Kötülüğün Sıradanlığı: Sıradan İnsanlar Neden Gaddarlık Yapıyor?
5 Kasım 2019 · 15 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Eğitim süreci içinde size öğretilen tarih, sanat tarihi ya da bilim tarihi değil, ağırlıklı olarak savaş tarihidir.
İnsanlık tarihi gerçekten de büyük savaşlar ve katliamlarla doludur.
İnsanlığın tuttuğu kayıtların atılım yapması dolayısıyla 20.
yüzyıl içinde yer alan bu korkunç şiddet olaylarına daha detaylı olarak tanıklık etmekteyiz.
Görsel ve işitsel belgeler savaşların ve katliamların sarsıcı dehşetine ilişkin bizlere daha çok bilgi veriyor.
Örneğin Japon yanından kin katliamında 300 binden fazla sivili öldürdüğünü biliyoruz.
Sovyet askerlerinin Doğu Avrupa'da en azından binlerce, potansiyel olaraksa yüz binlerce kadına tecavüz ettiğinden haberdarız.
Amerika Birleşik Devletleri tarafından Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombalarının yüz binlerce insanın ölümüne, daha fazlasının ise sakat kalmasına neden olduğuna tüm dünya şahit oldu.
Hitler savaşı kaybettikten ve faşist nazi ideolojisi çöktükten sonra milyonlarca aklı başında insanın bu denli şiddet dolu bir ideolojiye kapılması ve uyum sağlaması bilim dünyasının ilgisini çekti.
Dolayısıyla buna neden olan faktörler araştırılmaya başlandı.
Bu bağlamda 1951 yılında Solomon Esch insanların bir çizginin ne kadar uzun olduğuna ilişkin değerlendirme yaparken bile diğer insanların yanlışlığı apaçık olan yargılarından etkilendiğini gösterdi.
Eşin uyum deneyi, çıkıntı olmamak adına hizaya girmenin psikolojisi adlı yazımızda okuyabileceğiniz üzere, eşin bulgularına göre insanların yaklaşık dörtte üçü gerçek tüm çıplaklığıyla ortada olsa
bile çoğunluğun yanlış argısına uyum gösterip buna uygun hareket ediyordu.
Adolf Eichmann, Hitler'in emri altındaki üst düzey bir komutandı.
Görevi Yahudilerin toplama ve imha kamplarına nakil işlemlerini organize edip yönetmekti.
Savaş sona erince Eichmann kaçarak ortadan kayboldu.
Ancak 1960 yılında İsrail gizli servisi Mozart tarafından Arjantin'de yakalandı.
Milyonlarca insanın ölümünden ve tarifi zor acılarından sorumlu olan Ahman'ın yargılanması İsrail'de yapıldı.
Dünyanın her tarafından duruşmaları ilgiyle takip eden insanlar mahkeme heyetinin karşısında bir canavar, gözü dönmüş bir cani görmeyi bekliyordu.
Ancak karşılarında sakin ve yumuşak başlı bir adam, hatta sıkıcı bir bürokrat görmeleri şaşkınlığa neden oldu.
Ahman'ın tanıdıkları da onun cana yakın, güler yüzlü ve sevilen bir insan olduğunu söylüyordu.
Ahman'a tüm bunları neden yaptığı sorulduğunda başlıca savunması şuydu.
Çok sayıda insanın yaraldığı, muntazam işleyen bir sistemimiz vardı.
Ve ben o sistemin bir parçasıydım.
Her şeyi nasıl yapılması gerekiyorsa o şekilde yapıyordum.
Ben sadece emirleri uyguluyordum.
Eichmann'ın davasından birkaç ay sonra Philip Zimbardo yaptığı ünlü araştırmada insanların otoriteye ne dereceye kadar itaat edebileceğini şık bir deneysel düzenle gösterdi.
Detaylarını Stanford Hapishane Deneyi, Güç İnsanın Gözünü Nasıl Döndürüyor?
başlıklı makalemizden de okuyabileceğiniz deneyin sonuçlarına göre, insanlar başka insanlara psikolojik acılar çektirmek pahasına otoriteye itaat etmek konusunda kuvvetli bir eğilime sahipti.
Üstelik itaat etmedikleri durumda kendilerine herhangi bir yaptırım uygulanmayacaktı.
Zimbardo defalarca tekrarlanıp benzer sonuçlar veren deneyiyle ilgili daha sonra şöyle yazacaktı.
Sadece işlerini yapmakta olan sıradan insanlar herhangi bir düşmanlık hissetmiyorken bile çok yıkıcı bir sürecin aktörleri olabilirler.
Dahası yaptıkları şeyin yıkıcılığı ayan beyan olduğunda bile aylakın temel standartlarıyla uyumsuz şeyler yapmaları istendiğinde pek az insan kendisinde otoriteye karşı çıkacak gücü bulur.
Zimbardo'nun deneyi ondan 10 yıl kadar önce yapılan ve insanların sadece psikolojik değil, fiziksel açı çektirme pahasına bile otoriteyi takdirini doğrulayan detaylarını Milgram deneyi, otoriteye nasıl boyun
eğiyoruz, başlıklı yazımızdan da okuyabileceğiniz Milgram deneyinin sonuçlarını bir başka açıdan yankılıyor gibiydi.
Sosyal psikolojideki benzer deneyler ve araştırmalar paralel sonuçlar vermektedir.
İnsanların büyük bir kısmı kendi yargısından çok çoğunun yargısına güvenir.
Ahlaki olarak yanlış bulduğu eylemleri bile eğer çoğunluk ya da otorite onaylıyorsa yapar.
Kaldı ki otorite çoğu durumda çoğunluğu temsil eder.
İçinde bulunduğumuz sosyal yapıya ve kültüre uyum sağlama yeteneği insana kendisinin bile inanamayacağı derecede etki eder.
2012 Kanada yapamadığı Act of Killing isimli perkeselde 1965-1966 yıllarında Endonezya'da komünist olarak görülen yaklaşık 1 milyon kişinin sıradan sivil vatandaşlar
tarafından öldürülmesi anlatılır.
Yönetmen Joshua Oppenheimer bu katliamı gerçekleştirip günümüzde halen sağ olan ve yaptıklarından dolayı hala hiç ceza almamış insanlarla görüşür ve öldürme olaylarını anlatmalarını ister.
Özellikle ismi Anwar olan ve yaklaşık bir kişiyi öldürmüş bir adama odaklanır.
Anwar yaptıklarını gülerek, eğlenerek ve gururla anlatır.
İnsanları kan çıkarmadan nasıl öldürdüğüne ilişkin kendi geliştirdiği yöntemleri açıklar.
Belgesel boyunca yönetmen Anvar'ın zihninde katliamın nasıl meşru hale geldiğini ve ne kadar sıradanlaştığını gözümüze sokar.
İzleyiciyi affallatan yaklaşık bin kişiyi öldüren bir insanın ürkütücü sakinliğidir.
Yazımızda Anvar kendi geliştirdiği kansız ölüm yöntemlerinden birisini anlatırken çekilen fotoğrafı görebilirsiniz.
Sosyal psikolojide temel atıp hatası olarak adlandırılan eğilim, insan davranışlarına nedeniyle ilişkin öngörülerde bulunurken içine düştüğümüz yanılgıyla ilgilidir.
Davranışlara ilişkin gerekçelerin iç kaynaklı mı yoksa dış kaynaklı mı olduğu konusunda hatalı yargılarda bulunma eğiliminde oluruz.
Kötü davranışları başkası yapmışsa nedeni genelde yapanın kişiliğine, biz yapmışsak çevresel faktörlere adl ederiz.
Oysa iyi davranışlar sergilemişsek bunu kişiliğimizin bir ürünü olarak görürken başka bir insanın yaptığı iyiliklerin nedeni olarak dış faktörler arama eğiliminde oluruz.
Örneğin çalıştığımız şirkette hızla kariyer yapan bir insanın başarısının nedenini onun yüksek yerlerdeki tanıdıklarına, Kurduğu ilişkileri ya da basitçe şansına bağlarız.
Oysa biz kariyer basamaklarına hızla tırmanıyorsak bunu yeteneklerimize ve çalışkanlığımıza affederiz.
Ya da sınavdan kötü not almışsak bunu hocanın kıt notuna, soruların kalitesizliğini, gözetmenin ayak seslerine bağlarız.
Ancak bir başkası kötü not almışsa bunu doğrudan onun hak ettiğini düşünürüz.
Temel atı fatasının da etkisiyle çoğu insan Aitman'ın davranışlarını onun kötü kişiliğiyle, gaddarlığıyla, sadistik eğilimleriyle açıklamaya çalışır.
Ya da soykırım suçu işleyenlerin gaddar, kötü insanlar olduğu düşünülür.
Aynı şekilde Anvar gibi katillerin davranışlarının nedeni onların sadistik kişiliğiyle ilgili görülür.
Bize göre diğer insanların yaptığı kötülüklerin nedeni onların kötü insanlar olmasıdır.
Bu bakış açısındaki temel sıkıntı bizim o diğer insanlar olmamızdır.
Çoğu insan belirli koşullar altında diğer insanlara haksızlıkta bulunur, kötülük yapar hatta onları öldürür.
Bu tüm insanlar için geçerli olmasa bile insanların ezici bir çoğunu için geçerlidir.
Çevre kirliliğiyle ilgili serzenişte bulunup yere çöp atanlar, yayalara yol vermeyen araçlar, sınavlarda kopya çekenler, diğer insanların çoğu benzer şeyi yaptığı için kendi yaptıklarını haklı ve meşru görürler.
Kadına şiddeti kınayıp sonra kadına vuranlar bunun gerekçesi olarak o kadının kötü davranışlarını ve bunu hak ettiğini sunarlar.
İstediği işe torpille girmeye çalışanlar sistemin böyle olduğunu doğal olarak da kendilerinin buna mecbur olduğunu söylerler.
Sıradan bir insanın birini öldürmesi size daha uçuk bir fikir gibi görünebilir.
Ancak birini vatan, din, ideoloji ve benzeri kabul edilebilir bir gerekçeyle öldürecekseniz bu sizin için ve birçok insan için kahramanlık anlamına gelir.
Yaptığınız hemen hemen her kötülüğü toplumun çoğunluğunda bu kötülük normal olduğu ya da şartlar sizi buna zorladığı için meşru görürsünüz.
Kötülük, sıradan insanın içinde toplum tarafından uyandığılıp meşru kılınmayı bekler.
Tarih boyunca birçok ülkede etnik hazırlıklar ya da farklı ideolojide insanlar toplum ve devlet tarafından göz yumulduğu hatta teşvik edildiği için sıradan insanlar tarafından kaydedilmiştir.
Temel adı fatahsı hepimizin içinde bir ölçüde mevcuttur ve elbette kişiler arası farklar vardır.
Ancak toplumdaki bazı gruplar olayları değerlendirirken bu türden hataları yapmaya daha çok eğilimlidir.
Barnett ve Hills yaptıkları araştırmada erkeklerin tecavüz ile ilgili tutumlarını incelediler.
Muhafazakar bir yapıya sahip erkeklerin tecavüz ile ilgili atıkları daha çok kadınlara yaptıklarını buldular.
Örneğin, kadın da istiyordu, aslında bu tecavüz kapsamına girmez, tahrik vardı gibi ifadeler daha çok muhafazakar erkekler tarafından benimseniyordu.
Benzer bir çalışmada ise erkeklerde dindarlık oranı arttıkça cinsel saldırıda bulunan erkeği daha sorumluluk affettikleri bulundu.
Daha dindar erkekler erkeğin kadına cinsel saldırısıyla ilgili kadını suçlama eğilimindeydi.
Sahr ve Weiner yaptıkları araştırmada fakirliğin genel nedenlerini sorduklarında muhafazakar öğrencilerin bunu daha çok fakir insanların özelliklerine, yani yeteneksizlik ve tembellik gibi, açık fikirli
öğrencilerin ise çevresel şartlara, yani aile geçmişi, çevresel koşullar, sosyal dezavantajlar affettiğini buldular.
Kloigl, Afro-Amerikalıların beyazlardan daha fakir olmasıyla ilgili tutumları inceledi.
Muhafazakar beyazlar bu ırkı daha tembel, daha motivasyonsuz ve daha az zeki olarak gördüğü bulundu.
Arseno ve Stein muhafazakar insanların doğal afet mağdurlarını doğal afetin nedeniyle ilgili daha sorumlu olduğunu buldu.
Ülkemizde de depremin nedenini oluştuğu bölgedeki insanların ahlaksızlığıyla açıklayanlar olduğunu hatırlatalım.
Benzer çalışmalar aynı doğrultuda sonuçlar vermiştir.
Muhafazakar insanlar İşsizler, evsizler, obezler ve ilç hastaları konusunda hep aynı bilişsel yanılgıya düşmektedir.
Bu durumları o insanların yeteneksizliğine, hatalarına ve sorumsuzluklarına bağlamaktadırlar.
Doğal olarak daha dezavantajlı kesimlerden insanlarla bir çatışma baş gösterdiğinde şiddete başvurmakta bir sakınca görmezler.
Çünkü bu insanlar kendi seçimleri ve sorumlulukları sonucu bu duruma düşmüşlerdir.
Görüldüğü gibi muhafazakar insanlar temel atıf hatasına daha fazla düşmektedir.
Benzer bir durumu kendi destekledikleri gruplar yaşadığında da bakış açılarını tamamen değiştirerek ağırlıklı olarak çevresel faktörlere atıfta bulunurlar.
Örneğin Amerikalı askerler Iraklı sivilleri öldürdüğünde bundan askerlerin değil ölen sivillerin, soyu tükenmekte olan vahşi bir hayvan polisler tarafından öldürüldüğünde ise bundan ölen hayvanın sorumlu olduğunu
düşünmektedirler. Daha önceden bahsettiğimiz sosyal uyum ve otoriteye itaat konusunda da benzer bir ayrışma vardır.
Muhafazakarların sosyal baskı karşısında görüşlerini daha çabuk değiştirdikleri ve otoriteye itaat etme konusunda daha eğilimli oldukları da bilinmektedir.
Tüm bu bulguları herhangi bir kitlesel kötülüğe uyalayalım.
Savaş sırasında düşman ülkelerdeki kadınlara tecavüz eden askerler öncelikle çevrelerindeki birçok asker benzer şeyi yaptığı için bunu zihinlerinde normalleştirirler.
Tecavüzün nedeni olarak da bu kadınların tecavüzü hak ettiği gibi bir yaklaşım edinirler.
Kendi davranışlarının sorumlusu olarak da kendilerini değil savaş şartlarını gösterirler.
Tarihte bunun sayısız örneği bireysel ya da toplumsal ölçekte vuku bulmuştur.
Tecavüzcüler tecavüz eyleminden kadını sorumlu tutar ve hak ettiğini söyler.
Egemen bir ulus kendi topraklarında yaşayan bir etnik gruba soykırım uygular ve o grubun bunu hak ettiğini söyler.
Birileri asırlardır komşusu olarak yaşayan bir etnik grubu öldürür, evini barkını yağmalayıp istila eder.
Ve kimse bunu yaptığı için kendini sorumlu görmez.
Öldürmeyi, tecavüzü ve yağmayı meşru kılan inanç türleri ve gelenekler de bu eğilimi besleyerek suçun tanımını değiştirir, kötülüğü sıradanlaştırır.
Davranışı örgütlü inançlardan ve geleneklerden daha çok etkilenen muhafazakar insanlar da yaptıklarını daha meşru, kendilerini daha haklı görürler.
Siyaset bilimci ve filozof Hannah Arendt, Eichmann'ın yargılandığı duruşmalarla ilgili izlenimlerini anlattığı kitabını Kudüs'teki Eichmann, kötülüğün sıradanlığı olarak adlandırmıştır.
Arendt'e göre Ayman korkunç derecede normal bir insandır.
Ona göre kötülük yapan bir insan kendisinin kötülük yaptığını düşünmez.
Sadece belirli bir sistem içinde doğru ve uygun hareket ettiğini düşünür.
Bizim kötü olarak nitelendirdiğimiz insanlar kendilerini kötü olarak görmezler.
Onlara göre asıl mağdur kendileridir.
Bu mağduriyetlerinin nedeni de kendi hayatlarında karşılaşmış oldukları çevresel faktörlerdir.
Kötülüklerini bu şekilde kendi zihinlerinde meşru kılarlar.
Başka insanları mağdur ettiklerinde de bunun sorumlusu olarak ironik bir biçimde bu mağdur insanları görürler.
Katiller katli haklı görür, kurbanı suçlar.
İnsan öldürenler, işkence edenler, tecavüz edenler bu olayların yaygın olduğu durumlarda kendilerinde sorumluluk görmeyen sıradan insanlardır.
Gördüğümüz gibi özellikle belirli gruplar zihinlerinde hemen her şeyi çabucak normalleştirir.
Bu bazen o kadar ileri uçlarda yer alır, insani bakış açısı o kadar körelir ki çoğu durumda soykırım bile haklı ve meşru görülür.
Kitlesel zulüm tek tek bireylerdeki konforlu sıradanlığın doğurduğu anonimlik ile ortaya çıkar.
Sorgusuz uyuma dayalı iddiaat gaddarlığı doğurur.
Gaddarca suçlar işleyenler sadece gaddar insanlar değildir.
Ayman sıradan bir memurdur.
Anvar sıradan bir komşunuzdur.
Çünkü kötülük sıradandır.
Seslendiren Ekin Baran Sunar Bu içerik Evrim Ağacı'nda yayınlanmıştır.
Evrimağacı.org üzerinden daha fazla bilimsel içeriğe ulaşabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
