Transkript
Son 50 yılda biyo çeşitliliğin %68'ini yok ettik.
Yazar Çağrı Mert Bakırcı.
Bu başlıkları çok sıkatar olduk.
Daha sadece 5 sene önce 2015 yılında yazdığımız bir haberin başlığı şöyleydi.
40 yılda okyanus yaşamının %49'unu yok ettik.
Zaten bilim insanları yine 2015 yılında duyurduğumuz gibi dünya tarihindeki 6.
kitlesel yok oluş içerisinde olduğumuzdan kuşkulanıyorlar.
Ve ilk defa bir yok oluş...
doğrudan insan kaynaklı bir şekilde yaşanıyor.
Bunun ayak sesleri yeni yayınlanan kitlesel yok oluş araştırmalarıyla hissedilmeye devam ediyor.
Şimdi Dünya Vahşi Yaşam Fonu tarafından hazırlanan bir rapora göre 1970 senesinden beri yani son 50 senede insan kaynaklı sebeplerle
tüm biyoçeşitliliğin %68 kadarı yok oldu.
Amerikan tropiklerinde Karayipler ve Latin Amerika'da dahil olmak üzere bu yok oluş oranı %94'lere kadar ulaştı.
Dünya Vahşi Yaşam Fonu tarafından hazırlanan Yaşayan Gezegen raporunun 2020 sürümünde dünyanın dört bir yanından aralarında balıklardan kuşlara ve amfibilere kadar 4300
farklı omurgalı türünün takibi yapıldı.
Londra Zooloji Cemiyeti ile işbirliği sonucu hazırlanan 83 sayfalık raporda 1970-2016 yılları arasında bu türlerin yaban hayattaki popülasyonlarının %68
oranında azaldığı gösterildi.
Dünya Yaşam Fonu'nun Uluslararası Genel Direktörü Marco Lambertini şöyle söylüyor.
Eldeki kanıtları görmezden gelemeyiz.
Yaban hayata ait türlerin popülasyonlarındaki bu ciddi azalmalar doğanın çökmeye başladığının ve gezegenimizin kırmızı uyarı işaretleri verdiğinin göstergesi.
Biyoçeşitliliği korumak, insanlığı korumaktır.
Rapor, COVID-19 salgınında popülerleşen bir terim olan eğriyi bastırmak kavramına gönderme yapıyor ve alt başlık olarak biyoçeşitliliğin yok oluşunun eğrisini
bastırmak kalıbını kullanıyor.
Eğer yok oluş eğrisini bastırmazsak, biyoçeşitliliği geri döndürülemez bir şekilde yok edebiliriz.
Raporun sonuçları, 2019 yılında Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan bir diğer raporun sonuçları ile daha uyumlu.
O rapora göre 8 milyon civarında olduğu tahmin edilen bütün bitki ve hayvan türlerinin 1 milyon kadarının yok olma tehdidi altında olduğunu söylüyordu.
Bu türlerin birçoğu sadece birkaç on yıl içinde tamamen yok olabilir ve rapora göre suçlu insan faaliyetleri.
2020'nin Temmuz ayında yayınlanan bir diğer rapora göre, biyoçeşitlilik kaybı ve insanlığın doğayı harap etmesi, Covid-19 gibi daha fazla sayıda salgınla yüzleşmek zorunda kalmamız
anlamına gelebilir. Hatta bu tür pandemiler, kısır döngüleri de tetikleyebilir.
Pandemiler, dünyanın bazı bölgelerinde eve kapanmak zorunda kalma sonucu artan odunun ihtiyacı dolayısıyla daha fazla orman yıkımına sebep olabilir.
Ve bu da daha fazla pandeminin önünü açabilir.
Elbette bunu durdurmanın yolları var.
Ve bilim insanları tüm insanlık için bir yol haritası çizmeye çalışıyorlar.
Örneğin Nature dergisinde yayınlanan bir makalede sere gazı salımlarının azaltılması yoluyla en tehlikeli iklim değişikliği senaryolarının önüne geçmenin mümkün olduğu, bu
yola da hem karada hem denizde canlılığın korunabileceği, hasar görmüş alanların restore edilebileceği, besin üretiminin evrimleşerek var olan ekosistemlere daha uyumlu hale getirilebileceği
vurgulanıyor. Yani arayan için çözüm çok.
Ama önemli olan yöneticilerin ve halkların bilime ve bilim insanlarına kulak vermesi.
Eğer vermezsek, Covid-19 örneğinde olduğu gibi gelecekte biyoçeşitlilik kaybı dolayısıyla başımız derde girecek.
An itibariyle insanlık, Gezegenimizin kaynak üretiminden 1.56 kat daha fazla tüketim yapıyor.
Yani sürdürülebilir bir tür değiliz.
Ve tüm zekamıza, kültürümüze ve medeniyetimize rağmen bugüne kadar var olmuş tüm türlerin %99.9'unun yok olduğu gerçeğine bir diğer tür olarak katılmamız
önünde pek bir engel yok gibi gözüküyor.
Ya bilime kulak vereceğiz ya göz göre göre yok olacağız.
Seslendiren Ahmet Berke Candan.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
