Otomatik Portakal ve Bir Seçim Meselesi: Zoraki Erdem, Erdem midir?
12 Aralık 2021 · 8 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Bu içerik Bionluk seslendirmenlerinden Çağlar Sansar tarafından seslendirilmiştir.
Yazar Serkan Culum Editör Çağrı Mert Bakırcı Otomatik portakal ve bir seçim meselesi.
Zoraki Erdem, Erdem midir?
Anthony Burgess'ın kaleminden dökülen bu eseri, sanatın en güçlü mecrasına taşıyan Stanley Kubrick, yönetmenlik dehasını devreye sokar ve biz kitaba okurken zihnimizde kurduğumuz
imgesel olana, beyaz perdede de şahit olma imkanını yakalarız.
Sahi nedir bu otomatik portakal?
İnsanın aklını önce bu kurcalıyor.
Fakat Burgess bunun merak edileceğini bildiği üzere açıklamasını yapıyor.
Cockney aksanında bir deyiş vardır.
Queer as a clockwork orange.
Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir.
Bu çok sevdiğim lafı yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür.
Bir de tabii Malezya'da canlı anlamına gelen Orang sözcüğü var.
Kitabı yazmaya başladığımda rengi ve hoş kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikayeye
çok iyi oturduğunu düşündüm.
Eserin dünyasına girdiğimizde ne kadar isabetli bir başlık olduğunu yakalıyoruz.
Ruhun dizginleri.
Alex ve arkadaşları Pete, Giorgio ve Dim, Sürekli olarak takıldıkları korova süt barında sütlerini yudumlarken, ki bu sütler hiç de masum değildirler ve arı saf
olanın temsiliyetinden bir hayli uzaktırlar, gece ortalığı karıştırmak adına plan yaparlar.
Sokakta bir ayyaşı hırpalarlar, evine girdikleri kadına tecavüz ederler.
Canları ne isterse onu yaparlar.
Tüm bu davranışlar içgüdüsel olarak bastırılmış olanların dışa vurumudur.
Varlık bütünlüğümüzün içinde olan süper ego pasifize edilmiş, kültürün ve medeniyetin sınırları aşılmış, sadece idin taleplerine cevap verilmiştir.
İnsanın benliği ego ise bu ikisi arasında dengeyi kurmaya çalışır.
İnsanın bu üç yanı sürekli gerilim halindedir.
Bu sebepledir ki insanın pisişik alanı savaşlar alanıdır.
Bilincimizle içgüdülerimiz arasında çatışmalar olur.
Bu da insan ruhunda zaman zaman kasırgalar olacağının göstergesidir.
Öyle ki insanın bir yanı karanlık kalmıştır.
Tam bu noktada aklımıza Platon gelir.
Platon insan ruhunu iki at tarafından çekilen bir arabaya benzetir.
Bu atların biri beyaz, biri siyahtır.
Arabanın sürücüsü olarak bizler her iki atın arabayı farklı yöne çekmeye çalışırken onu dengelemeye çalışırız.
Freud'un diliyle ifade edersek, siyah at, idle, beyaz at, süper egonun dengesini kurmaya çalışan ben, ego.
Anlaşılan Alex, arabayı siyah atın çektiği yere sürüklemesine izin vermiş.
Bunu Alex ve arkadaşlarının giydiği beyaz giysilerden bile çıkarabiliriz.
Temsil ettiği saflığın aksini sunan eylemler sergilerler.
Fakat dikkat edilmesi gereken bir şey var.
Beyaz giyinimlerinin karşıtı olarak siyah bir renkle kombinlerini tamamlıyorlar ve buradan anlıyoruz ki saf görünüşlerinin aksine davranışları saldırganlık ve şiddet eylemleriyle
sonuçlanacaktır. Ludovico tekniği, Alex ve çetesinin giyim tarzı topluma uymayan, aykırı bir durumu teşkil eder.
Toplumsal olanı reddeden, kendi arzu ve taleplerini yerine getirenlerin simgesidir.
Ancak bu çok uzun sürmez.
Alex, çetesiyle beraber soygun yaptıkları akşam, kedileri olan ve bale yapan yaşlı bir kadını öldürür.
Fakat çetesi ona ihanet eder ve polislere yakalanmasına neden olur.
Bu sebeple hapse düşen Alex, 14 yıl hapis cezasına çarptırılır.
Burada papazla samimi olur.
Pederle olan samimiyetinden dolayı, hapishaneden çıkmasını sağlayacak yeni bir tedavi yöntemi hakkında bilgi alır.
Ludovico Tekniği Bu teknik sayesinde kısa süre içinde hapishaneden çıkacağı için yöntemin içerisindeki tehlikelere aldırmaz.
Fakat tedavi başladıktan sonra işler hiç de beklediği gibi değildir.
Tedavide Alex'e bazı filmler izletirler.
Bu filmler cinsel içerikli ve yoğun şiddet barındıran filmlerdir.
Fakat tedavide verilen haplar nedeniyle Alex'in pisişik dünyasının tepkileri bloklanmaya başlar ve bunlar ciddi somatik etkilere neden olur.
Bu yöntemle iyileştiğini düşünen doktorlar Alex'i test etmek için sahneye çıkarırlar ve bu test her türden uygulamayı barındırır.
Sözel şiddet, fiziksel şiddet, cinsel arzuların talepleri vs.
Her uygulamada Alex tepki vereceği sırada kendisini hasta hisseder.
Hatta sonrasında en sevdiği Beethoven'ın 9.
senfonisini dinlerken bile hasta hisseder.
Otomatik Alex Hükümet, bu yöntemle suçluların tarihe karışacağı mükemmel bir insan modeli yaratmak istemiştir.
Ama insana dair hiçbir şey kalmamıştır.
Böyle bir insan, istenci olmayan mekanizmalar yığınından ibarettir.
İyi bir eylemin seçimini yapmayı öğrenememiştir.
Onu sadece bedeni öğrenmiştir.
Seçim olmazsa, özgürlük de olmaz.
İyi olanın yolunu seçmek ve dolayısıyla erdemli olmak zorunluluk olamaz.
Çünkü insan olmanın gereği iradenin varlığıdır.
Kant'a danışırsak ahlak yasası bizim inisiyatifimizle talep ettiğimiz bir yasadır.
Zorunlulukla yapılmış eylem ahlak yasasından yoksundur.
Kant buna ilişkin ne kadar da radikal bir şey söylemiştir.
Bizim Tanrı'nın var olduğunu bilmediğimizi ama olmadığına dair bir argümanımızın da olmadığını belirtir.
Fakat iyi ki de bilmeyiz.
Çünkü Tanrı'nın mutlak olarak varlığının bilinilebilirliği, ahlaklı olmanın hiçbir öneminin olmadığını gösterir.
Eğer ki Tanrı'nın varlığını kesin olarak bilseydik, ahlaklı olmamızın arkasındaki seçim, devletin yasasına uyduğumuz gibi korkuyu içerecekti.
O yüzden burada ahlak saf değildir.
Kant'ın diliyle, ödeve uygundur ama ödev uğruna değildir.
Ödev uğruna olmayan şey, iyi olana içermez.
Hemen şunu belirtmek gerekir ki ahlak yasası ne yapmamız gerektiğini değil, neyi gözetmemiz gerektiğini söyler.
Eğer ki ahlak yasasını gözeterek maksimimizi belirlersek o zaman eylemimiz doğru olur.
Bu sebeple seçim yaparak erdemli olabilmeyi elde ederiz.
Öyleyse şunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Erdemli olmanın doğasında zorunluluk yoktur.
Erdemli olmak iyi ve kötü arasındaki çetin kavganın sonucunda elde edilir.
Öyle ki Alex gibi otomatik bir portakalın topluma kazandırılmış iyi bir insan olmasından söz edilemez.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
