Öfkenizin Arkasındaki Bilim: Öfkeliyken 10'a Kadar Saymak Neden İşe Yaramaz?
27 Eylül 2020 · 12 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Öfkenizin arkasındaki bilim.
Öfkeliyken ona kadar saymak neden işe yaramaz?
Yazar Sezgin Kara.
Uyarlayan... Uygar Güler.
Editör Çağrı Mert Bakırcı.
Seslendiren Ahmet Berke Candan.
Birçok sebepten ötürü öfke duyabiliriz.
Düşünün ki arabamızda bir otobandayız.
Radyo açık, hava güneşli, her şey mükemmel.
Ta ki başka bir sürücü gelip önümüze kırana kadar.
Ne olacağını bilirsiniz.
Sinirlenirsiniz. Hele ki sinirlenmeye zaten müsait bir insansak...
Normal bir insandan çok daha hızlı ve çok daha fazla sinirleniriz.
Kalbimiz daha hızlı kan pompalamaya başlar ve yüzümüz kızarır.
Hatta bazılarımız bağırıp küfür edebilir ve hoş olmayan yüz ifadeleri takınabilirler.
Kabul edin böyle bir deneyimi gerek otobanda gerek başka şartlar altında daha önceden hepimiz yaşadık veya tanık olduk.
Peki ya daha önce hiç sinirlendiğimizde vücudumuza ne olduğunu ve öfkemizin arkasındaki bilimi merak ettiniz mi?
Beynimizin duygusal merkezi, beyin kabuğu, korteks beynimizde mantık ve karar mekanizmasının bulunduğu yerdir.
Beynin dış kısmıdır ve loplara bölünmüştür.
Korteksi beynin strateji merkezi olarak da düşünebiliriz.
Beynimizin duygu merkezi ise limbik sistemdir.
Beynin daha alt taraflarında bulunmaktadır ve daha eski, sürüngen atalarımızdan bize miras kalmıştır.
Bu nedenle daha ilkel olduğu düşünülmektedir.
Her ne kadar bu tür bir kategorizasyon sinir bilimciler tarafından artık pek kullanılmasa da genel olarak bir insan yukarıda verdiğimiz örnekteki gibi öfkelenip bağırıp çağırıyorsa beyninin
düşünme kısmını kullanmak yerine limbik sistem ile hareket ediyor demektir.
Öfke beyinde başlar.
Limbik sistemimizin içinde bilim insanlarının amigdala diye adlandırdıkları bir kısım vardır.
Beynimizin bu bölümü doğal hayatta kalma içgüdülerimiz olan savaş ya da kaç tepkilerimizden sorumludur.
Dış dünyadan gelen veriler amigdalaya gelir ve orada limbik veya korteks bölgelerinden hangisine gönderileceği belirlenir.
Eğer gelen veriler yeterince duygusal bir yük tetiklerse amigdala korteksi es geçebilir.
Bu da verilerin limbik sistemimize gönderileceği ve beynimizin alt tarafını kullanarak tepki vereceğimiz anlamına gelir.
Aşırı tetiklenme durumunda kendisi yargılama, Düşünme ve değerlendirme ile pek ilgili olmadığından amigdala sonuçlara pek aldırış etmeden harekete geçer ve genelde pişmanlık
duyacağımız şeyler yapmamıza sebep olur.
Bu reaktif olay amigdala gasp olarak bilinir.
Amigdala aynı zamanda duygusal hafıza ve duygusal tepkilerimizin oluşmasında etkilidir.
Duygularımızla ilgili bilgileri işler ve sonrasında vücudumuzdaki belirli reaksiyonları tetikler.
Bu reaksiyonlara örnek vermek gerekirse sinirlendiğimizde beynimize sinyal gönderir ve beynimizin de katakolemin adı verilen bazı nörotransmitterlerin üretilmesini ve salınmasını emreder.
Adrenalin ve noradrenalin Öfkelendiğimizde bize güç ve enerji veren adrenalin ve noradrenalin hormonları salgılanmaya başlar.
Vücudumuz bizi birilerine saldırmaya veya birilerinden kaçmaya hazırlar.
Bu yüzden savaşa girmeye hazır hissederiz.
Hatta adrenalin hissettiğimiz acıyı bile azaltabilir.
Peki bu hormonların vücudumuza diğer etkileri neler?
Adrenalin ve noradrenalin kan basıncını artırır, nabzı yükseltir ve soluk alışverişini hızlandırır.
Kalp kaslarımız kasılır ve damarlarımız daralı.
Terleme ve göz bebeğimizin büyümesi de bu etkilerin yanında yer alabilir.
Tüm uç noktalarına kadar pompalanır.
Öfkeli insanların yüzünün kızarması durumu bu yüzdendir.
Peki neden sinirleniriz?
Öfkenin oluşmasında düşünmenin önemi çok fazladır.
Diyelim ki arkadaşlarımıza parti veriyoruz ve 10 tane pizza sipariş ettik.
Ama pizzacı bize sadece 5 tane pizza getirdi.
Üstelik bir de bize kaba davrandı.
Beynimiz bunu değerlendirip adaletsiz bir durum olarak tanınarsa...
Yani amigdalamız bu durumu korteksimize değil limbik sistemimize gönderirse sinirleniriz.
Adaletsizlik karşısında öfke, insan harici maymunlarda da görülen bir tepkidir.
Aslında vücudumuzun öfkeye ve korkuya verdiği tepkiler de çok benzerdir.
İki duygu durumunda da beynimizden salınan nörotransmitterler neredeyse aynıdır.
Yani bir durum karşısında korkup kaçmamız, veya saldırganlaşıp savaşmamız aslında benzer şeylerdir.
Yine de bilim insanları aralarında bazı karakteristik, fizyolojik farklılıkların da olduğunu belirtmişlerdir.
Mesela korku vücut sıcaklığımızı düşürürken, öfke onu yükseltme eğilimindedir.
Öfkeyi yönetmede birinci role sahip olan bölge, duygularımızı yönetmemizi sağlayan ve bize karar verme yeteneğini veren prefrontal kortekstir.
Bizi agresif davranmamızı söyleyen bir melek, amigdalayı da saldırmamızı emreden bir şeytan olarak düşünebiliriz.
Eğer sinirli bir insanın beynine bakarsak, amigdala ve korteks arasında yaşanan bir iyi-kötü savaşı gözlemleriz.
Bizi neler sinirlendirir?
Araştırmalar sinirlenmemizin 3 ana nedeni olabileceğini gösteriyor.
1. Beklentilerimiz karşılanmayınca.
2. Etrafımızdaki bazı şeyleri tehdit olarak gördüğümüzde.
3. Diğer duygularımızı saklamak istediğimizde.
İnsanların terörist gruplara tepkisi üzerine yapılan bir ABD araştırması bunlardan ikinci maddeyi başarılı bir şekilde doğruluyor.
Yapılan ankette insanların terörist olarak gösterilen bir gruba karşı öfkelenme durumları analiz edilmiş ve sonuçlar katılımcıların en çok ülkelerini tehdit ettikleri iddia edilen
bu gruplara karşı öfkeyle dolu olduğunu göstermiştir.
Bir psikoloji terapisti ve kızgın beyni iyileştirmek kitabının yazarı olan Dr.
Ronald Potter Efron, öfkenin ortaya çıkması için çeşitli faktörleri listeliyor.
Bunlar arasında hayal kırıklığı, stres, uyuşturucu kullanımı, kültürel etkiler ve hastalıklardan kaynaklanan bedensel işlev bozuklukları var.
Çoğu çalışma genlerin zeöfkelenmekte önemli bir rolü olduğunu gösteriyor.
Bonn Üniversitesi'nden Alman bilim insanları, öfkenin genetik kodlarını bile buldular.
Araştırmaya göre DARP32 adlı genze meydana gelen küçük mutasyonlar beynimizdeki katekolamin miktarlarını etkiliyor.
Burada DNA'mızdaki CC kodunun TC veya TT olmasından çok basit bir mutasyondan bahsediyoruz.
The Telegraph gazetesinin haberine göre araştırmacılardan biri olan Martin Reuter, TC'ye veya TT'ye sahip olanların bu mutasyona uğramayanlar kadar duygularını iyi yönetemediklerini söylüyor.
Soğukkanlılığımızı koruyabilmek söylendiği kadar kolay değil.
Bazen çıldırdığımız durumlar olduğunu hepimiz biliyoruz.
Amigdala bazen o kadar hızlı çalışıyor ki, korteksimiz vereceğimiz tepkinin uygun olup olmadığını kontrol edemiyor.
Ciddi öfke bozukluğuna sahip olan insanlar da yok değil.
Örneğin, Aralıklı taşkınlık rahatsızlığı, ATR, bunlardan bir tanesi.
ATR'si olan insanlar, ani öfke ve saldırganlık patlamaları yaşama eğilimindedirler.
Ama korkmayın, arada sırada öfkelendiğiniz gerçeği, psikolojik hastalığınız olduğu anlamına gelmez.
Hepimiz öfkeleniyoruz, bu gayet normal.
Ama hala çok sık öfkelendiğinizi düşünüyorsanız, kendinizi geliştirmenin ve sakin kalmanın bazı kolay yolları var.
Nefes alışverişinizi yavaşlatın.
Katekolaminlerin tersini yapmaya çalıştığını unutmayın.
Meditasyon yapın.
Sık sık yoga veya meditasyon yapmak sakin kalmanıza yardımcı olabilir.
Yazın gitsin.
Evet, 2008 yılında yapılan bir araştırma sinirlendiğiniz şeyleri yazmanın sakinleşmenize yardımcı olduğunu gösteriyor.
Belki sırf bunun için bir günlüğe bile başlayabilirsiniz.
Yeterince ve iyi uyuyun.
uykunun stresi azalttığını gösteren makaleler mevcut.
10'a kadar saymak neden işe yaramıyor?
Diyelim ki öfkelendik ve 10'a kadar sayıp sakinleşmeye çalıştık.
Sonrasında hala sinirli olabilmemizin nedeni sinirlendiğimizde vücudumuza yayılan hormonların kanımızda hala aktif hale dolaşmalarıdır.
Öfkelenen bir insanın sakinleşmesi ve beynin duygusal kısmının hakimiyetini mantıksal kısma geçmesi ortalama 20 dakika sürebilir.
Ama siz yine de bu durumun farkında olup 20 dakikalığına inzivaya çekilebilirsiniz.
Ve eğer yanınızdaki biri amigdala gaspı yaşarsa tartışmadan veya kavga etmeden önce ona 20 dakika müsaade edin.
Çünkü hormonlarının etkisindeyken kendisinin de pişman olacağı şeyler yapabilir.
Veya sizi de amigdala gaspı yaşatacak noktaya getirebilir.
Öfke sağlıklı değildir.
Öfke ile kalp sağlığımız arasında büyük bir bağlantı bulunmaktadır.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi adrenalin ve noradrenalin kan damarlarımızı daraltır ve kalbimizin daha sert pompalamasına sebep olur.
Yani sık sık sinirlenen insanlar kronik yüksek tansiyon ve kalp ritim bozukluğu riskiyle yaşarlar.
Dahası kanımızda glikoz ve yağ asitleri zenginleşir.
Artan yağ asitleri seviyeleri atar damarlarımızda plak oluşumuna neden olabilir.
Bu yağ birikimi yüzünden atar damar duvarlarımız kalınlaşır.
Ve damarlarımız daralır.
Bu da atar damarlarımızın tamamen sıkanmasına neden olabilir.
Kızgın olabilirsiniz.
Ama saldırgan olamazsınız.
Gördüğünüz üzere öfke dolu duygularınızı azaltmak sağlığınız için çok önemli.
Bu o kadar kolay olmasa da yardım alabileceğiniz terapiler ve teknikler var.
Bunları yaparken sakin kalacak, huzurlu olacak ve daha mutlu olacaksınız.
Ve bazı durumlarda...
Öfkenizin kendinizi ifade etmek için en doğru duygu olduğunu ama öfkelendiğinizde de bunu agresifleşmeden yapmanız gerektiğini unutmayın.
Yoksa başınız derde girebilir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
