Seks Kadar Doğal Bir Davranış, Nasıl Oldu da Bu Kadar Tabu Bir Konu Haline Geldi?
16 Aralık 2023 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Seks kadar doğal bir davranış nasıl oldu da bu kadar tabu bir konu haline geldi?
Var olabilmemizin yegane yolu sekstir.
Öyle ki seks, insanlar da dahil birçok hayvan türünün varlığının iki biyolojik temelinden birisidir.
Diğeri hayata kalmaktır.
Bunu çocuk ölümlerinin aşırı yüksek olduğu zamanlarda, türümüzün varlığını koruyabilmiş olduğu gerçeğinde net bir şekilde görebiliyoruz.
Eğer seks dürtülerini baskılamış olsalardı, popülasyonumuz bugünlere kadar gelemeyecekti.
Buna karşılık, dürüst olalım, yeryüzündeki en güçlü tabulardan biri sekstir.
Modern toplumların büyük bir kısmında seks, açık açık konuşulması uygun olmayan, Hatta birçok durumda baskılanması, örtülmesi, görmezden gelinmesi gereken sadece sınırlı bir evlilik kurumu içerisinde
makul görünen bir davranış olarak algılanmaktadır.
Ne var ki, ne kadar tabulaştırılırsa tabulaştırılsın, seksi baskılamak konusunda evrensel bir başarısızlık söz konusudur.
Seks, ne kadar baskılanırsa baskılansın, o kadar yasa dışı ve el altından olacak şekilde açığa çıkmakta, davranışlarımızı öyle veya böyle şekillendirmektedir.
Her kadın ve her erkek gün içerisinde defalarca seksi aklından geçirmektedir.
Seksten uzak durduğunu söyleyenlerin bile birçoğu düzenli ve aktif seks hayatlarına sahiptir.
Peki seks kadar doğal bir davranış nasıl oldu da tabuların en tepesine yerleşmeyi başardı?
Neden Almanya veya Hollanda gibi bazı ülkelerde seks çok daha sıradan karşılanırken yakın komşularında bu konu halen bir tabudur?
Dini görüşlerin bu konuda etkisi tam olarak nedir?
Vahşi atalarımız da seksi bir tabu olarak görüyor olabilir mi?
Birden fazla çocuk yapabilmeyi ve bunların birçoğunu hayatta tutabilmeyi başardığımız noktada mı bu tabulaşma meydana geldi?
Gelin bu konulara bir bakış atalım.
Seks doğal ve kaçınılmazdır.
İlk olarak şunu anlamak gerekiyor.
Karmaşık yapılı ve zarlı organellere sahip, yani ökaryotik olan canlıların büyük bir çoğunluğu eşeğli üremektedir ve seks eşeğli üremenin ana yöntemlerinden birisidir.
Mikroskobik organizmalardan balinalara ve fillere kadar sayısız canlı seks sayesinde varlığını sürdürmektedir.
Eğer seks olmasaydı hiçbirimiz var olamazdık.
Dolayısıyla vücudumuzun hücrelerden oluşması veya oksijen soluyor olmak kadar basit ve yalın bir biyolojik gerçeğin, bunların tam tersine aşırı güçlü bir tabu haline dönüşmüş olması, ahlaki değerler adı
verilen dini kanaatler bütünüyle kısıtlandırılıyor ve baskılanıyor olması oldukça şaşırtıcıdır.
Pek az insan, dini gerekçelerle hayatta kalma güdüsünü ayıplar, tam tersine hayatta kalmak için çaba sarf etmek, emek harcamak el üstünde tutulur, teşvik edilir.
İntihar gibi davranışlar ayıplanır, tabulaştırılır.
Ancak iş, yavru üretmek veya keyfi amaçlarla cinsel birleşmeye geldiğinde doğal olan ayıplanmakta ve tabulaştırılmaktadır.
Bunun sebebi ne olabilir?
Dehşet yönetim teorisi ve hayvani dürtüleri baskılama arzusu.
Bu tabulaşmayı çok farklı açılardan analiz etmek mümkün.
Ancak hepsinin başında seksin insanın hayvani doğasını hatırlatıyor olması geldiği düşünülmektedir.
En azından seks üzerindeki dini baskıların ana kaynağının bu durumu olduğu ileri sürülmektedir.
Pulitzer ödülüne layık görülen Ernest Becker gibi kültürel antropologlara göre hayvani kökenlerimizle ilgili diğer gerçekler daha örtüktür.
Örneğin organlarımızın hepsinin bir maymununkiyle aynı olması, bir köpekle sayısız ortak dürtüye sahip olmamız, bir ayıyla birebir aynı hücre yapısını taşımamız, Bir şempanze ile santimetre kare başına aynı
sayıda kıl köküne, aynı beyin yapılarına, aynı temel içgüdülere sahip olmamız gibi sayısız gerçek ancak ve ancak bu konular üzerine özellikle kafa yoracak olursanız dikkatinizi çekecektir.
Aksi takdirde bu konular üzerine kafa yormanız ve bu gerçekleri fark etmeniz pek olası değildir.
Zaten evrimin bu kadar yalın bir gerçek olup da bu kadar geniş bir kitle tarafından reddediliyor olmasının arkasındaki ana motivasyon da benzerdir.
Ancak seks başkadır.
Seksi aktif olarak yapmanız gerekir ve o anda hissettikleriniz, davranışlarınız, genel zihinsel durumunuz oldukça hayvanidir.
İnsanı hayvandan ayıran detayların neredeyse hepsi kaybolur ve son derece temel arzu, istek ve şehvetlerle davranırız.
Ter, nefes nefese kalış, kıyafetlerin olmadığı bir ortam, tenin tene değmesi, Nefesin birbirine çok yakın şekilde alınıp verilmesi, vücudu haz ile dolduran bir dans, seks sırasında sergilediğimiz
hayvani olarak tabir edilebilecek fiziksel davranışlarımız, insanın ölüm korkusunu ve ilahi adalet ihtiyacını yenmek adına geliştirdiği mitoloji ve sembolizm ile ters düşer.
Bu da seksin üzerinin örtülmesi çabasını doğurmuştur.
Düşünecek olursanız insan, belki de bir hasta ve bitap olduğu hallere ek olarak, seks haricinde hiçbir zaman bu düzeyde hayvani davranışlar sergilemez.
Otto Rank gibi psikoanalistlerinde net bir şekilde vurguladığı gibi, seksi olan muhtaçlığımız ve seks sırasındaki hayvaniliğimiz, insanın ruhani bir canlı olma arzusu ile taban tabana zıt düşmektedir.
En nihayetinde böylesine yüce, böylesine ulu, böylesine güzel, böylesine özel bir canlının seks gibi vahşi ve hayvani bir davranış sonucu üretilmesi, birçok insan için tuhaf bir çelişki yaratmaktadır.
Dehşet yönetim teorisi olarak bilinen bu teoriye göre seks, bize zaaflarımızı ve ölümlülüğümüzü hatırlatmaktadır.
Dolayısıyla da tabulaştırılmaktadır.
İnsanlar farkında olsunlar ya da olmasınlar, hayatta kalma ve ölüm ile durmaksızın yüzleşirler.
Dolayısıyla bu dehşet ile baş edebilmek adına kendimizi dünya üstü bir varlık olarak görecek mekanizmalar geliştirmekteyiz.
Kendimizi ruhani, özel, değerli ve hatta ölüm sonrası yaşam üzerinden gidecek olursak ölümsüz olarak düşünmek isteriz.
İşte seks gibi vahşi bir dünyevi bir davranış, bize ölümlülüğümüzü ve sıradanlığımızı hatırlatmakta ve dehşete düşürmektedir.
Bu perspektiften bakıldığında evrim teorisinin insanlığın önemli bir bölümü için ne kadar dehşet verici olduğunu anlamak kolaydır.
Bu ilk etapta absürt bir ilişkilendirme gibi gelebilir.
Ancak Güney Florida Üniversitesi'nden Jamie Goldenberg ve ekibinin de birden fazla çalışmayla ortaya koyduğu gibi gerçekten de ölüm ile seks arasında bir ilişki bulunmaktadır.
Örneğin bir grup katılımcı iki alt gruba bölünmüş ve bir grubun seks hakkında düşünmesi sağlanmış, diğeri ise sekse yönlendirilmemiştir.
Sonrasında bu kişilere yarım kalmış bir adam asmaca oyunu gösterildiğinde ve tamamlamaları istendiğinde seks hakkında kısa bir süre önce düşünenler daha sıklıkla grave, mezarlık sözcüğüyle tamamlamıştır.
Diğer grup ise daha sıklıkla grape, yani üzüm sözcüğünü seçmiştir.
Benzer şekilde ölüm hakkında daha fazla kafa yormayı meyilli olan kişiler, özellikle de nevrotik bireyler, Seksin derinin deriye sürtmesi, orgazm, cinsel organların cinsel olarak ellenmesi gibi fiziksel
bileşenlerine çok daha az ilgi duymaktadırlar.
Ayrıca seksin dehşet yönetim kuramı ile ilişkili olduğunu gösteren bir diğer bulgu, seksin nasıl sunulduğuyla da ilgili bir çalışmadan gelmektedir.
Eğer seks, katılımcılara fiziksel ve hayvani olarak değil de sevgi dolu ve sıcak bir duygu olarak yansıtıldığında, Katılımcıların ölümle ilgili düşünceleri ortadan kaybolmaktadır.
Bu durum cinselliğin bizde ölüm korkusunu tetiklediği fikrini pekiştirmektedir.
Dolayısıyla insanlar seks gibi bir davranışı baskılayıp yerine kutsal, dokunulmaz, ölümsüz bir varlık oldukları inancını yerleştirdiklerinde ölüm dehşetiyle başa çıkmaları çok daha kolay olmaktadır.
Bu da seksin tabulaştırılmasının ardında yatan sebepleri de netleştirmektedir.
Diğer Olasılıklar Elbette cinselliğin tabulaşmasını dehşet yönetim teorisi haricinde çeşitli biçimlerde açıklamak da olasıdır.
İşte bunlardan bazıları.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı önlem.
Örneğin ölümlülüğün farkına varmalarından çok önce atalarımız, cinsel yollarla bulaşan bazı hastalıklar bulunduğunu ve bu nedenle cinselliğin kısıtlanmasının avantajlı olabileceğini keşfetmiş veya en azından aşırı
yaygın ve sık cinselliği dengeleyecek mekanizmaların evrimleşmesi avantajlı olmuş olabilir.
Bu mekanizmaların süreç içerisinde kontrolsüz bir şekilde ön plana çıkması, cinselliği dizginleme arzumuzun temelinde yatan faktör olabilir.
Ancak bu hipotez pek güçlü değil.
Çünkü cinsel yollarla hastalık bulaşan tek canlı biz değiliz ve cinsel yollarla bulaşan hastalıklar eğer ki bu kadar büyük bir tehdit unsuru olsaydı birçok diğer türde benzer mekanizmalar evrimleşmesini beklerdik.
Halbuki en yakın akrabalarımız olan bonobolarda cinsellik, insanlarda el sıkışma kadar yaygın ve sık sergilenen bir davranıştır.
Dolayısıyla insanlara özgü bir biyolojik sebep olmadığı müddetçe bu hipotez pek kabul görmeyecektir.
Bir dişi, yavrusunun ebeveyni olduğunu garanti etmek konusunda hiçbir şüpheye sahip değildir.
Çünkü neredeyse tüm hayvanlarda dişiler, yavrunun üretimi boyunca ana konak ve kaynak konumundadır.
Öte yandan erkekler, çok sayıda cinsel partnere sahip oldukları için bir yavrunun kendilerine mi ait olduğunu, yoksa aynı dişiyle çiftleşen başka bir erkeğe mi ait olduğunu neredeyse hiçbir zaman bilemez.
Bu, evrimsel açıdan büyük bir problemdir.
Çünkü kendi soy hattının devamlılığını garanti edemeyen erkekler, bunu bir şekilde başarabilen erkeklere nazaran her zaman daha dezavantajlı olacak ve elenecektir.
Öyle ki birçok erkekte, kendilerinden önce gelen ve aynı dişiyle çiftleşmiş olabilecek erkeklerin spermlerini elimine edecek evrimsel adaptasyonlar bulunmaktadır.
Bu yöntemlerden birisi cinselliği kısıtlamak veya kısıtlı bir sayıda bireyle çiftleşmeyi garanti altına almaktır.
Eğer hem erkek hem de dişiler kısıtlı sayıda bireyle çiftleşirse, örneğin tek bir kişiyle, bu durumda sadece dişiler değil, aynı zamanda erkekler de o yavrunun kendilerine ait olduğunu garanti altına alabilirler.
Bu durum cinselliğin baskılanmasını tetikleyebilir.
Türlerin tek eşli veya çok eşli olma durumları oldukça karmaşık, ekolojik ve cinsel dinamiklere bağlı olarak belirlenmektedir.
Yapılan çalışmalar insanların biyolojik olarak çok eşli ama sosyal olarak tek eşli olduğuna işaret etmektedir.
Bu durumda biyolojik nedenlerle cinselliğin evrimsel olarak kısıtlandığını düşünmek için pek geçerli bir sebebimiz yok gibi gözükmektedir.
Kültürel baskılar ve erkek egemen toplum.
Bu açıklama aslında dehşet yönetim teorisiyle büyük oranda aynıdır.
Ancak o teori neden sadece erkeklerin cinsellik konusunda daha kaba saba olup kadınların daha derli toplu olmasının beklendiğini açıklayamamaktadır.
Genel olarak türümüzdeki seks baskılama dinamiklerini izah etmektedir.
Erkekler ile kadınlar arasındaki fark erkeklerin kadınları kontrol altına alma arzusundan kaynaklanıyor olabilir.
Yine bahsettiğimiz hipotezlerle örtüşen bir şekilde Erkeklerin kadınları kontrol altında tutması hem toplumsal dinamikler açısından erkekler için toplumun %50'sinin köleleştirilmesi açısından avantajlıdır,
hem de üreme kontrolünü sağlamak ve yavruların bakımını garanti etmek açısından teşvik edicidir.
Bu hayvani baskılama arzusu, erkeklerin genel olarak daha iri ve güçlü olmasıyla bir üstünlük aracına dönüşmüş olabilir.
Bu çevrede gelişen dini alıntılar ve kültürel hiyerarşiler, Nihayetinde kadınların cinsel olarak baskılanmış, erkeklerin ise kısmen daha açık olabildiği fakat yine de genel bir üstü örtüklük ile perdelemesi
gereken bir davranışa evrimleşmiş olabilir.
Buna bağlı olarak erkekler kadın cinselliğini kontrol eden bir noktaya erişmiş olabilirler.
Gerçekten de cinsel olarak daha açık olan toplumlarda dini baskıda genel olarak daha azdır veya dini inançlar seks özelinde şekillenmez.
Bireyler kendilerini cinsel anlamda daha özgür olarak görür, ana kimliklerini dindarlık oluşturmaz.
Kimi zaman bu dinsizliğin cinsel vahşeti tetiklediği şeklinde yansıtılsa da bu tür istatistikler değerlendirilirken rapor şeffaflığı, hukuki güven mekanizmaları, istatistiklerin düzgün tutulmasına
yönelik önlemler gibi birçok faktör bir arada değerlendirilmelidir.
Dahası, cinsel özgürlük ile cinsel vahşet birbirine karıştırılmamalıdır.
Tarım ve yerleşik yaşam Cinselliğe yönelik tüm bu değişimlerin kökeni, belki de avcı-toplayıcı bir yaşam biçiminden daha yerleşik tarım toplumlarına geçişle de ilişkilendirilebilir.
Bu durum, yukarıdaki birden fazla hipotezi bir arada değerlendirerek tek bir teori inşa etmeyi mümkün kılabilir.
Tarım toplumları öncesinde daha ayrık ve küçük gruplar halinde yaşayan insanlar için babalıktan emin olma veya cinsel yolla bulaşan hastalıklar gibi problemler çok büyük bir engel teşkil etmiyordu.
Bu nedenle diğer hayvanlara daha yakın bir cinsel davranış kalıbı sergileme ihtimalimiz çok daha yüksekti.
Ancak tarım toplumuna geçişle birlikte bir arada yaşayan insanların sayısında hızla bir artış yaşandı ve bu hem babalığın belirsizliğini arttırdığı hem hiyerarşik zorunlulukları doğurduğu hem de cinsel yolla
bulaşan hastalıkların yayılma ihtimalini yükseltti.
Bunlara ve daha birçok diğer detaya bağlı olarak insanların da cinselliğe bakış açısı değişmiş olabilir ve zamanla cinselliği baskılayıcı adımlar atılmaya başlanmış olabilir.
Birçok dinde bu tür bir kültürel evrimin parçası olarak geliştiği için toplumsal hiyerarşiyi netleştirme ve ahlaki davranışları belirleme konusunda yargılara varmak için cinselliği merkezi bir tema ve tabu
haline getirecek biçimde şekillenmiş olabilir.
Seksin tabu olmadığı hipotezi Elbette seksin genel geçer olarak bir tabu olmadığını, bunun sadece dar bir bağlamda geçerli olduğunu iddia eden bilim insanları ve filozoflar bulmak da mümkündür.
Mangaya halkı ve özgür seks algısı.
Örneğin Güney Pasifik Okyanusu'nda bulunan bir ada olan Mangaya'daki yerli kabileler, seksi tamamen doğal bir davranış olarak görmektedirler ve birbirleriyle tamamen zevk alma amaçlı olarak seks yapmaktadırlar.
Sıradan bir Mangaya erkeği 7 yaşında mastürbasyondan haberdar olur ve 8-9 yaşında bunu uygulamaya başlar.
13 yaşındaki Mangaya erkekleri için süper kesim, İngilizcesi superincision adı verilen tehlikeli bir sünnet töreni yapılır ve penisinde bir yara kaçılır.
Bu sırada sünnetçi erkeği cinsel olarak da eğitir ve bilgilendirir.
Operasyondan sadece birkaç hafta sonra erkek ilk defa seks yapar ve bu deneyim edilmesini sağlayan kadın onu farklı cinsel zevkler ve pozisyonlar konusunda eğitir.
Bu sırada erkek bağlanmak suretiyle kısıtlanır ve bu sayede önden orgazm olup kadının orgazma erişmeden işini bitirmesi engellenmiş olur.
Yani erkekler bu konuda eğitilir.
Kız çocukları da benzer bir eğitimden geçerler ve 13-20 yaş arasında 3-4 farklı erkekle romantik ilişki yaşarlar.
Ebeveynleri bu süreç boyunca kızlarının birden fazla erkekle cinsel olarak birleşerek cinsel zevki tatmasını teşvik eder.
Böylece en uygun eşi evlenmek üzere seçebilmesini sağlarlar.
Bu süreçte erkekler agresif bir şekilde eş arar ve hemen hemen her gece seks yaparlar.
Ortalama bir erkek evlenmeden önce 10 kadar kadınla birlikte olur.
18 yaş civarında Mangaya gençleri haftanın her günü seks yapacak düzeye gelirler ve gecede ortalama 3 kez orgazm olurlar.
Evlenmeden önce bütün kadınlar mutlaka orgazm deneyimini yaşarlar ve bir erkeğin eşini orgazma ulaştırması ana görevlerinden birisidir.
Ne var ki bu kadar dar bir popülasyondan yola çıkarak insanlığın geneli konusunda yorum yapmak çok zordur.
Çünkü eğer bu kadar spesifik kabilelere odaklanacak olursak rahatlıkla İrlanda açıklarındaki İnisbeag adası halkını ileri sürebiliriz.
Bu yerliler cinsel olarak yeryüzündeki en baskıcı toplumlardan birisidir.
Ada halkı çıplaklıktan nefret eder ve yetişkinler sadece kıyafetlerinin dışında kalan vücut uzantılarını yıkarlar.
El ve ayakları gibi. Evli eşler bile cinsel aktiviteleri sırasında kıyafetlerini çıkarmazlar.
Evlilik öncesi seks pratik olarak asla yaşanmaz ve kadınlar hiçbir zaman orgazm yaşamazlar.
Seksi başlatan her zaman erkeklerdir ve ön sevişme sadece öpüşme ve kalçaların sertçe sıkılmasından ibarettir.
Neredeyse her zaman erkek üstte misyoner pozisyonunda sevişirler.
Erkek çok kısa bir süre içerisinde orgazm olur ve hemen uykuya dalar.
Erkekler arasında cinsel birleşme zor bir iş olarak algılanır ve sağlıkları için iyi olmadığına inanılır.
Bu nedenle ertesi gün enerji gerektiren bir iş yapacaklarsa seksten uzak dururlar.
Ayrıca regli dönemlerinde çocuk doğumundan sonraki aylar boyunca eşlerine cinsel olarak yanaşmazlar.
Adadaki kadınların hemen hemen hepsi regliden ve menopozdan korkar.
Halk arasında yaygın bir kanı, menopozun zihinsel sorunlara neden olduğu yönündedir.
Bu nedenle kadınlar kırklı yaşlarında hayattan elini eteğini çeker, hatta bazı kadınlar bu yaştan sonra ölene kadar kendilerini yatağa hapseder.
Bu toplumda cinsellik eğitimi yoktur ve yok denebilecek kadar azdır.
Ebeveynler evlilik sonrasında doğanın doğru yolu göstereceğine inanırlar.
Bundan önce ele aldığımız iki yerli halk aksine, Orta Brezilya'da yaşayan Mehinaku yerlileri hem Mangaya halkı gibi açık bir seks algısına hem de İnisbeyak halkı gibi endişelere sahiptir.
Onlar için seks heyecan vericidir ve kültürleri oldukça fazla erotik unsur içerir.
Buna bağlı olarak çocuklara karşı cinsel konularda oldukça açıklardır.
Örneğin çocuklar çoğu zaman ebeveynlerinin evlilik dışı beraber oldukları kişilerin isimlerini bilirler.
Erkekler kadınları cinsel olarak tatmin etmek için açıkça birbirleriyle rekabet halindedirler.
Örneğin avladıkları balıkları sıklıkla kadınlara hediye ederler.
Ancak toplumlarında yüksek bir cinsiyet ayrımcılığı da vardır.
Örneğin bir kadın, bir erkeğin evine girecek olursa ve yasak olan bir şeyi görürse ormana götürülüp grup seksiyle tecavüze uğrayabilir.
Bu tür sıra dışı davranış haricinde halk oldukça barışçıl ve sakindir.
Bu toplumda kadınların cinsel dürtüleri çok daha zayıf olarak görülür.
Bu nedenle kadın orgazmına pek az önem verilir ve menstruasyonun tehlikeli bir şey olduğuna inanılır.
Topluma ait rüyalar ve fablalarda bolca cinsel anksiyet eden söz eden anlatılar vardır.
Örneğin mitolojik alıntılarda evlilik dışı seks yapan bireyler absürt şekillerde ölmektedirler.
İlginç bir şekilde toplumun bireyleri cinsellik hakkında yoğun bir müpemliğe ve anksiyeteye sahip olsalar da seks yapmaktan geri durmazlar ve bu faaliyeti aktif olarak arzularlar.
Görülebileceği gibi sekse bakış açıları konusunda köklü farklılıklar bulunmaktadır ve seksin tabulaştırılmasıyla ilgili olarak birçok farklı ipotez bulunmaktadır.
Ne yazık ki antik insanların cinsel davranışlarını eksiksiz bir şekilde öğrenmemiz mümkün olmadığı için bu hipotezlerden hangisi veya hangilerinin doğru olduğunu sınamak oldukça güçtür.
Çözüm, sekse yönelik bakış açımız değişmeli.
Bir davranışın hayvani temellere sahip olması insan ile ilişkilendirilen değerler çerçevesinde bu konuyu algılayamayacağımız anlamına gelmiyor.
Bunu her zaman yapıyoruz.
Örneğin ölülerimizi öldükleri yere bırakmak yerine düzgünce gömmek ölümü biyolojik anlamda herhangi bir şekilde değiştirmemektedir.
Ancak bize ölülerimizden ayrılma fırsatı sunmaktadır.
Benzer şekilde seksi de hayvani ve fiziksel bir olgudan ibaret görmek zorunda değiliz ve bu algımızı değiştirmek için seksi daha farklı şekilde anlatmalıyız.
Hem yetişkinlere hem çocuklara.
Düşünün. Seksle ilgili çocuklarımızla paylaştığımız ve dolayısıyla bünyemizde aslen seksi düşünürken algıladığımız tarafı cinsel birleşme algısından ibarettir.
Daha da ziyade çocukların nereden geldiği ve nasıl üretildiği üzerine bir anlatım ile seksi anlatmaya çalışırız.
Halbuki seks bundan çok daha karmaşık bir konudur ve eğer şefkat, sevgi, aşk, bağlılık, hoş duygular, karşılıklı rıza, sınırlar ve benzeri detaylardan söz edilmezse
Çocukların, yani geleceğin yetişkinlerinin zihninde seks, vahşi bir üremeden ibaret kalacak ve dolayısıyla tabulaşacaktır.
Yeni nesillerin sekse daha açık yaklaşmasının nedeni, dijital platformlarda bunların daha açık bir şekilde konuşulabilmesi, dolayısıyla çocukların ve gençlerin seksin farklı boyutlarına maruz kalabilmelidir.
Daha sağlıklı ve gerçekçi bir seks portresi çizen bu yeni bakış açısına maruz kalmayan bireyler, ister istemez bedenlerinin ergenlik ile değişimi ve sonrasında gelen sekse yönelik dürtülerden ötürü ayıplanmaları ve
köşeye itilmeleri sonucunda seks konusunda içlerine kapanacaklardır ve seks konusu onlar için bir tabu haline gelecektir.
Bu bireylerin kendi çocuklarına da seksi bu şekilde yansıtmaları çok daha olası olacak, içinden çıkılmaz bir döngüye girilecektir.
Dahası, seksle ilgili konularda toplumsal cinsiyet kavramında büyük bir ayrıştırıcı rol oynamaktadır.
Kadınlar duygusal açıdan zayıf olmakla suçlanmakta, erkeklerse duygulara sahip olmadığı için yeterince erkek olmamakla yargılanmaktadır.
Bu durum hem kadınları hem erkekleri kendi köşelerine itmekte, tamamen duygularla yorulmuş bir aktivite olan seksin hayvani ve mekanik bir düzeye indirilmesine neden olmakta ve dehşet yönetim teorisiyle açıklanan
olguları gündeme getirmektedir.
Bu, seksin tabulaştırılmasının ardındaki itici güçtür.
Bu durumun cinsel sağlık açısından da kritik etkileri bulunmaktadır.
Seks, mekanik bir uğraşa indirgendiğinde partnerler kendi alacakları keyiften ziyade partnerlerini tatmin etmeye odaklanmaktadır.
Çünkü seks, doğal bir etkileşimden ziyade nadiren gerçekleşen bir yakınlaşma olarak algılanmaktadır.
Başarı, iki tarafında keyif almasından ziyade karşı tarafın memnun ayrılması ve dolayısıyla belki bu ilişkinin tekrar etmesine indirgenmektedir.
Halbuki romantik veya cinsel bir ilişkide partnerlerin endişesi seksin tekrarı değil, o an içerisinde tarafların her ikisinin de duygu yüklü, mutlu ve huzurlu olması olmalıdır.
Eğer erken yaştan seks bu şekilde algılanmazsa, geleceğin yetişkinleri de cinsel davranışlardan ne ummaları gerektiğini bilmeyeceklerdir ve en temel içgüdüleriyle sekse yaklaşacaklardır.
Bu, seksin durmaksızın ve nesiller boyunca tabulaşmasında önemli bir faktördür.
Bunu kırmanın yolu, seksin doğal ama belli kuralları olan bir oyunu olduğunu anlamak ve anlatmaktır.
İnsanlar duygulara sahip oldukları ve bunları yansıttıkları için ayıplanmamalıdır, kabullenilmelidirler.
Bu sayede hangi duyguların daha memnun edici, hangilerinin daha rahatsız edici olduğunu da sağlıklı bir şekilde tespit edebilir ve buna bağlı olarak beklentilerimizi ayarlayabiliriz.
Eğer bunu yeterince yaygınlaştırırsak öncelikle cinsel duygularımızı ifade etmeyi kolaylaştırabiliriz ve sonrasında cinselliği absürt bir hayvani davranış olarak değil sıradan bir insani yakınlık olarak görmeye
başlayabiliriz. Ve kim bilir belki de bunu yapabilirsek her gün karşımıza çıkan cinsel açlık ve cinsel saldırganlık problemlerini bir nebze olsun ortadan kaldırabiliriz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
