Öğrenmenin Coğrafyası: Batılılar Ağaçları Hatırlarken, Doğulular Neden Ormanı Hatırlar?
7 Nisan 2020 · 8 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Öğrenmenin coğrafyası.
Batılılar ağaçları hatırlarken doğulular neden ormanı hatırlar?
Yazar Daniel Casasanto.
Çevirmen Ece Özkan Editör Mert Karagozoğlu Seslendiren Altay Kenger Farklı kültürel birikimlerden gelen insanlar farklı mı düşünür?
Farklı düşündükleri kanısı yani kültürel görevlilik 10 yıllardır tabuydu.
Bazı bilim insanlarına göre farklı insan gruplarının farklı düşünüp düşünmediğini gündeme getirmek bile ırkçılıktır.
Diğerleri kültürel görevliliğin kuramsal olarak kalıplaşmış bir yanlış olduğunu ileri sürüyor.
İnsan zihninin temel işleyişleri evrenseldir.
Değil mi? Kültürün düşünceyi nasıl şekillendirdiğini merak eden bilim insanları ikinci bir zorlukla karşılaşırlar.
Kültürü ve düşünceyi nasıl tanımlarız?
Bu soyut kavramlar nasıl ölçülebilir ve karşılaştırılabilir?
21. yüzyılın başında Richard Nispet isimli bir psikolog ve çalışma arkadaşları kültürler arası biliş çalışmalarına dair yeni bir çerçeve inşa ettiler.
Düşüncenin coğrafyası isimli kitapta da özetlenen bu çerçeveye göre batılılar analitik düşünmeye eğimliyken, Doğulular daha bütüncül düşünürler.
Nisbete göre Batılıların ve Doğuluların düşünme alışkanlıklarının kökleri, Batılıların Antik Yunan'da, Doğuluların Antik Çin'de benliklerini, toplumlarını ve doğal yaşamı nasıl kavramsallaştırdıklarına dayanıyor.
Antik Yunanlar toplumsal müzakereye önem verir ve Sözsel Savaş'ın galibine saygı gösterirlerdi.
Yunanlar gerçeği mantık kurallarının uygulanması yoluyla kavrayabileceklerine, ve dünyayı, doğayı parçalarına ayrıştırarak anlayabileceklerine inanmışlardır.
Antik Çinliler ise uyuma önem verirdi.
İnsanlar ailelerine, topluluklarına ve ülkelerine saygılı hareket ederek itibar görürdü.
Bireylerin öne çıkan başarıları ödüllendirilmez, aksine törpülenirdi.
Bu değer şu anlama gelen bir atasözüne de yansımıştır.
Baş gösteren çivi, çekiçle geri yerine çakılır.
Formal mantık, akıl yürütmede küçük bir rol oynardı.
Doğa, kategorilere ayrıştırılmazdı.
Bilakis doğal yaşam, geçmiş ve geleceğin, yaşayanın ve ölünün, canlı ve cansızın, özün ve diğerin arasında net ayrımların olmadığı sürekli bir değişim hali içinde görülürdü.
Nispet ve meslektaşları, özgürlüğe ya da bağlılığa değer verme, ayrımlara ya da sürekliliklere odaklanma gibi kültürel farklılıkların, doğruların ve batılıların algı ve bilişlerindeki ana farklılıklarla bağdaşıp
bağdaşmadığını ortaya çıkarmak istediler.
Erken testler çoğu bilim insanını ikna etmek için fazla şiirseldi.
Örneğin bir su altı manzarası betimlemeleri istendiğinde Amerikan katılımcılar en göze çarpan balıktan bahsederek başlamaya yatkınken Japon katılımcılar Amerikan katılımcıların aksine çevreyi
betimleyerek başlıyorlardı ve balıklar ile nesnelerin kendi çevrelerindeki ilişkilerinden bahsetmeye Amerikalılara kıyasla %100 daha yatkınlardı.
Şüphecilere göre bu sonuçlar Amerikanların ve Japonların nesneleri farklı algıladıklarını değil sadece farklı betimlediklerini gösteriyor olabilirdi.
Sonraki çalışmalar bu şüpheci duruşa meydan okur nitelikteydi.
Bu çalışmalarda Japonlara ve Amerikanlara iç kısmında dikey çizgi olan bir kutu gösterildi.
Ardından farklı büyüklükteki ikinci bir kutu daha gösterildi ve onlardan bu kutunun iç kısmına ilk kutudakiyle eşleşen dikey bir çizgi çizmeleri islendi.
Sürenin yarısında çizgiyi ilkiyle aynı olacak şekilde aynı mutlak uzunlukta yapmaları söylendi.
Sürenin diğer yarısında ise etraflarındaki kutuya oranla ilkiyle aynı uzunlukta bir çizgi çizmeleri söylendi.
Sonuçlar Amerikanların tekin nesneye odaklanmayı ve çevreyi göz ardı etmeyi gerektiren mutlak görevde daha hatasız olduğunu, Japonların ise nesneyi çevresine göre algılamayı ve hatırlamayı
gerektiren göreli görevde daha hatasız olduğunu gösterdi.
Bir başka çalışmada Sachiko Kiyokova ve meslektaşları, Japon ve İngiliz katılımcıların farklı bilinç dışı öğrenme alışkanlıklarının olup olmadığını test etti.
Katılımcılar, kendilerinin bilgisi dışında hazırlanmış, doğal dillerdeki gramer kalıplarına benzer şekilde tekrar eden kalıplarla düzenlenmiş harf dizilişlerine tabi tutuldular.
Hazırlanan harfler özeldi.
Küresel, yerel bilgi iletecek şekilde düzenlenmişlerdi.
Boyut olarak büyük harfler, boyut olarak küçük harflerden yapılmıştı.
Örneğin büyük N harfi, kendisinden daha küçük B harflerinden oluşuyordu.
Hazırlanan harf dizilişlerinin bütününe odaklandığınızda büyük harfleri görüyor, belirli bölgelere özellikle odaklandığınızda ise küçük harfleri görüyordunuz.
Araştırmada büyük harfler ve küçük harfler farklı dizilişlerle düzenlenmişti.
Sonuçlarda İngiliz katılımcıların büyük ve küçük örneklerin her ikisinde öğrendiği görülürken, Japon katılımcıların bilinçsizce büyük örnekleri öğrendiği görüldü.
Ardından dizilişler, roman harfleri yerine Japon hecesel yazım düzeniyle oluşturuldu ve katılımcılar tekrar test edildi, sonuçlar doğrulandı.
Bu doğrulama neticesinde kültürler arası farklılıkların katılımcıların iki alfabeden birine olan yatkınlıkları ile açıklanamayacağı anlaşılıyor.
Bu araştırmalara dair önemli bir nokta da şudur.
Kiyokawa ve meslektaşları katılımcılara hangi harf düzenine odaklanmaları gerektiğini söylediğinde kültürler arası farklılık ortadan kalktı.
Bu sonuç Japon katılımcıların küçük dizilişleri öğrenme becerilerinin daha az olmadığını gösteriyor.
Hatta özellikle küçük alanlara odaklanmaları talimatı verildiğinde Japon katılımcılar bu örnekleri İngiliz emsellerine göre biraz daha iyi öğrendiler.
Kısacası İçinde bulunduğumuz kültür ne öğrendiğimizi sınırlamaktan ziyade dünyayı bize en doğal geldiği haliyle deneyimlerken ne öğreneceğimize ya da öğrenemeyeceğimize olan
eğilimimizi yönlendiriyor.
Bu bulgular kültürün bilinç dışı düşünme süreçlerini etkilediğine dair ilk kanıtlardan bazılarını sunmakta.
Deneyimlerimize analitik bir yaklaşımla ya da bölünmez bir bütün olarak kültür tabanlı kodlama alışkanlığının insanların dil bilgisini nasıl öğrendiğini etkileyebilmesi dikkat çekicidir.
Birçok kuramcı insan beyninin dil bilgisi öğrenmeye donanımlı olduğunu ve bunun evrensel olduğunu düşünür.
Dil bilgisi öğrenme mekanizmaları evrensel olabilir ama dikkate yönelik kültür bazlı kısıtlamalar bu işleyişlerin nasıl uygulandığını belirleyebilir gibi görünüyor.
Bu bulgular laboratuvarın ötesinde çok kültürlü toplumda eğitim konusunu gündeme getiriyor.
Doğulular ve batılılar aynı girdiği aldıklarında iki farklı öğeye maruz kalmışçasına farklı bilgiler edinmişlerdi.
Amerika Birleşik Devletleri'nde sınıflar gittikçe artan oranda hem bütünselci hem de analitik kültür yapısına sahip öğrencilerden oluşuyor.
Peki öğretmenler kültürel çeşitliliği olan bir öğrenci topluluğunun hem ormanı hem de ağaçları öğrenmelerine yardım edecek yollar geliştirebilirler mi?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
