Siyasi Partiler, Gerçeklik Algımızı ve İnançlarımızı Nasıl Etkiliyor?
17 Mart 2020 · 6 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Altyazı M.K. Çevirmen Aylin Okutan.
Editör Çağrı Mert Bakırcı.
Seslendiren Altay Kenger.
Sahte haberler her yerde.
Fakat bunlara neden hala inandığımız belirsiz.
Bilissel bilimlerdeki Trendler dergisinde yayınlanan bir makalede psikologlar, nöroekonomi alanında yaptıkları bir araştırmaya dayanarak, politik kimliklerimize verdiğimiz değerin doğruluğa verdiğimiz değerden daha
yüksek olmasının, bizi gönül verdiğimiz siyasi partinin inançlarıyla uyumlu, ama gerçekte yanlış olan bilgileri kabul etmeye ittiğini söylüyor.
Bu değer uyuşmazlığı, yüksek güvenilirlikli haber kaynakları tarafından verilen haberlerin, gerçeğin halka ulaşması konusunda artık neden yeterli olmadığını açıklayabilir.
Bunun arkasında yatan sebeplerin anlaşılmasının da, politik bölünmeyi onarmak için stratejiler bulmamıza yardımcı olabileceğini söylüyorlar.
New York Üniversitesi'nden psikolog ve makalenin başyazarı Jayvan Babel şöyle anlatıyor.
Nöroekonomi, Değer kavramını nasıl hesapladığımız konusunda giderek daha isabetli hale geliyor.
Sabahları hangi gazeteyi alacağımızdan tutun da kahvaltıda ne yiyeceğimize kadar her konuda bizler için neyin önemli olduğunu ve dünyayla nasıl ilişki kuracağımızı biz seçiyoruz.
Bundan yola çıkarak şunu düşündük.
Belli gruplarla uyum sağlamamıza katkı sağlayan hedefler seçme motivasyonu, hatasız olma motivasyonlarımızdan daha güçlü olduğunda gerçeklerden sapmaya daha çok meyilli oluyoruz.
Bu kimliğe dayanan inanç modeli denilen kavramdır.
Bunun altında yatan ana düşünce şudur.
Hali hazırda bizim için en önemli şeylerin neler olduğuna bakar ve farklı fikirlere değerler atarız.
Sonrasında hangi fikrin doğru olduğuna karar vermek için bu değerleri birbiriyle kıyaslarız.
Siyasi partilerimiz bize bir ait olma duygusu sağlayabildiği ve kendimizi tanımlamamıza yardımcı olabildiği için onlarla aynı fikirde olmak da benlik bilincimizi güçlendirebilir.
Ve sırf bu nedenle normalde gerçeklere önem veren biri olsak da bazen bizim için bir konuda partimizin ne düşündüğü gerçeğin kendisinden daha önemli olabilir.
Bu gibi durumlarda gerçekliğe yakınlığından bağımsız olarak partimizin görüşleriyle uyumlu olan fikirlere inanmaya meylederiz.
Bu görüşlerimizi biçimlendirmek için normalde güvendiğimiz bilgi kaynaklarının daha da azlığı etkiye sahip olmasına neden olur.
Van Babel şöyle söylüyor.
Eğer bir haberi üreten insanların bizden farklı bir gruba ait olduğuna inanıyorsak o kaynağın gerçekten de yüksek güvenilirlikli bir haber kaynağı olması bizim için o kadar da önemli olmamaya başlar.
Bu kaynak en iyi yazarlara, en iyi araştırmacı gazetecilere, en iyi editoryal standartlara normalde önem verdiğimiz her şeye sahip olabilirler.
Ancak normalde bizi bir doğruluğa götürmesi mümkün bu şeylere değer vermekten vazgeçeriz ve bunun yerine haberleriyle uyumlu olduğunu düşündüğümüz gruba odaklanırız.
Yine de Van Bavel, modelinin siyasi bölünmeyi aşmaya yardımcı olabilecek stratejiler sunduğuna inanıyor.
Bizim modelimiz o veya bu tarafı seçmiyor.
Modelin savunduğu şu, ya hakikatin değerini arttırmamız gerekiyor, ya da gerek sol, gerek sağ görüşlü kişilerin kimliklerinin etkilerini azaltmanın yollarını bulmak gerekiyor.
Örneğin, mahkeme jürisi görevi için çağrılmak gibi.
Bir kişinin özen göstererek doğruyu bulmasını gerektiren bir rol üstlenmek, bilgiyi değerlendirme ve eleştirel düşünme gibi konularda kişilerin kendilerini geliştirmelerini sağlayabilir.
Van Bavel doğru inançların değerini arttırmanın daha da basit bir yolunu sunuyor.
Bunların öneminden bahsetmek yerine onlara gerçekten maddi değer biçebiliriz.
Bir uzlaşmazlık yaşadığınızda karşınızdakine bahse girer misin diye sorun.
Bu durumda karşınızdakinin doğruyu bulma motivasyonu artacaktır.
Ve siz bu kişinin anında daha akla dayalı bir mantıklama yoluna girdiğini görürsünüz.
Artık ortada kaybedilebilecek bir 20 dolar vardır ve bu kişi iddiasının çürütülmesini istemeyecektir.
Kimliğin etki gücünü azaltmak için de çalışabiliriz.
Bunun bir yolu bir üst kimlik oluşturmaktır.
İnsanların kendilerini bir siyasi partinin üyeleri yerine bir ulusun veya dünyanın vatandaşları olarak düşünmelerini sağlamak.
Ancak farklı siyasi inançlara sahip insanlarla nasıl ilişki kurduğumuza da dikkat etmek zorundayız.
Görünen o ki eğer insanları küçük düşürür, topluluk içinde eleştirirseniz kimlik ihtiyaçları artar, tehdit edilmiş hissederler ve gerçeklere daha da az önem vermeye başlarlar.
Bu nedenle inandıklarına ters düşebilecek bilgileri sunmadan önce mevcut kimliklerini olumlamanız gerekiyor.
inancımızdaki bu nöroekonomik ilkelerin genelleştirilmesini doğrulayacak olan ampirik çalışmalar yapmaya halen devam ediyor.
Bir yandan da özellikle de günümüzün politik ikliminde mesajın basit olduğuna inanıyor.
Partizan kimliklerimiz bizi doğru olmayan şeylere inanmaya yöneltiyor.
Bu nedenle bir adım geri çekilip neye neden inandığımızı ciddi olarak değerlendirmemiz gerekiyor.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
