Türk Mitolojisinde Ateş: Ateş, Eski Türk Toplumlarında Neden Önemliydi?
23 Eylül 2022 · 12 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Türk mitolojisinde ateş.
Ateş eski Türk toplumlarında neden önemliydi?
Seslendiren Altay Kenger Tarih boyunca hikayeler anlatan yani hikayenin yaratıcısı konumunda olan insan bir yerden sonra anlattığı hikayelere esir olmuş ve yaratılan konumuna
gelmiştir ya da o konuma düşmüştür.
Her ne kadar biz bu hikayelerin bazılarını mitoloji olarak adlandırsak ve gerçeklikten uzak olduğuna emin olsak bile ilk yaratıldıkları zamanda dönemin insanları tarafından sıradan bir ağaç veya
toprak mıhçasına gerçek olduğuna inanıldığını varsayabiliriz.
Ateş, insanlık tarihine yön veren ve insanların doğa üzerindeki hakimiyet kurma çabalarında kendilerine önemli avantaj sağlayan bir icattır.
Geceleri yırtıcı hayvanları uzak tuttuğu gibi, avlanan hayvanların etlerinin pişirilmesi, soğuk günlerde sıcak kalınması için de gereklidir.
Tarih öncesi çağlarda ateşin, Dünyanın her yerinde aynı anda bulunmadığını veya kullanılmadığını göz önünde bulundurursak hayatta kalabilenlere büyük yardımı dokunduğunu düşünebiliriz.
Birden fazla fonksiyona sahip olan bir icadın arka planında da birden fazla ve oldukça girift tezahürleri vardır.
Yukarıda sayılan yatsınamayacak derecedeki faydalarından dolayı her millet ateşin icadını kendisine mal etme çabası içine girmiştir.
Örneğin eski Yunan mitolojisinde İnsanların hayatta kalabilmesi için Zeus'tan ateşi çalan Prometos'u görürüz.
Yahudi inancında ise bir rivayete göre, yaratılışın ikinci günü, diğer bir rivayete göre ise Sebt yani cumartesi günü, iki taşı birbirine sürtmek suretiyle Hazreti Adem tarafından yaratıldığına inanıldığını
okuruz. Biz burada ateşin Türk mitolojisindeki yeri üzerine yoğunlaşacağız.
Türk mitolojisinde ateşin yeri ve anlamı Öncelikle şunu belirtmemiz gerekir ki ateş, Farklı coğrafyalarda yaşayan farklı Türk toplulukları için farklı şeyler ifade edebilmesine rağmen genel olarak
Türk toplumları genelinde görülen temizleyici, bir araya getirici, haber verici ve korumacı motifini muhafaza etmeyi başarmıştır.
Çoğu Türk topluluğu için ateş, ayinlerin, ritüellerin ve günlük hayatın hatta her çadırın içerisindedir.
Canlı bir varlıkmış gibi muamele görmekte ve gerektiği yerde kuru otlarla beslenmektedir.
İnsanların bağlı bulundukları toplumun herhangi bir üyesine karşı hissettiği sorumluluk duygusu birçok doğa unsuruna olduğu gibi ateşe karşı da hissedilmiştir.
Bu durum doğaya saygıyı önceleyen animistik inançlar çerçevesinde değerlendirilebilir.
Ateş adabı Ateşe nasıl davranılması ya da davranılmaması gerektiğine dair toplum tarafından geliştirilen kurallar ateşin önemini ve saygınlığını belirtmektedir.
Örneğin ateşin karşısında bir bıçak ile eti doğrama, Ateşe bıçağı gösterme veya bıçakla ateşi karıştırma olumlu karşılanmazdı.
Çünkü bıçak veya demirle ocak karıştırıldığı vakit ateşin yaralanabileceği düşünülürdü.
Bu da ateşin kendi başına bir varlık olarak kabul görüldüğünün bir belirtisi olabilir.
Tüm bunlara ek olarak ateşe tuz veya kötü kokular da atılmazdı.
Onlara göre bunlar ateşin gücünü zayıflatırdı.
Ayrıca ocağı karıştırmak yasak edilmişti, ocağı su ile söndürmek ise yapılmaması gereken en önemli davranıştı.
Ateşin sönmesi, uğursuzluk alameti olarak görülmekteydi.
Ateş, aileden biriymiş gibi muamele gördüğü için onunla geliştirilen iyi veya kötü ilişkiler bir nevi ailenin ve sürünün selameti ve devamlılığı ile ilişkilidir.
Her iki taraf için de karşılıklı fayda ilişkisi olduğu düşünülebilir.
Ateşin sönmemesi ile aile ocağının sönmemesi yani ailenin yok olmaması birbirini tamamlar niteliktedir.
Günümüzde dahi kullanılan ocağın sönsün tabiri aslında ailen yok olsun anlamında bir bedduadır.
Ateşe Adanan Adaklar İnsanlar tarafından ateşe karşı yapılması gereken davranışlar bağlamında belirli zamanlarda veya günlük olarak ateşe sunulan kanlı ve kansız kurbanları örnek
olarak gösterebiliriz. Kansız kurbandan saçı saçmak, yağ atmak ve şarap serpmek gibi uygulamalar anlaşılmalıdır.
Örneğin ateşe yalnız yemeğin veya etin yağlı kısmı sacı olarak sunulurdu.
Bu ritüel Kars ve Sarıkamış'ta ateşe tuz şeker atılması suretiyle İslamiyet'ten sonra da devam etmiştir.
Bunun haricinde yağ, koyun, kısrak ve tanrıya kurban edilen hayvanların kemiklerinin ve derisinin de ateşe atıldığı bilinmektedir.
Altay Sayan Türkleri Ateş'e kanlı kurban da sunmuşlardır.
İyi ekültü içerisinde yalnızca ateş, ikili kurban sunma fenomeni göstermektedir.
Etin, Kurbanlık olarak seçilen en önemli kısmı ateşte yakılırdı.
Bu örneklerden anlaşılacağı üzere ateşe ayrıcalık atfedilmesi onun saygınlığına ve önemine işaret ettiği gibi ateş vasıtasıyla Tanrı'nın konumunu yüceltmek ile de yorumlanabilir.
Bir görüşe göre ise ateşe sunulan yiyeceklerin kökeninde doğadan alınanın doğaya verilmesi yeter.
Dönem insanlarının yaşamlarının sürekli doğa ile iç içe olduğunu ve yaptıkları eylemlerde ya da yarattıkları fikir dünyalarında doğadan, onun korunmasından veya kızdırılmamasından sürekli bahsedildiği için insan
ile doğayı birlikte değerlendirmemiz gerekmektedir.
Ateşin önemi bahsine dönersek, çular dönemindeki bir uygulama bu konu ile alakalıdır.
Çular, gök ayını sırasında ateşe üstünlük veriyor ve ateş unsurunun zirveye vardığı devreye yani yaz gün dönümüne ait olan simgeler kullanıyorlardı.
Ayinde görevli rahipler kızıl yani ateş rengi elbiseler giyiyorlardı.
Etin kurbanlık olarak seçilen en önemli kısmı ise ateşte yakılıyordu.
Göktürk ve Uygur kağanlarının giysileri ve evleri kırmızı veya altın kızılı rengindedir.
Bunun sebebi güneş ve ateş kültüyle ve bu renklerin kötü ruhları kovması inancıyla ilgilidir.
Altaylarda görülen yabancıların ateş kültü ile ilgili seremonilere katılmamaları ile hükümdarın huzuruna ateşin arasından geçilerek çıkılması ateşin mühim konumuna işaret eden başka bir uygulamadır.
Temizleyici ve tedavi edici ateş Türklerde ateş kültünün önemli sayılmasının sebeplerinden bir tanesi de onun temizleyici ve tedavi edici olarak görülmesinde yatmaktadır.
Müslüman başkurt ve kazaklar Bir yağlı paçavrayı tutuşturup bir hastanın çevresinde alaş alaş diye dolaştırırlar.
Bu alaşlama Anadolu Türkçesi ile alazlama, ateşle temizleme anlamına gelir.
Bu uygulamanın İslamiyet sonrasında da devam etmesi ritüelin halk tarafından benimsendiğini göstermektedir.
Ateşin arındırıcı özelliği genellikle farklı topluluklardan gelenler yani bir bölgeye yabancı olanlar üzerinde uygulanmaktadır.
Örneğin Moğollarda yeni gelinler arındırılmaktaydı.
Onlara göre yeni gelin, yeni eve yabancı olduğundan temizlenmesi gerekmekteydi.
Göktürklere gelen Bizans elçe heyetinin hükümdarın huzuruna çıkartılırken iki ateş arasından geçirilmesi ve Cengiz Han'a gelen elçilerin ateş üzerinden atlatılmadan saraya alınmamaları teknik olarak
birbiriyle uyum içerisindedir.
Ateş en temiz şeydir.
Salgın bir hastalıktan sonra Yakut Türkleri bir meşale ile evleri ve gerekli yerleri temizliyorlardı.
Kuzeydeki Buryat Moğolları ise Ağılların dokuz yanına ateş yakıyorlar ve hayvanları bu ateşin üstünden geçmeye zorluyorlardı.
Bu örnekler ateşin temizleyici rolünün sadece yabancı kişiler için uygulanmadığını göstermesi açısından da önemlidir.
Tanrılarla iletişim ve kehanet aracı olarak ateş.
Ateşin bir başka kullanım alanı ve önemi ise tanrıya temaşa göstermekti.
Bu durumda ateş bir vasıta olarak kullanılmaktaydı.
Aynı zamanda Tanrı ile iletişime geçilmenin de bir aracıydı.
Ateş dumanlarının fiziki olarak göğe doğru hareket etmesi Tanrı ile iletişim düşüncesini destekler niteliktedir.
Tanrı'ya sunulan kurbanlar da ateş vasıtasıyla gökyüzüne ulaştırılmaktadır.
Bazı Orta Asya ve Volga Türk kavimleri kurbanı ateşte yakmak yoluyla gök Tanrı'ya sunmak istiyorlardı.
Tanrı ile iletişim kurma ihtiyaçları genellikle kurban sunma, tahta çıkma törenlerinin ve ölünün haber verilmesi gibi durumlarda hasıl olmaktaydı.
Ateş imparatorun tahta çıktığını göğe haber veriyordu.
Yani yönetme erki ile gök arasında doğrudan bir ilişki vardı.
Tahta çıkma hadisesinin haber verilmesi bir manada göğün onayının alınması ile yani kut inancı ile ilgili olmalıdır.
Bu konu ile ilgili benzer bir görüş ise hükümdarın tahta çıkışını göğe haber vermek için odun yakan hitanlarda açığa çıkmaktadır.
Ateşin haber verme aracı olarak kullanımına ek olarak haber alma aracı olarak da kullanıldığını görmekteyiz.
Ateş, gelecekten haber veren bir unsur olarak da kullanılmıştır.
Nitekim yanan ateşe bakarak fal açma geleneği bunu kanıtlar durumdadır.
Ne yazık ki fal açma yönteminin ayrıntılarına tam olarak vakıf değiliz.
Bunun yanında fal açma günlük olaylardan haber alınmak için de kullanılmıştır.
Ateşe bakıp kehanet etmek Türklerde çok eski bir görenektir.
Örneğin ateşin ıslık çalması karagaslara göre uzaktan bir yolcunun geleceğine delalettir.
Sonuç Mitolojik anlatılar milletlerin bilhassa yazının yaygın olmadığı milletlerin kendilerini en iyi ifade etme şekillerinden biridir.
Eski insanların günlük hayatlarındaki sıradan uygulamalarından en karmaşık ritüellerine kadar ekseriyetinin arka planı mitolojik bir unsura ya da olaya dayanmaktadır.
Milletlerin efsaneleri tamamen saf kalmakta büyük oranda başarısız olmuşlardır.
Eski Türklerdeki ateş olgusuna dair anlatılarda da farklı milletlerin izlerini görmekteyiz.
Muhtemelen bu saflığın oranı daha arkayık zamanlarda ve tecrit edilmiş orman bölgelerinde daha yüksektir.
Eski Türklerin algısında ateşin ailenin birliğini sağlama, iyileştirme, haber verme ve alma, koruma gibi özellikleri vardır.
Bunların yanında ateş ailenin bir üyesiymiş gibi muamele görür.
Onlara göre dağların, ormanların ve insanların ruhlarının olduğu gibi ateşin de ruhu vardır.
Bu ruhun farklı coğrafyalarda farklılaşmak suretiyle belirli bir şekli de vardır ve ailenin Soyun ve milletin devamlılığı için hak ettiği saygının gösterilmesi gerekmektedir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
