Neden İstediğinize İnanamazsınız ve Fikirlerinizi Neden Gerekçelendirmek Zorundasınız?
28 Şubat 2022 · 10 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Bu içerik Bionluk sponsorluğunda Bionluk seslendirmelerinden İrem Öznur Kılıç tarafından seslendirilmiştir.
Bu benim fikrim safsatası.
Yazar Patrick Stokes, uyarlayan Ali Yiğit Korkmaz, editör Çağrı Mert Bakırcı.
Her yıl öğrencilerimle şu iki şeyi mutlaka yapmaya çalışırım.
İlki öğrencilerimin her birine birer filozof olarak hitap ederim.
Biliyorum biraz klişe ama bu genelde onları aktif öğrenme konusunda cesaretlendiriyor.
İkincisi şöyle bir şey daha söylerim.
Eminim bir tartışmada bir kere de olsa şu sözü duymuşsunuzdur.
İstediğine inanabilirsin, o da senin görüşün.
Belki bunu kendinize bile söylemişsinizdir.
Kim bilir, belki bir tartışmayı başlatmak ya da bitirmek için.
Ama bu sınıfa girdiğiniz andan itibaren bu cümleyi kuramazsınız.
Bu sınıfta sadece sağlam bir argümanla savunabildiğiniz görüşleri dile getirebilirsiniz.
Bu kuralı biraz katı mı buldunuz?
Ama felsefe öğretmenleri olarak öğrencilerimize bir borcumuz var.
Onlara bir argümanın nasıl kurulması ve savunulması gerektiğini ve bir argüman savunulamaz duruma geldiğinde bunu ayırt etmeyi öğretmekle mükellefiz.
Bu da benim görüşüm veya istediğime inanırım, kime ne gibi cümleler, karşıt görüşüm fikirlerini çürütmek amacıyla kullanıldığında bir mantık safsatasına dönüşen kalıp
cümleler olacaktır. Genelde kırmızı sazan, tahrik safsatası veya düşünce öldürücü klişe altında değerlendirilebilir.
Bu safsata kimi zaman bu konuda anlaşamayacağımız konusunda anlaşabiliriz şeklinde de sunulabilir.
Ancak bu cümlelerdeki problem genellikle yanlış olduğu apaçık ortada olan inançların korunması için kullanılmasındandır.
Karşı taraf bu cümleden sonra genelde istediğimi düşünürüm, istediğimi söylerim der.
ve sizi diğer düşüncelere saygısızlıkla suçlar.
Ancak bir kişinin herhangi bir şeyi düşünme veya onu ifade etme özgürlüğünün olması, düşündüğü veya ifade ettiği şeyin gerçekliğinden tamamen bağımsız bir konudur.
Dolayısıyla bunu dile getirmek, malum olanın ilanı değil, bariz bir tartışmayı saptırma veya erken sonlandırma yöntemidir.
Ayrıca bu argüman akıllıca kullanıldığında bir konuda, Uzman olanlarla olmayanlar arasında tartışmaları çok tehlikeli bir yere sürükleyen yanlış bir denkliğe de kapı aralamaktadır.
Öncelikle şunu sorarak başlamalıyız.
Görüş dediğimiz şey nedir?
Platon, görüş, inanç ve kesin bilgi arasındaki farkları öyle bir belirledi ki bugün bile bu tanım geçerli sayılıyor.
Görüşler şu şekilde.
1 artı 1 eşittir 21 artı 1 eşittir 2.
Bir artı bir eşittir iki ve köşeli olan daire yoktur gibi kesin ve apaçık yargılar yerine bir miktar öznellik ve belirsizlik barındırır.
Ama unutmayın, görüş dediğiniz şey şu skaladaki herhangi bir şey olabilir.
Tatlar, bireysel zevkler ve kişisel tercihler.
Birinci gruptaki görüşler yani kişisel zevkler ve bireysel tercihler tartışılacak şeyler değillerdir.
Çilekli dondurmanın çikolatalı dondurmadan daha iyi olduğunu tartışmak aptallık olacaktır.
Öyle değil mi? Ama burada asıl sorun...
bazen dolaylı olsa da ikinci ve üçüncü gruptaki konularda sanki böyle zevklermiş gibi tartışılmaz kategorisine koyuluyor olmasıdır.
Bu, bazı heyecanlı insanların, immunologlar ve iklim bilimcilerin aktardığı bilgilere katılmamalarının ve diğer insanların kendi görüşlerine saygı duyma zorunluluğu olduğunu düşünenlerin
ana sebebidir. Örneğin, aşı karşıtlarının toplanma yerlerinden biri olan Avustralya Aşı Ağı'nın başkanı olan Merildor, hiçbir tıbbi eğitimi olmamasına rağmen aşılar hakkında görüş
belirtme hakkını şöyle savunuyor.
Bilim insanı olmamasına rağmen ünlü rapçi Bob Brown nükleer silahlar hakkında görüş belirtebiliyorsa, herhangi biri de aşılar hakkında yorum yapabilir.
İyi ama kimse Dr.
Brown'un nükleer fizyon konusunda yetkili olduğunu söylemiyordu ki.
Çünkü Bob Brown sadece bilimin ışığında politik düşüncelerini paylaşıyordu.
Bilimin kendisi hakkında bir görüş belirtmiyordu.
Daha da önemlisi şu, bir inanca yönelik bir itirazda bulunulduğunda inancına itiraz edilen kişinin istediği görüşe inanma hakkı olduğunu söylemesi, itirazı çürütmek veya inancı
makul bir şekilde gerçeklendirebilmek için gerekli olan rasyonel adımları atma yükü altına girmek yerine kişinin tartışmadan kaçabilmesini sağlamaktadır.
Görüş sahibi olmak ne demektir?
Bu benim görüşüm demek, Eğer birinin her istediğini düşünmesini ve söyleyebilmesini engellenemeyeceği anlamında kullanılıyorsa, bu oldukça doğrudur.
Ama bir o kadar da önemsizdir.
Kimse sizin aşıların otizme sebep olduğunu söylemekten alıkoyamaz.
Aşıların tamamen güvenli olduğu ve otizme hiçbir şekilde sebep olmadığı yüzlerce kere ispatlanmış olsa da.
Ama bu benim görüşüm demek, görüşünüzün diğer bilgiler yerpazesi içinde.
Ciddi ve değerli bir hipotezi olarak yer alması gerektiğini iddia etmek demekse bu açıkça yanlıştır.
Çünkü bu yaklaşım doğru ve yanlış arasındaki ayrımı bulanıklaştırır.
Filozof Patrick Stokes bunu şöyle anlatıyor.
Bu tür cümleler problemlidir.
Çünkü belli bir konuda sadece bir tarafın yeterli donanımı varken, konuyla ilgili tarafların her iki seninde eşit miktarda duyulmayı hak ettiğini ileri sürer.
Bir örnek verelim. 1 Ekim 2012, Pazartesi günü.
ABC TV'nin Media Watch adlı haber programında Avustralya'daki yerel kazamık salgını hakkında One TV'den alınan bir röportaj yayınlandı.
One TV yorum yapması için aşı karşıtı Mariel Dorle çağırmıştı.
Röportajın yayınlanması üzerine izleyicilerden şikayet alan One TV, yayının tarafsız ve adil olması için yapıldığını, haber kanallarında seçkin tıp uzmanları kadar aşı karşıtlarının
da olmasının, aşı olup olmamaya karar verecek halkın doğru karar verebilmesi için gerekli olduğunu açıkladı.
Bu yaklaşım, teknik bilgi gerektiren konularda bile, bu bilgiye sahip olanlar ve olmayanlara aynı söz hakkının verilmesi anlamına gelir.
Aslında bu tepki, bilime yönelik, politikaya yönelik bir eleştiri olsaydı mantıklı olabilirdi.
Fakat bu tartışma, Bilimin kendisi hakkında olduğundan tartışmak için gerekli bilgiye sahip olmayan kitlelerin kime ne kadar söz hakkı verileceğini belirlemesi oldukça yanlıştır.
Haber sunucusu Jonathan Holmes benden çok daha açık konuşuyor.
Bir tarafta kanıtlar var, diğer tarafta ise zırvalar.
Bu haberin görevi zırvacılarla yetkin uzmanların yorumlarına aynı süreyi vermek değildir.
Burada anlaşılması gereken şudur.
Bir fikre sahip olmak, Size o fikirle ilgili bazı sorumluluklar yükler.
Bu sorumlulukların başında o fikri savunmanızın ardındaki gerekçeleri sunmak ve bu gerekçeleri tartışmaya açmak gelir.
Buna da rasyonel sorumluluk denir.
Bu tür şeylere aşı karşıtlarının verdiği cevaplar tahmin edilebilecek şeylerdir.
Media Watch'ın internet sitesinde yaptığı yorumunda Meryl Dorle, ABC'yi bilimsel bir konuda açıkça sansür yapmakla suçladı.
Bu suçlama Meryl Dorle'ın görüşlerinin ciddiye alınmamasıyla bu görüşlere sahip olmayı ve onları paylaşmayı karıştırdığını gösteriyor.
Ya da Andrea Brown'un meşhur betimlemesiyle bir tartışmayı kaybetmekle tartışma hakkını kaybetmeyi karıştırdığını gösteriyor.
Özetle bir dahaki sefere birinin bu benim görüşüm dediğini duyarsanız ona böyle bir görüşe sahip olma hakkına neden sahip olduğunu düşündüğünü sorun.
Hiçbir sonuç alamasanız da en azından daha keyifli bir tartışma yapma fırsatınız olur.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
