Orman Yangınları ve Yangın Ekolojisi: Doğal Yangınlar, Orman Sağlığı İçin Neden Önemlidir?
13 Ağustos 2021 · 26 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Orman yangınları ve yangın ekolojisi.
Doğal yangınlar orman sağlığı için neden önemlidir?
Yangınlarla nasıl mücadele etmek gerekir?
Yazarlar Çağrı Mert Bakırcı, Ashley Lane Bakırcı-Taylor, Freddie I.G.
Burr ve Berkay Kalaycık Seslendiren Murat Kılıç Orman yangınları hemen her yaz yüreğimizi yakan son derece ürkütücü doğa olaylarıdır.
Çoğunlukla kargaşa ve kaosa neden olan yangınlar genellikle ormanları azaltan, onların düşmanı olan bir doğa olayı olarak görülür.
Buna bağlı olarak her yangın sezonunda birçok taraf birbirine işaret ederek suçluyu arar.
Kundaklama, insanlık dışı ve kabul edilemez bir katliamdır.
Ve doğal süreçler haricinde bu olayları kasti olarak bölgede yaşayan insanlara, hayvanlara ve genel olarak coğrafyaya zarar vermek amacıyla başlatanlar elbette cezalandırılmalıdır.
Fakat ormanların sadece yangınla yok olacağını düşünmek veya ormanların hele ki Akdeniz ormanlarının yangınlardan zarar gördüğünü düşünmek de bir o kadar hatalıdır ve
bilimsel velilerle taban tabana zıttır.
Bunu anlayabilmek için yangın ekolojisi olarak bilinen bir sahayı ve bu alanda yapılan dikkatli çalışmaların sonuçlarını anlamak gerekir.
Bu yazımızda size bunu birazcık tattıracağız.
Ancak her şeyden önce...
Bir düşünün, kara bitkileri günümüzden 500 milyon yıl öncesinden beri vardır ve dolayısıyla orman yangınları da en az bu kadar süredir ekolojik döngünün bir parçasıdır.
İnsanlar son 300 bin yıldır varlar ve sadece son birkaç asırdır yaşam alanları ile ormanlar iç içe girmiş haldedir.
Dolayısıyla en fazla bu kadar süredir, haydi bilemediniz, Homo erectus ait bazı ateş kalıntılarını da dahil edersek, 1-1,5 milyon yıldır ateşe hükmeden bir canlı
türüyüz. Dolayısıyla bizim yangınlara sebep oluşumuz ve bunların önüne geçişimizin birkaç bin yıllık tarihi, bitki tarihi ve yangın ekolojisinin yanında bir zerre
bile olamaz. Bu farkındalık mevsimsel ve döngüsel orman yangınlarını daha iyi anlamanız için bir başlangıç olacaktır.
Bu durumda yangınlara neden müdahale ediyoruz veya yangınlara müdahale edilmeli mi?
Daha önemlisi yangınlar gerçekten ormanlara zarar veriyor mu?
Yoksa yüz milyonlarca yıldır bitki popülasyonlarını etkileyen yangınlar bitkilerin üreme ve yaşam döngüsünü pekiştirici önemli bir ekolojik role sahip olabilir mi?
Evrenin karanlığında Evrimin Işığı isimli kitabımızı okumuş olanlar bu konuları iyi bilecektir.
Ancak bitkiler bulundukları ortama uyum sağlamak için evrimsel süreçte 3 farklı adaptasyon mekanizması geliştirmişlerdir.
Bir kaçınma, iki tolerans, üç toparlanma.
Bu yazımızda bunların tüm detaylarına girmeyeceğiz.
Ama yangınlarla ilgili olan adaptasyon genellikle bunlardan sonuncusu yani toparlanma adaptasyonları başlığında incelenmektedir.
Bu adaptif evrimi bitkinin küllerinden doğmasına benzetmek mümkündür.
Ne demek istediğimizi birazdan çok daha iyi anlayacaksınız.
Yangın ekolojisinin Sıra dışı gerçekleri.
Neredeyse her şeyin yaşam döngüsü olduğu gibi elbette ormanların da bir yaşam döngüsü vardır.
Ormanlara özgü bu döngüde tıpkı hayvanların döngüsünde yalın bir gerçeklik olan ölüm gibi kimi zaman son derece yalın ve bir o kadar da ürkütücü bir gerçek olan yangınlar da
Örneğin Akdeniz ormanlarının çoğu kendi yaşam döngüleri içinde yanmaya mahkumdur.
Yangın Akdeniz ormanları için sıradan bir gerçekliktir.
Ve aslına bakarsanız bu ormanlar normal döngüleri içinde ortalama 50 yılda bir tamamen yanarlar.
Ve bu olmadığında kulağa inanılmaz gelecek ama ormanın yaşam döngüsü bozulur.
Yok olma tehdidi ile yüzleşir.
Yani ekosistemin yangınlara ihtiyacı vardır ve bitkilerin yangınla ilgili evrimsel adaptasyonları öyle yüzeysel veya az buz değildir.
Bazı örneklere bakalım. Yangını kolaylaştıran bitkiler ve yangın çıkaran kuşlar.
İlk önce şunu öğrenmek sizi şaşırtabilir.
Bazı bitkiler yangınların başlamasına yardımcı olur.
Örneğin ardıç ağacının kozalaklarında ve yapraklarında bolca bulunan etelik ve terpenik yağlar yanıcı özelliktedir.
Bu yapılar kurak, sıcak ortamlarda kolayca tutuşurlar.
Böylelikle yangının başlamasına neden olurlar.
Aman canım o kozalaklar yanmak istedikleri için öyle değildir.
İstemeden yanıyorlardır.
Diye mi düşünüyorsunuz? Şunu dinleyin.
Kartal ve şahinler gibi ekosistemin önemli parçaları olan yırtıcı kuşların bilerek ormanları ateşe verdikleri gözlemlenmiştir.
Alev şahini yırtıcıları olarak bilinen kara çaylak, ıslık çaylağı ve kahverengi doğan gibi türler aslında yangına dönüşemeyecek kadar ufak çerçöp ateşlerini...
kendi gagalarıyla ormanın farklı bölgelerine özellikle de yanmaya uygun ardıç ağaçları ve diğerlerinin civarına götürüp yangını başlatır veya büyütürler.
Böylece yangından korkarak kaçan avları kolaylıkla avlayabilmektedirler.
Tabi Sadece bitkiler değil, hayvanların da birçoğu yangından kaçabilecek şekilde özelleşmişlerdir.
Memeliler genellikle iyi koşucu veya kazıcılardır.
Böylece ya ateşlerden hızlıca kaçarlar ya da kendilerini toprağa gömerek yangının geçmesini beklerler.
Birçok sürüngen de kendini gömer.
Amfibiler su kaynaklarına kaçarlar.
Mantarlar ise yangın bittikten sonra alevlerden kaçamayan canları yiyerek eskisinden bile başarılamazlar.
Ormanlar neden kendini yakıyor?
İyi de ormanlar kendini neden yaksınlar ki diye sorabilirsiniz.
Aynı soru şöyle de sorulabilirdi.
Hayvanlar neden ölecek biçimde evrimleşmişler ki?
Bunu daha önceki bir yazımızda ve ölüm nedir videomuzda konuşmuştuk.
Mutlaka izlemenizi tavsiye ederiz.
Ölüm yaşamın en büyük itici güçlerinden birisidir.
Ve birçok avantajın yanında özellikle de alttan gelen nesillere bol miktarda alan ve kaynak açması sayesinde evrimsel avantaj sağlar.
Bitki ekolojisinde yangının yeri de budur.
Bitkiler yaş veya hastalık nedeniyle de ölürler.
Ancak yangınlar da yaşam döngülerinin önemli bir parçasıdır.
Ve yaşamın bu gerçeğiyle başa çıkacak biçimde evrimleşmişlerdir.
Bunu yapamayanlar elenmişlerdir.
Yani bitkilerin doğal seçilim yoluyla evrimi yani adaptasyonları hayvanlardan pek de farklı değildir.
Üremek için yangınlara muhtaç bitkiler.
Ama bitkilerin yangınla ilişkisi sandığınızdan bile derin olabilir.
Öyle ki bazı çamlar...
Okaliptus ve Banksia gibi bazı bitkiler üreyebilmek için yangına muhtaçtırlar.
Yangın ve aşırı yüksek sıcaklıklar olmaksızın bu bitkilerin tohumları aktive olamaz ve üreme döngüsü başlayamaz.
Ateş tohumlarını saran reçineyi eriterek tohumu açığa çıkarır ve çoğalmasını mümkün kılar.
Prisens adını verdiğimiz özellikteki bazı diğer bitkiler ise Az önce bahsettiğimiz yangın dumanını kimyasal bir sinyal olarak kullanır ve üreme döngüsünü başlatır.
Çünkü toprağı işgal eden ufak bitki ve çalıların yanarak yok olduğu mesajı olarak değerlendirilir.
Bu büyümek için harika bir fırsattır.
Yangın sırasında açığa çıkan karikin isimli proteinler bitki tohumlarındaki kal-2 proteinlerini aktive ederek büyümeyi tetiklerler.
Benzer şekilde...
Bazı bitkiler yangın sonrasında özellikle güçlü çimlenir ve büyürler.
Öyle ki bazı bitkilerin tohumları yüzeyde yangın ile ilişkili kimyasallar oluşmadan çimlenmeye başlamaz ve deaktif bir şekilde 10 yıllar boyu bekler.
Bunların başında laden bitkisi gelir.
Hatta bir bölgede yoğun bir laden popülasyonu görülüyorsa daha önceden bu bölgenin bir çam ağacı yangını geçirmiş olması kuvvetli muhtemeldir.
Yangın geçiren bölgeyi yaklaşık 2 hafta sonra ateş zambakları sarar.
Yangını seven bu bitkiler yangından sadece 9 gün sonra çiçek verebilir.
Sonrasında bu zambaklar yaklaşık 10 yıl sürecek olan bir uykuya yatarlar.
Adeta onları yeniden uyandıracak olan yeni yangınları beklercesine.
Hatta bazı bitkiler bunun da ötesine geçerek yangını bir avantaj olarak kullanabilirler.
Örneğin çam ağaçlarına henüz açılmamış kozalakları yangın anında adeta tohum mermisi gibi davranır.
İçlerinde çam tohumları taşıyan bu kapalı kozalaklar yangın etkisiyle ısınır ve iç basıncı artar.
Daha sonra bir bölümün basınç ile parçalanması ile ivme kazanan bu kozalaklar 100 metreyi aşan mesafelere kadar fırlayabilir.
Bu şekilde çam ağaçları yangınlar sırasında daha uzak coğrafyalara yayılarak çoğalmayı başarırlar.
Küllerinden doğan mitkiler toparlanma adaptasyonları nasıl işler?
Peki diyelim yangın oldu.
Ve bir ormanı kasıp kavurdu.
Bitkiler yangın sonrasında nasıl toparlanırlar?
Yani az önce bahsettiğimiz toparlanma adaptasyonları nasıl işler?
Örneğin Akdeniz'de bulunan bitkiler yangınlarla fazlasıyla içli dışlı oldukları için toparlanma mekanizmasının gelişkinliği dünyada eşsizdir.
Çünkü bu ormanlar sürekli bir yangın müdahalesi altındadır.
Bunun sebeplerinden birisi bölgenin kendi iklimsel özelliklerinden sebep olduğu Ve sık sık meydana gelen yangınlardır.
Başka bir sebep olarak da sayısız medeniyete ev sahipliği yaptığı için fazlaca maruz kaldığı insan etkisi sayılabilir.
Ancak... Akdeniz ikliminin görüldüğü yerlerdeki bitki örtüsü bu yangın sitesine karşı evrimleşmiş bitkiler ile doludur.
Bu bitkilerden birisi hepimizin çok yakından tanıdığı zeytin ağacıdır.
Bu bitki küllerinden yeniden doğarak toparlanma mekanizmasının belki de en ilgi çekici örneğini sergilemektedir.
Zeytin ağacı öyle kalın kabuğu sayesinde yangına karşı koymaya çalışır.
Ancak kabuk kalınlığının işe yaramayacağı durumlarda, Onu kurtaracak ek bir mekanizması daha vardır.
Zeytin ağacı ilk bakışta yangına teslim olmuş gibi görünür.
Çünkü ağaç epey bir yanar ve adeta kül olur.
Toprak üstü organlarının hemen hemen hepsi ölür.
Son derece özel olan bir yapısı hariç.
Lignotüber Bu yapı ağaç gövdesinin en alt kısmındaki şişlik olarak göze çarpar.
Neredeyse yanması imkansız olan bu bölge yoğun miktarda nişasta depo eder ve yeni sürgünleri verecek olan sürgün gözlerini içerir.
Nişastanın bulunması çok kritiktir.
Çünkü bu sürgün gözlerinden yeni dallar ve yapraklar oluşup yeniden fotosentez ile besin üretimi sağlanana kadar depo nişastası besin olarak kullanılır.
Yangın ile üst gövdesi ölen bir zeytin ağacı.
ağacı bir sonraki dönemde akıl almaz bir hız ile lignotüberlerin sürgün gözlerinden çıkan 3-4 yeni gövde ile bizleri selamlar.
Küllerinden yeniden doğmak derken ne kastettiğimizi şimdi anlıyor musunuz?
Yangına toleranslı bitkiler.
Tabi yangınlarla mücadelede bitkiler sadece toparlanma adaptasyonlarını kullanmazlar.
Tolerans adaptasyonları da önemlidir.
Örneğin melez ağacı veya dev sekayolar gibi bazı bitkilerin kabuklarında görülen kalın termal yalıtım tabakası veya nemli dış kabuk adaptasyonları yangın direncini artırır.
Bitkiler arasında yangın direncini artıran bir diğer adaptasyon ise yüksek ağaç taçlarıdır.
Yani yaprakların ve meyvelerin yerden çok yüksekte bulunmasıdır.
Örneğin ökaliptüs bitkilerinin ve birçok çam ağacının yaprakları yerden metrelerce yukarıda bulunur.
Böylece çalı yangınlarından pek etkilenmezler.
Kontrollü yangın, ormanların sağlığı için onları yakmak.
Yangınlar, bitkilerin gelişimi için öylesine önemlidir ki, Avustralya çim ağacı gibi ateş seven bitkilerin yetiştirildiği bazı seralarda ve hatta devasa ormanlarda itfaiyeciler
ve yangın uzmanları pürmüs lambası gibi ağaçlar kullanarak bilinçli yani isteyerek yangınlar çıkarılmaktadır.
Kontrollü yangın adı verilen bu uygulama aşırı kuru ve istenmeyen bitkilerin ve hatta işgalci türlerin elenmesini sağlamakta ormanın kendini yenilemesini mümkün kılmaktadır.
Bu uygulama ateşe muhtaç ve ormanın bel kemiği olan ağaçların üreyebilmesini sağlamaktadır.
İşte makalenin başında orman yangınlarına verdiğimiz tepkinin mantıklı bir şekilde değerlendirilmemesi halinde neden hataya düşeceğimizden bu nedenle bahsettik.
Duman gibi insanlar tarafından istenmeyen ve bizler için zararlı olan olgular ile ateşi ilişkilendirdiğimiz ve ormanlara yakın bölgelere inşa ettiğimiz evlerimiz, park ettiğimiz
arabalarımız, çocuklarımızın koşuşturduğu yaşam alanlarımız yok olmasın istediğimiz için, yangınların da mutlak kötülük olması gerektiğine yönelik bir yanılgıya sahibiz.
Buna bağlı olarak nasıl ki ocağımızdaki ateşi kontrol edebiliyorsak orman yangınlarını da mutlak kontrolümüze sokmak istiyoruz ve mümkünse tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyoruz.
Bu daha büyük sorunların önünü açabilir.
Örneğin ABD'de Smokey Bear isimli yangınla mücadele konusunda halkı bilinçlendirme projesi yangınlarla ilgili o kadar negatif bir görünüm çizdi ki günümüzde
yapılan çalışmalar son 100 yıl boyunca ufacık yangınların bile ne pahasına olursa olsun baskılanması sonucunda günümüzde önüne geçilemeyen büyüklükte yangınlar yaşanmaktadır.
Çünkü ufak yangınlar...
Az miktarda yanıcı maddeyi yakarak temizler.
Ancak bunları bile baskılarsak, ormanlarda durmaksızın kuru ağaç gövdeleri ve diğer yanıcı maddeler birikir ve asla kontrol edemeyeceğimiz büyüklükte yangınların önünü açar.
Sırf bu nedenle ABD halkı yangına karşı bilinçlendirme konusundaki mesajlarını değiştirerek yangınların ekolojik anlamda sağlıklı süreçler olduğunu da anlatmaktadır.
Bu konuda ihtiyacımız olan şey bilim.
Bilgi ve ateş ekolojisi konusunda donanımlı uzmanlar yetiştirmek, elbette ormanlara insan müdahalesinin ne düzeyde olması gerektiği oldukça karmaşık bir felsefi problemdi.
Evrimin sıradan bir ürünü olarak biz ve tüm faaliyetlerimiz halen doğal ve normal olarak nitelendirilebilir mi?
Yoksa insanların doğaya her türlü müdahalesi yapay ve istenmeyen olarak mı görülmelidir?
Bunu bir düşünün. Orman yangınlarında ne yapmalı?
Peki bu durumda orman yangınları için ne yapmalı?
Dokunmayalım mı? Ormanları kendimiz mi yakalım?
Elbette hayır. İnsanların sebep oldukları yangınlar doğal yangınlar olarak bilinmemektedir.
Çünkü insanlar kamp ateşi ve kumlaklama faaliyetlerini Akdeniz ormanlarının ihtiyacı olan 50 yıldan çok daha sık sadece birkaç yılda bir yaparlar.
Güneybatı Anadolu Orman Araştırmaları Enstitüsü'nden Coşkun Güney ve ekibinin Uluslararası Yaban Arazi Yangınları Derneği'nde Mart 2019'da yayınladıkları bir incelemeye göre ülkemizin
%28 civarı ormandır ve Türkiye'de son 8 yılda Toplamda 7000 hektar araziyi yakan 2500 civarında orman yangını yaşanmıştır.
Yani her yıl 310'dan fazla yangınla boğuşmaktayız ve bunların her biri 3 hektar civarı bir alanı yok etmekte.
Bir diğer çalışmaya göre Türkiye'de yılda ortalama 1000'in üzerinde orman yangını çıkmakta ve yılda toplamda 20.000 hektardan fazla orman örtüsü yok olmaktadır.
Ülkemizde görülen yangınlardan en büyüğünü 31 Temmuz 2008'de Selik Taşağıl bölgesinde yaşadık ve neredeyse 16 bin hektar ormanımız yandı.
Bu yangınların sadece %11'i yıldırımlar nedeniyle başlamıştır.
Geri kalan %89'u insan kaynaklıdır ve bunların %60'ının nedeni bilinmemektedir.
Bir diğer araştırmada ise Türkiye'de 2000-2010 yılları arasında çıkan orman yangınlarının çıkış nedenleri incelenmiştir.
Ve bu yangınların %54'lük bölümünü ihmal, dikkatsizlik ve kaza, %11'lik bölümünü kasıt, %12'lik bölümü yıldırım sonucu çıktığı görülmüş.
Geriye kalan %23'lük bölümün ise çıkış nedeni tam olarak saptaramamıştır.
En nihayetinde toplamda yangınların en az %65'i yani çoğunlukla insan kaynağı, 2004 yılına ait orman yangını istatistiklerine göre insanlar
tüm yangınların %94-97'sinden sorumlu ve bunların %14'ü kundaklama, %58'i ihmal, %5'i yanlışlıkla, %23'ü ise bilinmeyen
nedenlerle çıkıyor. Doğal nedenlerle başlayan yangınların oranı sadece %3 ve 6 civarı.
Buna rağmen ülkemiz yangınla mücadelede diğer ülkelerin bir çoğundan çok daha etkili ve hızlı denebilir.
2003 yılında ortalama 40 dakika olan yangına müdahale süresi 2018'de 14 dakikaya kadar indi.
Amerika'dan Yunanistan'a, İsrail'den Kazakistan'a kadar birçok ülkede yangın uzmanları ülkemizdeki orman genel müdürlüğü eğitim merkezine gelerek bilgiler edinmekte.
Bu ülkelerin uzmanlarıyla iş birliği yapılmakta ve hatta bazıları bizzat ülkemizde eğitilmektedir.
Günümüzde bir orman 50 yıllık döngü yerine ortalamada 5 ila 7 yılda bir yakılabilmektedir.
Yangın sayısındaki artışta bir anormallik var.
Onu söyleyelim. Bu anormalliğin bir sebebi insanların orman alanlara daha fazla yerleşmesi, piknik gibi faaliyetlerin daha riskli bölgelerde yapılması ve belki tahmin edebileceğiniz
gibi küresel ısınma.
Yaz aylarının ortalama sıcaklığı arttıkça ormandaki malzemelerin tutuşma sıcaklığına erişmesi, giderek kolaylaşır.
2018 yılında Bartın Üniversitesi'nden Mertol Ertuğrul ve arkadaşları tarafından yayınlanan bir makalede de vurgulandığı gibi küresel ısınma nedeniyle çok daha
geniş arazilerde çıkan yangınlarla mücadele etme riskiyle karşı karşıya kalmamız çok olası.
Normalden çok daha sık yanan Akdeniz ormanlarının böylesine güçlü bir seçilim baskısına ve strese daha ne kadar kaldırabileceği meçhul.
Orman yangınları ormanın normal bir parçası olsa bile eğer ormanlarımıza toparlanma adaptasyonlarının işleyeceği kadar süreyi bile tanımazsak bizi sonsuza dek terk edebilirler.
Bu ise doğaya karşı açtığımız savaşta işlediğimiz en aptalca, en kabul edilemez savaş suçu olurdu.
Bu suçu işlememenin tek yolu da halkı bilimsel gerçeklerle donatmak, güçlü yasal denetim mekanizmaları işletmek ve ormanlarımızın sağlığını yakından takip etmektir.
Orman yangınlarında kullanılan araçlar ve yöntemler Günümüzde orman yangınlarıyla mücadelede çok çeşitli araçlardan ve yöntemlerden faydalanmaktayız.
Araçlara örnek olarak yazımızın başında verdiğimiz yangın söndürme helikopteri dışında itfaiye arazözleri ve 12 bin litre su taşıyabilen su ikmal araçları kullanılmaktadır.
Yöntemler ise doğrudan müdahale ve dolaylı müdahale olarak ikiye ayrılmaktadır.
Doğrudan müdahale yöntemleri yangına çok yakın bir alanda gerçekleştirilir ve bu nedenle aşırı sıcaktan ve yoğun dumandan fazlasıyla etkilenilebilir.
Bunun dışında hem yangın anındaki hava hallerindeki tahmin edilemezlik büyük sorun çıkarmakta hem de bazen yangın öncesinde yapılan planların yangın anında uygulanması
sırasında öngörülemeyen aksaklıklar çıkabilmekte.
Dolayısıyla da bu olumsuz durumlar alevlere doğrudan müdahale etmeyi daha da zorlaştırmaktadır.
En nihayetinde ise yangın üçgenindeki oksijen faktörünü devre dışı bırakmak yerine diğer bir faktör olan yanıcı maddeyi devre dışı bırakmaya çalışırız.
Bunu da dolaylı müdahale yöntemleri olarak adlandırırız.
Özetle her zaman uygulanmak zorunda olmasalar da orman yangınlarına dolaylı müdahale yöntemleri orman yangınlarıyla mücadelede zaman zaman oldukça etkili olabilmektedirler.
Bu dolaylı yöntemlerden biri de yazımızın konusu olan karşı ateş tekniğidir.
Karşı ateş tekniği ve uygulamaları Karşı ateş tekniği en yalın haliyle orman yangınlarında yangının yavaşlatılması için yangının yayılım yönündeki yanıcı maddenin
kasıtlı olarak yakılmasına denir.
Karşı ateş tekniği kuvvetli rüzgarın ve yüksek eğilme topografyalarında etkisiyle hızlı ilerleyen büyük orman yangınlarında, yangına doğrudan müdahale yöntemlerinin yetersiz kalındığı
durumlarda mecburen uygulanmak zorunda kalınan yangınlarla dolaylı yoldan yapılan bir mücadele yöntemidir.
Yangının hızla ilerlediği yönde yangın emniyet yolu veya şeride önündeki yanıcı maddelerin ana yangının baş kısmı o bölgeye ulaşmadan önce kontrollü olarak yakılması
sayesinde yangının hızını yavaşlatabilir.
Böylelikle de yangına doğrudan müdahale etmeye olanak sağlar.
Özetle doğrudan müdahalenin olanaksız ve tehlikeli olduğu durumlarda uygulanmasıyla birlikte yangını kontrol edilebilir kılması nedeniyle oldukça etkili olabilen bir yangın
müdahale yöntemidir. Öyle ki 2016 yılında Antalya ilinin Kumluca ilçesinde Adrasan mahallesinde saatte 3 km hızla ilerleyen bir yangın karşı
ateş tekniğinin doğru bir şekilde uygulanması sayesinde söndürülmüştür.
Evet doğru bir şekilde uygulanması çünkü bu yöntem karar verilmesi ve uygulanması çok zor ve riskli bir yöntemdir.
Bu nedenle ancak bir yangın amiri veya bir orman mühendisi tarafından Karar verilip uygulanması gerekir.
Olumsuz yönlerine gelecek olursak yanlış uygulanması nedeniyle örneğin rüzgar hızı ve eğim gözenine alınmadığında yangını durdurmasının aksine yayılımını ve
hızını bile arttırabilir.
Ve aynı zamanda bu durum o anda bu tekniği uygulayan kişi için çok büyük tehlikeler oluşturabilir.
Ayrıca karşı ateş tekniği hakkındaki bilimsel araştırmaların yetersiz oluşu onu daha çok kültürel bir müdahale yöntemi olarak kılmaktadır.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
