Modifikasyon Nedir? Genler Üzerinde Etkileri Nelerdir? Kalıtımsal Özelliği Var Mıdır?
15 Haziran 2025 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Modifikasyon nedir?
Genler üzerinde etkileri nelerdir?
Kalıtımsal özelliği var mıdır?
Modifikasyonlar çevirinin değişimine bağlı olarak bir türün bireylerinde meydana gelen değişimlere verilen isimdir.
Bu değişimler geçici veya kalıcı olabilirler ve genellikle fizikseldirler.
Yani genlere etki etmezler.
Genlerde meydana gelen değişimlere mutasyon dendiğini hatırlayınız.
Modifikasyonlar mutasyonların aksine genellikle geçici değişimlerdir.
Yani bir gende bir mutasyon meydana geldiğinde neredeyse hiçbir zaman o mutasyon durup dururken eski haline dönmez.
Modifikasyonlar çevrenin değişimine bağlı olarak meydana geldiği için çevrenin eski haline dönmesi halinde bu fiziksel değişimlerde tersine dönebilirler.
Geçici modifikasyonların en tipik örneği, güneş altında kaldığımızda derimizin kararması, ancak güneşin etkisi ortadan kalktıktan sonra bu değişimin bir süre sonra eski haline dönmesidir.
Sadece güneş ışınları da değil, bazı kimyasalların ortamda bulunması, ışık miktarı, sıcaklık, stres, antrenman ve benzeri etmenlerde canlılar üzerinde çeşitli kalıtsal olmayan
değişimlere yani modifikasyonlara sebep olabilir.
Kalıcı modifikasyonlara en tipik örnek...
Sünnet, amputasyon, organ transplantasyonu ve benzeri olaylardır.
Örneğin sünnet olan bireylerde penis ucundaki derinin bir kısmı alınır ancak hiçbir sünnetli bireyin yavrusu sünnetli doğmayacaktır.
Ya da böbreğini bağışlamış birisinin yavrusu böbreksiz doğmayacaktır.
Bunun sebebi fiziksel görünüme yapılan dış müdahalelerin genlere işlemi oluşudur.
Bu durumda sorabilirsiniz.
Eğer fiziksel özellikler genlere işlemiyorsa nasıl oluyor da evrimsel değişimler yaşanabiliyor?
Evrimsel değişimler genlere nasıl işleniyor?
Bu evrimi anlama yolunda sorulan yaygın sorulardan birisidir.
Bu konuyla ilgili kapsamlı bir yazımızı buradan okuyabilirsiniz.
Ayrıca bu konuyu şu videomuzda detaylıca işlemiştik.
Modifikasyonların genetik etkilerini sorgulayan en önemli isimlerden birisi kuşkusuz Lamarck'tır.
Lamarck'ın en büyük sorunu yaşadığı dönemde modifikasyonların ne demek olduğunun bilinmemesiydi.
Lamarck tamamen yanlış bir şekilde zorlanan organların çevre baskısı altında geliştiğini ve kalısal olarak bunu yavrulara aktarıldığını, canlıların bu şekilde farklılaşıp evrimleştiğini ileri sürmüştür.
Günümüzde hep biliyoruz ki bu tip çevresel etkiler dahilinde genetik yapının değişebilmesini sağlayan en önemli faktör mutasyonlardır.
Ve mutasyonlarında her genetik değişim gibi evrime katkı sağlayabilmesi için üreme hücrelerinde ve bu hücreleri üreten dokularda meydana gelmesi beklenir.
Çünkü vücudumuzun herhangi bir diğer bölgesinde meydana gelen mutasyon kalıtsal olmayacak ve etkileri o bireyde görülüp ölümüyle birlikte sonlanacaktır.
Benzer şekilde zigotta ve henüz totipotent ve multipotent hücrelerde meydana gelen mutasyonlarda kalıtsal olabilir.
Öte yandan modifikasyonlar genetik yapıyı değiştirmediği için hemen hemen hiç kalıtsal değillerdir.
Sünnet olduğumuzda ya da böbreğimiz bir diğer insana aktarıldığında genlerimizde özellikle de üreme hücrelerimize ait genomda hiçbir değişim olmamaktadır.
Sadece bireydeki temel bazı fiziksel özelliklerin değişmesine sebep olur.
Kimi durumlarda bu özellik kalıtsal olmasa bile o canlı için kalıcı olabilirken çoğu durumda modifikasyona sebep olan etkinin kaldırılmasıyla bile...
etkisini yitirir ve birey eski haline döner.
Bunun en güzel örneklerinden bir diğeri vücut çalışan bireylerde görülür.
Kas yapısı oldukça gelişen bu bireylerde meydana gelen değişim bir modifikasyondur ve asla çocukları da kendileri gibi kaslı doğmaz.
Çünkü kasların gelişimi genetik yapıyı etkilememektedir.
Eğer vücut çalışan biri bu çalışmalarına son verirse kaslar gittikçe eski haline döner, etkileri ortadan kalkar.
Dolayısıyla yaygın olarak modifikasyonların hiçbir şekilde kalıtıma etkisi olmadığı söylenir.
Bu videonun büyük bir istisnasını yazı sonunda ele alacağız.
Dolayısıyla sonuna kadar okumanızı tavsiye ederiz.
Fiziksel unsuru kalıtsal olmasa da genetik altyapının tamamının gelecek nesillere daha çok ve daha kolay aktarılmasını sağlayabilir.
Örneğin insan vahşi ortamda yaşayan bir hayvan türü olsaydı, kas geliştiren bir bireyin doğal seçilim karşısındaki şansı kas geliştirmeyenlere göre daha fazla olabilirdi.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta modifikasyonların kalıtımı değil, modifikasyonlar sonucu meydana gelen değişimlerin canlının uyum başarısını, canlının uyum başarısını arttırması ve bu sayede
aslında belki de doğada hayatta kalamayacak bireylerin hayatta kalabilmelerinin ve üreyebilmelerinin sağlanmasıdır.
Bir diğer deyişle bireylerin kaslı olma durumu gelecek nesillere aktarılmayacaktır.
Bunun yerine kaslı olanların diğer genetik özellikleri her neyse gelecek nesillere aktarılacaktır.
Dolayısıyla yavrular kaslı doğmasalar bile kas yapmış bireylerin gen bileşenlerine sahip olma ihtimalleri daha yüksek olacaktır.
Bu genlerin illa kas yapma ile ilgisi olması da zorunlu değildir.
Benzer şekilde kas yapanların herhangi bir avantajı olması halinde aksi takdirde dezavantajlı olabilirler.
genler bile gelecek nesillere aktarılabilmiş olacaktır.
Yani modifikasyonların evrime etkisi varsa bile bu etki doğal seçilimde genel olarak gördüğümüz gibi pek doğrusal bir ilişki değildir.
Bu bağlamda vahşi doğadaki seyrek modifikasyonların doğal seçilim üzerinde dolaylı bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz.
Modifikasyonlar evrimsel süreci dolaylı olarak etkilemektedirler.
Yani kaslı bir insanın doğada daha başarılı olması, onu hayatta kalmasını ve hatta çekicilik unsuru etkisi altında üremesini olumlu etkileyebilir.
Ancak sonradan edinilmiş kaslar yavruya gen olarak aktarılmaz.
Fakat bir diğer bakış açısından bakacak olursak bu kişinin davranışlarını etkileyip de kas geliştirmesine sebep olan bu eğilime sahip olmasında rol oynayan genler, kas geliştiren bireylerin doğada daha başarılı
olmasıyla yavrulara aktarılabilir.
Bunun ilginç bir etkisi toplumsal ve kültürel konularda ortaya çıkabilir.
Örneğin dini ritüellerle önem veren bir çevrede büyütülen, doğumundan beri hep dini ritüeller çerçevesinde davranışları şekillendiren bireylerin, genel olarak ritüelistik veya dindar toplumlar ve ülkelerde
daha kolay eş bulup daha kolay üreyebilecekleri varsayılırsa, beyinlerinin teselli ve inançlarla ilgili bölümlerini şekillendiren ve dindar olmaya meyilli yapan genler yavrulara aktarılacaktır.
Ve böylece her doğan birey büyüdüğünde kendi yavrusunu da ritüellere uygun şekilde yönlendirecektir.
Böyle bir popülasyonda bu tarz bir düşünüş uzun vadede...
gerek beyin fizyolojisi, gerekse diğer yazılarımızda açıkladığımız memetik bilimi dahilinde sabitlenecek bir norm olarak görülecektir.
Modifikabilite, modifiye olabilme miktarı, genetik olarak birbiriyle birebir aynı tek yumurta ikizlerini ele alalım.
Fiziksel özellikleri neredeyse kusursuz bir şekilde örtüşmesine rağmen o neredeyse öne ki kafalarda soru işareti uyandırmalıdır.
Eğer ki genler birebir aynı ise fiziksel özellikler nasıl azıcık bile olsa farklı olabilir.
Kaldı ki bazı tek yumurta ikizleri arasında çok bariz olarak tespit edilebilir fiziksel farklılıklar görmekte mümkündür.
Örneğin diş yapıları farklı olabilir.
Gözlerinin birbirine olan mesafesi farklı olabilir.
Alın ve kaş yapılarında farklılıklar olabilir.
Bu nereden kaynaklanıyor?
İşte modifikasyonlar yani çevrenin etkisiyle fiziksel özelliklerde meydana gelen değişimler genetik olarak birebir aynı bireyler arasındaki farkların açıklamalarından birisidir.
Bir diğeri elbette ki mutasyonlardır.
Çünkü tek yumurta ikizlerinde de spontane olarak meydana gelmiş mutasyonlar bulunabilir.
Ve bunlar farklı fiziksel görünümlere yol açabilir.
Ancak mutasyonların olmadığı durumda da modifikasyonlar hem fiziksel özelliklere doğrudan etki etmek yoluyla hem de genlerin işleyiş biçimini değiştirebilir.
Fiziksel farklılıklar yaratabilirler.
Bir bireyin modifiye olmaya meyillilik modifikabilite adını vermekteyiz.
Daha çok modifiye olabilen bireyler modifikasyonlardan doğan farklılıklara daha çıktırlar.
Ayrıca bu modifikasyonlar modifikasyona neden olan faktör etki ettikçe düzenli olarak değişebileceği gibi modifikasyona sebep olan faktörün varlığı ve yokluğuna bağlı olarak görünüp görünmeme şeklinde de kendini
gösterebilir. Bunun en net örneklerinden birisini birbirinin tıpı tıp aynısı olarak Altyazı
M.K. olanlar
çok daha büyük yapraklara yüksek akımlı bölgede olanlar ise çok daha ufak yapraklara sahip olacaktır.
Burada kritik nokta şudur.
Bu değişimler evrimsel değişimlerin bir ürünü değildir.
Çünkü değişim nesiller boyunca değil tek bir bireyde meydana gelmektedir.
Kara hindiba yapraklarının büyüklüğü doğrudan doğruya çevresel farklılıkların yapraklar üzerindeki etkisinden kaynaklanmaktadır.
Elbette bu bitkiler nesiller boyu bu şekilde izole olacak biçimde yetiştirilirse genetik olarak daha eri yapraklara sahip olanlar, düşük yakınlı düzlüklerde daha avantajlı olacak, daha kolay üreyecek
ve kendi genlerini gelecek nesillere daha çok aktaracaklardır.
Yani modifikasyonlar uzun vadede evrimsel değişimlerin bir öncülü, bir belirtisi olarak da görülebilir.
Fakat doğrudan doğruya modifikasyonlar ile evrim arasında bir bağ kurmak hatalı olacaktır.
Özellikle 2010'lardan yükselişe geçen epigenetik alanı, modifikasyonların bazı dar ve nadir durumlarda kalısal olabileceğini, genler üzerinde de değişim yaratabildiğini göstermektedir.
Özellikle de ebeveynlerin yaşadıkları deneyimlerden ötürü, beyinlerinde veya genel olarak fizyolojilerinde meydana gelen modifikasyonlar, yavrulara ve hatta torunlara katılabilmekte ve onları da benzer şekilde etkileyebilmektedir.
Epigenetik ile ilgili yazılarımızı bu etiket veya bilim ağacının bu dalı altında görebilirsiniz.
Örneğin bu çalışmada babaların beslenme biçimlerinin yavruları, etkilediği, bu çalışmada epigenetik birçok hastalığın temelinde yatıyor olabileceği, bu çalışmada ise farelerde dededen toruna epigenetik aktarımın
mümkün olduğu gösterilmiştir.
başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
