Sürücü Teorisi Nedir? İnsan Davranışlarını Matematiksel Bir Formüle İndirgeyebilir miyiz?
22 Haziran 2022 · 12 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Bu içerik Bionluk sponsorluğunda Bionluk seslendirmenlerinden İrem Öznur Kılıç tarafından seslendirilmiştir.
Sürücü teorisi nedir?
İnsan davranışlarını matematiksel bir formüle indirgeyebilir miyiz?
Yazar Enis Kocabey, Editör Çağrı Mert Bakırcı İnsanlar neden yaptıkları bazı şeyleri hep aynı şekilde tekrar ederler?
Hiç merak ettiniz mi?
Özellikle de biyolojik bir ihtiyaç tarafından güdülendiğimizde neden hep belirli bir şekilde hareket ederiz?
Bu davranışları tekrar etmemizde bizi motive eden şey nedir?
Örneğin odanızda oturup bilgisayarınızda çalıştığınızı düşünün.
Sonra kalkıp mutfağa gidiyor ve bir bardak su içerek kendinizi tatmin ediyorsunuz.
Bunu yapmanızı sizden kimse istemedi.
Hatta belki yerinizden kalkma ve su içme davranışlarınızın bilinçli olarak farkında bile değildiniz.
Ama yine de işte buradasınız.
Kendinizi bir anda mutfakta buldunuz.
Sürücü teorisi, yani driver teori olarak adlandırılan bir teori, İnsan davranışlarını ya da bir ihtiyacın ortaya çıktığı durumlarda insanların bu ihtiyaçlarla motive edildiğinde neden
hep belirli davranışları uyguladığını açıklamayı amaçlar.
Elbette bu teori sadece az önce verdiğimiz örnek gibi basit olaylarla ilgilenmiyor.
Sürücü teorisi günümüzde çok ilgi toplamasa da 1940'larda ve 50'lerde davranış, öğrenme ve motivasyonu açıklayan popüler bir teori olarak ortaya çıktı.
ve sonrasında birçok yeni teoriye katkıda bulundu.
Şimdi gelin bu teoriyi yakından tanıyalım.
Sürücü teorisi nedir?
Dürtü teorisi, güdü teorisi, dürtü indirgeme teorisi ve motivasyon teorisi gibi isimlerle de bilinen sürücü teorisi, 1940'larda ABD'li psikolog Clark
Howell tarafından insan davranışlarındaki öğrenme ve motivasyonu açıklamak için kavramlaştırıldı.
Teori Howell'un iş arkadaşı Kenneth Spains tarafından katkı sağlanarak daha da geliştirildi.
Teorinin ortaya çıkışı, Howell'un tüm davranışları açıklamak için tasarlanan büyük bir teori yaratma isteğine uzanmaktadır.
Howell, Yale Üniversitesi'nde bu teori üzerinde çalışmaya başladığında, Edward L.
Thorndike ve B. Watson gibi birçok düşünürün çalışmalarından etkilendi.
Charles Darwin'in evrim teorisi ve Ivan Pavlov'un koşullandırma konusundaki araştırmalarından büyük ilham aldı.
Çalışmalarının sonrasında teorisini homeostazi kavramına dayandırdı.
Homeostazi, genel olarak denge veya iç denge anlamına gelmektedir.
Ve bir organizmanın zorlu koşullar altında hayatta kalmak için sürdürdüğü dengeyi, istikrarlı durumu ifade etmektedir.
Örneğin, herkesin bildiği gibi çok sıcak havalarda insanlar terlemeye başlar.
Bunun sebebi, vücudun kendini soğutmak istemesi ve denge durumuna dönmek için verdiği doğal bir tepkidir.
Hall bu fikre dayanarak teorisini temellendirdi ve sahip olduğumuz motivasyonun biyolojik ihtiyaçların sonucu olarak ortaya çıktığını öne sürdü.
Yani vücutta herhangi bir ihtiyaç ortaya çıktığında kişi bu ihtiyaçları gidermeye ve denge durumuna ulaşmaya yönelik davranmaya başlayacaktır.
Teoriye adını veren drive terimi biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçların varlığında ortaya çıkan gerilim, rahatsızlık veya uyarılmayı ifade eder.
Bu uyarılma adeta zihinsel bir kaşıntı gibidir.
Örneğin, günlük hayatımızdaki susuzluk, açlık veya sıcaklık ihtiyacı bu dürtüler için basit örneklerdir.
Benzer şekilde başka bir örnek, cinsel uyarılma sonrasında gerçekleştirilen bir cinsel ilişki, kişiyi homeostazi durumundaki tarafsızlığa ulaştırabilir.
Aslında Howl'un teorisinin temelinde, örneklerde de bahsettiğimiz gibi, davranışların bir organizmadaki dengeyi koruma yollarından biri olduğu fikri yatıyordu.
Yani herhangi bir davranış kişiyi homoestezi durumuna geri getiriyorsa, gelecekte bu davranışı tekrar etmesi daha olasıdır.
Elbette bu teori, açlık, susuzluk, seks ihtiyacı gibi günümüzde anlamlandırabildiğimiz basit dürtülere yeterli cevabı vermiyor gibi gözükse de, insan dışındaki diğer canlıların davranışlarını
ya da evrimsel süreçte hayatta kalma tehlikeye girdiğinde, buna yönelik geliştirilen davranışları ve özellikle de bazı durumlarda neden o şekilde değil de bu şekilde davranıldığını anlamak
için bir ipucu niteliği taşımaktadır.
Motivasyon ve davranışları anlamaya yönelik olarak Haldun öğrencilerinden Charles T.
Perm ve Stanley B.
Williams sıçanlar üzerinde birçok basit araştırma yapmıştı.
Bunlardan birinde sıçanlar iyiceye ulaşmak için düz bir sokaktan aşağı doğru koşmak üzere eğitildi.
Daha sonra iki gruba ayrılarak bir grup 3 saat ve diğer grup 22 saat olmak üzere yiyecekten yoksun bırakıldı.
Hall'un buradaki düşüncesi daha uzun süre yiyeceksiz bırakılan grubun daha fazla motivasyona sahip olacağı, bu yüzden yiyeceğe ulaşmak için daha yüksek bir dürtü seviyesine sahip olacağıydı.
Aynı zamanda bir sıçanın koştuğu sokak boyunca ne kadar çok ödüllendirilirse koşma alışkanlığı geliştirme olasılığının o kadar yüksek olacağını varsaymıştı.
Beklendiği gibi deneyin sonucunda yoksunluk süresinin ve ödüllendirme sayısının sıçanların ödüle doğru daha hızlı koşmasına sebep olduğu görülmüştür.
Ayrıca dürtü ve alışkanlıkların dürtüyü azaltmayı sağlayan herhangi bir davranışla eşit derecede katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu deney dikkate alındığında, sürücü teorisinin öğrenme ve pekiştirmenin bir sonucu olarak alışkanlık edinmeyi anlama konusunda Bir
HAL'un insan davranışlarına yönelik matematiksel formülü.
HAL, bu teoriyi kullanarak davranışları basit bir matematiksel formüle indirgeyebileceğini umdu.
Bunun üzerine HAL formülünü geliştirdi.
Bu formülde sol tarafta yer alan SER, uyarıcı potansiyel, organizmanın uyarıcıya yanıt verme olasılığını ifade etmektedir.
Bu potansiyeli hesaplamak için sağ taraftaki işlem yapılmalıdır.
Çağdaş Eleştiriler Sürücü teorisi 1900'lü yılların ortalarında oldukça popüler olsa da, yıllar içinde teorideki bazı kusurlara dikkat çekilmesi ve yeni çalışmalarla getirilen
eleştiriler bu popülerliğe son verdi.
Bu teoriye getirilen bazı eleştirilerin yerinde olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz.
Örneğin açlık, susuzluk veya cinsellik gibi birincil dürtülerin aksine para ve sosyal kabul gibi ikincil dürtüler biyolojik ihtiyaçları doğrudan azaltmak adına hiçbir şey
yapamazlar. Elbette birincil dürtüleri karşılayacak pekiştiricileri satın alma gücü verse de dürtüler söz konusu olduğunda hiçbir etkileri yoktur.
Buna rağmen para güçlü bir pekiştirici konumundadır.
Netleştirmek gerekirse sürücü teorisi açlık gibi birincil dürtüleri azaltmaya yönelik davranışlarımızı açıklıyorsa da neden daha iyi bir ücret için daha çok çalışacağımıza herhangi bir cevap
sunamaz. Sürücü teorisine yönelik getirilen büyük eleştirilerden bir diğeri de insanların dürtülerini azaltmayan davranışlara yönelmesini açıklamamasıdır.
Örneğin insanlar yalnızca aç olduklarında yemek yemezler.
Bir şeyler atıştırabilirler.
Teorinin buna verecek herhangi bir cevabı yoktur.
Ayrıca teori davranışların homeostazi durumuna yani denge durumuna ulaşmaya yönelik olduğunu ve güdüleri azaltmayı amaçladığını ifade ediyordu.
Ama paraşütle atlama, bungee jumping gibi gerilimi daha da arttırabilecek aktivitelere neden yöneldiğimiz konusunda herhangi bir açıklama sunamaz.
Sürücü teorisinin katkıları ve alternatif teoriler.
Sürücü teorisi şimdilerde gözden düşmüş olsa da ortaya çıktığı zamanda ve takip eden dönemde birçok araştırmacı ve psikolog üzerinde etkili olmuş ve yine araştırmalara katkı sağlamıştır.
Bir önceki bölümde bahsettiğimiz kusurlara ve eleştirilere rağmen, Howl'un teorisinin insan davranışı ve psikolojisine dair daha iyi çalışmaların temeli olmayı başarmıştır.
Aynı zamanda teorinin kusurlu yanları olsa dahi, Motivasyon ve davranışlar arasındaki ilişki göz önüne alındığında hayatımızı daha optimal yaşamamızı sağlayacak fikirler oluşturabilmek kolaylaşabilir.
Çünkü uyarılmalar hayatta bizi harekete geçmeyi motive eden şeylerin bir parçasıdır.
Bu açıdan uyarılma seviyesi düşük olan birinin bu seviyeyi yükseltmek için daha heyecan verici şeylere yönelmesi gerektiği çıkarımı yapılabilir.
Tam tersi şekilde uyarılma seviyesi yüksek olan birinin Daha basit aktiviteler yaparak veya biraz yalnız kalarak vakit geçirmesi daha olumlu sonuçlar verebilir.
Bu bakımdan 1950'ler ve 1960'larda ortaya atılan motivasyon teorilerinin birçoğu Hall'un teorisine dayanıyordu.
Bazıları ise sürücü teorisini alternatif sağlamak için ortaya atılmıştır.
Örneğin sürücü teorisi, fare deneyindeki gibi uyarıcılardaki artışların performansta artışa sebep olacağını iddia eder.
Bu düşünceye bir eleştiri olarak 1988'de Fayez ve Hardy spor aktivitelerindeki performanslara yönelik açıklamalar sunan felaket teorisini ortaya koydular.
Sürücü teorisinin aksine uyarıcılardaki artışın performansı belirli bir noktaya kadar arttıracağını fakat daha çok uyarılmanın performansta keskin bir düşüşe sebep olabileceğini öne
sürdüler. Bunun gibi birçok çalışmayı etkilediği düşünüldüğünde Clark Howell'ın sporda dürtü teorisinin öncesi olarak görüldüğünü söylemek yanlış olmaz.
Tüm bunlara ek olarak verilecek başka bir örnek ise Abraham Maslow'un Howell'ın teorisini alternatif olarak sunduğu ve günümüzde de hala kullanılan ihtiyaçlar hiyerarşisidir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
