Tekil Bireylerin Faaliyetleri, Topluluğun Davranışına Genellenebilir mi?
22 Ağustos 2019 · 8 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
İktisade düşüncede epistemolojik farklılık İktisade düşünce tarihi geneli itibariyle epistemolojik olarak iki ayrı okula ayrılabilir.
Bunlardan ilki klasik iktisat geleneği olarak nitelendirilen öncüllüğünü Adam Smith, David Ricardo ve Karl Marx'ın yaptığı, 20.
yüzyılda ise John M. Keynes ve Michal Kalecki gibi isimler başta olmak üzere takip ettiği düşünce okuludur.
Diğeri de özellikle 19.
yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan kurucularının Leon Walras, Stanley Javons ve Carl Menger olduğu neoklasik iktisat geleneğidir.
Klasik iktisatçılar kapitalizmi çözümlerken gerçek hayatta gözlemlenebilen fenomenleri açıklamaya çalışmışlardır.
Olguları dikkate alarak sistemin dinamiğini ya da genel hareketini anlamaya yönelmişlerdir.
Bir örnekle daha somut hale getirirsek bu düşünce okulunun yöntemine göre bir doktor insan kalbini anlamak için organın genel yapısını çözümleyip tüm faaliyetlerini, zaman içerisindeki hareketini, bu hareketi oluşturan
etmenleri, var olan ve olası anomalileri yani kriz hallerini dikkate alır.
Nitekim tüm bunlar anlaşılmadan kalp sağlığındaki herhangi bir soruna da çözüm önermek mümkün değildir.
Diğer yandan 19.
yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve günümüzde de ana akım iktisat olarak bilinen neoklasik iktisat, Kapitalizmi çözümlemekle boğuşmayı bir yana bırakıp ideal bir kapitalizm tasarlamaya koyulmuştur.
Bu tasarlanan muhteşem kapitalizmi anlamak için kurulan modellerde tek tip ultra rasyonel birbirlerinden ve dış faktörlerden tamamıyla bağımsız insanlar ile milyonlarca homojen, aynı ürünü üreten
ve piyasa hakkında tam bilgiye sahip firma sistem içerisindeki sürekli denge halinde seyreder.
Neoklasik düşünce okulu gerçek dünyadaki olguları bir yana bırakıp bu ideal bir şekilde tasarlanmış sistem üzerinden gerçekten var olan dünyayı anlamaya çalışır.
Bu yöntemi hasta örneğimiz ile somutlaştırırsak doktor insan kalbini anlarken tüm anomalileri, gerçekte var olan faaliyeti bir yana bırakıp insan için en ideal kalbi tasarlar.
Bu kalp insanın sağlığının stabil bir şekilde devam ettiği kusursuz bir organdır.
Dolayısıyla kalp krizi gibi anomaliler mantıklı olmayıp Geçici ve insan sağlığı için önemsizdirler.
Toplulaştırma sorunu Neoklasik iktisat için toplulaştırma, ideal kapitalizmi kurmak için son derece gerekli olan mikro iktisadı, makro iktisada bağlama yöntemidir.
İnsanları, firmaları, malları, üretim faktörlerini ve fonksiyonlarını teknolojiyi toplulaştırıp mikro iktisadı makro iktisada bağlar.
Bunun matematiksel olarak mümkün olabilmesi için neoklasik iktisat teorisi Toplumdaki tüm insanların birebir tıp atıp aynısı, birbirlerinden ve dış faktörlerden bağımsız olarak kendi faydalarını maksimize
edecek iktisadi kararlar verdiklerini varsayar.
Firmaların ölçeklerini, teknolojilerini, ürettikleri ürünleri, sahip oldukları piyasa bilgisini yine tıp atıp aynı varsayar.
Bu homojenlik üretim fonksiyonu girdileri için de gereklidir.
Bunların tamamı matematiksel olarak iktisadi birimler toplam formülünü kullanarak toplanık hale getirmeyi izin veren ve mikro iktisadı makro iktisada bağlayabilmek için üretilmiş ATOK varsayımlardır.
Ekonominin üretim fonksiyonu aynı zamanda tekil temsili firmanın üretim fonksiyonudur.
Ekonominin tüketim fonksiyonu yine aynı zamanda tekil temsili insanın tüketim fonksiyonudur.
Fakat bu yöntem klasik iktisat geleneğinin de vurguladığı ciddi bir problemi göz ardı ederek bilimsellikten uzaklaşır.
İnsanlar gerçekte iktisadi davranışlarını sergilerken politikadan, dinden, milliyetçilikten, birbirlerinin düşüncelerinden, davranışlarından, tükettiklerinden ve bunlar gibi birçok dış faktörden etkilenirler.
Tekil homojen bireyin toplulaştırılarak tüketilen tüketim fonksiyonu bu fenomenin ortaya çıkardığı karakteri yok sayar.
Temsili firma düşüncesiyle toplulaştırma yine aynı şekilde birbirlerinin pazar paylarını ele geçirip piyasa lideri olmaya çalışan Bunu yaparken adeta savaş halinde üretim tekniğini sürekli geliştirip maliyet düşürerek
ve ardından fiyat kırarak birbirlerini yok etmeye çalışan firmaların oluşturduğu bu rekabet dinamiği içerisinde vuku bulan özellikleri de göz ardı eder.
Dolayısıyla homojen temsili aktörlerin oluşturduğu fonksiyonlar ile ulaşılan sonuç bir bütün olarak birimlerin birbiriyle etkileşiminin dikkate alındığı durumda ortaya çıkan sonuçtan çok farklıdır.
Yani etkileşimin ortaya çıkardığı özellikler etkileşimin olmadığı toplulaştırılmış birimlerin gösterdiği özelliklerden oldukça farklıdır.
Buna doğa bilimlerinde beliren fenomen adı verilir.
Bu durum fizik ve biyolojide adeta temeldir.
Klasik iktisatçılar da analizlerini yaparken bunu dikkate alırlar.
Beliren fenomen fizikteki ideal gaz yasası ile çok daha kolay anlaşılabilir.
P çarpı V eşittir R çarpı N çarpı T.
İdeal gaz yasasına göre örneğin bir cam kabın içerisindeki gazın basıncı P ile hacminin V çarpımı, gaz parçacıklarının toplam sayısı R ile evrensel gaz kat sayısı N ve sıcaklığın T çarpımına
eşittir. Gazın cisim içerisinde hareket eden parçacıklardan oluştuğu düşüncesi fizikte de bu mikro bakış açısının makro düzeyi uyarlama girişimlerine neden oldu.
Lakin bilim insanları kap içerisinde sürekli hareket edip birbirlerine ve kabın duvarına çarpan sayısız ve düzensiz parçacıkların tekil patikalarını tespit etmenin kompleksiteden ötürü neredeyse imkansız olduğunu anladılar.
Fakat kabın makroskobik yüzeyine çarpan parçacık sayısı belirli bir zaman aralığında istatistiksel olarak eşitti.
Basıncı ise parçacıkların kabın duvarına vurmasıyla meydana geliyordu.
Parçacık sayısı arttıkça parçacıklar arasındaki çarpışma ve parçacıkların kabın duvarına çarpması artıyordu.
Parçacıkların hızları ve çarpışmasıyla sıcaklık arasında da çok sıkı bir ilişki vardı.
Dolayısıyla belirli bir şekil içerisinde parçacıkların birbirleriyle olan ilişkisini sonucu olarak beliren fenomen ideal gaz yasası için ön koşuldur.
Buradan elde edilecek sonucun temsili tekil parçacığın toplanıklaştırılarak tüketildiği bir gaz formülasyonunun vereceği sonuçtan tamamıyla farklı olduğu açıktır.
Dolayısıyla bu yasa yalnızca kısıtlı ve belirli bir şekil içerisindeki bütünü uygulanabilir.
Fizikteki bu bilimsel olgu tamamıyla iktisat içinde geçerlidir.
Dolayısıyla makro iktisadın mikro temelleri fikri bilimsel değildir.
Kısaca etkileşimin dikkate alındığı bir bütünün ortalama aktörü, birimlerinin birbirinden ve dış faktörlerden tamamıyla bağımsız ve tıp atıp aynı olduğu tekil aktörden oldukça farklı ve sağlam sonuç verir.
Klasik iktisatta örneğin Adam Smith'in görünmez el mekanizması fikri, iktisadi birimler arası ilişkiye dayanır.
Dahası 1950'de patlak veren ve literatürde Cambridge sermaye tartışmaları olarak geçen akademik münakaşa yine bu konuyla alakalıdır.
Tartışmanın özünü toplam sermayenin ölçümü oluşturur.
John Robinson ve Piero Sraffa'nın başını çektiği İngiltere'de klasik iktisat geleneği neoklasik üretim fonksiyonunu reddetmiştir.
Bu fonksiyon içerisindeki sermayenin büyüklüğü kar oranından önce ve ondan bağımsız olarak belirlenemez.
Dolayısıyla kar oranı sermayenin marjilan getirisi olarak sunulamaz.
Kar olgusunu belirleyen faktörlerin oluşumunda beliren fenomen temeldir.
Sonuç olarak neoklasik okulun bölüşüm teorisinin temelini oluşturan üretim faktörlerinin gelirlerinin üretimdeki marjinal verimliliğe dayandığı önermesi çöker.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
