Sinirbilim vs. Felsefe: Özgür İrademiz Var mı? Kararlarımızı Alan Gerçekten Biz miyiz?
19 Temmuz 2022 · 17 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Bu içerik Biyonluk seslendirmenlerinden İbrahim Uzun tarafından seslendirilmiştir.
Çeviren Nidanur Zengin Editör Çağrı Mert Bakırcı 2007'de Berlin'deki Bernstein Hesaplamalı Nörobilimler Merkezi'nde sinir bilimci olan Haynes, insanları
bir ekranda rastgele harflerin ard arda inip söndüğü bir beyin tarayıcısına yerleştirdi.
Bu deney John Dillon Haynes'in hayata bakış açısını değiştirmesine sebep oldu.
Karar verdiklerini hissettikleri anda sağ veya sol işaret parmaklarıyla bir düğmeye basmalarını ve karar verdikleri sırada ekranda görünen harfi hatırlamalarını söyledi.
Gönüllülerin sağ veya sol ellerini kullanmaya karar verirken beyin aktivitesini eş zamanlı olarak ortaya koymak için fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme, fMRI cihazını kullandı.
Sonuçlar biraz şaşırtıcıydı.
Haynes şöyle anlatıyor.
Aklımıza gelen ilk düşünce bunun gerçek olup olmadığını kontrol etmemiz gerek idi.
Daha önceki hiçbir çalışmada görmediğim kadar yüksek bir doğruluk payı ile karşı karşıyaydım.
Düğmeye basmak için bilinçli karar, fiili eylemden yaklaşık bir saniye önce çoktan verilmiş oluyordu.
Ancak ekip, beyin aktivitesine bakarak alınacak kararı 7 saniyeye kadar önceden tahmin edebiliyordu.
Biz insanlar kararlarımızın bizim bilinçli kontrolümüz altında, özgür irademiz doğrultusunda olduğunu düşünmeyi severiz.
Filozoflar bu kavramı yüzyıllardır tartışmaktaydı.
Fakat şimdi Haynes ve diğer deneysel sinir bilimciler bu kavrama yeni bir meydan okuyorlar.
Bir kararın farkındalığının, kişinin eylemleri üzerinde hiçbir etkisi olmayan, yalnızca biyokimyasal bir süreç olabileceğini savunuyorlar.
Bu mantığa göre de özgür iradenin bir yanılsama olduğunu söylüyorlar.
University College London'da sinir bilimci olan Patrick Haggard bunu şöyle özetliyor.
Seçtiğimizi hissediyoruz ama seçmiyoruz.
Örneğin bu sabah çay mı kahve mi içeceğinize karar verdiğinizi düşünmüş olabilirsiniz.
Ancak belki de bu siz farkına varmadan çok önce verilmiş bir karardır.
Haynes için de bu fikir gerçekten rahatsız edici.
Dürüst olacağım, bununla başa çıkabilmek bence de çok zor.
Ne zaman meydana geldiğini ve ne yapmaya karar verdiğimi bile bilmiyorsam bunu nasıl benim kararım olarak adlandırabilirim?
Düşünce Deneyleri Filozoflar beyin taramalarının özgür irade kavramını bu kadar kolay yıkabileceğine ikna olmuş değiller.
Kimileri araştırmacıların çürüttüklerini söyledikleri kavramı tam olarak anlayamadıklarını öne sürerek sinir bilimcilerin sonuçlarını ve yorumlarını sorguluyor.
Kimileri de bilim insanlarıyla hiç ilgilenmedi bile.
Sinir bilim, etik ve özgür irade konularıyla ilgilenen Kanada'daki Calgary Üniversitesi'nde bir filozof olan Walter Glennon şöyle diyor.
Sinir bilimciler ve filozoflar birbirlerini umursamaksızın konuşmaya devam ederler.
Tabii bunun değişmeye başladığına dair bazı işaretler mevcut.
Ağustos 2011'de Pensilvanya'daki John Templeton Vakfı tarafından finanse edilen teoloji, felsefe ve doğa bilimleri arasında köprün teliğindeki araştırmaları destekleyen 4 yıllık, 4.4 milyon
ABD doları tutarında özgür iradede büyük sorunlar adında bir dizi proje başlatıldı.
Bazılarına göre nörobilim, bilinçli güdülerin altında yatan fiziksel süreçleri tanımlanmasına ve ona öncül beyin aktivitesini daha iyi anlaşılmasına imkan sağlayabilir.
Ve eğer bilinçsiz beyin aktivitesinin kararları kusursuz bir şekilde öngördüğü bulunsaydı, bu çalışma gerçekten özgür irade kavramını yerinden oynatabilirdi.
Glennon, şu anda bulunan ilişkilerin bir noktada beyin mekanizmaları ve davranışlar arasındaki nedensel bağlantılar haline gelmesi mümkün.
Ki öyle olsaydı herhangi bir filozofun herhangi bir tanıma göre olan özgür iradeyi tehdit ederdi.
Haynes, bilinç dışı karar verme mekanizmalarını araştıran ilk sinir bilimci değil.
1980'lerde San Francisco'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde nöropsikolog olan Benjamin Libet, çalışmaya katılanlara elektroensafologram, EEG taktı ve onlara etrafında noktalı
bir saat kadranını izlemelerini söyledi.
Katılımcılar parmaklarını hareket ettirme dürtüsünü hissettiklerinde noktanın konumunu not ettiler.
Libet, insanlar bilinçli hareket etme dürtülerini not etmeden birkaç yüz milisaniye önce beyin aktivitesini kaydedebildi ve yapacakları hareketi tahmin edebildi.
Libet'in sonuçları tartışmalıydı.
Eleştirmenler, saatin dikkat tahtacı olduğunu ve bilinçli verilen kararı bildirmenin çok öznel olduğunu söylediler.
Nörobilim deneyleri genellikle kontrol edilebilir verilere sahiptir.
Mesela katılımcıya belirli bir anda bir resim gösterebilir ve ardından beynindeki tepkilere bakılır.
Fakat veri buradaki gibi katılımcıların bilinçli hareket etme güdüsü olduğunda bunun zamanlamasına özel olarak karar verilir.
Üstelik eleştirmenler Libid'in bilinçli bir karardan önce gördüğü faaliyeti karara neden olmuş gibi saymak için yeterli görmediler.
Gözlenen şey sadece karar vermeye ve sonra harekete geçmeye hazırlanan bir beyin de olabilirdi.
Haynes'in 2008'deki çalışması önceki deneyi modelleştirdi.
Libet'in kullandığı EEG tekniği beyin aktivitesinin sadece sınırlı bir alanını görebilmesine rağmen Haynes'in kullandığı efemeray tekniği tüm beyni inceleyebilir ve Libet'in katılımcıları sadece
ne zaman hareket edebileceklerine karar verirken Haynes'in testi onları iki alternatif arasında karar vermeye zorladı.
Ancak eleştirmenler Haynes ve ekibinin en iyi ihtimalle %60 doğrulukla sol ve sağ düğmeye basılacağına tahmin edebileceğine dikkat çekerek yine kusur buldular.
New Hampshire'daki Dartmouth Koleji'nde özgür irade üzerine çalışan bir sinir bilimci ve filozof olan Adina Roskis şöyle diyor.
Bu beynin bilinçli farkındalıktan önce karar verdiğini gözlemleyebildiğimizi iddia etmek için yeterli değil.
Çalışmanın ileri sürdüğü şey karar vermeyi etkileyen bazı fiziksel faktörlerin olduğudur.
Ki bunun şaşırtıcı bir tarafı yoktur.
Bilimden anlayan filozoflar bu tür bir çalışmanın özgür iradenin yokluğu için iyi bir kanıt olduğunu düşünmüyor.
Çünkü onlara göre bu deneyler karar verme kavramını sadece karikatürize ediyor.
Aslında çay ya da kahve içmeye dair verilen basit bir karar bile hangi elle düğmeye basılacağına karar vermekten çok daha karmaşıktır.
Haynes deneyinin ve yorumunun arkasında durarak sonuçları iki çalışmayla tekrarlayıp daha da geliştirdi.
Bunlardan ilkinde önceki çalışmada yer alan beyin bölgelerinin rollerini doğrulamak için daha doğru tarama teknikleri kullandı.
Diğerinde Haynes ve ekibi, deneklerden ekranda gösterilen seriye iki sayı eklemelerini veya çıkarmalarını istedi.
Toplama ya da çıkarma yapmaya karar vermek, bir düğmeye basıp basmamaktan daha karmaşık bir kararı yansıtmaktadır.
Böylece Haynes, bunun günlük kararları için daha gerçekçi bir model olduğunu savunuyor.
Araştırmacılar daha soyut olan bu görevde bile, deneklerin karar verme bilincine varmadan 4 saniye öncesine kadar beyinde aktivite tespit ettiler.
Bazı araştırmacılarsa tam anlamıyla beynin daha derinlerine indiler.
Bunlardan biri Los Angeles California Üniversitesi ve İsrail'deki Tel Aviv Tıp Merkezi'nde nörobilimci ve cerrah olan Itzhak Freit idi.
O da epilepsiyi tedavi etmek için cerrahi bir prosedürün parçası olarak beyinlerine elektrotlar yerleştirilmiş bireyleri inceledi.
Nöronlardan tek tek bu şekilde kayıt almak, bilim insanlarına fMRI veya EEG'den çok daha kesin bir beyin aktivitesi yansıtır.
Pride'ın deneyleri denek bir düğmeye basmak için bilinçli bir karar vermeden yaklaşık 1,5 saniye önce belirli beyin bölgelerindeki nöronlarda aktivite olduğunu gösterdi.
Araştırmacılar yaklaşık 700 milisaniye kala kararın zamanlamasını %80'den fazla doğrulukla tahmin edebildiler.
Pride şöyle diyor.
Bir noktada önceden belirlenmiş şeyler bilince dahil edilir.
Bana kalırsa bilinçli irade daha sonraki bir aşamada karara eklenir.
Tallahassee'deki Florida Eyalet Üniversitesi'nden bir filozof olan Al Mealy şöyle diyor.
Bu sonuçları yönlendiren şeyler, özgür iradenin manevi veya ruh benzeri konulardan köken alması gerektiği düşüncesidir.
Sinir bilimciler karar vermeyi yönlendiren bilinçsiz sinirsel bir aktivite bulurlarsa, özgür iradenin yanı sıra zihnin bedenden ayrı olduğu kavramda ortadan kalkmış olur.
Glennon'a göre bu, dualist özgür irade anlayışı sinir bilimciler için yıkılması kolay bir hedeftir.
Şöyle diyor, zihin ve beyni titiz bir şekilde ayırmak, sinir bilimciler için bu iki kavramın arasını açmayı kolaylaştırıyor.
Sorun şu ki, mevcut filozofların çoğu özgür irade hakkında böyle düşünmüyor.
Filozofların birçoğu materyalisttir, yani her şeyin fiziksel bir temeli olduğuna, ayrıca kararlarımızın ve eylemlerimizin beyin aktivitemizden geldiğine inanırlar.
Bu yüzden bilim insanları filozofların artık alakasız bulduğu bir kavramı tartıyorlar.
May ile günümüzde filozofların çoğunluğunun insanların deterministik bir evrende rasyonel kararlar alabileceği fikrinden memnun olduklarını söylüyor.
Özgürlük ve determinizm arasındaki etkileşimi her şeyin ya kader ya da fiziksel yasalar tarafından önceden belirlendiği teorisi tartışıyorlar.
Ancak Roskis sinir bilimden elde edilen sonuçların bu tartışmayı henüz çözemediğini söylüyor.
Ona göre sinir bilimciler eylemlerin öngörülebilirliğinden söz edebilirler ancak determinizm meselesinden değil.
Santa Barbara'daki California Üniversitesi'nden sinir bilimci Michael Gazzaniga sinir bilimcilerin bazen kendi alanları hakkında da yanlış anlaşılmalara sahip olduklarını söylüyor.
Özellikle bilim insanları öncül beyin aktivitesini son karara her seferinde bir parça olmak üzere adım adım ilerleme olarak görme eğilimindedir.
Kişinin bir kararın farkına vardığı an bazılarının düşündüğü kadar da önemli değildir.
İrade Savaşı Ortada bazı kavramsal ve semantik sorunlar var.
Glenn'in şöyle diyor.
Gerçekten gerekli olan asıl şey, bilim insanlarının ve filozofların özgür iradenin ne anlama geldiği konusunda bir anlaşmaya varabilmeleridir.
Felsefede bile özgür iradenin tanımları her zaman örtüşmez.
Bazı filozoflar bunu herhangi bir baskı olmadan rasyonel karar verebilme yeteneği olarak tanımlar.
Bazı tanımlar onu kozmik bağlama yerleştirir.
Karar anında geçmişte olan her şey göz önüne alındığında farklı bir karara varmak olasıdır gibi.
Diğerleri de fiziksel olmayan bir ruhun kararları yönlendirdiği fikrine bağlı kalır.
Nörobilim, tanımları düzeltmeye veya onlara deneysel bir boyut eklemeye doğrudan katkıda bulunabilir.
Roskies, özgür iradeye sahip olmanın ne anlama geldiğine dair daha derin ve daha iyi bir anlayışa yol açabileceğini veya bilinçli kararın ne olduğuna dair görüşleri geliştirebileceğini söylüyor.
Milley, filozofları ve sinir bilimcileri bir araya getiren Templeton Vakfı projesini yönetiyor.
Şöyle diyor. Daha iyi tasarımlı, yeni nesil çalışmalar yaparsak insanlar karar verirken beyinde neler olduğuna dair daha iyi kanıtlar elde edebileceğimizi düşünüyorum.
Program aracılığıyla finanse edilen Roskies, o sene Seattle'daki Washington Üniversitesi'nde primat beyninde karar verme üzerine çalışan bir nörofizyolog olan Michael Shedlin'in laboratuvarında zaman geçirmeyi planlıyordu.
Şöyle diyor. Karşımızdakinin bakış açısını gerçekten anlayana ve bir tarafın yanıldığına ikna olana kadar birbirimize saldırmaya devam edeceğiz.
Haggard, subjektif raporlara güvenmek yerine bilinçli kararların ve eylemlerin zamanlamasını objektif olarak belirlemenin yolunu sağlamayı amaçladığı bir proje olan Templeton fonuna sahip.
Ekebi, insanların bilgisayara karşı rekabete dayanan bir oyunu oynarken beyin aktivitelerini ortaya koydukları deneysel bir kurulum tasarlıyor.
Pasadena'daki California Institute of Technology'de biyomühendisi olan Christoph Koch tarafından yürütülen bir başka projede insanlar karar vermek için akıllarını kullandıklarında her bir nöronun tepkisini incelemek için
Fradinkine benzer teknikler kullanacak.
Koch'un ekibi karar verirken insanların farklı bilgilere ne kadar ayrılık verdiklerini ölçmeyi umuyor.
Filozoflar sinir bilimin bir gün özgür irade kavramını zora sokabileceğini kabul etmeyi istediler.
Bir durum hayal edin, filozoflar bunu yapmaktan hoşlanırlar.
Diyelim ki araştırmacılar denek kararının farkına varmadan önce birinin beyin aktivitelerinden ne karar verebileceğini tahmin edebilsinler.
Mealy şöyle diyor.
Bunun doğru olduğu ortaya çıkarsa bu özgür iradi için bir tehdit olurdu.
Yine de özgür iradinin ölümünü belki de zamanından önce ilan edenler bile bu tür sonuçların birçok farklı karar verme düzeyinde tekrarlanması gerektiği konusunda hemfikirler.
Bir düğmeye basmak ya da oyun oynamak, bir bardak çay yapmaktan, başkanlığa aday olmaktan ya da suç işlemekten oldukça uzaktır.
Özgür irade yoksa hukuk nasıl işleyecek?
Özgür iradeyi yıkmanın pratik etkilerini tahmin etmek ise zor.
Biyolojik determinizm hukukta bir savunma olarak geçerli değildir.
Hukukçular kişisel sorumluluk ilkesinden vazgeçmeye hazır değiller.
Londra'daki Royal Society tarafından yürütülen bir sinir bilim ve hukuk projesinin direktörü olan Nicholas McIntosh şöyle söylüyor.
Yasalar, istisnai durumlar dışında insanların eylemlerinden sorumlu olduğu fikrine dayanmalıdır.
Nashville, Tennessee'deki Vanderbilt Üniversitesi'nde hukuk profesörü olan ve Chicago, Illinois'daki MacArthur Vakfı tarafından finanse edilen benzer bir projeyi yöneten Owen Jones, araştırmaların bireyin sorumluluk
düzeyini belirlemeye yardımcı olabileceğini öne sürüyor.
Jones şöyle diyor, ilgimizi çeken şey nörobilimin bize insanların kendi davranışlarını kontrol etme yeteneklerinde nasıl çeşitlilik gösterdiğine dair daha ayrıntılı bir görüş sunabilmesidir.
Örneğin bu bir cezanın şiddetini etkileyebilir.
Özgür iradeniz yoksa nasıl davranırdınız?
Ayrıca özgür iradenin var olup olmadığının cevabı insanların davranışlarını da etkileyebilir.
2008'de Minneapolis'teki Minnesota Üniversitesi'nde sosyal psikolog olan Kathleen Voss ve şu anda California Üniversitesi'nde Santa Barbara'da psikolog olan meslektaşı Jonathan Scholar insanlar determinizmi doğru kabul
etmeleri sağlandığında nasıl davrandıkları üzerine bir çalışma yayınladılar.
Deneklerinden iki pasajdan birini okumalarını istediler.
Biri davranışın kişisel kontrol altında olmayan, çevresel veya genetik faktörlere bağlı olduğunu öne sürüyordu.
Diğeri ise davranışını en etkilediği konusunda tarafsız kalıyordu.
Daha sonra katılımcılar bilgisayarda birkaç matematik problemi çözdüler.
Ancak test başlamadan hemen önce katılımcılara bilgisayardaki bir aksaklık nedeniyle ara sıra yanlışlıkla cevabın ekranda görüntüleneceği şeklinde bir bilgilendirme yaptılar.
Eğer bu olursa bakmadan tıklamaları gerekiyordu.
Bu deterministik mesajı okuyanların testte hile yapma olasılığı daha yüksekti.
Bosch ve Scholar şöyle diyor.
Belki de özgür iradeyi reddetmek, kişinin istediği gibi davranması için temel bahaneyi sağlar.
Haynes'in araştırması ve olası sonuçları kesinlikle nasıl düşündüğü üzerinde bir etkiye sahipti.
Bir konferansa giderken uçakta bir aydınlanma yaşadığını hatırlıyor.
Birdenbire tüm deterministik evren, kendim, koltuğum ve rastlantısal akışta verdiğime inandığım tüm kararlar hakkında büyük bir vizyona sahip oldum.
Ancak özgür iradenin olmadığı bu dünya fikrini uzun süre sürdüremedi.
Günlük yaşamanızda insanların davranışlarını yorumlamaya başlar başlamaz, bu fikirden uzaklaşmamak neredeyse imkansızdır.
Freed de determinizmi sürekli akılda tutmanın imkansız olduğunu savunuyor.
Bunu her gün düşünmüyorum.
İnsan beynini ameliyat edilirken kesinlikle düşünmüyorum.
Mealy, diğer filozofların bilinçli kararların bilimsel tarafına zamanla daha aşina olacağından umutlu ve felsefe söz konusu olduğunda bilim insanlarının tutumlarını yumuşatmalarının daha iyi olacağını söylüyor.
Sözlerini şöyle bitiriyor.
Özgür irade üzerine çalışan sinir bilimcilerin görevi onun var olmadığını göstermek değil.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
