Transkript
Eğer sabun alabiliyorsanız virüslere karşı antibakteriyel ürünler almaya çalışmayın.
Yazar Pali Tordanson, uyarlayan Çağrı Mert Bakırcı, seslendiren Türker Yılmaz.
Sabunların neden bu kadar etkili bir temizlik aracı olduğunu daha önceki keyifli bir baba kız sohbeti yazımızda anlatmıştık.
Ancak bu yazımızda Avustralya'daki New South Wales Üniversitesi'nde kimya profesörü olan Polly Tordarson'un oldukça net ve anlaşılır açıklaması üzerinden konuyu detaylandırmak istiyoruz.
Öncelikle virüs dediğimiz şeyin ne olduğunu hatırlayarak başlayalım.
Bir virüs, birçok ufak parçanın kendi kendine organizasyon yoluyla bir araya gelmesiyle oluşan cansız bir yapıdır.
Bu parçalar bütününün en zayıf halkası biyolojik organizmaların da dış zırhını oluşturan yağlı zırhtır.
Sabunun yaptığı bu yağlı zarı çözerek virüsün darmadağın olmasıdır.
Genellikle buna virüsün ölmesi dense de virüsler cansız varlıklar olduğu için gerçekte ölmezler, sadece dağılırlar veya inaktif hale gelirler.
Virüsler bulaştıkları konakların dışında sadece birkaç saat ila birkaç gün boyunca varlıklarını sürdürebilir.
Sonrasında kendiliğinden tıpkı sabunun yaptığı gibi dağılırlar.
Dezenfektanlar veya evlerinizde kendinizin de yapabileceği alkol içerikli sıvılar, bezler veya kremler ve tabii ki sabun hep benzer etkilere sahip kimyasallardır.
Ancak bu dezenfektanlar virüsler söz konusu olduğunda sabunun kendisi kadar etkili bir öldürücü değildir.
Bu ürünler içinde bulunan alkol ve sabun haricindeki antibakteriyel ajanlar virüsün yapısına hiçbir etkisi olmayan kimyasal maddelerdir.
Virüsler bakteri olmadıkları için antibakteriyel yani bakteri öldürücü kimyasallar da bunlara işlememektedir.
Buna bağlı olarak virüsler açısından düşünülecek olursa birçok antibakteriyel ürün pahalı bir sabundan fazlası değildir.
Virüsleri yok etmek için sabun en iyisidir.
Ancak eğer sabuna erişiminiz yoksa veya ellerinizi yıkayacak durumda değilseniz alkollü bezler ve sıvılar da hiç yoktan iyidir.
Sabunu bu kadar iyi yapan şey ne?
Eğer sabunun neden bu kadar iyi bir öldürücü ve arındırıcı olduğunu merak ediyorsanız bir miktar supramoleküler kimya, nanobilim ve viroloji öğrenmemiz gerekecek.
Gelin bunu terimlerde çok fazla boğulmadan herkesin anlayabileceği şekilde yapalım.
Virüsler gerçekten etkileyici yapılardır.
Çünkü nanobilimle supramoleküler kimyanın buluştuğu noktadan doğan varlıklar olarak görülebilirler.
Birçok virüsün 3 ana yapı taşı vardır.
RNA, Protein, ve yağlar.
RNA tıpkı DNA gibi bir genetik malzemedir.
Proteinlerin birden fazla görevi vardır.
Hedef hücrenin içine sızmayı sağlamak, virüs replikasyonunu çoğalmasını sağlamak ve basitçe virüsün yapısını oluşturan bir tuğla görevi görmek.
Yağlar, lipitler ise virüs etrafında bir zırh oluştururlar ve virüsü dış faktörlere karşı koruyup yayılmasına ve hücre enfeksiyonuna katkı sağlarlar.
RNA, proteinler ve yağlar kendi kendilerine organize olarak virüsü oluştururlar.
Burada kritik olan nokta şudur.
Bir virüsün yapısında güçlü kovalent bağlar bulunmamaktadır.
Dolayısıyla virüsün parçalarını bir arada tutan parçalaması zor kimyasal bağlara rastlamayız.
Bunun yerine virüslerin parçaları kendi kendilerine organize olurken zayıf ve kovalent olmayan bağlarla birbirlerine bağlanır.
Bunu bir nevi cırt cırt gibi düşünebilirsiniz.
Parçalaması zordur ama imkansız değildir.
Virüsler nasıl çoğalır?
Birçok virüs, buna koronavirüs de dahil 50 ila 200 nanometre büyüklüğe sahiptir.
Dolayısıyla bunlar gerçek birer nanoparçacıktırlar.
Nanoparçacıklar üzerlerinde bulundukları yüzeyle karmaşık fiziksel ve kimyasal etkileşimlere geçerler.
Bu virüsler için de böyledir.
Derimiz, çelik, odun, kumaş…
Boya ve porselen gibi farklı yüzeylerde virüsler farklı şekillerde davranır.
Çünkü bunlar bambaşka yüzeylerdir.
Bir virüs bir hücreyi enfekte ettiğinde RNA isimli genetik malzemesi o hücrenin biyokimyasal yolaklarını ele geçirerek kendi RNA'sını kopyalamaya zorlar.
Adeta bir bilgisayar virüsü gibi.
Bu RNA'da virüsün parçalarına örneğin proteinlerine dair bilgiler vardır.
Bu RNA parçaları kopyalanıp hücre tarafından okundukça virüsün ihtiyaç duyduğu proteinler de büyük bir hızla ve miktarda üretilir.
Bu aşırı miktarda üretilen proteinler hücre içinde hali hazırda bulunan yağlarla kendi kendilerine birleşerek sayısız yeni virüs oluştururlar.
Yani virüsler kendilerinin fotokopisini çekmezler.
Parçalarından abartılı miktarlarda üretirler.
ve bunlar kendi kendine organizasyon sürecinden geçerek yeni virüsleri oluşturur.
Supra Moleküler Kimya ve Nanoparçacıklar Supra Moleküler Kimya, birden fazla veya çok sayıda molekülden oluşan kimyasal sistemlerin yapılarını inceleyen kimya dalıdır.
Bu noktada Supra Moleküler Kimya araştırmalarındaki önemli bir bulgudan söz etmek gerekir.
Benzer moleküller kendilerinden daha farklı olan moleküllerle genellikle daha güçlü bir şekilde etkileşirler.
Bu nedenle tahta, kumaş ve tabii ki deriniz virüslerle çok daha güçlü bir şekilde etkileşir.
Ama çelik, porselen ve teflon gibi bazı plastiklerle o kadar güçlü etkileşemez.
Tabii ki yüzey özellikleri de önemlidir.
Bir yüzey ne kadar pürüzsüzse virüs de o yüzeye o kadar zor tutunacaktır.
Daha girintili çıkıntılı yüzeyler virüse tutunabileceği bir alan sağlar.
Peki virüslerin bu yüzeylerdeki davranışı neden bu kadar farklıdır?
Virüs, hidrojen bağı adı verilen ve su moleküllerinde de bulunan bir kimyasal bağ ve bu bağ ek olarak hidrofilik yani su seven veya yağ benzeri dediğimiz kimyasal etkileşimlerle
bir arada tutulur. Örneğin kumaşların veya tahtanın yüzeyleri çok sayıda hidrojen bağı kurabilmeye açıktır.
Öte yandan çelik, porselen veya teflon virüsle o kadar fazla sayıda hidrojen bağı kuramaz.
Bu nedenle de virüs bu yüzeylere tutunamaz.
Ama şu iyi anlaşılmalı.
Virüs iyi tutunamadığı yüzeylerde de stabil bir şekilde kalabilir.
Ancak çelik ve teflon gibi yüzeylerde, odun ve kumaş gibi yüzeylerde olduğu kadar uzun süre aktif kalamaz.
Peki bu durumda ne tür sürelerden söz ediyoruz?
Virüsler ne kadar aktif kalabiliyor?
Bu sorunun çok net bir cevabı yok.
SARS-CoV-2 virüsünün birkaç saat ila bir iki gün kadar aktif kalabildiği düşünülüyor.
Çözünmeye neden olan nem, parçalanmaya neden olan mor ötesi ışınlar yani güneş ışınları ve moleküler hareketlere neden olan ısı virüsü daha stabil yapan unsurlar arasındadır.
Ama şunu söylemek çok zor değil.
Deriniz bir virüsün varlığını sürdürebileceği en ideal ortamlardan biridir.
Organik yapılıdır ve deri yüzeyinizdeki ölü hücrelerde bulunan proteinler ve yağ asitleri, hidrojen bağları ve yağ benzeri hidrofilik etkileşimler için biçilmiş kaftandır.
Dolayısıyla bir çelik üzerinde bir virüs varsa ve siz bu çeliğe dokunacak olursanız virüs derinize yapışacak ve çelikten kurtulacaktır.
Dikkat edin! Henüz enfekte olmuş değilsiniz.
Ancak eğer yüzünüze dokunacak olursanız virüs de elinizden yüzünüze geçer.
İşte bu, virüsün solunum yollarınıza tehlikeli miktarda yaklaşması demektir.
Burun ve ağzınız içindeki mukus tabakasına ulaşması halinde virüs sisteminize ulaşmış olur ve artık hızla bölünebilir.
İşte artık enfekte olmuşsunuz demektir.
Eğer savunma sisteminiz yeterince güçlüyse ilk bulaşma anında bu yabancı parça yok edilebilir.
Yoksa geçmiş olsun.
Sabun ne kadar etkili?
Neden sabun kullanmalıyız?
Ne yazık ki yapılan incelemeler ortalama bir insanın her 2-5 dakikada en az bir defa yüzlerine dokunduklarını gösteriyor.
Dolayısıyla eğer virüs elinize ulaşacak olursa yüzünüze ve solunum yollarınıza ulaşması işten bile değil.
Peki dümdüz suyla ellerimizi yıkamayı seçtik diyelim ki.
Şanslıysanız çalışacaktır.
Ancak su kimyasal olarak sadece deri ile virüs arasındaki hidrojen bağlarıyla rekabete girer.
Virüs oldukça yapışkan bir yapıdır ve dolayısıyla su moleküllerine boyun eğmeyebilir.
Bu nedenle sadece su yeterli değildir.
Çünkü amaç virüsü tutunduğu yüzeyden söküp atmaktır.
Sabunlu su işte burada devreye girer.
Çünkü kimyasal yapısı tamamen farklıdır.
Sabun içinde amfilifiller adı verilen yağ benzeri yapılar vardır.
Bunlar yapısal olarak virüsün zırhındaki yağlara çok benzerdir.
İşte bu sabun molekülleri virüsün tutunduğu yüzeyi geçtik, virüsün doğrudan zırhındaki yapılar arasındaki bağlarla rekabete girer.
Sabun molekülleri aynı zamanda diğer kovalent olmayan bağlarla da güçlü bir rekabete girer.
Hatırlayın, bu bağlar virüsün proteinlerinin, RNA'sının ve yağlarının birbirine tutunabilmesini sağlayan bağlardır.
Sabun, virüsün yapı taşlarını birbirine bağlayan yapıştırıcıyı efektif olarak sökmeye yarar.
İşte buna bir de suyu eklediğinizi hayal edin.
Harika bir sökücü ve çözücü.
Sabun, aynı zamanda virüsün deriye tutunmasını sağlayan kimyasal bağlarla da rekabete girer.
Bunca rekabet etkisi altında kalan virüs nihayetinde yüzeyden kopar ve dağılır.
Virüsten kurtuldunuz.
Tebrikler. Neden ovalamalısınız?
Derimiz oldukça girintili çıkıntılı bir yapıya sahip ve bu nedenle sadece sabunlu suyu deri üzerinden akıtmak yeterli olmayabilir.
Derinizi iyice ovalamak her türlü girinti çıkıntıya sabunlu suyun erişmesini ve buralarda saklanabilen virüslerden kurtulmanızı sağlar.
Alkol bazlı ürünler neden işe yarıyor?
Dezenfektan veya antibakteriyel ismi altında satılan alkol bazlı ürünlerin hemen hepsinde yüksek oranda alkol bulunur.
Genellikle %60 ila %80 arasında.
Geri kalanı ise kimi zaman bir miktar izopropanol, çoğu ise su ve birazcık sabundur.
Etanol ve diğer alkoller virüsün malzemesiyle hidrojen bağları kurmakla kalmaz ama aynı zamanda bir çözücü olarak görev alırlar.
Alkol sudan daha lipofiliktir.
Yani yağlara tutunmaya daha meyillidir.
Bu nedenle alkol virüs içindeki yağlı zırhı çözer ve virüsün diğer supramoleküler etkileşimlerini de bozar.
Ancak bunun sağlanabilmesi için yüksek alkol oranına ihtiyacınız vardır.
Çoğu durumda %60'ın üzerinde bir oran gerekir.
Vodka ve viski gibi alkollü içeceklerde çoğu zaman %40 civarında etanol bulunur.
Bu nedenle virüsü çözmek açısından çok faydalı değillerdir.
Tüm antibakteriyel ürünlerde virüsten kurtulmanıza yardımcı olacak alkol ve bir miktar sabun bulunur.
Ancak aynı zamanda bakterileri de öldürmeyi sağlayan triklosan gibi ek kimyasallar da vardır.
Bu ek kimyasalların virüsler üzerinde hiçbir etkisi yoktur.
Sıkça sorulan sorular Şimdi tüm bu konularla ilgili sıkça sorulan bazı sorulara bakış atalım.
Hangi sabunu almak gerekir?
Sabun sabundur.
Güvenilir bir markanın sabun ürünleri yeterli olacaktır.
Sıvı sabunlarla kalıp sabunlar arasında bir fark yoktur.
İkisini de alabilirsiniz. Ürünler arasındaki fiyat farklarına çok aldanmayın.
İki şehir arasında lüks bir arabayla da seyahat edebilirsiniz, külüstür bir arabayla da.
Ancak eğer ki hız sınırına uyuyorsanız, her iki araçla da iki şehir arasındaki mesafeyi aynı sürede kat edersiniz.
Sabunlar içinde durum budur.
%90 pazarlama, %10 gerçek farklar.
Deterjanda sabun yerine geçer mi?
İnsanlar için sabun ve deterjan farklı ürünler gibi gelse de ve oldukça farklı gözükseler de, kimyasal açıdan bu ikisi birbirine çok benzerdir.
Önemli olan her ikisi içinde de bulunan amfifillerdir.
Yani bir ucu suyu seven, diğer ucu sudan uzak duran kimyasallar.
Deterjanda, sabunda kirleri benzer şekilde söker.
Dolayısıyla her ikisi de aynı görevi görecektir.
Ancak... Deterjanlar, makineler içinde çalışabilmeleri için üretilmiş kimyasallardır.
Amaçları genellikle çelik veya diğer metallerden üretilen cisimleri yıkamaktır.
Bu nedenle içlerinde sert kimyasallar bulunabilir ve bu da derinizi tahriş edebilir.
Mümkün olduğunca sabunu tercih etmek daha mantıklı olacaktır.
Kolonya virüsleri öldürmek konusunda işe yarar mı?
Alkol oranı %60'ın üzerinde olduğu sürece.
Ki kolonyalarda genelde %80 oluyor, evet öldürür.
Ancak kolonya suyun aksine vücudumuzdan akarak gitmez, buharlaşarak gider.
Dolayısıyla ölü virüs parçaları halen derinizde kalır.
Bu nedenle sabunlu su daha tercih edilir bir yöntemdir.
Sonuç Sonuç olarak virüsler yağlı birer nanoparçacıktır.
Yüzeylerde saatler boyu aktif kalabilirler.
Ve bu yüzeylere dokunmanız halinde derinize geçerler.
Sonrasında yüzünüze dokunduğunuzda solunum yollarınıza ulaşırlar ve sizi enfekte etmiş olurlar.
Su bu virüslerden kurtulmak için tek başına etkili bir yöntem değildir.
Alkol bazlı ürünler saf sudan daha iyi çalışır.
Ancak hiçbir şey sabun kadar iyi değildir.
Sabun sayesinde sadece virüsleri çözmekle kalmazsınız.
Aynı zamanda sabunlu su sayesinde bu virüsler vücudunuzdan uzaklaştırılmış olur.
Alkollü dezenfektanlardaysa genellikle inaktif virüsler vücudunuzda kalmayı sürdürür.
Eğer dezenfektan sonrasında suyla yıkama yaparsanız bundan kurtulabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
