Komplo Teorilerine İnanan İnsanların Fikirlerini Nasıl Değiştirebiliriz?
28 Eylül 2019 · 17 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
İzlediğiniz için teşekkürler.
Fatih Birinci Editör Şule Ölez Trende otururken bir grup Amerikan futbolu fanatiği içeri dalıyor.
Belli ki tuttukları takımın kazandığı maçtan yeni çıkmışlar.
Çevremdeki koltuklara oturuyorlar.
İçlerinden birisi kenara atılmış bir gazeteyi alıyor, Donald Trump tarafından yayılan alternatif gerçeklerin en son çıkanını okurken alaycı bir şekilde gülüyor.
Diğerleri de kısa süre içinde ABD Başkanı'nın komplo teorisi hevesiyle ilgili kendi fikirlerini sunarak konuya giriyorlar.
Sohbet kısa süre içinde diğer komplolara doğru yön değiştiriyor.
Ve ben de grubun Flat Earthers, yani düz dünyacılar, dünyanın düz olduğu fikrini savunanlar, kimyasal iz memleri, yani yüksek irtifadaki uçakların arkalarında bıraktığı kimyasal izin ruhsal bozukluklara,
iklim değişikliklerine ve benzeri yol açması şeklindeki memler ve Gwyneth Paltrow'un son fikri, vajinayı bir tür karışımlı buhara maruz bırakmanın çok sağlıklı olduğu fikri hakkındaki acımasız alaylarına seve seve kulak misafir
oluyorum. Daha sonra sohbette kısa bir sessizlik anı olunca içlerinden birisi bunu kendi fikriyle dolduruyor.
Bu tür şeyler safsatı olabilir ancak sakın bana genel kabul gören her şeye güvenebileceğinizi de söylemeyin.
Örneğin insanın aya ayak basması açıkçası bir mizasen kurgulanmış ki çok ustaca da değil.
Geçen gün ilgili fotoğraflarda hiç yıldız bile görünmediğine değinen bir blog okudum.
Beni affallatacak biçimde grup da aya inme kandırmacasına dair kanıtlarıyla bu fikri destekliyor.
Fotoğraflardaki tutarsız gölgeler, atmosferi olmayan ayda dalkalanan bir bayrak, kamerayı tutacak kimse yokken Neil Armstrong'un ay yüzeyinde yürürken filme nasıl çekildiği.
Bir dakika önce bu insanlar kanıtları değerlendirme ve mantıksal çıkarımlar yapma kapasitesine sahip mantıklı insanlara benziyorlardı.
Ancak şu anda işin gidişatı ipe sapa gelmez bir rotaya girmişti.
Ben de derin bir nefes alarak konuya dahil oldum ve şunu söyledim.
Aslında bunların hepsi kolaylıkla açıklanabilir.
Bir yabancının kendi konuşmalarına davetsizce dahil olduğunu görmekten şaşkın bana döndüler.
Azimle devam ettim.
Onlara bir yığın gerçek mantıksal açıklamalar boca ettim.
Bayrak rüzgarda dalgalanmadı.
Sadece bazaldrin onu yerleştirirken hareket etti.
Fotoğraflar ayın gündüz vaktinde çekildi.
Haliyle gündüz yıldız göremezsiniz.
Tuhaf gölgelerin nedeni fotoğraflarda oran bozulmalarına neden olan çok geniş açılı lensler.
Ve hiç kimse Neil merdivenden inerken onun videosunu çekmedi.
O meşhur adımını atarken ay modülünün dışında bir kamera yerleştirilmiş durumdaydı.
Eğer bu da yeterli değilse en son ikna edici kanıt da ay keşif yörünge aracından çekilmiş ve indikleri bölgedeki yüzeyde dolaşmış olan astronotların ayak izlerinin açıkça görülebildiği fotoğraflar.
İşi bitirdim diye düşündüm.
Buna karşın dinleyicilerim hiç de ikna olmuşa benzemiyorlardı.
Bana döndüler daha da fazla zırvalar ürettiler.
Bizansen'i Stanley Kubrick filme almıştı, teknik ekibin çekirdek kadrosu gizemli şekillerde ölmüşlerdi vs.
vs. Tren bir istasyona gelince durdu.
Benim ineceğim istasyon değildi ancak yine de bunu durumdan kurtulmak için fırsat bildim.
Metrodan perona inerken bir yandan aradaki boşluğa düşmemeye çalışırken bir yandan da mahcup bir biçimde sunduğum gerçeklerin onların fikrini değiştirmekte bu kadar başarısız olmasının nedenini düşündüm.
Basit yanıt, gerçeklerin ve mantıksal argümanların insanların inançlarını değiştirmekte pek de iyi olmadıklarıdır.
Çünkü bizim rasyonel beyinlerimiz yeterince evrimleşmemiş evrimsel bağlantılarla donatılmıştır.
Komplo teorilerinin düzenli olarak ortaya çıkmasının nedenlerinden biri, dünyaya kendi yapılarımızı oturtma arzumuz ve çok gelişmiş örüntü tanıma yeteneğimizdir.
Gerçekten de yeni bir çalışma insanların yapılandırmaya karşı duyduğu ihtiyaç ve komplo teorilerine inanma ilmi arasında korelasyon olduğunu göstermiştir.
Örneğin şu diziye el alalım.
00110010010011 Bir örüntü görebiliyor musunuz?
Büyük ihtimalle evet.
Yalnız değilsiniz. Çok daha özenli bir çalışmayı yineleyen hızlı bir Twitter anketinin sonucuna göre insanların %56'sı da sizinle aynı fikirde.
Oysa bu sıralamayı yazı turu atarak oluşturdum.
Biz Evrim Ağacı olarak hem bu yazıdakini hem de rastgele dizi üreticisinden üretilmiş bir diğer örneği de kendi Twitter'ımızdan denedik.
Şimdi Mark Borch'un ve bizim Twitter'da yaptığımız ankete bir bakalım.
Mark Borch Twitter'ında şöyle bir anket paylaşıyor.
''Hey Twitter dünyası, yardımına ihtiyacım var.
Burada bir örüntü görebiliyor musun?'' diye soruyor ve hemen altına da yukarıda belirttiğimiz diziyi veriyor.
Anket sonuçları ise şöyle.
%56 evet, %44 hayır.
Evrim ağacı olarak biz de şöyle bir anket yaptık.
Bir yazımız için yardımınıza ihtiyacımız var.
Aşağıdaki dizide bir örüntü görebiliyor musunuz?
10-01-00-01-11-01-11-10 Anketin sonucu ise şöyle.
%39 evet, %61 hayır.
Ve hemen ardından başka bir anket yaptık.
İşte bir örnek daha.
Peki ya bunda? Ve altına şu diziyi verdik.
0011 0010 1001 0011 Bunun sonuçları ise %59 evet, %41 hayır.
Görünüşe göre bir yapı görme ihtiyacımız ve örüntü tanıma yeteneğimiz örüntü tespit etmemize yol açacak şekilde fazla aktif olabiliyor.
Yıldızların konumundan yola çıkarak kişiliğimizin değişebileceğini iddia etmek, köpeklere benzeyen bulutlar ve otizme yol açan aşılar gibi örüntüler.
Örüntü görme yeteneğimiz muhtemelen atalarımızın hayatta kalabilmesi için faydalı bir özellikti.
Nihayetinde aslında mevcut olmayan vahşi bir avcıya ilişkin işaretler algılamamız, mevcut büyük bir vahşi kediye algılamamamızdan iyidir.
Ancak bu eğilimimizi alıp da bilgi zengini dünyamıza uyguladığımızda, sağda solda aslında var olmayan neden ve sonuç ilişkileri görmemiz, komplo teorileri gibi bir sonuca da yol açıyor.
Toplumsal baskı Komplo teorilerine inanmaya çok hevesli olmamızın bir başka nedeni de bizim sosyal hayvanlar olmamız ve evrimsel açıdan bakıldığında toplumdaki statümüzün doğru olmaktan çok daha önemli olmasıdır.
Dolayısıyla sürekli olarak eylemlerimizi ve inançlarımızı dahil olduğumuz grup ile karşılaştırır ve uyum sağlamak için modifiye ederiz.
Bunun da anlamı eğer sosyal grubumuz bir şeye inanıyorsa, sürüyü takip etme olasılığımızın daha yüksek olmasıdır.
Davranış üzerinde bu türden bir sosyal etki 1961 yılında ABD'li sosyal psikolog Stanley Milgram ki kendisi otorite figürlerine itaat etme çalışmalarıyla tanınır ve arkadaşları tarafından şehir
sokaklarının köşelerinde yapılan bir deney ile şık bir şekilde gösterilmiştir.
Bu deney sizin de bir benzerini yapabileceğiniz kadar basit ve eğlencelidir.
Sadece kalabalık bir sokağın köşesinde durup gökyüzüne 60 saniye boyunca bakın.
Büyük ihtimalle sadece birkaç insan durup sizin neye baktığınızı kontrol edecektir.
Milgram'ın bulgularına göre oradan geçenlerin %4 kadarı.
Şimdi bu gözleminizde size katılması için yanınıza birkaç arkadaş alın.
Grup sayınız büyüdükçe giderek daha fazla sayıda yabancı sizinle birlikte durup yukarıya bakacaktır.
Grup sayısı 15'e ulaştığında oradan geçenlerin %40'ı durup boyunlarını sizin gibi yukarı uzatacaktır.
Büyük ihtimalle aynı etkiyi pazarlarda sizde etrafında kalabalık olan tezgaha doğru gitme eğilimini hissederek bizzat yaşadınız.
Bu ilke aynı bu derecede güçlü olarak fikirler içinde geçerlidir.
Belirli bir bilgiye daha fazla sayıda insan inandıkça bizim de bunu doğru olarak kabul etme eğilimimiz artar.
Bu şekilde eğer kendi sosyal grubumuz vasıtasıyla belirli bir fikre aşırı maruz kalırsak bu fikir bizim dünya görüşümüz içine yerleşir.
Kısaca sosyal ispat tamamen kanıt temelli ispattan çok daha etkili bir ikna tekniğidir.
Bu da annelerin %80'i böyle düşünüyor şeklindeki ispatın neden reklamcılıkta bu kadar popüler olduğunu açıklar.
Sosyal ispat, kanıtı umursamamamıza yol açan çok sayıda mantık safsatasından sadece bir tanesidir.
Her zaman mevcut olan ilgili başka bir şeyle insanların kendi bakış açılarını destekleyen verileri arayıp bunları destekleyen verilere inanmalarını, desteklemeyenleri ise görmezden gelmelerini sağlayan doğrulama yanlılığıdır.
Hepimiz bundan muzdaribiz.
Yakın zamanda radyoda duyduğunuz ya da televizyonda izlediğiniz bir tartışma programını düşünün.
Bakış açınıza zıt düşen bir argümanı kendinizinkiyle uyumlu olana göre ne kadar ikna edici buldunuz?
Muhtemelen tarafların mantıksallığını bir yana bırakarak size zıt gelen argümanları tamamen görmezden gelip uyumlu gelenleri takdir ettiniz.
Doğrulama yanlılığı aynı zamanda hali hazırda bizim bakış açımızla uyumlu olan kaynaklardan ve muhtemelen ait olduğumuz sosyal gruptan gelen bilgiyi seçme eğilimi olarak da kendini gösterir.
Bu yüzden politik görüşleriniz sizi muhtemelen tercih ettiğiniz haber kaynaklarına zorunlu kılar.
Elbette ki doğrulama yanlılığı gibi mantık safsatalarını tespit edip bunları saf dışı bırakmaya çalışan bir inanç sistemi vardır.
Bilim, gözlemlerin tekrarı yoluyla vakaları veriye çevirerek doğrulama yanlılığını azaltıp kanıtla güncellenebilen teorileri kabul etmektedir.
Bu da demektir ki temel kabullerini bile düzeltmeye hazırdır.
Buna karşın doğrulama yanlılığının laneti hepimizin içine işlemiştir.
Fizikçi Richard Feynman, bilimin en özenli işlediği alanlardan biri olan parçacık fiziğinde bu eğilimin nasıl ortaya çıktığını şöyle tanımlamıştır.
Millikan, yere düşen yağ damlalarını kullanarak yaptığı bir deneyde elektronların yükünü ölçerek şu anda doğru olmadığını bildiğimiz bir sonuca ulaştı.
Değerler normalden biraz satmıştı çünkü havanın akışkanlığı için yanlış değere sahipti.
Millikan'dan sonra elektron yükünün ölçümlerine ilişkin tarihçeye bakmak enteresandır.
Eğer bunları zamanın bir fonksiyonu olarak bir grafiğe yerleştirecek olsaydınız, bir değerin Millikan'ınkinden biraz daha büyük olduğunu, Bir diğerinin bu değerden de biraz daha büyük olduğunu, bir başkasının ise ondan da
biraz daha büyük olduğunu görürdünüz.
Ta ki hepsi gelip de Milliken'inkinden daha yüksek bir değere sabitlenene kadar.
Peki neden daha en başta yeni değerin daha yüksek olduğunu keşfetmemişlerdi?
Bu olayın tarihçesi bilimcilerin utandığı bir şeydir.
Çünkü insanların şöyle bir şeye yaptığı barizdir.
Milliken'inkinden çok daha yüksek bir değere ulaştıklarında bir şeylerin yanlış gittiğini düşündüler.
Ve bir şeylerin yanlış olduğuna dair bir gerekçe arayıp buldular.
Blinken'ınkine yakın bir değere ulaştıklarında ise bu kadar titiz davranmadılar.
Mit çökertme aksilikleri Popüler medyadaki kavram yanılgılarının ve komplo teorilerinin üstesinden gelebilmek için mit çökertme yaklaşımını kullanmaktan kendinizi alamayabilirsiniz.
Gerçeğin yanı sıra miti de tanımlayarak doğru ve yanlışı yan yana koyup karşılaştırarak gerçeğin ortaya çıkmasını beklemek iyi bir yöntem gibi görünüyor olabilir.
Ancak bir kez daha bunun kötü bir yaklaşımı olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bu durum mitin gerçek olandan daha fazla tırda kalması olarak tanımlanan geri tepme etkisi yani backfire efektiyle sonuçlanır.
Bununla ilgili en çarpıcı örneklerden birisi grip aşıları ile ilgili mitler ve gerçekler el ilanının incelendiği bir çalışmada görülmüştür.
Katılımcılar el ilanını okumalarından hemen sonra gerçekleri gerçekler, mitleri ise mitler olarak doğru bir şekilde hatırlamışlardır.
Ancak sadece 30 dakika sonra sonuçlar tepe taklak olmuş, mitler ağırlıklı olarak gerçek olarak hatırlanmıştır.
Mitlerden sadece bahsetmek bile onları kuvvetlendirmektedir.
Zaman geçtikçe miti duyduğunuz bağlamı, yukarıdaki örnekte mitin çürütülmesini giderek unutursunuz ve sadece mitin kendisini hatırlarsınız.
İşi daha çetrefilli hale sokan, çok basitleşmiş inançlara sahip olan bir gruba eski bilgiyi geçersiz kılan düzeltici bilgi sunulmasına rağmen grup bakış açısını kuvvetlendirmiştir.
Bize sunulan yeni bilgi inanç sistemimizde ve bunlarla ilgili duygularımızda tutarsızlık oluşturarak rahatsızlığa neden olmaktadır.
Fakat biz inandıklarımızı modifiye etmek yerine kendi kendimizi doğrulama eyleminde oluruz.
Çelişen bilgiden daha da fazla hoşlanmaz hale gelir ve kendi bakış açımız içine daha fazla gömülürüz.
Buna bumerang etkisi denir.
Bu etki insanları daha iyi davranışlara yöneltmeye çalışırken büyük bir sorun olarak karşımıza çıkar.
Örneğin, halka sunulan sigara, alkol ve uyuşturucu tüketimiyle ilgili bilgilendirmeyi hedefleyen mesajların hepsinin tam tersi bir etkiye sahip olduğu araştırmalarla gösterilmiştir.
O zaman eğer gerçeklerden destek alamayacaksınız, insanları mantıksız fikirlerden ya da komplo teorilerinden nasıl kurtaracaksınız?
Arkadaş edinin.
Bilimsel okuryazarlık muhtemelen uzun vadede yardımcı olacaktır.
Bununla kastettiğim bilimsel gerçeklere tanınmış bilimcilere ve bilimsel tekniklere bir aşinalık değil.
Bahsettiğim analitik düşünme gibi bilimsel metotta bir okuryazarlıktır.
Gerçekten de araştırmalar göstermiştir ki komplo teorilerinden kurtulabilmek daha fazla analitik düşünme ile ilişkildir.
İnsanların çoğu bilimle uğraşmaz ancak bazen ilgili bir şeye denk gelirler ve günlük hayatlarında bu gördüklerinin yeri olur.
Bu durumda insanların bilimsel iddiaları eleştirel bir biçimde değerlendirebilmek için gerekli becerilere sahip olma ihtiyaçları doğar.
Elbette ki bir ülkenin müfredat programını değiştirmenin benim trendeki argümanıma bir faydası olmayacak.
Daha kısa vadede sonuç veren bir yaklaşım için bir grubun parçası olmanın çok etkili olduğunu fark etmek önemlidir.
Fikri savunmaya başlamadan önce tanışın, kaynaşın.
Bu arada geri tepme etkisinden kaçınabilmek için mitleri görmezden gelin.
Hatta hiç bahsetmeyin, değilmeyin.
Sadece en temel öğelerin üzerinde durun.
Aşılar güvenlidir ve gribe yakalanma olasılığınızı %50 ile %60 arası azaltır.
Karşıt iddialardan bahsetmeyin.
Yoksa bu iddialar daha fazla hatırlanmaya eğilimli olur.
Aynı zamanda rakiplerinizin diklenmesine fırsat verebilecek şekilde bakış açılarına meydan okumayın.
Bunun yerine önceki inançlarıyla uyuşan açıklamalar önerin.
Örneğin muhafazakar iklim değişikliği inkarcıları eğer kendilerine çevre dostu, kar potansiyeli olan iş olanakları konusu açılırsa görüşlerini değiştirmeye daha eğilimlidirler.
Bir öneri daha. Kendi görüşünüzü anlatmak için öyküler kullanın.
İnsanlar tartışmalardan ya da tanımlayıcı diyaloglardan ziyade kendilerini öykülere kaptırırlar.
Öyküler sunmak istediğiniz sonuçları neredeyse kaçınılmaz kılacak şekilde neden ve sonuç arasında bağlantı kurar.
Tüm bunlar gerçeklerin ve bilimsel uzlaşının önemsiz olması demek değildir.
Onlar hayati derecede önemlidir.
Ancak düşünme şekillerimizdeki kusurların farkında olmak, sizin ilgili hususu çok daha ikna edici bir biçimde sunabilmenize yardımcı olacaktır.
Dokmalara karşı çıkmak çok önemlidir.
Ancak mantıksal bağları olmayan noktaları kafamızda birleştirip komplo teorisi üretmek yerine iddia sahiplerinden kanıt talep etmeliyiz.
Bir inancı destekleyen verileri sorun, onu sınayan bilgiyi arayın.
Bu sürecin bir parçası da kendi yanlı içgüdülerimizin, sınırlarımızın ve mantık safsatalarımızın farkına varmaktır.
Peki bu durumda kendi tavsiyemi dinleseydim trendeki sohbet nasıl giderdi?
Şimdi tekrar işlerin deli saçması bir hal aldığı o ana dönelim.
Bu sefer derin bir nefes alarak konuya şöyle dahil oluyorum.
Hey, maç skoru muhteşemdi.
Ben maalesef bilet bulamadım.
Kısa sürede sohbetimiz derinleşir ve biz takımın bu sezonki başarısından bahsederiz.
Birkaç dakikalık bir sohbetten sonra aya inme ile ilgili komplo teorisini ileri sürene döner ve derim ki Hey, aya inme hakkında söylediğini düşünüyordum.
Fotoğrafların bazılarında güneş görünmüyor muydu?
Başıyla onaylar.
Bu durumda ayda gündüz olmalı.
Tıpkı dünyada gündüzleri görmediğimiz gibi ayda da gündüzleri hiç yıldız görmemeyi beklemez miyiz?
Buna ne diyebilir ki?
Hımm, haklısın galiba.
Bunu hiç düşünmemiştim.
Eh, okuduğum blog belki de ne dediğinden bir haberdir.
Seslendiren İkin Baran Sunar Bu içerik Evrim Ağacı'nda yayınlanmıştır.
Evrimağacı.org üzerinden daha fazla bilimsel içeriğe ulaşabilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
