Mizahın ve Kahkahanın Evrimi: Maymun Homurdanmaları, Esprilere ve Kahkahalara Nasıl Dönüştü?
7 Eylül 2021 · 38 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Yazar Çağrı Mert Bakırcı Seslendiren Cansın Hazan Bayrak Doğada neredeyse hiçbir olgu son haliyle birdenbire var olmaz.
Her zaman daha eski, daha basit, daha başka nedenlerle var olan unsurların dönüşümüyle yeni yapıların geliştiğini görürüz.
İnsanı insan yapan en sıradışı unsurlardan biri gibi gözüken mizah ve espri anlayışı da bundan muaf değildir.
Mizahın yazılı kökenlerini profesyonel jestçilerin ve şaka kitaplarının olduğu antik Yunan'a kadar takip etmek mümkündür.
Hatta M.Ö.
460'da doğmuş olan Demokritos, gülen filozof olarak anılırdı.
Çünkü oldukça espiritüel biriydi ve çağdaşlarının aptallıklarına gülmesiyle bilinirdi.
Ama mizahın kökenleri orada durmaz.
Avustralya aborjinlerine yönelik antropolojik çalışmalar, mizahın homosapiens içindeki kökenlerinin en az 35 bin yıllık olduğunu düşündürmektedir.
Fakat karşılaştırmalı etoloji, yani hayvan davranışları çalışmalarından gelen veriler, mizahın davranışsal kökenlerini homosapiens türünden çok daha öncesine, günümüzden yaklaşık 16
-10 milyon yıl öncesine dayanıyor olabileceğini göstermektedir.
Mizahın evrimsel kökenlerini anlamak için onun davranışsal öncülleri ve davranışsal ardıllarını incelemek gerekmektedir.
Espri ve şaka gibi tüm bileşenleriyle bir arada değerlendirilebilecek olan mizah kavramının öncülü, sözlerle veya davranışlarla icra edilen soyut bir oyundur.
Mizahın kalbinde yer alan espri veya şakanın kendisi, birbiriyle bağdaşmaz gibi gözüken unsurları barındıran bir bağlama veya bağlamlara sahiptir.
Çözümlenmesi gereken bir bilinmezi barındırır.
Size anlatılmaya yeni başlanan bir fıkrayı düşünün.
Veya sıra dışı bir fiziksel davranışı barındırır.
Bir eşek şakasını düşünün.
Bu bilinmezlik ve bağdaşmazlık kişide psikolojik bir gerilime neden olur.
Ancak mizahın az önce tanımladığımız oyuncu doğası içerisinde esas mesaj, İngilizcesi punchline verildiğinde ve espri patlatıldığında veya fiziksel şaka sonlandığında bağdaşmaz bağlamda
çözüme kavuşur ve şakanın hedefindeki kişi gerilimin ortadan kalkmasıyla genellikle güler veya kahkahaya tutulur.
İşte bu duygusal iniş çıkışlar, sosyal hayvan türlerini birbirine bağlayan önemli bir davranış kalıbına karşılık gelir.
Dolayısıyla mizahın kökenlerinin sırları, insan harici sosyal hayvanlardaki oyun, mizah algısı ve kahkaha davranışlarında yatar.
Bu yazımızda bu faktörlere, bunların evrimine ve modern mizah ile ilişkisine bir bakış atacağız.
Arkeologların çalışmaları sayesinde günümüzden en az 50 bin yıl kadar önce sembolik düşüncenin geliştiği, 32 bin yıl öncesine ait mağara çizimlerinde aslan başlığı insan bacaklı mitolojik yaratıkların
uydurulduğu düşünülmektedir.
Bunlar ileride de detaylıca göreceğimiz gibi mizan, bağdaşır ve bağdaşmaz gözüken parçalarının ilk defa insan zihninde tezahür ettiğiniz somut kanıtlarıdır.
Ayrıca spritüel ve dini fikirlerin de bu dönemde oluşmuş olması mizahın antikliğine ışık tutmaktadır.
Çünkü Witch ve Pascal Boyer gibi isimlerin tespit ettiği gibi spritüel fikirler de temel ve antikontolojik kategorilerin yani insan, hayvan, bitki, alet ve doğal nesne ve bunların
niteliklerinin ihlaliyle oluşur.
Örneğin bir hayalet veya bir zombi spritüeldir.
Çünkü ölü olmak bir insan olmanın temel niteliklerinden birisi olan yaşamak ile doğrudan çelişmektedir.
Yani spiritualitenin özünde de bir bağdaşmazlık vardır.
Örneğin beş kollu bir insan böyle değildir.
Çünkü beş kola sahip olmak her ne kadar anormal olacak olsa da insan olmanın temel ontolojik niteliklerini ihlal etmemektedir.
İşte giderek daha güçlü dini fikirler inşa eden atalarımız aynı zamanda mizahta da kendilerini geliştirmiş olabilirler.
Çünkü en nihayetinde mizah da az önce izah ettiğimiz ve az sonra daha kapsamlı bir şekilde ele alacağımız gibi sosyal konseptlerin bağdaşmazlığıyla inşa edilir.
Evrimsel psikologlar insan kültürlerindeki mizah anlayışının kökenlerini insanın en yakın kuzenlerindeki homurdanma ve oyun davranışlarına kadar takip edebiliyorlar.
Bugün mizah olarak bildiğimiz espri anlayışının İnsanın atalarında ciddi olmayan kavgalar sırasında, oyun oynama sırasında veya diğer sosyal dinlenme zamanlarında kullanılan hızlı
hızlı nefes alıp verme ve homurdanma gibi davranışlardan köken aldığı düşünülüyor.
Örneğin özellikle de çocuk şempanzeler yaşlılara çamur fırlatmak, sopayla vurmak veya üzerlerine birden sıçramak gibi şakalar yapabiliyorlar.
İnsan yavrularında da bu tür bir eğilimin görülmesi mizahın eğilimsel kökenlerine dair fikirler vermektedir.
Elbette eğrimsel psikolojinin birçok sahasında olduğu gibi atalarımızın bu davranışlarını kayıt altına alabilen hiçbir araç olmasa da günümüzde var olan özellikle de yakın akrabamız olduğunu bildiğimiz modern primatların
ses kullanımlarına yani vokalizasyonlarına bakarak mizan ve esprilere gülmenin kökenlerini araştırmak mümkündür.
Kahkanın eğrimsel kökenleri Öncelikle şunu vurgulamakta fayda vardır.
Mizah ile kahkaha çok yakından ilişkili iki kavramdır ancak eş zamanlı değillerdir.
Mizah çoğu zaman ama her zaman değil, kahkahayla sonuçlanan sürecin altında yatan bilissel sürecine verdiğimiz isimdir.
Kahkaha ise komik olarak algılanan veya fiziksel olarak gülme tepkisini tetikleyen, gıdıklama gibi uyarılara karşı verilen nöbet geçirme sırasında yaşananlara benzer bir faaliyettir.
Mizah olmaksızın kahkaha atılabileceği gibi, kahkaha ile sonuçlanmaksızın da mizah yapılabilir.
Ki özellikle de bu ikincisini deneyimlediyseniz muhtemelen nasıl hissettirdiğini iyi bileceksinizdir.
Charles Darwin, 1872 yılında yayınlanan İnsan ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi kitabında şöyle yazıyor.
Kahkaha, saf bir keyif ve mutluluğun dışa vurumunun ana yöntemi gibi gözükmektedir.
Gülmek, oldukça az sayıda hayvanı sergileyebildiği bir davranıştır.
Kahkağı ise bugüne kadar sadece insanlar, şempanzeler, bonobolar ve goriler gibi maymunlarda ve primatlarda ve bir iki tane primat harici memeli hayvan türünde tespit edilebilmiştir.
İnsanda görülen düzeyde bir mizah anlayışı ise türümüzün ayırt edici özelliklerinden birisi olma potansiyeline sahiptir.
Gülümsemek, yüz kaslarıyla yapılan bir ifade biçimiyken, kahkağı için başta diyafram olmak üzere birçok solunum sistemi organının devreye girmesi gerekmektedir.
Bu durumun sadece büyük, kuyruksuz maymun türlerinde yani insan, şempanze, goril gibi ve sadece bazı diğer memelilerde görülmesi eğrimsel sürecin göstergelerinden birisidir.
Hatta bu yakın kuzenlerimizde oyun oynama ve gıdıklama gibi fiziksel unsurlar kahkahaları tetikleyebilmektedir.
Bu, kahkahanın görüldüğü primat dışı memelilerde pek görülmeyen bir durumdur.
Davranış bilimciler bu özelliğin memeli hayvanların günümüze yakın atalarından birinde evrimleştiğini ve bizler de dahil olmak üzere torun türlere aktarıldığını düşünmektedir.
İnsan harici maymun veya primat türlerindeki kahkahalar insanınkiyle tam olarak aynı değildir.
İnsan mizahından söz ederken aklımızda bulundurmamız gereken en önemli parça türümüzün konuşma yeteneğidir.
İnsan harici hayvanların neredeyse tamamında vokal iletişimin çok çeşitli yolları bulunur.
Konuşma yeteneği de bu tür vokal iletişimin bir uzantısıdır.
Bu yeteneğin kökenlerinin homo habilis türüne yani günümüzden 2.4 milyon yıl öncesine kadar gidiyor olabileceği düşünülmektedir.
Çünkü çıkarılan homo habilis fosillerinin kafatası izlerinde modern insanın beyninde konuşma yetisini mümkün kılan Broca bölgesine karşılık geldiği düşünülen girintiler bulunmuştur.
Elbette mizah için konuşmaya gerek yoktur.
Konuşma fonksiyonu olmaksızında mizah yapılabilir.
Ancak şüphesiz ki konuşma yeteneği mizaha bambaşka bir boyut ve karmaşıklık katmaktadır.
Çünkü kelime dediğimiz olgular fiziksel olarak yapılabilecek şaka ve espri sayısından çok ama çok daha fazla ihtimale kapı aralamaktadır.
Ayrıca konuşma, belki şarkıcı kuşların şarkılarıyla birlikte hayvanlar alemindeki en karmaşık ses çıkarma becerilerinden birisi olduğu için konuşma içerisindeki her bir ses öbeğinin de özelleşebileceği
birçok farklı alan bulunmaktadır.
Mizah ve komedi, insanda gülme tepkisini tetikleyeceği umulan ses, söz ve anlatım dizilerine karşılık gelmektedir.
Evrimsel süreçte insanlar konuşabilmeyi sağlayan bir dizi evrimsel değişim yani adaptasyon geçirmiştir.
Bu durum kahkahamızın da yapısını değiştirmiştir.
Ancak diğer maymun türlerinde özellikle şempanzelerde kahkaha olarak bilinen davranışlar daha ziyade hızlı soluk alıp derme ve çığlık atma şeklinde olur.
İnsanda ise ses tellerinin konuşmaya uygun olmasından ötürü biraz daha farklı ve konuşmayı andıran bir şekilde duyulmaktadır.
Ancak tüm bu hayvanlardaki mekanizma kahkaha becerisini atalarından aldıkları için Ve kendi evrimleri boyunca bir miktar değiştiği için halen büyük oranda aynıdır.
Jarve ve Wilson'ın 2005 yılında yaptıkları bir analizde spontane olan ve duygu yüklü dolayısıyla kontrol edilemeyen düşen tipi gülme ile kontrol edilebilen düşen harici tip gülmeler
arasında bir ayrıma gidilmektedir.
İnsanlarda her iki tip gülme de bulunurken insan harici maymunlarda sadece düşen tipi gülme olduğu düşünülmektedir.
Her ne kadar bazı insanlar son derece inandırıcı sahte kahkahalar atabilseler de genel olarak kahkahayla konuşmanın beyindeki nörolojik süreçleri farklıdır.
Konuşmayı çok daha rahat kontrol edebiliriz ancak kahkahanın kontrolü çok daha zordur.
Her ne kadar bu çok bariz gibi gelse de bir şakanın bir insana neden komik geldiğini ve hatta kontrol edilmesi güç bir kahkayı tetiklediğini anlamanın yolu bu davranışsal kontrol becerisini kavramaktan
geçer. Bugüne kadar espiritüel kahkahanın nedenleri arasında gülmeyi tercih etme, esprinin doğası gereği oluşan gergin ortamı yumuşatma çabası veya basitçe bir şeyin komik olması gibi nedenler
sayılmıştır. Ancak 2016 yılında Psychological Bulletin Review dergisinde konu hakkında yayınlanan bir makalede de vurgulandığı gibi kimi zaman biz insanlar en nihayetinde en azından
kimi zaman davranışlarımız üzerine fazla kafa yormayan, antik biyolojik genetik kolları takip eden sürü hayvanları olduğumuz gerçeğini unutuyoruz.
En nihayetinde doğal kahkahaların büyük bir kısmı bir konuşma sırasında ki bu bir fıkra da olabilir, Spontane bir şekilde gelişmektedir ve sürüdeki yani gruptaki diğer hayvanları yani insanları
da aynı davranışı tekrarlamaya itmektedir.
Kahkaha bulaşıcıdır algısı da buradan gelmektedir.
İster iki kişilik bir grup olsun, ister bir tiyatro salonu dolusu insan olsun, kahkaha kahkayı doğurur.
Bunun nedeni büyük olasılıkla ayna nöronlardır.
Ancak burada bu tür bir nörolojik detaya ilerleyen kısımlardaki nörobiyoloji kısmı haricinde girmeyeceğiz.
Fakat ayna nöronların da etkisiyle doğan empatik kahkaha kavramı dolayısıyla da mizahın sosyal amacının altını çizmektedir.
Mizah ve bundan doğan kahkaha, sosyal hayvanlarda gerilimi azaltan, bağları güçlendiren, stresi düşüren bir davranıştır.
Aslına bakarsanız mizah, sosyal primat grupları içerisinde birbirini tımarlama davranışı kadar önemli, hatta insanda doğrudan doğruya bunun yerini almış bir davranış kalıbı bile olabilir.
Bileceğiniz gibi primatlar birbiriyle daha güçlü bağlar kurmak için birbirlerini bitlerden, pirelerden ve diğer rahatsız edici unsurlardan temizlerler.
Bu durum Frans De Waal'in şempanze siyaseti olarak isimlendirdiği bir süreç çerçevesinde sosyal statülerini de belirleyen çok önemli bir davranıştır.
Ki az sonra göreceğimiz gibi mizahın da doğrudan doğruya sosyal statüyü etkileyen bir doğası olduğu düşünülmektedir.
Elbette mizah birçok sosyal gelirimi çözmek için önemli bir davranışsal ticaret faaliyeti içeren tımarlamanın yerini tamamen alamaz.
Ancak oyuncu primatların insanlara da gidecek soy hattında belli başlı küçük problemlerin çözümü için birbirini tımarlama davranışı yerine mizah ön plana çıkmış olabilir.
Hayvanlar aleminde kahkaha Bu noktada şunun da çok iyi anlaşılmasında fayda var.
Kahkaha insana özgü bir davranış değildir.
Akustik olarak farklı olsa da fonksiyonel olarak aynı vokalizasyonları farelerden insan harici maymunlara kadar birçok meveli hayvanda görmekteyiz.
Fareler gıdıklandıklarında yüksek frekanslı ve ultrasonik çığlıklar atmaktadırlar.
Bu sesler duyulabilir aralığa çekildiğinde bir cırcır böceğinin sesini andırmaktadır.
Köpeklerin kahkahaları ise normal soluk alıp vermeye benzemektedir.
Ancak sonografla yapılan analizler gıdıklanan köpeklerin nefes alışlarının bazı noktalarda normal olmayan frekans patlamalarına neden olduğunu tespit etmiştir.
Farelerde olduğu gibi bu frekanslar da insanlar tarafından duyulamaz.
Ancak hem farelerde hem de köpeklerde bu ses kaydedilip başka köpeklere veya farelere dinletildiğinde sesi dinleyen bireylerde oyun davranışlarını ve grup içi yakınlaşmayı tetiklediği, bireylerin
stres seviyesini azalttığı görülmüştür.
Ne var ki, örneğin şempanzelerde gülme fonksiyonuna karşılık gelen vokalizasyonlar, insandakinden öylesine farklıdır ki, bir şempanzenin kahkahalarını dinleyen sıradan bir insanın bunun bir gülüş olduğunu
anlaması pek güçtür.
Sadece şempanze kahkahalarını dinleyen ama görüntüleri görmeyen insanlar, duydukları seslerin nefes nefese kalmış bir hayvan, genelde bir köpek veya diğer biyolojik olan veya olmayan kaynaklardan
gelen sesler olduğunu, örneğin testere veya kumlama sesi olduğunu düşünmektedir.
Buna karşılık her insan, bir diğer insanın gülüşünü rahatlıkla ayırt edebilmektedir.
Bu nedenle primatologlar, insan harici hayvanlarda davranışları kategorize ederken, o davranışların yaşandığı bağlamı da değerlendirirler.
İnsan harici maymunlar bu ilginç sesleri gıdıklanma gibi gülme ile ilişkili davranışlara maruz kaldıklarında daha oyuncu bir yüz takınarak, ağızlarını açarak veya gülme suratlarını takınarak yaparlar.
Ayrıca uzmanlar bu davranışlar sırasındaki vokal ve solunumsal süreçleri de inceleyerek farklı davranışları kategorize edebilirler.
Örneğin gülmeyi diğer tür davranışlardan ayırt edebilirler.
Sosyal hayvanlarda kahkahanın en önemli işleri komedik bir amaca hizmet etmek değil, sürünün diğer bireylerine iyilik halini bildirmesidir.
Gülen bir primat sürüsünün diğer bireylerine biz mutlu ve güvendeyiz, rahatlayın ve sosyal yaşantının gereksinimlerini yerine getirin.
Mesela birbirinizin bitlerini ayıklayın, hatta açsanız bulduğunuz bitleri yiyebilirsiniz bile mesajı verir.
Elbette söz konusu primatın zeka gelişmişliğine bağlı olarak türün bireyleri kahkanın bağlamını da dikkate alabilecektir.
İlla tehdit altında olunmadığını işaret etmesi gerekmez.
Sosyal etkileşimler sırasında pozitif bulunan davranışlar aynı mutluluk ve güven işaretiyle yani bir kahka ile pekiştirilebilir.
Burada tür içi çeşitliliğin de önemini görebiliriz.
Huzurlu, mutlu ve oyuncu olan primatlar genel olarak sosyal ilişkileri daha güçlü olanlar olacaktır.
Bunlar daha mutsuz veya sosyal işaretleri algılamakta beceriksiz olan bireylerle oynamaya çalıştığında yersiz yere gerginliğe sebep olacak ve öfkeleneceklerdir.
Buna bağlı olarak kahkayla sonuçlanacak davranışları daha iyi tespit edebilen bireyleri barındıran toplumlar, diğerlerine göre genel olarak daha uyumlu olacak, daha kolay hayatta kalacaktır.
Somurtkan ve sosyal işaretleri algılayamayan bireyleri barındıran toplumlar, eğer ki tür sosyal ilişkilere güçlü bir şekilde bağlı ise elenecektir.
Dahası bu tür bireyler popülasyon içinde de çift bulmakta zorlanacaktır.
Sonuçta sosyal toplumlarda sosyal yetenekleri olmayan bireylerin çiftleşme ihtimali daha düşüktür.
Bu durum sosyal toplumlarda kahkanın rolünü eğilimsel olarak da pekiştirecektir.
Elbette bu tür bir beceri sadece kahkayla ilgili değildir.
Genel olarak tüm sosyal vokalizasyonlar için geçerlidir.
Örneğin tehlikeyle ilişkili uyarı seslerini algılayamayan bireyler popülasyondan çok daha hızlı bir şekilde elenecektir.
Böylece onları bu konuda daha beceriksiz yapan genler de kendileriyle birlikte elenecektir.
Eğer sosyal beceriyi pekiştiren genler varsa bunlara sahip olmayan bireyler de daha kolay ölecek ve gelecek nesle kendi zayıf gen kombinasyonlarını aktaramayacaktır.
Dolayısıyla kahkanın ve bununla ilişkili olarak mizanı eğrimleşebilmesi için kahkanın izole bir şekilde seçilmesi gerekmez.
Genel olarak sosyal vokalizasyon yetisinin seçilmesi yeterli olacaktır.
Kahka, mutlu homurdanmalar ve benzeri sesler zaten bu vokal repertuvarın bir parçası olarak gelmektedir.
Kahkahadan mizahı eğrimsel bir köprü.
Mizahı tamamen hayvan davranışları açısından, adeta dünyaya yeni gelmiş ve insan davranışlarını inceleyen bir uzaylının perspektifinden tanımlayacak olursak karşımıza şöyle bir tanım çıkacaktır.
Komik veya mizahi olarak algılanan bir uyaranın varlığında birden fazla saniye boyunca süren, nöbet geçirme benzeri bir davranış olan kahkayı tetikleyen, buna bağlı olarak da türler arasında pozitif
bir duygusal durum yaratan, sosyal aktiviteyi pekiştiren bir davranıştır.
Örneğin mizahı yapan kişiyle dinleyen kişinin eş zamanlı olarak gülüyor olması bu kişilerin her ikisinde de pozitif duyguları pekiştirir.
Dahası bir kişinin gülüşü empati yoluyla diğerlerini de etkileyerek onların zihinsel durumlarını değiştirip kendilerine yönelik sempati seviyelerini arttırır.
Mizahın sosyal boyutunun ötesinde bireysel bir bileşeni de vardır.
Mel Brook'un mizahı tanımlayışı ilginç bir noktaya parmak basar.
Yanlışlıkla parmağımı keserek kanatmam trajedidir.
Ama yolda yürürken kanalizasyon çukuruna düşüp ölmeniz komedidir.
Tam da bu tür bir tanımdan yola çıkan Sigmund Freud, mizahın ana amacının biriken fazla cinsel veya agresif gerilimin boşalması olduğunu düşünmüştür.
Ömrümüz boyunca baskıladığımız bilinç altında yer etmiş cinsel ve agresif dürtüler, pisişik bir gerilim yaratır ve bunlar mizah ve kahkaha yoluyla salınır.
Mizahı bu bağlamda araştıran bilim insanları her ne kadar birçok şakada saldırgan bir taraf olsa da çoğunda bu tür agresif bir tarafın olmadığını keşfetmişlerdir.
Elbette kültüre bağlı olarak başkalarına agresif gelmeyen şakalar da düşük miktarda agresif olarak algılanabilmektedir.
Dolayısıyla bir şakanın agresiflik düzeyi evrensel bir değere sahip değildir.
Mizahın genetiği ve sosyolojisi Ayrıca yapılan çalışmalar mizahın genetik bir bileşeni olduğunu da göstermektedir.
Örneğin ikizler üzerinde yapılan bir çalışmada agresif şakaları takdir etme miktarımızın genlerimizde belirleniyor olabileceği gösterilmiştir.
Bir ailenin mizah anlayışıyla genler arasındaki etkileşim, çocuğun ebeveynlerinin sıcaklığı ve yakınlığına yönelik algısını da etkileyebildiği düşünülmektedir.
Öte yandan yine ikizlerin mizah algısında genlerin ve çevrenin rollerini araştıran bir diğer çalışmada ise genlerden çok çevrenin etkili olduğu gösterilmiştir.
Henüz mizahın epidemiolojisi konusunda çok fazla çalışma yapılmamışsa da yapılan bir çalışmaya göre kadınlar kendi aralarında yaptıkları sohbetlerde erkeklerden %126 daha fazla gülmektedir.
Bu gibi veriler daha fazla çalışmayla doğrulanırsa eşek kromozomlarındaki genlerin de mizah ile ilişkisi üzerinde durulabilir.
Burada vurgulamak gerekiyor ki sosyal yapı ve sosyoloji gibi faktörler muhtemelen genlerden daha etkili bileşenler olarak karşımıza çıkacaktır.
Çünkü insanların üst düzey bilissel fonksiyonlarının ne şekilde tezahür edeceği genlerden ziyade sosyal statü gibi unsurlardan etkilenmektedir.
Bunun bir uzantısı veya alternatifi olarak mizahın sosyal statüyü etkileyebilen bir yapısı da vardır.
Bu nedenle insan toplumlarında mizah üstünlük duygusu ile de ilişkilendirilebilir.
Örneğin Grönland ünuitleri, birbirini alaya alma yarışmaları düzenleyerek sosyal statü değişikliklerini belirlemektedirler.
Hobbes'un Leviathan'ında da ifade edildiği gibi, kahkağa dediğimiz davranış bir insanın erişebileceği en anlık zaferlerden birisidir.
Eğer mizanın sosyal statüyü etkileyen bir yapısı varsa, başkalarını ötekileştiren, dışlayan şakalar yaparak üstünlük sağlayan bireyler, üreme avantajına da erişebilirler.
Richard Alexander'ın tanımına göre dışlama, kaynaklara erişebilirliği değiştirerek toplumsal düzeni etkiler.
İşte mizahla gelen sosyal dışlama, kişinin sosyal statüsünü arttırarak, bazı diğer kişilerin sosyal statüsünü azaltarak ve espriye katılan dinleyicilerin sosyal statüsünü etkileyerek iyi ya
da kötü yönde düzenleyici bir role sahip olabilir.
Tabii ki her espri insana üstünlük duygusu uyandırmadığı için bu görüşü eleştirenler de bulunmaktadır.
Mizahın Eğrimsel Avantajları Mizah, ilk etapta hayatta kalma ve üreme ile doğrudan ilişkili gözükmediği için nasıl olup da eğrimsel bir avantaja sahip olabileceğini anlamlandırmakta zorlanabilirsiniz.
Ancak çok basit bir esprinin bile yapılabilmesi için dil becerisinin etkili kullanılması, zihin teorisinin işlemesi, sembolizm, soyut düşünce ve sosyal algı gibi mekanizmaların çalışması gerekir.
Bu yapısıyla mizah, türümüzün en üst düzey bilissel fonksiyonlarından birisidir.
Dolayısıyla atalardan alınan basit parçalar, özellikle de karmaşık bir sosyal yapı içerisinde üst düzey bilissel fonksiyonların avantajlı olduğu bir ortamda çok karmaşık bir iletişim aracına erimleşmiş olabilir.
Öte yandan mizah, her ne kadar çok üst düzey bir zihinsel fonksiyon kombinasyonuna karşılık gelse de aslında neredeyse refleksif denebilecek kadar basit bir doğaya sahiptir.
Örneğin çok iyi bir şakanın bütün detaylarını net bir şekilde anlamamış olsak da ona katıla katıla gülebiliriz.
Kornea refleksi veya korku refleksi gibi içgüdülerin evrimsel avantaja sahip olduğunu biliyoruz.
Dolayısıyla mizah ve onunla gelen refleksif kahkahanın da evrimsel bir avantajın ürünü olduğunu düşünebiliriz.
Aslında mizahın bariz evrimsel avantajları olmadığı yanıltıcıdır.
Örneğin insan toplumlarının birçoğunda çiftleşme öncesi kur yapma sırasında mizaha başvurulur.
Hatta mizah ve kahkahaya bağlı olarak savunma sistemini geliştirmek gibi anlamlı fizyolojik etkileri olduğunu gösteren bulgular bile mevcuttur.
Öyle ki kahkahaların doğrudan hayatta kalma başarısını etkilediğini gösteren çalışmalar da bulunmaktadır.
Her özellikte olduğu gibi kahkah ve mizahta da belirli bir maliyet de vardır.
İyi bir kahkaha sırasında dikkate değer miktarda enerji harcanır.
Ayrıca kahkaha en nihayetinde gürültülü bir davranış olduğu için vahşi doğada yerinizin tespit edilmesine neden olabilir.
Tabii ki Joker örneğinden de aşina olduğumuz gibi her gülüs sağlıklı değildir.
Ama genel olarak kahkaha ve mizahın eğilimsel avantajları dezavantajlarına baskın geldiği için insan türünde bu özellik karmaşık bir biçimde eğilimleşebilmiştir.
Mizahın anatomisi Bağdaşmazlıklar, gerilim ve çözüm Biraz üzerine düşünecek olursanız mizah dediğimiz davranış özünde bağdaşmazlıkların tespitiyle ilgilidir.
Bir şaka veya espri genellikle umulmadık bir davranışı, beklenmedik bir sonu, kısaca bağdaşmaz bir bağlamı içerir.
Sosyal vokalizasyonlar konusunda yeterince gelişmiş bir toplumda mizah, öncelikle kavga gibi gözüken ama kavga olmayan, oyuncu nitelikte olan davranışlar yani eşek şakaları şeklinde erimleşecektir.
Bunlara kahkaha benzeri sesler eşlik edecek, böylece kavga ile oyun arasındaki çizgi sürü bireylerine ilan edilebilecektir.
Bunu daha iyi tespit edebilen bireyler, toplumsal olarak daha uyumlu ve başarılı bireyler olacaktır.
Çünkü kaçınılmaz olarak daha başarılı sosyal ilişkiler kurabileceklerdir.
İnsana gelen soy hattında vokalizasyon yeteneğinin gelişmesine ve beynin irileşmesine paralel olarak mizah da karmaşıklaşmıştır.
Modern mizahın önemli bir bölümü, tıpkı atalarımızın oyunlarında olduğu gibi beklenmedik ve uyumsuz yani bağdaşmaz şartların bir araya getirilmesiyle ilgilidir.
Temel ve Dursun bir gün uçak kullanıyorlarmış diye başlayan bir fıkrada, Temel ve Dursun gibi aşina olduğumuz tiplemelerin pilotluğa uygun olmadığını biliriz.
En azından varsayımımız odur.
Meşhur bar esprilerini düşünün.
Bara giren şey illa Temel ile Dursun gibi insanlar olmak zorunda bile değildir.
Bir şaka, bir sinek bara girmiş diye bile başlayabilir.
Veya ilk sivrisineği öldüren kimse çıksın özür dilesin gibi bir cümleyle başlayabilir.
Bu bağdaşmazlık insan zihnindeki ilkel oyuncu tarafı tetikler.
Yeni başlayan bir şaka her ne kadar bağdaşmaz ve anlaşılmaz olursa olsun çözmek ve anlamak istediğimiz bir yapboza dönüşür.
Bu tüm memeli hayvanların adeta genlerini işlemiş olan merak duygusunu da tetikler.
Benzer şekilde son derece bağdaşır bir bağlam içerisine bağdaşmaz bir unsur ekleyerek de bir şaka inşa edilebilir.
Örneğin anne, anne suç etilmiş çocuk ne demek diye soran bir çocuğa kapa çeneni ve bana tüfeği uzat şeklinde cevap veren bir anne ile inşa edilen bir espriyi düşünelim.
Küçük bir çocuğun absürt bir konu bile olsa bilmediği bir konu hakkında annesine soru sorması çok normaldir.
Bu esprinin bağdaşır tarafıdır.
Ancak sosyal normlara ters bir şekilde annenin çocuğunu terslemesi ve üzerine tam da suça itilmişlik kavramını pekiştirecek şekilde bir suç aletini uzatmasını istemesi şakayı komik yapan taraftır.
Yeni başlayan bir şakanın nereye varacağını bilmiyor olmak bizi bir miktar rahatsız eder.
En nihayetinde belirli bir geçmişe, yaşanmışlıklara ve karmaşık soyut düşüncelere sahip olan insanlar, böylesine bağdaşmaz bir hikayeyi anlamlandırmak için hafızalarını zorlamaya başlarlar.
Nasıl olur da temel ve dursun plat olabilir?
Nasıl olur da bir sinek bara gidebilir?
Sivrisineklerden neden özür dileyelim ki?
Bir şaka ne kadar iyiyse çözülmesi de o kadar zordur ve bu bizi bir nebze dağa gerer.
Eğer esprilerden hoşlanan biriyseniz bu güvenli gerilim tıpkı oyuncu kavga gibi hoşunuza gider, sizi heyecanlandırır.
Eğer esprilerden hoşlanmıyorsanız bu gerilim de hoşunuza gitmeyecektir ve bu her ne kadar sosyal ilişkilerde tek belirleyici kıstas değilse de sosyal ilişkilerinizi zayıflatabilir.
Hatta kimilerine göre uç düzey espri yeteneği zeka ile doğrudan ilişkilidir.
Esprinin can alıcı noktası ilan edildiğinde, örneğin sivrisineklerle ilgili şakada bitsin artık bu kan davası gibi bir bitiş cümlesine gelindiğinde, her ne kadar şakanın başındaki bağdaşmazlık tam olarak çözülmemiş
olsa da, örneğin temel tiplemesinin nasıl pilot olduğu veya sineğin neden bara gittiği netleşmemiş olsa da, konuya yeni bir bakış açısından bakabilmemiz mümkün olduğu için bağdaşmazlığın da ortadan kalktığını hissederiz.
Bu da bizi gevşetir, mutlu kılar.
Dahası bu noktada hayal gücümüz tetiklenerek kurulan tuhaf bağlamın devamında neler olabileceğini düşleriz.
Sineğin olduğu barda başka neler yaşanabilir?
Sivri sineklerden özür diledikten sonra ne olacak veya onlardan özür dilemek neye benzerdi?
Ayrıca böylesine aptalca komik bir şakayı dinlediğimiz ve gevşemeye bağlı olarak güldüğümüz için artık o şakanın bir parçası oluruz.
Bu da aidiyet duygumuzu pekiştirir.
şakayı yapan kişiyle ve bizimle birlikte gülen diğer kişilerle sosyal bağlarımızı güçlendirir.
Nasıl ki antik atalarımız basit oyun davranışları sırasında yaptıkları homurdanmalar ve gülmelerle birbirlerine bağlanıyorlardı, biz de son derece basit seviyeli esprilerle bile birbirimize sosyal olarak daha
fazla bağlanabiliriz.
Elbette maymun kuzenlerimize göre bizler fiziksel şakalaşmadan ziyade soyut fikirlerle oynama yoluyla esprilerimizi inşa ederiz.
Ama her ikisinin de etkisi birebir aynıdır.
İyi bir şaka önce gerilimi tetikler, sonra gevşemeyle kahkayı getirir ve bu sırada beynimizde pozitif duygularla ilişkilendirilen bölgeler ateşlenir.
Elbette bir şakayı komik yapan birçok diğer faktör de vardır.
Örneğin bir esprinin ana mesajının ne kadar umulmadık olduğu veya şaka yapılan kişinin o andaki ruh hali önemlidir.
Yani bir şakanın amacına ulaşabilmesi için belirli bir temel koşul grubunun sağlanması gerekir ki buna optimum uyarılma durumu denir.
Ancak daha önceden de gördüğümüz gibi kahkaha kahkayı tetiklediği için kimi zaman uygunsuz durumlarda yapılan şakalar bile ortamı gevşeterek kişileri birbirine bağlayabilir.
Az önceki kısımda mizahın beynimizdeki spesifik bölgeleri ateşlediğinden söz etmiştik.
Bu kısımda bu noktayı biraz daha açabiliriz.
Çünkü yapılan beyin çalışmaları mizah ile nörobiyoloji arasında tam da beklendiği gibi güçlü bir bağlantı olduğunu göstermektedir.
Örneğin 1970'lerde ve 80'lerde yapılan çalışmalar beynin hem sağ hem de sol yarım küresinin hasar görmesi halinde mizah algısının bozulduğunu ancak sağ yarım küre hasar
aldığında bu bozulmanın çok daha kuvvetli olduğunu göstermiştir.
1999 yılında mizah nörobiyoloji üzerine yapılan en kapsamlı çalışmalardan birisi yapılmıştır ve özellikle de sağ frontal loptaki 8, 9 ve 10.
Broadman bölgelerindeki hasarların mizah algısını en fazla olumsuz etkilediği gösterilmiştir.
Elbette mizah nörobiyolojisiyle ilgili birçok çalışmada karşılaşılan bir problem burada da karşımıza çıkmaktadır.
Mizah çok sayıda bilissel fonksiyonun bir arada çalışmasıyla mümkün olmaktadır.
Örneğin yakın dönem hafıza, uzun dönem hafıza, yönetsel fonksiyonlar, duygusal ifade ve dil becerilerinin her biri düzgün çalışmalıdır.
Her bir hastada bunların her biri aynı şekilde çalışmadığı için hangi faktörlerin vizah üzerinde tam olarak ne etkisi olduğunu bilmek zorlaşmaktadır.
2001 yılında yapılan bir çalışmada semantik ve fonolojik esprilerin farklı beyin bölgelerini aktive ettiği gösterilmiştir.
İlk grup espri de çoğunlukla her iki temporal lobda aktive olmaktadır.
Ancak ikincisinde daha ziyade sol beyindeki konuşmayla ilişkili alanlar ateşlenmektedir.
Bir bireyin bir espriyi ne kadar komik bulduğu medial ventral prefrontal korteksinin ne düzeyde aktive olduğundan anlaşılabilmektedir.
Bununla ilişkili bir diğer bulguda komik olan ve olmayan şakaları izleyen kişilerin beyinlerinde eğer ki izledikleri mizah komikse sol temporal oksipital kesişimin, sol inferior frontal
girüsün, sol temporal kutbun, sol supplemental motor bölgenin, sol dorsal anterior singulatın ve iki yönlü subkortikal yapıların özellikle de ventral striatum, nükleos
akumbens ve ventral dopaminerjik ödüllendirme sisteminin aktive olduğunu gösteren bir çalışmadır.
2004 yılında yapılan bir diğer çalışmada The Simpsons ve Seinfeld gibi komedi dizilerini izleyen kişilerin beyinlerinde sol posterior orta temporal gyrus ile sol inferior frontal gyrus aktive
olmuştur. Bunlardan ikincisi depolanmış hafıza ile ilgili muğlak semantik içeriklerin tutulduğu bölgedir.
Ayrıca anterior temporal cerebulumda da faaliyet artışı gözlenmiştir.
Görülebileceği gibi mizah için beynin hem sol hem de sağ bölgeleri önem arz etmektedir.
Lezyon çalışmaları sağ beyin bölgelerinin daha büyük öneme sahip olduğunu gösterirken, ephemera ile yapılan çalışmalar sol beynin önemini ortaya koymaktadır.
Özellikle de prefrontal korteks ve mizahın dil bileşeniyle ilişkili olarak faaliyette geçen temporal korteks mizah algısında büyük öneme sahiptir.
Daha önceki kısımlarda insan bebekleri ile şempanzeler arasındaki mizah benzerliklerinden biraz söz etmiştik.
Bu önemli bir konu olduğu için biraz daha detaylandırmakta fayda görüyoruz.
Tahmin edebileceğiniz gibi bir bebeğin, çocuğun, her ikisine de kısaca çocuk diyeceğiz.
Miza ile bir yetişkinin miza arasında belirgin farklar vardır.
7-8 yaşına kadar bir çocuğun espri anlayışı yetişkininkinden oldukça farklıdır.
Bu noktada yetişkinle çocuğun miza algıları benzeşir.
Ancak yetişkinlerin miza algısı bu yaştaki çocuklarınkinden de zengindir.
Buna rağmen yetişkin mizana geçiş her zaman çocuk miza üzerinden olmaktadır.
Bu nedenle iki mizah türü arasında embriyolojik veya gelişimsel bir bağlantı kurmak mümkündür.
Özellikle de bebeklerde gülümseme CE oyunu, gıdıklama ve kovalama mizahın gelişimsel biyolojisinin en önemli dört parçasıdır.
Bebeklerde gülümseme ebeveyn ile yavru arasındaki bağı pekiştiren bir sinyaldir.
İstediğini alan ve genel olarak halinden memnun olan bir bebek gülümseme yoluyla bunu ebeveyni sinyaller ve o davranışları pekiştirir.
Tıpkı mizahın anatomisinde olduğu gibi çocukların da gülümsemelerinin öncülüğünde bir gerilim vardır.
Bu bir belirsizlikten veya hoşnutsuzluktan kaynaklanabilir.
Ama bu sorun çözüldüğünde gelen gevşeme çocuğun gülümseme ifadesine sebep olur.
Gülümsemeden CE oyununa geçiş, kahkadan mizaha geçiş ile paralellikler gösterir.
Artık daha net bir mizansen ve fiziksellik vardır.
Ellerinizle yüzünüzü kapatıp birden açmanızda aslında şaşırtıcı veya komik hiçbir şey yoktur.
Tabii eğer bir bebek değilsiniz.
Bebek olmayan çocuklarda ve yetişkinlerde nesne kalıcılığı denen bir kavram vardır.
Yani bir nesneyi göremeseler bile orada olduğunu bilebilirler.
Örneğin bir koltuğun altına giren topun halen orada olduğunu bilirler.
Bir elin ardındaki suratın yok olmadığını bilirler.
Ama bebekler bu yeteneğe sahip değildir.
Bu nedenle CE oyunu sırasında yüzünüzü elinizle kapattığınızda bir bebek yüzünüzün yok olduğunu zanneder.
Bu bir gerilime sebep olur.
Ancak bunun hızla çözülmesiyle çocuk gevşer ve gülümser hatta kahkaha atar.
Gıdıklanma ve kovalamaca gibi oyunlarda ise bir çeşit avlanma davranışı taklit edilir.
Darwin'in de fark ettiği gibi gıdıklanmaya en açık olan alanlarımız boyun, karın ve ayak altlarımızdır.
Bunların birçoğu aynı zamanda avcıların en kolay parçalayabileceği bölgelerimizdir.
Mizahi bir kovalamaca ve sonrasında gelen gıdıklama gerçek hayatta yaşanabilecek bir avcı saldırısını modeller.
ancak onun kadar korkutucu ve hayati tehlikeye sahip değildir.
Bu nedenle de tam ihtiyaç olan düzeyde gerilim yaratır.
Ne çok fazla ne de hiç.
Kahkaha yine oyundaki belirsizliğin çözülmesi sonucunda patlatılır, özellikle de gıdıklama sırasında.
Çocuğun gelişimi devam ettikçe ve yetişkinlik yıllarında yaşlanmayı sürdürdükçe mizah algısı da değişmeye devam eder.
Yapılan çalışmalar gençlerin agresif mizah olarak bilinen, insanlar arası çatışmalara dayalı mizahı daha çok takdir ederken, ilerleyen yaşlarda katılımcı mizah olarak bilinen, birbiriyle dayanışma içindeki
bireylerin tuhaf durumlarla yüzleşmesine dayalı mizahı daha çok takdir ettiklerini göstermektedir.
Sonuç Tüm bu açılardan bakıldığında mizah, türümüzün evriminde özellikle de sosyal bağlar açısından son derece büyük avantajlar sağlamış bir çeşit oyundur.
Oyuncaklarla veya fiziksel olarak birbirimizle oynamak yerine soyut ve karmaşık fikirlerle oynanan bir oyun.
Ve bu oyun içinde de diğer oyunlarda olduğu gibi genellikle bir takım bilinmezlikler vardır.
Bu bilinmezlikler esprinin, şakanın yani oyunun başarılı bir şekilde icra edilmesi halinde bir çözüme ulaşır ve bu sürece katılanlar arasında pozitif duygular uyandırır.
Bir şaka veya espri sırasında yaşadığımız bu pozitif duyguları ortak olarak deneyimlediğimiz kişilere pozitif duygularla bağlanırız.
Mizah, pozitif duygular ve kişiler arası bağlantılar daha fazla mizahı doğurur ve bu sayede etrafımızı birlikte gülebileceğimiz ve daha yakın hissedebileceğimiz insanlarla doğdurmaya çalışırız.
Bu, sosyal bir hayvan türü için evrimsel açıdan avantajlıdır.
Fiziksel şakaların aksine karmaşık ve soyut duygularla yapılan bir oyun olarak mizah çok daha çeşitli türlerin oluşabilmesini mümkün kılar.
Bu nedenle günümüzde kara mizahtan absürt mizaha kadar onlarca çeşit mizah türü bulunmaktadır.
Mizahın kullanılış biçimi yapıcı veya yıkıcı olabilir, bağlarımızı güçlendirebilir veya zayıflatabilir, birini onurlandırabilir veya yerin dibine sokabilir, hatta bunların hepsini
bir arada yapabilir. Mizahı şaşırtıcı ve etkileyici yapan bu geniş çeşitliliğidir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
