Kültürel Evrim, Kültürel Çekiciler ve Memler: Mem ve Memetik Nedir? "Mem" Sözcüğünün Kökeni Nedir?
8 Ocak 2021 · 15 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
İkinci yazar Kubilay Meşe.
Seslendiren Devrim Açıkalın.
İnternetin her eve, her cebe girmesiyle birlikte çok sayıda yepyeni deyim, sözcük, kültür parçası, fikir, dans, müzik, video ve benzeri ürün toplumu adeta
bombardıman altında tutmaktadır.
Günümüzde yeni meşhur olan şeylerin neredeyse tamamı internet sayesinde meşhur olabilmektedir.
Harlem Shake dansı, Frozen şarkı coverları, Gangnam Style, Buzkovası Mücadelesi, film kesitlerinin üzerine komik laflar yazarak paylaşılan fotoğraflar ve daha nicesi.
Bunların tümü birbirinden çok farklı alanlarda meşhur olsalar da tek bir ortak noktaları bulunmaktadır.
Onları internet popüler yapmıştır.
Bunların bir kısmı toplumda kendine yer edinip haftalarca, aylarca hatta bazen yıllarca varlığını sürdürür.
Diğer bazıları ise kısa bir sürede birkaç günde sönüp yok olur.
Şubat 2015'in sonunda bir iki günlüğüne dünya çapını meşhur olup yok alan mavi-siyah elbise bunun örneklerinden biridir.
Bunların bir diğer ortak özelliği ise hepsinin birer mem olmasıdır.
İyi ama mem nedir?
1976 yılında İngiliz evrimsel biyolog Richard Dawkins, Bencilgen isimli kitabında bir fikirleri sürmüştür.
Ya fikirler de tıpkı organizmalar gibi çoğalıp, mutasyon yoluyla farklılaşıp evrimsel bir süreçten geçiyorsa?
Tıpkı organizmaların bulundukları yaşam alanlarına adapte olmaları ve o çevreyle birlikte evrimleşmeleri gibi ya fikirler de içerisinde bulundukları toplumda ayakta kalmaya çalışıyor ve onlarla birlikte evrimleşiyorsa?
Mem kelimesinin mucidi Richard Dawkins olsa bile memetik yani mem bilimi oldukça eskilere 1844 yılında Max Turner'ın Ego ve Kendisi isimli kitabına kadar gider.
Burada da benzer kavramların kültürlerde bulunduğu ve bireyler arasında aktarılıp geliştiği ileri sürülür.
Stirner örnek olarak milliyetçiliği ve dini verir.
Bunlar memlerin en güzel örnekleri olarak günümüzde de karşımıza çıkarlar.
Geçmiş bir zamanda belirli toplumlarda, belirli etkiler altında yaratılan bu inanç, düşünce ve davranışlar günümüze kadar aktarılmış ve günümüze kadar evrimleşmiştir.
Bu sebeple insanlık tarihinde yüz milyonlarca farklı din ve tanrı bir o kadar farklı siyasi görüş ve benzeri bulunmaktadır.
Bunlar ebeveynden yavruya, kulaktan kulağa aktarılan bilgi türleridir ve her yeni nesilde tıpkı genler ve bireyler gibi evrimleşmekte, örneğin antik Yunan tanrıları gibi başarısız olanlar seçilim
etkisi altında elenmekte, tanrı, kapitalizm, Sosyalizm ve benzeri gibi en güçlü olanlar ve dönem insanlarının ihtiyaçlarına en çok cevap veren düşünüşler ise varlığını sürdürmektedir.
Konuyla ilgili pek çok benzer düşünce farklı bilim adamlarınca ileri sürülmüştür.
Tek tek her birini izah etmeye gerek yok.
Ancak başlıcaları Richard Salmon, Luigi Luca Cavalli Sforza, Marcus Feldman, Malcolm Gladwell, Aaron Lynch, Daniel Dennett, Richard Brody ve Richard Dawkins gibi bilim
insanlarıdır. Dawkins zamanına kadar geliştirilen bu konsept, Dawkins tarafından zirveye çıkarılmış ve tekrar meşhur edilmiştir.
Kültürümüzü ve toplumumuzu bir düşünün.
Gerçekten de her türlü fikir, birilerinin beyninde doğduktan sonra toplumu yayılır, yani çoğalır.
Bu yayılma sırasında ufak tefek değişimlere uğrar, yani mutasyonlar meydana gelir.
Bu mutant fikirlerden bazıları, kendisine oluşturan öncül fikirlerden daha da başarılıdır.
Bu başarı toplum içerisinde kendine yer etme ve sürerliliği sağlama çerçevesinde değerlendirilir.
Daha çok yer edinenler daha başarılıdır.
Daha başarılı fikirler toplumda daha uzun varlığını sürdürür.
Toplumda daha uzun varlığını sürdüren fikirler daha fazla yayılma imkanı bulur ve kendilerinin kopyalarını üretir.
Bu sırada mutasyonlar meydana gelir.
Fikir her seferinde birazcık farklılaşır, topluma en uyumlular hayatta kalır, tekrar ürerler, ve bu sürekli böyle devam eder.
Bu adeta kültürün evrimidir.
Bu kültürel evrimdir.
Dawkins'in araştırmaları büyük oranda genetik odaklıdır.
İddiasının temelinde yaşamın tamamının özünün üremeye dayalı olduğu fikre yatar.
Yaşam birimleri olan genler ne pahasına olursa olsun üremeyi ve çoğalmayı hedeflerler.
Bunu bilinçsiz olarak yaparlar ancak yine de yaparlar.
Ona ve bazı diğer bilim insanlarına göre organizmalar örneğin biz insanlar, genlerin kendilerini kopyalayabilmek için kullandıkları araçlardır.
Tıpkı çeşitli arazilerde hayatta kalabilmek için farklı tür araçlara ihtiyacımız olması, örneğin denizde gemiler, arazide ATV'ler gibi genler de evrimsel süreçte farklı çevrelerde hayatta kalabilmek
için sürekli seçilim baskısı altında kalmış, en uyumlular seçilmiş, bu uyumluların özelliklerinden ötürü canlılar da kademeli olarak ve sürekli değişmiştir.
Bu, evrim teorisi dahilindeki bencil gen teori isimli bir alandır.
Fikirlerin de benzer bir şekilde konaklarını, o fikri barındıranları yönetmesi, onlarla birlikte değişmesi, beyinden beyine sıçraması bu bakımdan genlerin yaptığına büyük oranda benzemektedir.
İşte bu hayatta kalma mücadelesi veren fikirler ve genel olarak şeyler, gen değil de mem olarak isimlendirilir.
Bu, kültürün evriminin ilk defa bu kadar kapsamlı ve net olarak evrimsel temelde tanımlanmış halidir.
Memler genlerin aksine hayatta kalmak için kimyasal bir ortama ihtiyaç duymazlar.
Basitçe birilerinin beyninde doğarlar, sonrasında bir bireyden diğerine iletişim araçlarını kullanarak sıçrarlar, yayılırlar ve değişmeye başlarlar.
Bu sırada dikkat çekmek için mücadele ederler.
Bu mücadele illa bayat bir mücadele olmak zorunda değildir.
Örneğin belli bir sanatçının popüler olmak için zorlama bir klip çekmesi gibi.
Yeni bir tasarım, örneğin Tesla Motors'un ürettiği tam elektrikli araçlar.
Yeni bir fikir, SpaceX'in tekrar tekrar kullanılabilir şekilde bizi uzaya çıkarabilecek roketler inşa etme hayali ve hatta örneğin evrim teorisi gibi bilimsel teorilerin var olmak için verdikleri
mücadele de bunun örneğidir.
Fikirlerin bazıları diğerlerine göre daha başarılıdır.
Bu kıyaslamayı her zaman yapmak kolay olmayabilir.
Örneğin bir futbol takımıyla ilgili bir fikirle Bir kimya teorisini birbirine başarı açısından kıyaslayamayabilirsiniz.
Ancak bu biyolojide de böyledir.
Bir çitanın başarısıyla deniz anasının başarısını doğrudan kıyaslamak mümkün değildir.
Bu nedenle evrimsel biyologlar hayatta kalarak bugüne kadar ulaşabilmiş her türü hemen hemen eşit miktarda başarılı türler olarak görürler.
Memler de böyledir.
Bazı fikirler gerek içlerinde taşıdıkları doğruluk miktarı, gerek bulaşıcılık miktarı, gerekse de özel durumlara uyum sağlayabilme becerileri sayesinde toplumda diğerlerine göre daha fazla tutunurlar.
Dikkat edilmesi gereken şey doğru bilginin başarılı bilgi olmak zorunda olmayışıdır.
Hatta çoğu kez yalanlar doğrulara göre toplumlarda daha fazla yer edinirler.
Çünkü genellikle yalanlar insanların duymak istedikleri şeylerden oluşurlar.
Bu da Yalan temelli fikirlerin daha adaptif ve güçlü olmasını sağlar.
Onların evrimsel başarısı budur.
İşte Dawkins tüm bunları ve çok daha fazlasını anlatmak için bir sözcüye ihtiyaç duyuyordu.
Öncelikle mimime sözcüğünü kullanmayı düşündü.
Bu Yunanca'da çoğalmış, üremiş olan şey anlamına gelir.
Kitabında şöyle yazıyor.
Umarım benim klasikçi arkadaşlarım bu sözcüğü kısalttığım için beni affedebilirler.
Ben mimime yerine mem diyorum.
Eğer bir teselli aranıyorsa bu yeni sözcüğün Fransızca'da hafıza anlamına gelen meme ile benzer olduğu düşünülebilir.
Bu kısaltmanın nedeni tek heceli bir sözcüğün hem akılda kalıcılık hem de gen sözcüğüne benzemesinden ötürü daha uyumlu olacağını düşünmesiydi.
Bir nevi bu sözcüğün türeyişi bile kültürel memetik evrimin bir ürünü olarak doğdu.
Daha yüksek akılda kalıcılık ve daha kolay yayılma potansiyeli.
Elbette Dawkins mem kavramını ve memetik evrimin detaylarını ileri sürerken sadece günümüzde internet üzerinden yayılan komik fotoğrafları kastetmiyordu.
Ancak bu fotoğraflar kullanışlı olmaları, internet akımlarının önemli bir parçası olmaları ve insanlar tarafından beğenilmeleri bakımından memlerin harika örneklerindendir.
Her ne kadar memetik evrime karşı çıkan birçok bilim insanı olduysa da, Toplumun ve kültürün modern evrimi bakımından birçok noktayı açıklayıcı ve aydınlatıcı bir özellikte olma potansiyeline sahip olduğu aşikardır.
Bir bilim olarak memetik, 1990'larda doğmuştur ve memleri evrimsel modeller dahilinde incelemeye hedefler.
Günümüzde neurogörüntüleme teknikleri sayesinde konuyla ilgili deneysel araştırmalar yapmak mümkün olabilmektedir.
Bu sebeple yavaş yavaş yerleşmekte olan ancak hâlâ resmi bir bilim dalı olmaktan uzak bir alandır.
Bu sebeple Türkiye'de de bu alanda henüz somut bir çalışma yürütülmemektedir ve hiçbir üniversitede eğitimi verilmemektedir.
Zira konu henüz ders kitaplarında da yer almamaktadır.
Memetik Dergisi isimli bir bilimsel makale dergisi 1997-2005 yılları arasında elektronik olarak yayınlanmıştır.
Ancak daha sonra dergiyi çıkaranların el değiştirmesiyle yayın hayatı sona ermiştir.
Günümüzde konunun terminolojisi ve kapsamı geliştirilmekte ve bazı üniversitelerde konuyla ilgili araştırmalar yürütülmektedir.
Konu bilimsel olarak oldukça sağlam görünmektedir ve kısa bir süre sonra gerçek ve resmi bir bilim dalı olarak bilim dünyasına yer alacağı şüphesize yakındır.
Elbette ki Mehmeti'nin de pek çok eleştiricisi ve karşıtı vardır.
Örneğin Luis Benitez Bribeyesca isimli bir bilim insanı, memleri ve Mehmeti'yi sahte bilimsel dogma, pseudoscientific dogma olarak tanımlamakta ve evrimsel biyolojinin diğer bilimlerle karıştırılmaya
çalışıldığını ileri sürmektedir.
Mary Midgley isimli bir diğer bilim insanı ise toplumun bu şekilde tekili ve sınırlı kavramlarla genellenemeyeceğini ve gözlemlenemeyeceğini ileri sürmektedir.
Diğer bir karşıtlık sebebi ise memlerin doğrudan düşünce demek olduğunu iddia etmesi ve bizim üzerimizde bir düşünceden farklı olarak ne tip etkileri olduğunun bilinmediğini, memlerin kendisinin de bir mem olduğunu ve bu sebeple de kendi
kuyruğunu ısıran bir yılan gibi bizi çıkmaza soktuğunu düşünmesidir.
Kısacası bu bilim dalının hala alması gereken belli bir yol vardır.
Ancak bazı kavramları oldukça iyi açıklaması sebebiyle gitgide güçlendiği de bir gerçektir.
Ne var ki bilim, karşılıklı fikirlerin sürekli çatıştığı ve hep daha iyi fikirlerin bu sayede geliştiği, diyalektik bir bilgi türü olduğundan memlerin hayatımızda yer bulup bulmayacağı, gelecekte daha net bir şekilde ortaya, yine bilim
insanları ve onların özverili çabaları sayesinde konulacaktır.
Bir bilim felsefecisi olan İmre Lakatoş, bilimin en küçük yapı dışının araştırma programları olduğunu söylemiştir.
Araştırma programlarının da üç bileşeni vardır.
Katı çekirdek, hardcore, Koruyucu kuşak Positive ve negatif problem çözme teknikleri Katı çekirdek,
araştırma programlarındaki temel yasa ve ilkelere verilen isimdir.
Memetik için insanın evrimsel açıdan incelenebileceği görüşü katı çekirdeğinin bir elemanıdır.
Koruyucu kuşak, yardımcı hipotezler veya katı çekirdekten olgusal sonuçlar çıkarmak için gerekli hipotezlere verilen isimdir.
Memetik alanın içerisinde yapılan neredeyse tüm araştırmalar buraya girer.
Koruyucu kuşak, katı çekirdeği koruyan bölümdür, onu güçlendirir ve temellendirir.
Pozitif ve negatif problem çözme teknikleri ise araştırma programlarının anlatılması daha zor olan bölümüdür.
Negatif problem çözme teknikleri için kısaca, bir araştırma programında sonuç ne olursa olsun değişmemesi gereken bölümleri belirleyen teknikler denebilir.
ve bağlam dışına çıkmamaktır.
Pozitif problem çözme teknikleri ise, araştırma programındaki koruyucu kuşağın ad hoc olmayacak şekilde değiştirilebileceğini söyler.
Ad hoc, basit tabiriyle zorlama varsayım veya amaca mahsus varsayım demektir.
Bir hipotezin ad hoc olmaması şu anlama gelir.
Eğer katı çekirdeğe koruyucu kuşak hipotezler ekleyerek ortaya çıkardığımız model yanlış bir öndeğide bulunduysa, Koruyucu kuşak hipotezlerinde yaptığımız değişiklik sonucu elde edilen yeni modelin daha önceki
modelden daha çok yanlışlanabilir olması gerekir.
Mehmeti'ye bir araştırma programı gözüyle baktığımızda onu bir safsata veya militança kabul edilen mutlak doğruya ulaşmış bir dal olarak görmeyiz, göremeyiz.
O bir araştırma programıdır ve bilim dalı olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor.
Sadece kuruluşunun kısa süre önce olmasından dolayı henüz göze çarpar bir durum gözlenemiyor.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
