Menstrüasyon ve Yaş İlişkisi: Regl Dönemi 20'li, 30'lu ve 40'lı Yaşlarda Nasıl Değişir?
12 Eylül 2021 · 20 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Altyazı M.K.
Kadınların regil dönemlerini, kasık ağrısı, iştah değişimi, beslenme alışkanlıklarında değişiklik, halsizlik, stres, sinirlilik hali, duygu durum değişimleri gibi genel geçer ve benzer semptomlarla
aynı kefede değerlendirsek de aslında yaş ve bedensel özelliklerin regil döneminde psikolojik ve fizyolojik olarak bir takım değişimler yarattığı bilinmektedir.
Örneğin, 20'li yaşlarda regil, daha çok kasıklarda yarattığı ağrı nedeniyle gündelik yaşam pratiklerini gerçekleştirmenin önünde odumsuz bir durum olarak değerlendirilirken, 30'lu yaşlarda annelik
ve emzirme nedeniyle gerçekleşen regil düzensizliği ve premenopoz başlangıcı üzerinden değerlendirilmektedir.
Kırklı yaşlarda ise kadınların çoğunlukla erken menopoz belirtilerine bağlı olarak psikolojik ve metabolik değişimler üzerinden regil döngüsünü değerlendirdikleri söylenebilmektedir.
Bu yazımızda regil ile yaş arasındaki ilişkiyi biraz daha yakından inceleyerek farklı yaşlarda belirebilen farklı regil sorunları ve semptomlarını anlamanın önemine değineceğiz.
Regil nedir?
Halk arasında regil, regli veya adet olarak bilinen tıbbi ismi menstruasyon olan biyolojik süreç yaklaşık olarak 13-45 yaş arası kadınlarda yaşanmakta ve rahim iç duvarındaki tabakanın
dökülmeye başlaması ile döngüsel olarak süre gelmektedir.
Oldukça normal ve biyolojik bir süreç olan regil, bazı istisnai hastalıklar haricinde her kadının ortak olarak deneyimlediği bir süreç olsa da ilk başladığı andan menopoza kadar, Ki
bu 47-50 yaşa kadar ulaşabilir, olan süreçte çeşitli koşullarda reglin deneyimlenme biçimi bireysel olarak farklılık göstermektedir.
Menstruasyonun periyodik olarak devam edebilmesi için belli hormonal değişimlerin yaşanması gerekir.
Bu süreçte rol alan hormonların başında foliküler silimulan hormon yani FSH, luteinleştirici hormon yani LH, östrojen ve progesteron yer almaktadır.
Bununla birlikte hipotalamus ve hipofiz bezlerinin yumurtalıklar ve rahim ile girdiği etkileşim sonucunda menstruasyona neden olan yumurtlama dönemi başlamaktadır.
Bundan dolayı da uterus yani rahim bölgesi düzenli veya düzensiz olarak dökülmekte, menstruasyon döneminin başlangıç şimdi ve sonrasındaki sürecin seyrine dair kadın bedenindeki
bu biyolojik değişimin ne şekilde meydana geldiğine dair bilgi sağlayabilmektedir.
Reglin biyolojik ve evrimsel kökeniyle ilgili olarak kadınlar neden adet görür, adet görmenin evrimsel nedeni ve avantajı nedir başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz.
Sağlıklı bir regil döneminden söz edilebilmesi için kanama periyodunun 2-8 gün aralığında normal kabul edildiğine dair uzmanlar arasında genel bir görüş hakimdir.
Bunun yanında menstruasyonun döngüsel olarak tekrarlanma süresinin de 28-35 gün arasında olduğu, kimi durumda 28-40 aralığına ulaşabileceği bilinmelidir.
Ancak bu aralıkların ötesine geçildiğinde veya bunların sınırlarına yaklaşıp da herhangi bir şüphe olan durumlarda kanama anormallikleriyle veya genel olarak adet düzensizliğiyle ilgili olarak
bir hekime danışmakta fayda vardır.
Menstruasyonun görüldüğü siklus yani regil döneminin geneliğini kapsayan süreç dönemini biyolojik, psikolojik ve sosyal deneyim bakımından 3'e ayırabiliriz.
Regil öncesi, regil sırası ve regil sonrası.
Siklusu tek bir yapı olarak görmemek ve bu süreçteki farklardan bahsetmek, kadınların yaşlarına, fizyolojik ve psikolojik yapılarına göre menstruasyon sürecindeyken neler deneyimlediklerini anlamak açısından
oldukça önemlidir. Regil döneminde kadınlar neler deneyimliyor?
Yapılan birçok araştırma, genellikle 18-45 yaş arasındaki kadınların regil öncesi, regil sırası ve regil sonrasında yaşadıkları fizyolojik ve psikolojik bir takım değişiklikler olduğunu göstermektedir.
18-45 yaş aralığındaki kadınlarda yapılan birçok akademik çalışmanın, kadınların menstruasyon öncesindeki yani premenstrual dönemdeki bir haftalık dönemde ve menstruasyonun süre geldiği
dönemde, Vücutta su tutulumu yani ödem, sinirlilik, kasık bölgesinde ağrı, uykuda değişiklik, memelerde gerginlik veya
şişkinlik, gerginlik, anksiyete, uyuşukluk, dikkati toparlamadaki değişiklik gibi etkilerden birini veya birkaçını yaşadıklarını ortaya koymaktadır.
Menstruasyon sonrasındaki süreçte ise bu belirtiler tamamen kaybolmaktadır.
Esasında tüm bu dönemsel süreçte yaşanan ortaklıklar ve farklılıklar kadınların yaş, sosyoekonomik durum, kültürel yapı, sosyal hareketlilik, beslenme düzeni, psikolojik
yapı ve çocuk doğurma gibi farklı bağlamlar da hesaba katılarak regil dönemlerini değerlendirmelerine olanak tanımaktadır.
Kadın sağlığı açısından bakıldığında premenstrual sendrom, polikistik over sendromu, premenstrual alevlenme ve premenstrual disforik bozukluk gibi bazı tıbbi tanımlamalar da regil
döneminde yaşanan değişimlerin nedeni olarak ele alınabilmektedir.
O halde kadınların 20'li, 30'lu ve 40'lu yaşlarında biyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak farklı niteliklerde olacağı gözetildiğinde bu süre zarfında adet dönemlerinin nasıl değiştiğini
tüm bu unsurlar üzerinden değerlendirmenin önemi karşımıza çıkmaktadır.
Farklı yaşlardaki kadınlar relli nasıl deneyimliyor?
Her 3 yaş grubu için Yani 20'li, 30'lu ve 40'lı yaşlar için menstruasyon döngüsü biyolojik olarak benzer seyretse de kültürel bakımdan ateerkil kodlarla yetişen kadınlar
regle olmaya karşı olumsuz algılara sahip olabilmektedir.
Kuşaklar arası aktarım yolu ile anneden kız çocuğa geçen regil olmaya dair kaygı, korku, kirlilik ve kanlı iç çamaşırını, bezini, bedeni saklama duygusu, ataerkil düzenin hakim
olduğu toplumsal yapı içerisinde erkek bedeninin idealleştirilip kadın bedeninin ikinci konumda tutulmasından kaynaklanmaktadır.
Yaştan Bağımsız Problemler Örneğin, 40'lı yaşlarda bir annenin ilk adet olduğu andan itibaren kendi annesinden öğrendiği şey, regle olduğunu mümkün mertebe gizli tutması
gerektiğidir. 40'lı yaşlardaki anne, kendi hormonal döngüsünü kızına aktarırken, hakim olan kültürel ve teknolojik koşullara göre annesinden öğrendiği deneyimleri farklılaştırabildiği ifade
edilebilir. Kendi kızının regli olmaya adım attığı ilk andan itibaren 20'li yaşlarına kadar onu tıbbi bilgi ve deneyimsel bilgiyle aydınlatabilir ve kendisine kodlanmış gizlilik
ve kirlilik imgesinden uzaklaşarak kızına bu dönemde yapması gerekenleri daha güçlü bir iletişim yoluyla aktarabilir.
Bir bakıma yaş ne kadar azalırsa geleneksel olarak regil periyoduna ilişkin kültürel algı ve deneyimlerin daha modern denilebilecek bir şekilde değişime uğradığı görülmektedir.
En nihayetinde kuşaklar arası anlamda kadın bedenine ait bastırılmış bir gerçeklik olan adetin, yaş ilerledikçe bir sır, utanç veya kirlilik olarak algılanıyor oluşu, yaş azaldıkça doğal
durum ve sağlıklı olma üzerinden anlaşılabildiği ifade edilebilir.
Fizyolojik ve psikolojik açıdan bakıldığında ise 20'li, 30'lu ve 40'lu yaşlardaki kadınların beslenme düzenleri, kilo ağırlıkları, duygu durum yapıları, kronik bir rahatsızlığa sahip
olup olmadıkları ve menstrual dönemle ilgili görülen bozukluklardan herhangi birine sahip olup olmadıkları adet dönemi deneyimlerinde farklılıklar meydana getirebilir.
Literatürde yapılan araştırmaların çoğunlukla 3 yaş grubunun da ortalama 3-7 gün süren regil periyotları olduğunu göstermektedir.
Bunun yanında yoğun çalışma temposuna sahip kadınların regil dönemlerinde premenstrual sendroma daha fazla meyilli oldukları çeşitli çalışmalarda ortaya konmaktadır.
Genellikle ortalama 30'lu yaşlarındaki kadınların kamusal alanda uzun süre fiziksel ve psikolojik hareketlilik içeren işlerde emek harcamaları menstrual döngülerini daha olumsuz geçirmelerine neden olabilir.
Buna ek olarak 35-40'lu yaşlarda meydana gelebilecek erken menopoz belirtileri adet döneminde düzensizliğe yol açabileceği için araştırmaların birçoğu kadınların regil döneminde çeşitli
psikolojik ve fizyolojik semptomlar gösterdiğini ortaya koymaktadır.
20'den 40 yaşa kadar kadınlarda regil dönemine yönelik yapılan araştırmalarda, östrojen düzeyi, hormonal yapı, vücuttaki kan dengesi, magnezyum eksikliği veya çeşitli biyokimyasal
değişimlerin ortak şikayetlere yol açtığı söylenmektedir.
Östrojen düzeyi düştüğü zaman kasıklarda daha fazla ağrı görüldüğü ve regil döneminin daha zor geçtiği ifade edilebilir.
veyahut sinirlilik ve öfke gibi psikolojik özelliklerin magnezyum eksikliğinden dolayı ortaya çıktığına dair çeşitli görüşler de mevcuttur.
Yine bu dönemde kadınların çoğunun vücut ağırlığında artış, tatlı ve şekerli gıdalara meyil, enerji ihtiyacı, eklem ağrıları, yorgunluk, uykusuzluk, kasık bölgesinde
şiddetli ağrı ve gerginlik gibi belirtiler görülebilir ve menstruasyon bitiminin hemen ardından bu belirtiler bir anda kesilebilir.
Özellikle yapılan araştırmalarda genç ve orta yaştaki kadınların regil öncesi ve sonrasındaki ağırlıklarında değişimler olduğu ortaya konarak menstrual dönemlerindeki benzer deneyimleri yaşadıklarının örneklendiği
söylenebilir. Menstruasyon dönemi sırasında vücudun su tutmaya daha fazla meyilli olması ve kanamanın enerji ihtiyacını doğurtması kadınları enerji arttıran besinleri tüketmeye yönlendirmekte
ve bu durum regil döneminde ağırlığın artmasına neden olmaktadır.
Süreç sonlandıktan sonra kadınların bakliyat ve sebze ağırlıklı besinlere daha fazla ilgi duyduğu ve artık enerji veren gıdalara karşı iştahlarının kapandığını bildirdikleri görüldüğü için yaş fark etmeksizin
kadın bedenine dair benzer fizyolojik deneyimlerin yaşandığı görülebilir.
Tüm bu deneyimler, yaş faktöründen bağımsız olarak kadınların içinde bulundukları psikolojik ve fizyolojik yapının yanı sıra çeşitli sağlık sorunları veya kültürel faktörlere göre değişip farklılaşabilse
de, kadın bedenine ait normal bir döngü olan menstruasyonun salt evrensel anlamını ve deneyim süreçlerini gösteren deneyimlerdir.
20'li yaşlarda regil dönemi nasıl değişir?
20'li yaşlardaki kadınların regil ile ilgili tutumlarının regil dönemlerini olumsuz veya olumsuz etkilediğini söylemek mümkündür.
Regil öncesi dönemde vücuttaki su birikimi yani ödem bazı genç kadınların günlük aktivitelerini yaparken sahip oldukları motivasyonu zedeleyebilmektedir.
Özellikle 20'li yaşlarda regil ağrısının şiddetli olması, kadınların bilinç düzeyinde regil olmaya dair olumsuz bir algılama biçimi ortaya çıkarmakta ve menstruasyonun kendilerini güçsüzleştirdiğine
dair bir kanıya vardıkları görülmektedir.
Bu yaşlardaki çoğu kadının regil öncesinde ortaya çıkan ve regil sırasında tekrarlayan kasık ağrılarını görmezden gelerek doktora başvurmadığı görülmektedir.
Ancak regil öncesi sendromu belirtileriyle hastaneye başvuran çoğu genç kadında polikistik over sendromu olduğu da ortaya çıkmaktadır.
Polikistik over sendromu nedeni tam olarak belirlenemeyen ancak genellikle metabolik nedenlerle yani insülin direnci, obezite, diabet, nörolojik-psikolojik hastalıklar, jinekolojik
durum veya kanserler, kardiyovasküler hastalıklarla ortaya çıkan bir hastalıktır.
Kasıklara yerleşen 2-8 mm uzunluğundaki en az 6 veya 8 kistin ultrason ile tespit edilmesi üzerine tanısı koyulabilmektedir.
Bu durum regil döneminde düzensizlikler, regil öncesi ve regil sırasında dayanılmaz kasık ağrılarına yol açabilmekte ve kadınlar basit bir regil sancısı gibi görerek doktora gitmekten kaçındığı için
birçok genç kadın bu hastalıklar yüzünden regil döneminde yaşadıkları zorlukları yaşam biçimi olarak benimseme durumunda kalmaktadır.
20'li yaşlar kadınların yumurtlama dönemlerinin en sağlıklı olduğu zamanlar olarak bilindiği için anne olmak için de en ideal yaşlar olduğu söylenir.
Ancak regil döneminde ağrı, gerginlik, öfke, halsizlik ve benzeri regil öncesi sendromu belirtileriyle hastaneye başvuran kadınların birçoğunda çeşitli jinekolojik hastalıkların ortaya
çıkma riskinin yüksek olduğu görülebilir.
Regil döneminde yaşadığı sorunlar nedeniyle çocuk sahibi olamadığını belirten kadınların yanında ileriki yaşlarında da çocuk sahibi olabileceğini düşündüğü için doğum kontrol apı kullanan kadınlar da mevcuttur.
Çocuk sahibi olmamak için doğum kontrol apı kullanan kadınlar bir müddet sonra regil döngülerindeki düzenin bozulmasına neden oldukları için hiç menstruasyon görmeme riskiyle karşı karşıya kalabilmektedir.
Bunun yanında kadınların adete dair kültürel tabuları içerisinde adetken cinsel ilişkiye girilemeyeceği yaygın bir görüştür.
20'li yaşlardaki birçok kadın menstruasyon döneminde cinsel ilişkiye girmeyi hijyenik bulmadıkları ve gaz sancısı çektikleri için cinsel ilişki sırasında rahat edemeyecekleri şeklinde görüş bildirmektedirler.
Kimisinin ise adetin yoğun günlerinde cinsel ilişki yaşamaktan kaçındığı veya adetken cinsel ilişkiye girmekten çekinse de bunu deneyimlediği görülmektedir.
30'lu yaşlarda regil dönemi nasıl değişir?
30'lu yaşlarda kötü huylu miyomların ortaya çıkmasıyla birlikte regil ağrılarında ve kasık kramplarında şiddetlenme görülebilmektedir.
Özellikle metabolizmanın yavaşlamasıyla birlikte bu şiddetli ağrılara bir de regil düzensizlikleri eşlik etmektedir.
Uzmanlar bu dönemde görülen regil düzenindeki değişimlerin anne olmak ve emzirmek ile de ilişkili olduğunu söylemektedir.
Hamilelik döneminde menstruasyonun kesilmesi veya düzensiz kanamalar görülmesi, kadınların bu dönemde yaşadıkları psikolojik ve fizyolojik değişimlerden daha fazla şikayet ettiklerini ortaya koyan niteliktedir.
Bazı kadınlar hamilelik ve emzirme dönemleri sona erdiği zaman bir anda başlayan regil döngülerinin daha önceki regil döngülerinden daha farklı seyrettiğini söylemektedir.
Özellikle yaşadıkları belirtilerin premenopoz belirtileriyle benzer olduğunu bildiren kadınların 35 yaşından sonra bu deneyimi daha sık yaşadıkları görülmektedir.
Premenopozal dönemde kadınların şiddetli kasık krampları, kilo değişimi, uyku problemleri, cilt sorunları, fizyolojik değişimler, yoğun halsizlik, vücutta atılamayan ödem yani su
tutulumu ve depresyon, bir anda veya hiç kan gelmemesi ve metabolik sorunlar yaşadıkları bilinmekte ve 30'lu yaşlarda özellikle anne olan kadınların bu dönemi daha yoğun deneyimledikleri
bilinmektedir. 40'lu yaşlarda regil dönemi nasıl değişir?
Kırklı yaşların başlangıcında kadınların regil döneminde görülen değişimler çoğunlukla menopoz öncesi sendromu üzerinden anlam kazanmaktadır.
Kadınlar premenopoz döneminde çoğunlukla vajinel kuruluk, cilt derisinde kuruluk, depresif ruh halleri, sinir sistemi sorunları, metabolizmada görülen ani değişimler, eklem
ağrıları, halsizlik, ödem, aşırı terleme, uyku problemleri, kilo alımı, saç incelmesi ve bedensel bir takım değişimleri deneyimlediklerini bildirmektedir.
Menopoza girme yaşı tıbbi olarak 47-50 arasında tanımlansa da, 40'lı yaşlardaki birçok kadın erken menopoz deneyimi yaşamaktadır.
Bu durum, vajinal kanamada ani değişimlere yol açmakta, bazen hiç kanama görülmezken bazen yoğun ve tortulu bir kanama dönemi görülebilmektedir.
Böylelikle birçok kadın erken menopoz belirtilerini günlük yaşamlarındaki aktivitelerini gerçekleştirmelerine karşı bir tehdit olarak algılamaktadır.
Tıp uzmanlarının ifadelerine göre bu belirtileri gösteren kadınların doğurganlığa dair endişeli olduklarını bildirdikleri görülmektedir.
Ancak tamamen menopoza gelene kadar yumurtlamanın devam ettiği tıbbi olarak doğrulanmaktadır.
Buna ilaveten uzmanların kadınlara menopoz öncesi dönemi daha sakin atlatmaları için egzersiz, spor ve dengeli beslenme gibi çeşitli sağlıklı yaşam önerileri sunduğu bilinmekte ve ayrıca
gerekli durumlarda uzman yardım almaktan çekinmemeleri gerektiğini söyledikleri görülmektedir.
Menopoz hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak da kadınların menopoz dönemine girme süreçlerini daha sakin atlatmalarına yardımcı olabilir.
Sonuç Kadın bedenine ait fizyolojik bir döngü olan regil, 20'li, 30'lu ve 40'lu yaşlardaki kadınlarda çeşitli değişkenler hesaba katılmadığı takdirde ortalama bir haftalık
bir süreç üzerinden deneyimlenmektedir.
Rahmin iç tabakasındaki duvarın dökülmesiyle yumurtlama meydana gelir ve bu menstruasyonun sağlıklı bir şekilde gerçekleştiğini gösterir.
Kadınların regil dönemlerinde yaşanan ortaklıklar ve farklılıklar, yaş, sosyoekonomik durum, kültürel yapı, sosyal hareketlilik, beslenme düzeni, psikolojik yapı ve çocuk doğurma gibi
farklı bağlamlar da hesaba katılarak değerlendirilebilmektedir.
Menstruasyonun düzenli olup olmadığı veya premenstrual sendrom, premenopoz ve polikistik over sendromu gibi faktörlerin regil döneminin deneyimlenmesinde etkili olup olmadığı, kadınların bu deneyimlerini
anlamak açısından dikkat edilmesi gereken faktörlerdir.
En nihayetinde kadınların 20'li, 30'lu ve 40'lu yaşlarında regil dönemlerinin nasıl değiştiğini anlamak için regil döneminde farklı deneyimler yaşadığına dair herhangi bir şikayet ile sağlık hizmetlerine
başvuran her kadını bireysel olarak biyolojik yapı, psikolojik etkenler, kültürel kodlar, sosyoekonomik durum ve fizyolojik yapı üzerinden değerlendirmek gerektiği söylenebilir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
