Avrupa'nın akademik yaklaşım konusunda ABD'ye yanaşması benzerlikleri arttırmaktadır.
Buna rağmen gitmek istediğiniz ülkeleri belirleyip oralarda spesifik deneyimleri olan kişilerle ittibata geçmeniz daha doğru kararlar almanıza yardımcı olabilir.
Ayrımlardan haberdar olmak burs ve ne tür bir eğitim alınacağı gibi konularda soru işaretlerinin netleştirilmesine ve daha sağlıklı kararlar alınmasına yardımcı olabilir.
Örneğin ABD'de yüksek lisansa karşı belirgin bir negatif önyargı bulunmaktadır.
Akademik ve sektör yaşantısına dikkate değer bir faydası aldığı konusunda şüpheler bulunmaktadır.
Buna karşılık doktora ziyadesiyle el üstünde tutulmaktadır ve birçok akademik kurumun sistemleri doktor öğrenciler etrafına işaret edilmiştir.
Bir örnek maddi gelir akışından verilebilir.
ABD'deki üniversiteler yüksek lisans öğrencilerine çok nadiren burs vermeyi seçerler.
Hatta tam tersine onlardan okul harcının tamamına yakınını alırlar.
Yüksek lisans öğrencilerinin aldıkları paranın önemli bir kısmını ise doktor öğrencilerine burs vermekte kullanırlar.
Yüksek lisans yapmadan doktora yapılabilir mi?
Bu sorunun cevabı neredeyse her zaman evettir.
Özellikle de ABD'de master yapmadan doğrudan doktoraya başvurabilirsiniz.
Okul başvuru sırasında bunu da belirtmeniz istenecektir.
ve formlarda gerekli yönergeler bulunacaktır.
Dolayısıyla özel bir şey yapmanıza gerek yok.
Öte yandan 10 yıllardır Avrupa'da yüksek lisansa büyük bir önem verilmekte, doktoraya geçite vazgeçilmez bir köprü olarak görülmekteydi.
Doktoraya da normal şekilde üst düzeyde değer verilmekteydi.
Dolayısıyla birçok Avrupa Üniversitesi sistemlerini yüksek lisansa olmak için doktora olamayacak şekilde inşa etmiş vaziyetteydi.
Hatta birçok kişinin aklında olan Avrupa'da yüksek lisans, ABD'de doktora yapılmalı şeklindeki formül de buradan doğmaktadır.
Ne var ki bu durum son yıllarda değişmeye başlamıştır.
Avrupa'da da master yapmaksın doktora yapmak giderek artan bir şekilde norm halini almaya başlamaktadır.
Buna rağmen istediğiniz okulların ve bölümlerin bu konudaki tutumlarını öğrenmeniz büyük fayda sağlayacaktır.
Her neye karar verirseniz verin şu soru işaretini aklınızdan çıkarabilirsiniz.
Direkt doktoraya başlamak size herhangi bir şey kaybettirmeyecektir.
Çünkü doktora zaten yüksek lisansa görüp görebileceğiniz her şeyi fazlasıyla kapsamakta ve aşmaktadır.
Öyle ki birçok kişi doktora yaparken normal araştırmaları sırasında yan bir proje yapıp yüksek lisansını da alabilmektedir.
Bunun tek faydası ek bir diplomadır.
Ek olarak yüksek lisans diplomasına sahip olmak akademik başarı veya tercih edilirlik konusunda herhangi bir avantaj sağlamayacaktır.
Bu sebeple eğer bu iknemi yaşıyorsanız tamamen rahat olun.
Doktoradan mezun olduktan sonra kimse size sen neden master yapmadın diye sormayacaktır.
Ancak yüksek lisans yapmanın bazı özel avantajları mevcuttur.
Burada en önemli 3 tanesine yer vereceğiz.
İlki yüksek lisans yaparsanız laboratuvar işlerin adaptasyon konusunda daha az zorluk çekecek olmanızdır.
Çünkü her ne kadar yüksek lisans yapıyor olsanız da akademik danışmanınızın laboratuvarına deneyim kazanma imkanınız olacaktır.
Bu da doktoranız sırasında daha rahat uyum sağlamanız ve ortamın nasıl olduğundan bir miktar haberdar olmanız demektir.
Tabi laboratuvar şartlarına aşinalık kazanmanın alternatif yolları mevcuttur.
Örneğin lisans eğitiminin sırasında laboratuvarlarda görev alarak alışkanlık kazanabilirsiniz.
Doktora öncesinde yüksek lisans yapmanın ikinci avantajı muhtemelen doktorunuzla yapacağınız alanda elinizde hazır bir literatür taraması ve araştırma konusunun olacak olmasıdır.
Hatta yüksek lisans sırasında en az bir akademik makale yayınlayarak doktora yaşantınızı önde başlayabilirsiniz.
Doktordan önce yüksek lisans yapmanın en büyük avantajı ise yüksek lisansla alacağınız dersleri doktorda olacak ders yükünüze saydırabilecek olmanızdır.
Dolayısıyla yüksek lisanslı tipik olarak 6 ders alırsanız doktorunuz da o 6 dersi saydırarak çok daha az ders alabilir, akademik araştırmanıza çok daha fazla yoğunlaşabilir, daha fazla yayın çıkarma imkanı edinebilirsiniz.
Bunların her biri doktorda ilerlemeyi kolaylaştıran faktörlerdir.
Ancak masterınız yoksa bu avantajları edinememiş olmak haricinde herhangi dezavantaj edinmezsiniz.
Bunların hiçbiri doğrudan doğruya doktora yapan birinin çözemeyeceği problemler değildir.
Master ve doktora karması.
Yüksek lisans ve doktora öylesine ilginç bir yapıya sahip ki çok ilginç kombinasyonlar ve seçenekler bulmak da mümkün.
Örneğin özellikle ABD'de Master ve doktora birleşik programları da bulabilirsiniz.
Bunlar 5-6 sene sürmektedir.
2. senenin sonunda Master tezinize, 5.
sene sonunda doktora tezinizi vermeniz istenmektedir.
Eğer ki herhangi bir nedenle yüksek lisans ve doktora diplomalarına bir arada sahip olmak isterseniz bu seçeneklerden de haberdar olmanızı tavsiye ederiz.
Bir diğer seçenek yüksek lisans ile başlayıp eğer ki araştırma konunuzdan, laboratuvarınızdan ve akademik danışmanınızdan memnun kalırsanız ve tabi ki hocanız da sizden memnun kalırsa yüksek lisansınızı
doktoraya çevirmeniz veya yüksek lisansınızı bitirdikten sonra doktoraya devam etmeniz mümkündür.
Bir diğer seçenek ise Doktoraya başladıktan sonra bunu yüksek lisansa çevirmektir.
Ancak bunu pek tavsiye etmiyoruz.
Çünkü akademisyenler anlaşılır nedenlerle bundan hiç hoşlanmıyorlar.
Referans mektubu yazmadıkları gibi işleri zorlaştırma yolunu seçebiliyorlar.
Elbette hocanızla anlaşamıyorsanız veya bölümde sorunlar yaşıyorsanız bunu bir yöntem olarak kullanabilirsiniz.
Ancak doktoraya başlamadan önce neden doktor yapmak istediğinizi net olarak belirlemeniz gerektiğini söyleme nedenimiz biraz da bu.
Değirmeni suyu, burslar, harç feragatı ve gelir.
Burslar, master ve doktoranın en önemli parçası ve bize de en sık sorulan konu burslardır.
Öncelikle şunu belirterek başlayalım.
Yurt dışında okumak istediğinizi varsayarak eğer ücretsiz bir okula gitmeyecekseniz ortalama bir üniversitenin yıllık harç ücreti 20.000 ila 30.000 dolar civardır.
ABD'de yabancı öğrenci statüsünde olduğunuz için eyaletlerin kendi vatandaşlarına verdikleri indirimlerden yararlanamamaktasınız.
Hele ki üst düzey bir özel üniversiteye gitmeye kalkacak olursanız yıllık 50.000-70.000 dolar arası bir para ödemeniz gerekebilir.
Görülebileceği üzere burs almaksızın yurt dışında lisans, süt eğitim hiç de ucuz bir süreç değildir.
Bu sebeple bursları incelemeye ne kadar erken başlarsanız o kadar iyi olacaktır.
Türkiye'de Avrupa Birliği ve ABD ortaklığı ile verilen birçok büyük burs mevcuttur.
Bu bursların muhtemelen en meşhuru Fulbright bursudur.
Burada detaylarına girmeyeceğiz.
İnternet sitelerinden bilgi alabilirsiniz.
Ancak bu tarz burslarda kritik bir detayı bilmenizde fayda var.
Eğer bu burs ile ABD'ye gidiyorsanız ve başvurduğunuz vize tipi J1 vizesi olacaksa bu vizede eğitimin tamamlanması sonrasında ülkenize dönme ve en az 2 sene boyunca Türkiye'de kalma zorunluluğu var.
Yani J1 vizesi ile ABD'ye gidenler 212 numarası da bilinen yasa dolayısıyla ABD'de oturma izni elde edemiyorlar.
Ziyaret statülerini değiştiremiyorlar, alevi nedenlerle ABD'de çalışma izni gibi yöntemlere başvuramıyorlar.
Dolayısıyla bu burs ile ABD'ye gitmeniz halinde geri dönmeniz gerekecek.
Eğer bu bursu alamazsanız ve kendi başvurunuzu yaparsanız F1 vizesi isimli başka bir vizeyle gidebiliyorsunuz.
Ve bu vizede geri dönme zorunlu bulunmadığı gibi statü değişikliği ve çeşitli yöntemlerle oturma izni veya vatandaşlık elde etmek mümkün.
Ancak bu konuların çok fazla detayı var.
Bunlar belki bir diğer yazının konusu olabilir.
Özel burslarda bakılan bir diğer katı ve zorlu kriter lisans mezuniyetinizdeki not ortalamanızdır.
Örneğin Fulbright bursu gibi üst düzey burslardaki lisans not ortalaması şartları oldukça katıdır.
Kendi deneyimlerimizden bir örnek verelim.
Bir dostumuz 2.99 ortalama ile bursa başvurmuş ancak en az 3.0 istendiği için başvurusu doğrudan reddedilmiştir.
Burslarla ilgili en önemli konu zamanlama konusudur.
Yurt dışında eğitim burslarına genelde lisans mezuniyetinizden en geç bir sene önce başvurmak gerekmektedir.
Yani lisans eğitiminizi 4 senede tamamlayacaksanız 3.
sınıfın sonlarında bu başvuruları yapmaya başlamanız gerekmektedir.
Bunun sebebi lisans üstü eğitiminizin 1.
senesinde karşılanabilmesidir.
Eğer geç kalır da 3.
sınıfı yerine 4. sınıf içerisine başvurursanız birçok durumda ilk senenizi kendiniz ödemeniz gerekecektir.
Sonrasında burs çıkacak olursa ilk senenin sonundan sonra size ödeme yapmaya başlayacaklardır.
Spesifik bursların detayları çok karmaşık olabildiği için bu yazıyı uzatmamak adına burada detaylarına girmiyoruz.
Ancak yapmanız gereken Google üzerinde gitmek istediğiniz ülkenin adıyla birlikte bursları aratmak ve size uygun seçenekleri incelemek.
Burslar kaliteli not ortalaması ve yüksek başarı gerektiren bir maddi destek yöntemi.
Ancak tek yöntem bu değil.
Burslar haricinde yurt içi ve yurt dışında lisansüstü eğitim görmenin en kolay yolu notunuzu olabildiğince yüksek tutup gitmek istediğiniz okulun başvuruları sırasında harç feragatı talebinde bulunmak olacaktır.
Her okulun başvurusunda finansal durumunuzla ilgili sorular sorulmaktadır.
Bu kısımda ola ki okul sizi kabul edecek olursa eğitiminizin masrafları nasıl karşılayacağını size sorulacaktır.
Bazı okullar bunu form şeklinde yapmaktadır.
Bazıları ise doğrudan bir mektup yazmanızı isteyecektir.
Eğer başvuru form doldurma yöntemiyle yapılırsa seçenekler arasında burs veya harç feragatı vermezseniz okulunuzu okuyamam şeklinde bir seçenek olacaktır.
Tek yapmanız gereken bu seçeneği işaretlemek.
Eğer kendi dokümanınızı yüklemeniz isteniyorsa finansal destek mektubu doldurmanız gerekmektedir.
Bunun örneklerini internetten bulabilirsiniz.
Ancak bu mektup içerisinde sadece 2-3 cümleyle herhangi bir dış kaynağınızın olmadığını, dolayısıyla eğer burs verilmezse okuyamayacağınızı belirtebilirsiniz.
Okulların sayısız kaynaktan gelen maddi gelirleri bulunmaktadır ve bunları kendi tercih kriterleri çerçevesinde yüksek lisans ve doktor öğrencilerine kullanmaktadırlar.
Gelir. Yüksek lisansa genelde olmayan ancak doktorda sıklıkla bulunan bir avantaj ise gelirdir.
Çünkü unutmayın.
Doktorda yapacağınız tek şey öğrenci olmak değildir.
Aynı zamanda akademik hayatınıza giriş yapmaktasınız.
Ders verecek ve veya araştırma yapacaksınız.
Bu da ücretsiz olan bir iş değil.
Okulun size ücret ödemesi gerekecek.
Yani iki rolünüz var.
Öğrenci ve öğretmen. Öğrenci olarak okula ödeme yapıyorsunuz.
Ancak öğretmen olarak okuldan para alıyorsunuz.
Ödeme yaptığınız kısmı burslar ve feragat ile azaltmanız mümkün.
Eğer doktora yapıyorsanız bunun üstüne bir de maddi gelir elde etmeye başlayabilirsiniz.
Doktora da bunu yapabilmek için genellikle 3 opsiyon sunulmaktadır.
Öğretim asistanı, araştırma asistanı, yarı zamanlı okutman.
Bunların isimleri farklı üniversitelerde farklı olabilir.
Ancak genellikle hepsi aynı ücreti alır.
Sadece üniversite içinde rolleri farklıdır.
Tiyeler, derslerde hocalara yardımcı olur, quiz, sınav, ödev okurlar vs.
En çok iş TA'lerindir.
Dolayısıyla hem TA olup hem doktora yapmak oldukça büyük bir yüktür.
Ancak çoğu zamanda başka opsiyon olmaz.
Çünkü bölümlerin kendi işlerini sürdürmek için TA'lere ihtiyacı vardır.
Ve herkesi kolay kolay aray yapmazlar.
Aray sadece araştırma yapmakla yükümlüdür.
Ve derslere öğretmen olarak girip çıkmaz.
Bunların daha nadir olma nedeni Aslen ders verme karşılığı almaları gereken madde ödemeyi akademik danışmanlarının fonlarından alıyor olmalarıdır.
Dolayısıyla çalıştıkları akademisyenin yeterli fonu yoksa bu kişilere de ödeme yapılamaz.
Birçok durumda doktorunuzun ilk birkaç senesi TA olarak çalışıp sonradan araya olmanız mümkündür.
Bunun nedeni de şudur.
Eğer ki gerçekten kaliteli bir araştırma yapıyorsanız önemli sonuçlar üreteceksiniz demektir.
Bu sonuçları kullanarak danışmanınız ek fonlara başvurabilir.
Bu fonlar sizin çalışmanızdan geldiği için size de ödeme yapılır ve aray olmanız sadece o araştırmaya odaklanmanız sağlanır.
Kimi durumda ise danışmanınız veya okulunuz fazlasıyla zenginse kısa durumda veya doğrudan doğruya aray olmanız da mümkündür.
Bu tip detaylar hocanız ve sizin aranızdaki iletişim çerçevesinde şekillenecektir.
GPTI ise doğrudan doğruya okutmanlıktır.
Üniversitedeki bir dersin veya laboratuvarın tamamı sizin sorumluluğunuzdadır.
Sınavlar sizi hazırlar, siz yapar, siz notlarsınız.
Hatta size yardım eden TA'leriniz bile olabilir.
Buna rağmen birçok üniversite GPTI ile TA'lere aynı miktarda para öder ki bu akademinin büyük sorunlarından birisidir.
Ancak burada detaya girmeyelim.
Tabii ki GPTI olan biri çok büyük deneyimler kazanabilmekte ve akademisyenlik konusunda fazlasıyla kendini geliştirme imkanı bulabilmektedir.
Peki tüm bunları söyledik ama bir doktor öğrencisi ne kadar gelir elde edebilir?
Yine ABD için yaklaşık bir sayı vermeye çalışalım.
Geliriniz okulunuza ve bölümünüze bağlı olarak aylık 1400-2300 dolar arasında değişecektir.
Bu ücretin bir kısmı vergi olarak kesilir.
Dolayısıyla gideceğiniz yerde yaşam masraflarını da hesaba katmanızı tavsiye ederiz.
NerdWallet gibi siteler bu konuda size yardımcı olabilir.
Okul Başvuruları Başvuru Zamanları ABD ve Avrupa konusundaki ayrım okulların başvuru zamanında önem kazanmaktadır.
Okul Başvuruları Başvuru Zamanları ABD ve Avrupa konusundaki ayrım okulların başvuru zamanında önem kazanmaktadır.
ABD'de ana dönem güz dönemidir ve birçok okulda Eylül ayında başlar.
Dolayısıyla lisans üst eğitimde normal bir şekilde Eylül ayında başlamak istiyorsanız master ve doktora başvurularınızı mezun olacağınız son sene içerisinde Aralık ayı ortalarında bitirmeniz gerekmektedir.
Yani örneğin 2025 yılının Eylül ayında okula başlamak için 2024'ün Aralık ayında başvurularınızı bitirmiş olmanız gerekmektedir.
ABD'nin burslu başvurularının çok büyük bir kısmı Aralık ayında biter.
Ocak ayı ortalarında ise neredeyse hiçbir burslu başvuru bulmak mümkün olmaz.
Bunun en büyük sonucu başvurular için gereken sınav sonuçlarını bu tarihten önce almanız gerekmesidir.
Bu sınavların en büyük ikisi GRE ve TOEFL sınavlarıdır.
Dolayısıyla Ekim-Kasım gibi TOEFL ve GRE'nizi alıp başvurulara başlamış olmanız gerekiyor.
Bu iki sınav randevu yöntemiyle çalışmaktadır ve özellikle de yılın sonlarına doğru aşırı miktarda başvuru aldıkları için kimi zaman randevu almak oldukça zorlaşmaktadır.
Kimi durumda başvurularınızdan ancak 1-2 ay sonrasında sınav tarihi alabilmektesiniz.
Dolayısıyla tavsiyemiz 4.
sınıfın ilk dönemi başladığı zaman dönem başlangıcının ilk 1-2 haftası içerisinde hem TOEFL hem CRI'ye başvurmanızdır.
Bunu kaçırırsanız işleriniz aceleye gelecektir ve hatta zamanında tamamlanmayabilir.
Elbette dünyanın sonu değil.
Birçok okula bizzat e-posta yoluyla başvurarak alternatifleri sorabilirsiniz.
Ancak bu tip özel durumlar yaratmamak adına işleri zamanında bitirmenizi öneririz.
Avrupa'da durumlar birazcık daha farklı.
Başvurular birçok durumda Mayıs-Haziran aylarına kadar devam etmektedir.
Burs sistemleri de benzerdir.
Ancak başvuruların zamanları, burslu başvuru ve burssuz başvuru diye ayrılmıyor.
ABD'de yukarıda verdiğimiz tarihlerden sonra burssuz olarak, yani kendi cebinizden ödeyerek gidecek şekilde üniversitelere başvurunuzu yapabilirsiniz.
Başvuru masrafları Okul başvuruları epey pahalıdır.
Tavsiyemiz eğer not ortalamanız 4.0 değilse ve başvurduğunuz herhangi bir okula kabulünüz %100 garanti değilse ortalamada 1000 dolar civarı bir miktarı sırf başvurular için ayırmaya göze almalısınız.
Sadece TOEFL ve GRE sınavları bile 200'er dolar civardır.
Eğer yeterli bir not olamazsanız veya tekrar girmek isterseniz tekrardan 200 civar dolar ödemeniz gerekmektedir.
Dahası her bir okulun kendine ait bir başvuru ücreti bulunmaktadır.
Bu başvuru ücreti 35 dolar ile 150 dolar arasında değişebilmektedir.
Bu miktarı her bir okula ayrı ayrı başvurular sırasında kredi kartı yoluyla ödemeniz gerekmektedir.
Okul sizi kabul etmeyecek olursa bu başvuru ücretini geri alma imkanınız bulunmamaktadır.
Dolayısıyla başvurmak istediğiniz okulları iyi seçmeniz ve maddi durumunuzu ona göre ayarlamanız gerekmektedir.
Başvuru yapacağınız her bir okulun ayrıca bir de başvuru paketi bulunacaktır.
Bunun içerisinde sizden 6-7 döküman istenir.
Pasaport fotokopisi, transkript, fotoğraf vs.
Bunlar sadece başvuru için değil, aynı zamanda okul sürecinde de kullanılacak belgelerdir.
Bunları okullara, UPS veya DHL gibi kargo firmalarıyla postalamanız gerekmektedir.
Bu araçlara bir adet kağıt bile gönderecek olsanız, ödemeniz gereken bedel 50-90 dolar arasındadır.
İşte bu nedenle 1000 dolar civarı ayırmanız gerekmektedir.
Başvurulacak okulların seçimi Bu konuda farklı görüş ve yaklaşımlar bulmak mümkündür.
Elbette bireysel başarı durumu, alevi durumlar, maddi durumlar ve benzeri bu yaklaşımı doğrudan etkilemektedir.
Ancak genel olarak bizim tavsiyemiz not ortalamanız ne olursa olsun en az 5 en fazla 10 okul seçmeniz yönünde olacaktır.
Bu şansınızı arttırmak ve zaman kaybetmek sizin başvurulardan en az bir tanesine kabul almak için iyi bir yaklaşımdır.
Çünkü ortalama sandığınız bir üniversite beklenmedik bir şekilde 4.0'lık birini reddedebileceği gibi çok iyi bir üniversitede başvuru koşulları dahilinde ortalama bir
öğrenciyi alabilir. Ne yazık ki başvurular sırasında hiçbir garanti vermek mümkün değildir.
Bu dağılımı okulların sıralamasına göre yapmanız en etkili yöntem olacaktır.
Bu sıralamaları CWUR veya TAP Universities gibi sitelerden görebilirsiniz.
Özellikle de US News tarafından hazırlanan bilgiler çok kıymetli.
Ancak ne yazık ki birçok durumda bu son site ücretli.
Dolayısıyla site içinde arama yapmak birazcık zor.
Bunun üstesinden gelmek için yapmanız gereken, aratmak istediğiniz okulu veya bölümü US News Sözlüğü ile birlikte Google'da aratmak ve çıkan bağlantılara tıklayıp bilgileri almak.
Mezuniyet ortalamanız ve GRE ve TOEFL notlarınıza göre ilk 20, ilk 50, ilk 100 ve ilk 150'deki üniversitelerden düzgün bir dağılım yapmanızı tavsiye ederiz.
Bir örnek verelim. Eğer 3.0'ın üzerinde ortalamaya sahipseniz, ilk 20'den bir tane, İlk 50'den 2 tane, ilk 100'den 2-3 tane, ilk 150'den 1-2 tane üniversiteye başvurmalısınız.
3.5'in üstü ortalamaya sahipseniz ilk 20'den 2-3 tane seçebilirsiniz.
3.0'ın altındakiler ilk 100 ve ilk 150'yi daha yoğun olarak hedefleyebilir.
Burada ilginç bir nokta var.
Başvuracağınız okulların en azından bir kısmını Ciari ve TOEFL'a girerken bilmeniz gerekiyor.
Çünkü bu sınavlar için verdiğiniz ücrete sınav sonuçlarınızın 4 okula ücretsiz olarak gönderimi dahil.
Ancak bu ücretsiz gönderimden yararlanmak istiyorsanız, sınava girdiğiniz gün, sınav öncesi veya sonrasında o okulların TOEFL ve GRE sistemindeki kodlarını girerek bu okulların başvuru ofislerine gönderimin yapılmasını talep
etmeniz gerekiyor. Bu dört okuldan sonra göndermek istediğiniz her okul için 20-30 dolar civarı bir ek ücret talep edilmekte.
Dolayısıyla seçimlerinizi olabildiğince akıllıca ve gerçekçi yapmaya çalışmanız önem arz ediyor.
Okullara başvuru Okul başvuruları çok uzun sürmektedir.
Her bir başvuru için ortalamada 2 saat kadar süre ayırmanızı tavsiye etmekteyiz.
Bunun kolay bir yolu bulunmamaktadır.
Her bir okulun, her bir bölümün ve her bir hocanın internet sitesine tek tek yazıp minimum gereksinimlerini tek tek incelemeniz gerekmektedir.
Her okul farklı şartlar koşmaktadır.
Hatta bazı okulların şartları öğrencilerin bulunduğu ülkelere göre değişmektedir.
Bunların hepsini takip etmeniz gerekecek ve dediğimiz gibi bunun kolay bir yolu bulunmuyor.
Başvurular sırasında size çok sayıda soru soracaklar.
Bu soruların hepsini dürüstlükle doldurmalısınız.
Bu yüzden okulları belirledikten sonra başvurular için belli hafta sonlarınızı ya da zamanlarınızı ayırmanızı tavsiye ederiz.
Her biri kendi sitesi üzerinden nasıl başvuracağınızı anlatacaktır.
Onları takip etmelisiniz.
Her bir okul için özgeçmiş, başvuru ofisine hitaben bir kapak mektubu, okula neden başvurduğunuzu anlatan bir niyet mektubu ve benzeri resim dokümanlar hazırlamanız gerekmektedir.
Bunların her biri saatler alabilen süreçlerdir.
Lisans derslerinde seçeneğiniz varsa İngilizce bölümlerden bu konuda dersler alabilirsiniz.
Bulabilirseniz bu konularda seminerlere katılmaya çalışın deriz.
İnternetten araştırarak örnekler bulun ve onları takip edin.
Herkesin ihtiyaçları farklı olacağı için kendinizi özgü olarak hazırlamanız gerekmektedir.
Minimum gereksinimler Not ortalaması TOEFL, GRE Okulların minimum gereksinimleri fazlasıyla değişmektedir.
Dahası sınavların ölçüm biçiminde sıklıkla değişmektedir.
Örneğin GRE. 2012 öncesinde 800 puan üzerinden ölçüm yapılırken sonrasında 180 üzerinden değerlendirme yapılmaktadır.
Bu yazıyı okuduğunuz sıralarda bu sayılar yine değişmiş olabilir.
Dolayısıyla kendi araştırmanızı yapmanız müthiş öneme sahiptir.
Ancak genel bir çerçeve çizmemiz gerekirse Eğer TOEFL'dan 120 üzerinden 80 ve üzeri, CRE'den de matematik tam'a yakın, dil alanında 170 üzerinden 130 üzeri alabilirseniz, bu iki kriteri
hemen hemen her okul için karşılamış olacaksınızdır.
Tabii ki çok üst düzey üniversitelere başvurmak istiyorsanız, olabilecek en yüksek notları hedeflemenizi tavsiye ederiz.
Örneğin, daha üst hedefleri olan insanlara TOEFL'dan 90-100 arası, CRE'de matematik tam, dil alanında 170 üzerinden 150 hedeflemeyi tavsiye ederiz.
GRE'de özellikle de bilim ve mühendislik gibi alanlarda yazım kısmı çok da önemli değil.
Ancak 6 üzerinden 3-4 civarı almanız yeterli olacaktır.
Yeterli olmaktan kasıt bunun üzerinde alacak olursanız okullar sizi sırf bu notunuza dayanarak büyük ihtimalle reddetmeyecektir.
Bu sınavlara çalışmak için de birkaç tavsiyede bulunabiliriz.
TOEFL'a notful sitesinden GRE'ye kendi sitesindeki 120 sayfa civarındaki notlardan çalışabilirsiniz.
Bu sınavların Türkiye'deki sınavlardan hiçbir farkı yok.
Tamamen ezbere dayalı, bilgiyi değil ezber becerisini ölçen sınavlar.
Notful sitesinde verilen sorular TOEFL'da çıkanlara çok benzer.
Dolayısıyla ezberlemek fazlasıyla kolaylaştıracaktır işinizi.
GRE'deki matematiğin en önemli kısmı olduğunu söylemiştik.
Neyse ki bu bizim lisede gördüğümüz matematiğe göre aşırı basit.
GRE'nin dil kısmı hayatınızda gördüğünüz en zor dil sınavı olacak.
Öyle ki çalışmanın bile dikkate değer bir faydası olmayabilir.
Ancak neyse ki okul kabulünde önemi yok denecek kadar az.
TOEFL'dan alacağınız dil sonucu çok daha önemli.
Okul not ortalaması ne kadar önemli?
Gelelim kritik noktaya.
TOEFL ve GRE'nin okul kabullerindeki etkisi sıfıra yakın.
Okullar bu iki sınavı öneleme amaçlı kullanıyorlar.
Yani okullar neredeyse hiçbir zaman ''Hımm, amma da yüksek GRE notu almış bir öğrenci, bunu kesin alalım'' şeklinde bir tutum sergilemeyeceklerdir.
Kendi deneyimlerimizden de yola çıkarak şunu çok net olarak söylemek isteriz.
Lisans mezuniyet notu ortalamanız, bir okulun kabul kararındaki açık ara farkla en önemli faktördür.
Kimi zaman insanlar, okul notu artık o kadar da önemli değil, sosyal yaşantınıza, hobilerinize vs.
bakarak karar veriyor okullar gibi iddialara kanıyorlar.
Bizler de kandık. Topluluklar kurmanın, topluluklarda üst düzey görevler almanın, basketbol oynamanın, gitar çalmanın, notlarınız düşük olsa bile size kabul getireceğine inanıyor olabilirsiniz.
Yanılıyorsunuz. Okul notunuz düşükse birçok okul geri kalan faaliyetlerinize bakmayacaktır.
Daha önemlisi hobileriniz önemli olsa da bu tip durumlarda hobilerden kasıt profesyonel uğraşlardır.
Yani basketbol oynamaktan kasıt sokakta arkadaşlarınızla basketbol oynamanız değil, profesyonel birlikte veya yurt dışında turnuva başarıları elde etmiş olmanızdır.
Çar çalmaktan kasıt sahilde arkadaşlarınızla Akdeniz akşamları söylemek değil.
Örneğin uluslararası flamenco gitar yarışmasında derece elde etmenizdir.
Bu tip aşırı üstün başarılarınız yoksa hobilerinizin okul kabulünde hiçbir etkisi olmayacaktır.
En önemlisi GRE ve TOEFL'dan yeterli notları almış olmanız ve okul puanınızın olabildiğince yüksek olmasıdır.
Okullar öncelikle GRE notuna göre öğrenme yapacaktır.
GRE notlarınız kötü ise muhtemelen doğrudan reddedeceklerdir.
GRE'den geçenlerin TOEFL notları kontrol edilecektir.
Yeterli dil başarısı gösteremeyenler de büyük oranda otomatik olarak elinecektir.
Son olarak ise CGPA'ya bakılacaktır.
Kriterleri bariz bir şekilde sağlamayan kişiler doğrudan elinecektir.
Ortalamanız minimuma yakınsa ama tam olarak karşılanmıyorsa doğrudan reddetmek yerine değerlendirecekler kategorisine alınacaksınızdır.
Okul Kotasını en üst düzey not ortalamasına sahip kişilerle doldurduktan sonra eğer yer kalırsa bu kişilere de fırsat verebilecektir.
Eğer ki en yüksek not ortalamalarıyla kotalarını doldururlarsa size sıra gelmeyecektir.
İşte bu kotayı dolduran kişilerin notları birbirine çok yakınsa ve kota artık dolmaya yakınsa o noktadan sonra profesyonel hobisi olanları tercih edebileceklerdir.
Yani profesyonel bir müzisyen veya basketbolcu olmanız bir okulun biyoloji veya kimya mühendisliği bölümüne girmenizi sağlamayacaktır.
Ancak not ortalamanız yüksekse ve okul iki kişi arasında kalırsa daha yüksek sosyal becerileri olanları seçebileceklerdir.
Birçok okulun öğrenci kabulünde kullandığı minimum CGPS sınırı 3.0'dır.
Ancak bu kimi durumda yanıltıcı olabilmekte.
Çünkü bir okulun aradığı minimum standartlar ile kabul ettiği öğrencilerin arasında dikkate değer farklar bulunabiliyor.
Dolayısıyla okulların bir önceki sene için yayınladıkları öğrenci istatistiklerine göz atmaya çalışabilirsiniz.
Bir örnek verelim. MIT ya da UCLA gibi üst düzey okulların istatistiklerine bakacak olursanız şunu görürsünüz.
Başvuruların alt sınırı GP'yi 3.2 civarı olarak verilmektedir.
Ancak bu okullara başvuranların ortalaması 3.5 dolaylarındadır.
Çünkü düşük ortalamaya sahip öğrenciler bu okullara başvurmayı denememektedirler bile.
Başvurular arasından kabul edilenlerin ortalaması 3.8 civardır.
Ancak her kabul edilen o okula gitmemektedir.
Çünkü birçok diğer okuldan da kabul alabilmektedirler.
işte kabul edilip aynı zamanda o okula kayıt olanların ortalamasının 3.9 civarı olduğu çıkabilmektedir.
Dolayısıyla alt sınır 3.2 gözükse de gerçekte olan 3.8, 3.9 olabilmektedir.
Bu nedenle özellikle aşırı üst düzey okulların minimum gereksinlerine birazcık daha dikkatli yaklaşmakta fayda var.
Ayrıca okulların çeşitli kriterlere göre seçim yaptığı da hatırlanmalıdır.
Birçok okul, başvurularda çeşitlilik dengesini tutturmak adına eşit sayıda kadın ve erkek, belli bir oranın üzerine yabancı öğrenci ve azınlık gruplarından almaya çalışacaklardır.
Dolayısıyla kabul süreci pek doğrusal bir süreç değil.
Oldukça dolambaçlı ve bilinmeyenlerle doldur.
Referans Mektubu Başvuruların en meşhur ve önemli basamaklarından birisi de referans mektubu aşamasıdır.
Referans mektubunu dersine aldığınız ve yüksek not getirdiğiniz hocalardan, bizzat tanıştığınız hocalardan, sizi bilen profesörlerden, beraber çalıştığınız akademisyenlerden, alanlarında ünlü olan bilim insanlarından
ve benzeri kişilerden alabilirsiniz.
Akrabalarınızdan, arkadaşlarınızdan vesaire aldığınız referans mektuplarının herhangi bir geçerliği olmayacaktır.
Başvurular sırasında referans önemlidir.
Ancak tıpkı CRI ve TOEFL gibi her şey değildir.
Okullar seçmeye aday olarak gördükleri öğrencilerin referans mektuplarına da göz atarak onların kabul edilebilirlik değerlerini artırıp azaltabilmektedirler.
Mezun olduğunuz okul ne kadar önemli?
Bu da birçok öğrencinin endişe duyduğu konulardan birisi.
Ancak endişelenecek pek bir şey olmadığını söyleyebiliriz.
Türkiye'nin üst düzey üniversitelerinin sırf isimle değil de pek bir yurt dışı avantajı yok.
Daha düşük seviyeli üniversitelerinde isim tanınırlığı olmaması nedeniyle dezavantajı yok.
Bu avantaj daha ziyade okulun öğrencilerine sunduğu imkanlar aşamasında ortaya çıkmakta, başvurular sırasında değil.
Yani ODTÜ, Boğaziçi Üniversitesi, Bilkihanet Üniversitesi ve benzeri üst düzey üniversitelerden mezun olduğunuz için yurt dışında özel bir ihtimam görmeyi beklememelisiniz.
Ne yazık ki Türkiye, kesintili ve aralıklarla duyduğumuz başarılarına rağmen yurt dışında halen belirli bir olgunluğa ve saygınlığa erişebilmiş bir ülke değil.
ODTÜ gibi büyük üniversiteleri bile duyan kişi sayısı çok az.
ve çoğu zaman bireysel tanışıklıklar nedeniyle biliyorlar.
Akademik başarıdan ötürü değil.
Türkiye için kıymetli olan bu üniversitelerimizin dünya çapında Harvard, MIT, Carnegie Mellon, Stanford, Johns Hopkins gibi aşırı popüler okullarla yarışabilmek konusunda dikkate değer bir başarı
gösterebildiğini söylemek zor.
Ancak okulunuzun kalitesi staj yapabileceğiniz yerleri etkileyebilir.
Stajda başvurular sırasında kısmen önemli bir faktör olabilir.
Benzer şekilde okulunuz iyi bir İngilizce eğitim veriyorsa bunun faydalarını görebilirsiniz.
Okul kabulü, hocalarla önceden irtibata geçmek.
Okullar, öğrenci seçim sürecinde farklı yöntemlere başvurabilmektedir.
Çoğu üst düzey okulda merkez bir komite tarafından seçim yapılır ve hocalar ile öğrenciler eşleştirilir.
Bazı üniversitelerde ise okullar aldıkları başvuruları bölümlere, bölümlerde bu başvurular arasından seçtiklerini hocalar iletir.
Yani hocalar kendi öğrencilerini seçerler.
Kime okuldaysa hocalar bulabildikleri kadar sayıda öğrenciyi kendileri bulurlar.
Bulamadıkları yerde okulun ayarlamasını beklerler.
Ne yazık ki hangi okulun hangi sistemi kullanacağını bilmek pek mümkün değil.
Bu nedenle en sağlıklı yöntem hocaların seçim sürecinde bir söz hakkı olduğunu varsaymaktır.
İşte bu nedenle gitmek istediğiniz okullarda ilginizi çeken akademisyenlere e-posta atarak ilginizi onlarla paylaşabilirsiniz.
Ayrıca bazı hocalar okulunuzun bölüm panolarına veya e-panolarına ilan verebilirler.
Bunları da takip etmenizi tavsiye ederiz.
Bu tip durumlarda hocalar sizi kabul edecek olursa okula genellikle pek bir söz hakkı düşmemektedir.
Hocanın seçtiği kişileri kabul ederler.
Birçok durumda ise hoca doğrudan kabul etmese bile bence okula başvurmalısın, iyi bir aday olduğunu düşünüyorum diyerek niyetini belli eder.
Ancak kararı okula bırakır.
Bu e-postalardan alacağınız fikirler ışığında okul tercihlerinizi yapabilirsiniz.
Bu size vereceğimiz en önemli tavsiyelerden birisi olabilir.
Akademisyenlere e-post atmaktan korkmayın.
Düzgün ve saygılı bir şekilde, kısaca kendinizi tanıttıktan sonra ilginizi hocalara gösterin.
İlgileneceklerdir. İlgilenmeseler de zaten yapacak bir şey yok demektir.
Zorla bir hoca ile çalışamazsınız.
Ya hoca bulamazsak?
Bu konu oldukça yaygın olarak yanlış bilinmektedir.
Okulun başvurularını tamamladığınızda hocanız belli olmak zorunda değildir.
Hatta doktorunuzun ilk dönemi boyunca danışman olacağınız hala belli olmayabilir.
Bu zaman dilimi içinde bir yandan okula devam ederken bir yandan da danışman arayışınızı sürdürebilirsiniz.
Dolayısıyla korkusuz olun ve sorunlara sakin bir şekilde yaklaşın.
Bir okul sizi kabul ettiyse size ihtiyacı var demektir ve kaybetmek istemeyecektir.
Türkiye'de alışık olduğunuzun aksine ABD'de gerçek anlamıyla değerli bir insan bireyi olarak görüleceksiniz.
Dolayısıyla bu gibi konularda kültür şokuna da hazırlıklı olmanızı tavsiye ederiz.
Başvurular ne zaman açıklanır?
ABD'deki üniversitelerin başvuru sonuçları Nisan başından Mayıs ortasına kadar belli olmayacaktır.
Sakin olun. Okulları e-posta yoluyla kısmen sıkıştırmanız mümkündür.
Başvuru ofislerine e-posta göndererek başvurunuzun durumunu sorabilirsiniz.
Örneğin bir okula cevap vermek için bir diğer okuldan haber bekliyorsanız o okula bunu belirtebilir ve cevaba zorlayabilirsiniz.
Bunu abartmanızı tavsiye etmeyiz.
Başvurunuzun sonucu e-posta veya posta yoluyla size bildirilecektir.
Reddedilirseniz bu açıkça belirtilecektir.
Eğer kabul edilirseniz size bir kabul mektubu ve teklif mektubu sunulacaktır.
İlki kabulünüzü tebrik eden bir mektup, ikincisi ise hangi şartlarda sizi kabul ettiklerini belirten bir mektup.
Bu ikincisi çok önemli. Çünkü size ne kadar ödeme yapacaklarını, ne rolde olacağınızı, hangi ücretleri sizin ödemeniz gerekeceğini, sağlık sigortası gibi detayları bu mektupta belirtecekler.
Teknik olarak pazarlık yapmanız mümkün.
Ancak bunun sınırları oldukça dar.
Dolayısıyla özel pozisyonda değilseniz fazla pazarlık peşinde koşmanızı tavsiye etmeyiz.
Çünkü okulun size diğer öğrencilerden daha fazla ödeme yapması pek mümkün değil.
Bunların çoğu merkezi sistemlerden belirlenen ücretler.
Eğer mektuplarınızda tuhaf veya hatalı bir şey varsa size mektubu gönderen öğrenci işleri sorumlusunu e-posta gönderebilirsiniz.
Teklif mektubunu tam olarak anlamadan asla imza atmayın.
Çünkü o mektuba imza atmanız işi kabul ettiğinize dair söz verdiğiniz anlamına gelmektedir.
Bundan caymak güvenilirliğinize büyük bir hasar verebilecektir.
Mektubu imzalayıp gönderdiğinizde okul sizin kayıt işlemlerinize başlayacaktır.
Diğer detaylar. Türkiye'de lisansüstü.
Hep yurt içinden bahsettik ama tabii ki yurt içinde de lisansüstü eğitimi almayı seçebilirsiniz.
Ancak Türkiye'de de birçok üst düzey okul dünyanın geri kalanında da olan rotasyon mantığını takip etmektedir.
Mezun olduğunuz üniversitede akademisyen olmanız istenmemektedir.
Örneğin ODTÜ mezunu iseniz ODTÜ'de akademisyen olmak için en azından bir sene yurt dışına eğitim almanız veya ders vermeniz beklenmektedir.
Genelde bu sebeple ODTÜ mezunları master veya doktora için yurt dışına çıkarlar.
Sonrasında yurda dönüp ülkemizdeki üniversitelerde eğitim vermeye devam ederler.
Bir diğer deyişle ODTÜ'den mezun olup ODTÜ'de master doktora yapıp ODTÜ'de hoca olmanız arzulanan bir durum değildir.
Bu nedenle master veya doktoranız ODTÜ'dense doktora sonrasında postdoc veya akademisyen olarak yurt dışına gitmeniz talep edilebilir.
Akademik planlarınızı buna göre şekillendirmeniz akıllıca olacaktır.
Doktorama alınca ne olacağım?
Bir doktora sahibi olarak, mezuniyetiniz sonrasında size ne olacağı birçok faktöre bağlı olarak, örneğin öğrencilerinizin size verdiği puanlar ve resmi geri bildirimler, yayınladığınız makalelerin sayısı ve kalitesi, bu makalelerin
aldığı atıf sayısı, okula getirdiğiniz fon miktarı gibi faktörlere bağlı olarak, GPTA yerine tam zamanlı okutma veya yardımcı doçent olarak bir üniversiteye kabul almanız mümkün olabilir.
Eğer ki yeterince makaleniz veya atıfınız yoksa veya çalışmak istediğiniz üniversitede deneyim kazanmak için, Doktora sonrası eğitim alabilir.
Bir 3 sene süren bu süreçte sırf makale yazılımına odaklanarak akademik konumuzu güçlendirebilirsiniz.
ABD'de yardımcı doçentlik maaşı ayda 5000-8000 dolar arasındadır.
Sonra adım adım yükselirsiniz.
Önce yeterince başarılı olduğunuzu varsayarak 3-8 sene içerisinde doçent olursunuz.
Sonrasında bir diğer 3-10 sene sonunda ise profesör olursunuz.
Doçentlik maaşı ABD'de 10.000 dolara kadar çıkmaktadır.
Profesörlükte ise ucu açıktır.
Ama 12 bin ile 15 bin dolar arası yaygındır diyebiliriz.
Tabi bu sadece temel gelirinizdir.
Bir de aldığınız fonlar, yaptığınız danışmanlıklar vs.
katılınca ortalama olarak ayda 20 bin dolara kadar ulaşmanız ve hatta geçmeniz mümkündür.
Türkiye'de makine mühendisliği bölümünden bir profesörle yaptığımız bir görüşmede aylık 7 bin TL civarında maaş aldığını öğrendik.
Bunun yetmediğini fakat yaptığı danışmanlıklardan aldığı paranın fazlasıyla yeter hale getirdiğini söyledi.
ABD'de Okuldan okula değişse de makine mühendisleri ortalama olarak en az yılda 80 bin dolar kazanırlar.
Genel ortalama 120 bin dolar civarındadır.
Bu konular için Glassdoor sitesini incelemenizi tavsiye ederiz.
Yurt dışına yolculuk.
Kabul aldığınıza dair belgeleri kullanarak gideceğiniz ülkeye vize almanız gerekecektir.
Bunun için internetten bolca bilgi bulabilirsiniz.
Çok detaylı olduğu için girmeyeceğiz.
Ufak bir tavsiye.
Uçak biletlerinizi vayama.com veya priceline.com üzerinden alabilirsiniz.
Tatiller ve Türkiye'ye geri dönüş Akademide işler birazcık daha iyi olsa da, ABD'de Türkiye'dekine göre çok daha az sayıda tatil var.
Dolayısıyla yılın ezici çoğunluğunda iş başında olmanız gerekiyor.
Sizin tatil durumunuz ve Türkiye'yi ziyaret edip edemeyeceğinizde iş yükünüze, ders programına ve danışmanıza kalmış bir durum.
Çoğu danışmanın bu konuda belli sınırları vardır.
Bunları danışmanınızla görüşmeniz gerekiyor.
Resmi tatiller, genellikle normal şekilde tatil yapabileceğiniz zamanlar.
Fakat bunlar epey kısa tatiller.
Üstelik teknik olarak danışmanınız o zamanlarda da çalışmanızı isteyebiliyor.
Yaz tatili içinse çok fazla plan yapmanızı tavsiye etmeyiz.
Çünkü yazları da yaz okulu boyunca ders vermeniz, araştırmalarınızı sürdürmeniz ve benzeri gerekiyor.
Yani öğrencilerin çoğu tatilde olsa bile siz tatilde olmayacaksınız.
Ancak ve ancak danışmanınız size tanıdığı tatil süresine yazın kullanıyorsanız birkaç haftalığına tatil yapabilirsiniz.
Fakat öğle lisedeki hatta üniversitedeki gibi 3 ay tatil beklemeyin.
Birçok durumda böyle bir durum söz konusu olmuyor.
Hayal kırıklığına uğramamak için rolünüzü iyi anlayın.
Her yıl binlerce üniversitede belki de on binlerce ve yüz binlerce doktor öğrencisi insanlığın en değerli bilgi birikimi olan bilimin ufacık bir köşesini bir gıdım olsun geliştirebilmek için yıllarını vermektedir.
Bu mücadele elbette doktora sonrasında da ömrünün ileri yaşlarına kadar yüksek bir sempoyla devam eder.
Ancak doktora tüm akademisyenlerin ve akademisyen adaylarının kendilerini bilim camiasına kanıtlamak için canlarını dişlerine taktıkları en yoğun çaba sarf ettikleri dönemdir.
Her yıl profesörler laboratuvarlarına ve araştırmalarına katılan yeni doktor öğrencilerine doktoranın ne olduğunu ve doktor öğrencisinden beklenenleri anlatırlar.
Ancak bunu anlatmak çok kolay değildir.
Çünkü neredeyse hiçbir doktor öğrencisi doktorasının başlangıcında önündeki en az 4 senelik süreçte ne yapacağına ve ne keşfedeceğine dair en ufak bir fikri olmadan bu serüvene başlar.
Benzer şekilde profesörlerin de öğrencilerinden ne bekleyeceği konusunda neredeyse hiçbir fikirleri yoktur.
Ancak doktoranın ilk 2-3 senesinde yapılan ön çalışmalar, literatür araştırmaları ve ön verilerin toplanması gibi araştırmalar doktora konusunun netleşmesini ve bilimin nasıl üretilebileceğinin keşfini sağlar.
Fakat o noktaya gelene kadar bir doktor öğrencisine bu işin ne olduğunu anlatmak hiç de kolay değildir.
İşte bu sebeple Utah Üniversitesi'ne Bilgisayar Bilimleri bölümünde yardımcı doçent ünvanına sahip Dr.
Matt Maid öğrencilerine anlatmak üzere adım adım bazı görseller hazırlamış.
Eh bize de bunu size aktarmak düşer.
İyi eğlenceler. Bireysel bir hikaye.
Gerçek bir deneyimden de örnek verebiliriz.
Kendimizden. Bu yazının yazarı olarak ODTÜ Makine Mühendisliği'nden gayri resmi bir biyoloji yandalı ile mezun oldum.
ODTÜ'ye girdikten sonra birçok yan faaliyet yürüttüm.
İlk sene ortalamam 3.5 idi.
Ancak hem ODTÜ Makine ve ünivasyon topluluğunu hem de evrim ağacını kurmam ve okul dışı faaliyetlere aşırı zaman ayırmam sonucunda 2.75 ortalama ile bölüm 63.sü olarak mezun oldum.
Her zaman notlar her şey değil, yan faaliyetler de önemli.
Yalanına inandığım için çok umursamadım.
Ancak gerçeği öğrenmem çok geç olmadı.
Başvurularımın neredeyse hepsi reddedildi.
Dolayısıyla notunuzu yüksek tutmanız çok ama çok önemli.
Benim yol gösterenim olmadığı için deneme yanılma yapmış oldum ve yanıldım.
Sonuçları kötü olmadı ama siz daha akılca kararlar alabilirsiniz.
Üçüncü sınıfta ODTÜ Makine Mühendisliği'nin internet sitesinde biriyle gördüm.
Texas Tech Üniversitesi'nden Burak Aksak isimli hocanın öğrenci aradığını gördüm.
Tabi henüz üçüncü sınıfa olduğum için okula başvuramazdım.
Ama çekinmeden girişken olup e-posta attım.
Hoca şu anda vaziyetin belli olmadığını 2-3 hafta sonra tekrar yazmamı istedi.
2-3 hafta bekledikten sonra tekrar e-posta gönderdim.
Ne yazık ki yer olmadığını, beni kabul edemeyeceğini söyledi.
Ancak çalışma sahası ve yaptıkları beni çok ilgilendiriyordu.
Bu sebeple işin peşini bırakmadım ve 2-3 ay sonra tekrar e-posta attım.
Herhangi bir gelişme olup olmadığını sordum.
Burak Hoca bir gelişme olabileceğini söyledi ve biraz daha beklememi söyledi.
Ondan 2-3 ay kadar sonra laboratuvarı için yeni bir fon aldığını ve beni kabul edebileceğini söyledi.
Kıssadan ise... Girişken olun, korkmayın.
İstediğinizin peşini bırakmayın.
İşe yarıyor. Bu arada hocanın Türk olmasına gerek de yok.
Yabancı hocaları da atabilirsiniz.
Benim Burak Hoca ile irtibata geçme nedenim, Türk olması değil.
Benim de stajlarımdan birini yaptığım, Karancımeli Üniversitesi'nden o robotik laboratuvarından mezun olmuş olması ve benim ilgi alanım olan evrimsel robotik çalışmama izin verebilecek bir araştırma sahası olmasıydı.
3. sınıfın sonu, 4.
sınıfın başından itibaren.
En azından Texas Tech Üniversitesi neredeyse tamamen kesinleştiği için daha rahat bir şekilde başvurulara odaklanabildim.
Zamanı gelince yukarıda da izah ettiğim zaman aralıklarını takip ederek başvurumu yaptım.
Ve Mart gibi kesin kabul aldım.
Okul kabul mektubunda harç ücretinin neredeyse tamamını burs olarak vereceklerini ve üzerine de doktor da beni öğretim görevlisi olarak çalıştıracaklarını ve maaş vereceklerini belirtti.
Ben de kabul ettim. İlerleyen dönemde de yarı zamanla okutmanlığa yükseldim.
Ben müthiş şanslıydım.
Çünkü hem benim çalışmalarıma değer veren bir hoca bulmuştum hem de hocanın kendisi mükemmeldi benim için.
Hocanın değerini yaklaşımından da anlayabilirsiniz.
Burak Hoca bana şöyle dedi.
Ben seni her türlü alacağım ama kendini tek sastekle sınırlandırma.
Diğer okullara da başvur.
Öyle karar ver. Bu şekilde size yol gösterip akıl hocalığı yapabilecek kişiler bulmaya çalışmanızı tavsiye ederim.
Texas Tech kesim değiştiği için Carnage Mellon, UCSB, UIC, University of Massachusetts gibi uç okullara başvurdum.
Texas Tech, makine mühendisinde 96.
sırada olan bir okul. Yani ortalama sayılır.
Oradan hali hazırda kabul aldığım için hiç ortalama bir okula başvurmadım.
Böylece, benim yan faaliyetlerim GP'imden önemlidir, tezimi birebir test etmiş oldum.
Sonuç, istisnasız olarak tüm okullar reddetti.
Dediğim gibi, okul puanım 2.75 idi.
Bu örnekten yola çıkarak kendinize hedefler biçebilirsiniz.
Örneğin ortalamanız benim gibi 3'ün altındaysa sıkıntı çekmeye hazırlanın.
O kişilere tavsiyem bol bol hocaya mail atıp birebir görüşmeleridir.
Bunun ne kadar zor ve zaman alan bir iş olduğunu bu işe girişince göreceksiniz.
Tek tek okulların sitelerinden hocalara ve konularına bakmak, daha önce yaptıkları işlere ve makalelere bakmak, hocalara özel mailler hazırlamak vs.
Her biri günlerinizi ve haftalarınızı alacaktır.
Merak edenler için benim TOEFL notum 120 üzerinden 111 idi.
GRE notum matematikten tam puan, dilden 170 üzerinden 150, yazım da 6 üzerinden 4 idi.
Lisan sırasındaki stajlarımı Carnegie Mellon Üniversitesi'nde ve Denmark Technical University'de yapmıştım.
Tüm lisans hayatımı, yaptığım yan faaliyetlerime yüksek TOEFL, GRE ve iyi referans mektuplarının bana notumdan çok daha fazla yeteceğine inanarak geçirdim.
Birini şu anda okuduğunuz iki büyük topluluk kurdum.
Bir dolu laboratuvarda görev aldım.
Sosyal etkinliklere katıldım.
Bunu deneyimlemiş biri olarak söylüyorum.
CGPA her şeydir.
Ne yapın edin, mezuniyet notunuzu 3.5'a yakın tutun.
İşte böyle. 2018 yılında Texas Tech Üniversitesi makine mühendisliğinden doktoramı aldım.
Hem de bu defa biyoloji bölümünden doktor uyandığımda resmi olarak aldım ve son derece mutluyum.
Her ne karar alırsanız alın, her ne duruma düşerseniz düşün, en iyisini yapmaya çalışın derim.
Bir şekilde çalışınca ve azmedince her şey halloluyor.
Sonuç, tabii ki iş bunlarla bitmiyor.
Sağlık sigortası, kalacak ev, ulaşım yöntemleri, yaşam masrafları, kültür farklılıkları, vize durumları, oturma çalışma izinleri ve daha sayısız soru işareti ve problem sizi bekliyor olacak.
Bu iş kolay bir iş değil ancak imkansız da değil.
Sakin olun, internetin ve Google'un bütün faydalarını kullanmaya çalışın ve azimle doğru bildiğiniz yolda ilerleyin.
Başaracaksınız. Ya
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
