Sosyal Etki Nedir? Başkalarının Varlığı Davranışlarınızı Nasıl Etkiliyor?
13 Mart 2023 · 22 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Bu içerik Biyomuk seslendirmenlerinden İbrahim Uzun tarafından seslendirilmiştir.
Yazar Enes Kocabey.
Editör Çağrı Mert Bakırcı Sosyal etki, bir bireyin tutum, inanç veya davranışlarının, bir başkalarının varlığı, davranışları veya görüşleriyle değiştirildiği süreçtir.
Bu değişiklikler her zaman kasıtlı olarak amaçlanmayabilir.
Benzer şekilde davranışlarında veya görüşlerinde değişiklik olan kişinin de bu süreçten haberdar olması gerekmez.
Sosyal etki karşısında birey diğerlerinin görüşlerine veya taleplerine uygun şekilde hareket etmeye başlar.
Bu duruma uyma denir.
Uyma, genellikle daha büyük bir grubun bireyin davranışlarında veya görüşlerinde yaptığı değişimi ifade eder.
Bireyleri başkalarının beklentilerine uymaya yönlendiren nedenler genellikle iki etkiyle açıklanır.
Uymaya yönlendiren etkiler.
İnsanlar, kendilerini bir grubun parçası olarak hissetmek, beğenilen kişilerin onayını almak, ortak bir fikirde buluşmak, aynı hedefe ulaşmak veya aidiyet duygusu hissetmek için grup normlarına uyabilir.
Sosyal etkinin nedenleri genellikle iki ana neden ile açıklanır.
Normatif sosyal etki.
Normatif sosyal etki, bireyin grup tarafından dışlanmak istemediği için uyum gösterdiği durumdur.
İnsanların birçoğu, arkadaşları, meslektaşları veya dahil olduğu diğer grup üyeleri tarafından sevilmek ve saygı görmek ister.
Arkadaşlarına değer veren bir kişinin, grup içerisindeki konumunu korumak istemesi de oldukça doğaldır.
Bu nedenle kişiler, içerisinde bulundukları veya bulunmak istedikleri grupların kabul ettiği normlara göre kendi tutum ve davranışlarını değiştirebilir.
Normatif sosyal etki, kişinin tutum ve davranışlarını değiştirdiği ancak kişisel inanç ve düşüncelerini değiştirmediği bir etkidir.
Normatif sosyal etki, sıklıkla grubun normlarına boyun eğmeye neden olma eğilimindedir.
Grup tarafından etkilenerek değiştirilen davranışlar genellikle topluluk içerisinde varlık gösterir.
Daha basit ifade ile grubun görüşleri, Grubun varlığında kabul edilir ancak aksi bir durumda reddedilir.
Bu nedenle davranış değişiklikleri geçicidir.
Bu oyun genellikle gençlerin oluşturduğu arkadaş gruplarında, belirli trendleri takip etmede veya belirli alışkanlıkları kazanmada kendini gösterebilir.
Örneğin bir genç, lisedeki arkadaşları arasında daha havalı olmak için aslında hoşuna gitmediği halde onlar gibi giyinebilir.
Benzer şekilde sevmediği halde bir televizyon dizisini izlemeye başlayabilir.
Enformatif Sosyal Etki Enformatif sosyal etki, bireyin bilgiye ihtiyacı olduğunda kendisinden daha fazla bilgiye sahip olduğunu düşündüğü insanlara uyum gösterdiği durumdur.
Bu tür davranış değişikliği genellikle bir kişinin bilgi eksikliğinde veya bir durum hakkında emin olamadığında ortaya çıkar.
Kendi bilgilerine güvenmeyen kişi, diğerlerinin doğru bildiğini düşünerek sosyal etkiye maruz kalır.
Bu uyum genellikle benimseme ile ilişkilendirilir.
Örneğin, biri daha önce gitmediği lüks bir restorana gittiğinde sipariş verme konusunda kendini yetersiz hissedebilir.
Bu yüzden yanındaki arkadaşlarının tercihlerine dikkat edebilir.
Sosyal etki türleri Sosyal etki karşısında uyma genellikle üç farklı şekilde gerçekleşir.
Boyun eğme Boyun eğme, bireyin başkalarının veya grup talimatlarına veya ricalarına uyduğu durumdur.
Başkaları tarafından sunulan doğrudan veya örtülü taleplere olumlu yanıt verme eğilimini ifade eder.
Sosyal etkinin en düşük düzeyidir.
Tipik olarak kişi, grubun yokluğunda farklı görüşlere sahip olsa da toplum içinde kendisinden bekleneni yapar.
Bu nedenle bu etki kısa ömürlüdür ve kişinin izlenmediği durumlarda uyumlu davranışlar yok olur.
Bu uyum türü genellikle bir dizi teknik kullanılarak pazarlama stratejisi olarak kullanılır.
Yüzüne kapıyı çarpma tekniği, İngilizce door-in-the-face teknik, bunun en iyi örneklerinden biridir.
Bu teknikte ikna eden kişi, yanıltıcı durumdaki kişiye önce muhtemelen reddedeceği makul olmayan bir talepte bulunur.
Ardından yanıltıcının uyması beklenen talep gelir.
Bu durumda kişinin büyük bir talebi reddetmesi ve ilkine kıyasla daha makul olan talebi kabul etme eğiliminde olması beklenir.
Örneğin bir kişi bir ürünün fiyatını sorduğunda giderinin çok üstünde bir fiyatla karşılaşmış olsun.
Bu durumda bu ürünü almanın mantıksız olduğunu düşünecek ve reddedecektir.
Ardından satıcının az önceki fiyatın beşte birini teklif ettiğini varsayalım.
Böyle bir durumda alıcı ilk söylenen fiyattan çok daha uygun bir fiyatla karşılaştığı için ürünü satın alma ihtimali çok daha yüksek olacaktır.
Benzer şekilde annesi kendisinden mutfağı, banyoyu veya salonu temizlemek için yardım istediğinde bu çocuk için oldukça zahmetli gözükebilir.
Ancak annesi daha sonra en azından bir oday için yardım etmesini teklif ettiğinde ilk teklife göre daha makul göründüğü için kabul edilebilir.
Tüm bunların altında yatan sebep, ilk talebin reddedildiğinde kişi de mantıksız olsa dahi bir suçluluk duygusu yaratmasıdır.
Bu nedenle ikinci ve daha makul olan teklif kabul edildiğinde bu suçluluk duygusunu azaltabilir.
Ayrıca makul olmayan teklifin hemen ardından daha makul bir teklif sunulduğunda insanlar karşısındaki kişinin kendisine yardımcı olmak istediğini hissedebilir.
Bu yüzden kendisini sosyal normlara uyum sağlamak ve karşılık vermek zorunda hissedebilir.
İkinci talep kişinin ilk talebi reddederek bıraktığı olumsuz izlenimi tekrar olumluya çevirmek için bir fırsat olarak düşünülebilir.
Özdeşleşme Özdeşleşme, bir kişinin değer verdiği bir kişiye veya içinde olmayı arzuladığı grubun üyeleriyle özdeşleştiği durumdur.
Bu uyma türünde kişi grupla olduğu kadar grubun dışında da bazı davranışlarını değiştirebilir.
Ancak grupla özdeşleşen kişinin grup normlarını benimsemesi veya grup üyelerinin düşüncelerini her yönüyle kabul etmesi gerekmez.
Aksine grubun varlık göstermediği durumda kendi fikirlerine sahip olabilir veya farklı davranışlar sergileyebilir.
Özdeşleşme genellikle grup üyelerinin beğenisini kazanmak ve grup tarafından kabul edilmek için gerçekleşir.
Örneğin bir kişi normalde hafta sonlarında kitap okuyarak geçirmekten hoşlanmasına rağmen iş arkadaşları ile hep beraber takılmayı sevdiği için onlara dahil olabilir.
Özdeşleşme genellikle diğerleri tarafından sevilen ve saygı duyulan bir insandan etkilenme yoluyla gerçekleşir.
Bir kişi, herkesçe sevilen bir futbolcunun yaşamının tüm yönlerini beğenmese bile onun posterlerini odasına asabilir.
Ünlü birinin önerdiği bir ürünü satın almak veya bir ünlünün saç modeline sahip olmak özdeşleşmeye verilecek diğer örneklerdir.
Benimseme Benimseme veya içselleştirme, bir kişinin grupla uyum sağlamak için açıkça görüş ve davranış değiştirdiği durumdur.
Bu uyum türünde kişi yalnızca grubun görüşlerine uyum sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bu görüşleri benimser ve kendisininmiş gibi kabul eder.
Görüş ve davranışlarındaki bu değişim grubun yokluğunda dahi devam eder.
Kişinin benimsediği görüş veya davranışlar kendi değer sistemiyle uyumludur.
Bu bakımdan grubun görüşlerinin kişinin kendi düşünce dünyasının bir parçası haline geldiği en derin uyum düzeyidir.
Genellikle yeni inançları, yaşam felsefelerini veya belirli otorite fikirlerinin ifade ettiği ruhani fikirleri kendi hayatına dahil ettiği durumlarda gerçekleşir.
Örneğin bir kişi, üniversitedeki vegan ev arkadaşlarının fikirlerinden ve bakış açısından etkilendiği için vegan olabilir.
Bir kişinin memleketinden uzak olmasına rağmen kültürel geleneklerini yaşaması da bu duruma örnektir.
Diğer kavramlar İtaat İtaat Bir kişinin bir otorite figüründen gelen talebe uyumak için davranışlarını değiştirdiği durumdur.
Genellikle bu otorite figürü itaatsizliği cezalandırma gücüne sahiptir.
Kişi otoritenin taleplerine göre davranışlarını değiştirse de kişisel görüşlerinde bir değişiklik olması gerekmez.
Bu sosyal etki türü sıklıkla belirli bir statü farkının veya altüst ilişkisinin bulunduğu durumlarda ortaya çıkar.
Örneğin bir çocuğun genellikle anne babasının sözünü dinlemesi beklenir.
Benzer şekilde öğretmenler de okuldaki öğrencilerini kendi taleplerine veya belirli normlara uygun şekilde davranmaya yönlendirebilir.
Her durumda ikincil kişi, itaatsizliğin getireceği olumsuz sonuçlardan kaçınmak için birincil konumdaki kişiye itaat eder.
Sosyal roller Sosyal roller, kişinin bir sosyal grubun üyeleri olarak aldıkları rolleri ifade eder.
Buna göre her sosyal rolün beklentileri, belirli davranışların oluşmasına etki eder.
Örneğin bir öğretmen, bir asker veya bir öğrenci olarak roller insanların davranışlarını belirli normlara uyum sağlamak üzere değiştirebilir.
Çoğu insan sosyal yaşamında birden fazla rol üstlenebilir.
Bu rollerin her biri bir dizi tutum ve davranış biçimiyle ilişkilidir.
Bu nedenle bir kişiye atanan rol davranışlarını etkiler.
Ancak kişinin fikirlerinde kalıcı bir değişiklik yaratması gerekmez.
Sosyal roller bazı meslekler için belirli standartları takip etmek gibi resmi veya kültürel gelenekler gibi gayri resmi davranışlara sebep olabilir.
Örneğin bir doktordan veya askerden bir komedyenin olduğundan daha ciddi bir tavır sergilemesi beklenir.
Bununla birlikte bazı roller doğuştan gelir.
Cinsiyet, aile veya toplumsal roller gibi diğer rol türleri de insanların davranışlarına etkiler.
Örneğin, bir çocuğun başkasına bağımlı veya itaatkar olması beklenirken, ebeveyn rolü için beklentiler, otoriter, merhametli veya sorumluluk sahibi olmaktadır.
Azınlık etkisi Uyum genellikle çoğunluğun normlarına ve taleplerine göre ortaya çıkarken, bazen grubun bireyleri veya azınlıklar da sosyal etki sergileyerek çoğunluğun davranışlarını etkileyebilir.
Azınlık etkisi, bir kişinin çoğunluğun sahip olduğundan farklı bir görüş sunduğunda ve çok daha büyük bir grubun görüşlerini etkilediğinde ortaya çıkar.
Genellikle ortaya çıkan görüşler yeni ve grup normlarından farklıdır.
Bu nedenle çoğunluğun dikkatini çöker ve azınlığın görüşleriyle ilgilenmeye başlar.
Azınlık görüşünün çoğunluk üzerinde etkili olabilmesi için, enformatif yani bilgilendirici bir etki yaratması gerekir.
Çünkü azınlığın görüşleri çoğunluk tarafından kabul edilen görüşlere aykırı olduğundan, çoğunluğa ait bireyler bu görüşlere uymak için normatif etkiye güvenmez.
Bunun yerine kendilerini bir grubun parçası gibi hissetmek için çoğunluğun sahip olduğu görüşlere yönlenirler.
Bu nedenle azınlığın sahip olduğu görüşler, çoğunluğun gözünden kaçırdığı ve kişilerin fikirlerini yeniden gözden geçirmeye sebep olacağı düzeyde ikna edici olmalıdır.
Çoğunluğun görüşleri üzerinde değişime yol açan azınlık etkisinin en iyi örneklerinden biri, 20.
yüzyılın başlarında ABD'de varlık gösteren Kadın Hakları Hareketi'dir.
Bu hareketlerin başladığı dönemlerde kadınlar oy kullanma gibi haklara sahip değildi.
Başlangıçta oturma eylemleri ve çeşitli protestolar düzenleyerek kadınların haklarını savunan ufak bir grubu temsil ediyorlardı.
Ancak zamanla birçok erkek ve kadın bu gösterilere katılarak bu hareketi destekledi.
Ufak bir grubun başlattığı Kadın Hakları Hareketi büyük bir kitle haline dönüştü.
Nihayetinde kadınlar seçme ve seçilme hakkına sahip olarak bu hareket amacına ulaştı.
Bu örnekteki gibi azınlığın görüşlerinin çoğunluk tarafından kabul edildiği duruma sosyal değişim denir.
Genellikle bütün bir toplumun yeni bir inanç, görüş veya davranışı benimsediği durumlar için kullanılır.
Sosyal değişimin gerçekleşmesini etkileyen bazı faktörler vardır.
Tutarlılık, azınlığın etkili olup olmadığını belirleyen en önemli faktördür.
Azınlık grubun çoğunluk üzerinde değişim yaratabilmesi için azınlık görüşlerinin net olması, görüşlerinin değişmemesi ve azınlık grubun üyelerinin fikir birliği içerisinde olması gerekir.
Tutarsızlık olduğunda çoğunluğun bu görüşlere güvenmeyerek grup normlarına yönelmesi kaçınılmazdır.
Bağlılık. Çoğunluk, genellikle kendine güvenen, çoğunluğun görüşünü reddeden ve popüler olanın aksine yeni bir görüşü ortaya atma konusunda istekli olan birisiyle karşılaştığında onun haklı olabileceğini düşünebilir.
Esneklik. Bazı araştırmacılar, belirli durumlarda azınlığın çoğunluğu etkileyebilmesinin yalnızca tutarlılık ile mümkün olamayacağını düşünmektedir.
Bu nedenle taviz vermeyen ve dogmatik gözüken bir katı tutarlılığın, çoğunluğun görüşlerini değiştirmede başarılı olamayacağını düşündürmektedir.
Bunun yerine azınlık, bazı durumlarda esnek ve uzlaşmacı tutumlar sergilediğinde, çoğunluk tarafından daha makul ve işbirlikçi olarak görünmeleri muhtemeldir.
Bu durumda azınlığın çoğunluğun görüşlerini değiştirme şansı çok daha yüksek olacaktır.
İlgili Deneyler Birçok araştırmacı, sosyal etkinin nasıl ortaya çıktığını anlamak için etkinin farklı yönlerine odaklanarak çeşitli deneyler yapmıştır.
Eşin Uyum Deneyi Bu deney, Amerikalı sosyal psikolog Solomon Esch tarafından bir cevabın çok açık olduğu durumlarda, bireylerin çoğunluğa uyup uymayacağını gözlemlemek için gerçekleştirilmiştir.
Deney için katılımcılar 5 ila 7 kişiden oluşan gruplara ayrıldı.
Aslında her grupta yalnızca bir gerçek katılımcı vardı ve geri kalan 6 kişi parayla kiralanmış aktörlerdi.
Bu deneyde katılımcılara bir standart çizgi ve 3 karşılaştırma çizgisi sunuldu.
Katılımcılardan istenen şey hangi karşılaştırma çizgisinin standart çizgiyle eşleştiğini yüksek sesle söylemeleriydi.
Görev oldukça basitti.
Çünkü hangi çizgilerin eşit boyda olduğu açıkça belliydi.
Deneyin ilk iki turunda aktörler gerçek cevabı verdiler.
Ancak üçüncü turda ise tüm aktörler önceden belirlenmiş yanlış bir cevabı verdiler.
Geriye kalan 15 turun 11 tanesinde yine anlaşmış şekilde yalan söylediler.
Deneyin sonuçları ilginçti.
Gerçek katılımcılar aktörlerin açıkça yanlış cevap verdiği durumların %32'sine uyum gösterdi.
Ayrıca gerçek katılımcıların %75'i en azından bir denemede çoğunluğa uydu.
Aktörlerle beraber olmayan ve soruları kendi başlarına iken cevaplayan kontrol grubunda ise katılımcıların yalnızca %1'i yanlış cevap vermiştir.
Bu deney, insanların hatalı veya yanlış olduklarını bilseler dahi gruba uyma ihtimallerinin olduğunu göstermiştir.
Bununla birlikte deney, normatif sosyal etkinin en iyi örneklerinden biridir.
Çünkü burada katılımcının kendi bilgisine güvenmeyeceği bir durum yoktur.
Cevap oldukça açıktır.
Ancak buna rağmen çoğunluğun görüşlerine uyum göstermiştir.
Ayrıca gerçek katılımcının aslında hiç tanımadığı yabancı bir grup içerisinde çoğunluğa uyma eğilimi epey ilginçtir.
Bu bakımdan beğeni veya bağlılığın olduğu daha güçlü gruplarda çoğunluğa uyma eğiliminin daha yüksek olacağını söylemek yanlış olmaz.
Stanford Hapishane Deneyi Stanford Hapishane Deneyi, sosyal psikolog Philip Zimbardo tarafından insanların sosyal rollere nasıl tepki verdiğini ve nasıl uyum sağladığını gözlemlemek için gerçekleştirilmiştir.
Zimbardo bu deney için Stanford Üniversitesi'nin psikoloji departmanının bodrum katını sahte bir hapishaneye dönüştürdü.
Öğrencilerin iki hafta boyunca gardiyan ve mahkum rollerini oynamaları için ilan verdi.
Katılımcılar bu rollerden hangisine sahip olacağını bilmiyordu ve hapishanede geçirecekleri her gün için 15 dolar kazanacaklardı.
Birbirini tanımayan 24 katılımcı, önce simüle edilmiş bir hapishane ortamında gardiyan ve mahkum rollerine atandı.
Mahkumlara bir üniforma verildi ve isimleri yerine çağrılacakları numaralar dağıtıldı.
Gardiyanlara ise kelepçe ve düdük gibi gerçek gardiyan materyalleri verildi.
Zimbardo mahkumlara deney süresince gardiyanların talimatlarını dinleme zorunluluğu yükledi.
Gardiyanlara ise mahkumlara sözlerini geçirmek için sert davranmalarını tembihledi.
Ancak fiziksel şiddete izin verilmedi.
Zimbardo ise hem mahkumların hem de gardiyanların davranışlarını gözlemlemek için hapishane müdürü olarak hareket etti.
Zimbardo çok kısa bir süre içerisinde hem gardiyanların hem de mahkumların rollerine alıştıklarını gözlemledi.
Deneyin başlangıcından henüz birkaç saat geçmiş olmasına rağmen gardiyanların bazıları mahkumları sözlü olarak taciz etmeye başladı.
Bir süre sonra diğer gardiyanlar da onlara katıldı ve diğer mahkumlara yönelik tacizler arttı.
Mahkumlar başlangıçta gardiyan konumundaki kişilerin gerçek hayatta kendileriyle aynı konumda olduklarını bildiğinden rollerini zoraki bir şekilde oynuyorlardı.
Ancak zamanla gardiyanların artan şiddeti onları da başlangıçtan daha korkak bir hale getirdi.
Mahkumlar itaatkar hale geldikçe gardiyanlar da daha saldırgan tavırlar sergilemeye başladı.
Zimbardo bu deneyin 2 hafta sürmesini amaçlamış olsa da 6.
günde mahkumların duygusal olarak çökmesi ve gardiyanların aşırı saldırganlığı nedeniyle deneyi iptal etmek zorunda kaldı.
Deneydeki gardiyanların her biri normal hayatlarında sadist eğilimler göstermese de Yetkili bir konuma getirildiğinde normalde davranmayacakları şekilde saldırgan davranışlar sergiledi.
Deneyin sonuçları insanların kendilerinden oynaması beklenen sosyal rollere nasıl kolayca uyum sağladığını gösterdi.
Milgram Deneyi Milgram Deneyi, psikolog Dr.
Stanley Milgram tarafından insanların başka bir kişiye zarar verme talimatı verildiğinde otoriteye itaat edip etmeyeceğini gözlemlemek için gerçekleştirilmiştir.
Deney 3 kişiden oluşuyordu.
İlki otorite konumundaki araştırmacıydı.
Diğer ikisi ise katılımcılardı.
Katılımcılardan biri otorite tarafından verilen emirleri uygulayan öğretmen konumunda olacaktı.
Diğeri ise öğretmen tarafından belirli uyarılara maruz kalan taraftı.
Aslında katılımcılardan biri aktördü ve gerçek katılımcı bunun farkında değildi.
Deneyin öncesinde öğretmen ve aktör rollerini dağıtmak için katılımcılardan, kağıtlardan rastgele birini seçmeleri istendi.
Aslında her iki kağıtta da öğretmen yazıyordu.
Dolayısıyla gerçek katılımcı kesinlikle öğretmen konumunda olacak şekilde önceden ayarlanmıştı.
Roller belirlendikten sonra öğretmen ve öğrenci ayrı odalara alındı.
Deney temelde öğretmen konumundaki gerçek katılımcının öğrenciye her yanlış cevap için elektrik şoku vermesini içeriyordu.
Öğretmene deneyin başlangıcında öğrencinin deneyimleyeceği acıyı anlayabilmesi için bir şok verildi.
Elektrik şoku 15 volt ile başlıyordu ve her yanlış cevaptan sonra 15 volt daha artacak şekilde 450 volta kadar gidiyordu.
Esasında öğrenci konumundaki aktör herhangi bir şok almıyordu.
Yalnızca şok almış gibi tepkiler veriyordu.
Elbette gerçek katılımcılar bunun gerçek olduğunu düşünüyordu.
Deney, öğrenciye her cevap için öğretmen tarafından elektrik şoku verilerek devam etti.
Öğretmenin, yani gerçek katılımcının, öğrencinin acı çektiğini duyduğu durumlarda deneyi durdurmak istediğinde, araştırmacı tarafından kendisine şu cümle söylendi.
Lütfen devam edin, deney için devam etmeniz gerekiyor, devam etmeniz gerçekten önemli, başka seçeneğiniz yok, devam etmek zorundasınız.
Bu dört durumdan sonra gerçek katılımcı hala deneyi durdurmak istese de deney gerçekten duracaktı.
Ancak otoritenin emirlerine itaat ederse deney her yanlış için 15 volt artacak şekilde elektrik şoku verilerek devam edecekti.
Deneyin bulguları tüm katılımcıların 300 volta kadar gittiğini ve %65'inin 450 volta kadar gitmeyi istekli olduğunu gösterdi.
Milgram deneyin çeşitli varyasyonunu gerçekleştirerek çeşitli durumların itaati nasıl etkilediğini görmek istedi.
Örneğin araştırmacının yani deneyi yapan kişinin öğretmene başka bir odadan telefonla talimat verdiği durumda itaatin %20.5'a düştüğünü gördü.
Bu durum otorite figürünün fiziksel varlığının talimatlara uymayı önemli ölçüde arttırdığını göstermiştir.
Sonuç olarak sosyal etki bir sosyal grubun otoritenin veya sosyal rolün beklentesini karşılamak için görüş veya davranışların değiştirilmesini ifade eder.
Birçok insan günlük yaşamında bu etkiyle çok çeşitli şekillerde karşılaşır.
Belirli normlara uymak, birey için ödüllendirici bir etkiye sahip olduğu gibi bazı dezavantajları da sağlayabilir.
Sosyal etki, grup içerisinde bir uyum sağlayarak ortak hedefe ulaşmaya çalışırken iş birliğini teşvik eder.
Bireyler daha geniş gruplar üzerinde azınlık etkisi sağlayabildiğinde, tek bir kişinin hareket etmesiyle kolayca elde edilemeyecek toplumsal faydalar sağlayabilir.
Bununla birlikte belirli normların katı bir şekilde benimsenmesi, eleştiren düşünememe gibi dezavantajlar yaratabilir.
Dar bir dizi görüş ve davranışı benimsemek, yeni fikirlerin geliştirilmesini engellediği gibi sahip olunan inanç ve uygulamaların sorgulanmasını da teşvik etmeyebilir.
Bu nedenle sosyal etkinin farkında olarak ikna edici tekniklere karşı hazırlıklı olmak ve her zaman farklı bakış açılarını değerlendirmek oldukça önemlidir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
