Kinizm Nedir? Bu Öğretinin Savunucusu Sinoplu Diyojen Kimdir?
9 Kasım 2020 · 7 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
İzlediğiniz için teşekkürler.
Ayşegül Şen Yiğit Özdil Seslendiren Devrim Aşıkalın Köleler nasıl efendileri ne derse onu yapıyorlarsa, insanlar
da tutkularının dediklerini yaparlar.
Kinizm, zenginlik, güç, şöhret gibi bütün insani duyguları terk edip her şeyden uzak yaşamayı benimseyen bir düşünce biçimidir.
Kinizm için var olan temel kavramlar doğa, akıl, kendi kendine yeterlilik ve özgürlüktür.
Bunun dışında her şeyi yok sayarlar.
Bikinik için gelenekler genellikle saçmadır ve alay konusu olmaya değerdir.
Her ne kadar bu düşüncenin kurucusu Sokrates'in öğrencisi Antistenes olarak kabul edilse de, kinizm denildiğinde genelde akla gelen ilk kişi, hayatını kendine yetmeye ve utanç duygusunun yoksunluğuna
adayan Sinoplu Diyojen'dir.
Diyojen aslında Sinop'ta doğmuştur.
Babası varlıklı biri sayılırdı.
Babasının asıl mesleği kuyumculuktu.
Fakat anlaşılan kalpazanlığı da kendine hobi edilmişti.
Bu faaliyetleri yüzünden sinottan sürülmüşlerdir.
Atina'ya geldiklerinde sefalet içinde yaşamışlardır.
Belki de o günlerde yaşadığı sefalet sayesinde bugün bile adını bildiğimiz o Diyojen haline gelmiştir.
Bu konu hakkında Diyojen şunu söyler.
Fakirlik insana felsefe yeter.
Hiçbir şeye sahibi olmayan insan nefsini köreltmeyi öğrenir.
Sanmayın ki Diyojen o zamanlarda tamamen sefil haldeydi.
O zor zamanlarda bile zekasıyla parıldıyordu.
Hitabet yeteneğinin de çok iyi olduğu söylenirdi.
İlk kinikler kendilerinden hoşnut olmayanlara havladılar.
Atina görgü kurallarını reddettiler ve doğada yaşadılar.
Başka bir deyişle bizim günümüzde aşağılayıcı olarak adlandırdığımız şeyleri binlerce yıl önce felsefi bir düşünce haline getirdiler.
Kinik felsefeyi benimseyenler umursamazlığı alışkanlık edinmiş kişilerdir.
Öyle ki Diyojen bu umursamazlığı başka bir seviyeye çıkarmıştır.
Söylenenlere göre kendisi zamanında bir fıçının içinde yaşayıp asgari düzeyde kıyafetle dolaşırdı.
Hatta dilenmeyi bile iyi karşılardı.
Şu anda bu durumu garipsememiz elbette normal.
Bizim için utanç verici olabilecek bu olay Diyojen ve bu düşünceyi benimseyenler için gayet olağandı.
Zamanında kendini aşağılayanlar içinse Diyojen şu cevabı verir.
O aşağılamış olabilir ama ben aşağılanmadım.
Diyojen'den sonra yaşayan bir filozof olan Samosatalı Lucian ya da Samsatlı Lukianos, Diyojen'in düşüncelerini Diyojen'in ağzından şöyle anlatmıştır.
Her şeyden önce seni bütün lükslerinden arındıracağım.
Fakirliği tattıracağım.
Üzerine eski püskü bir ava giydireceğim.
Sonra seni bir ırgat gibi çalıştıracağım.
Ta ki yorgunluktan bayılana kadar.
Yerde uyuyacaksın. Sudan başka bir şey içmeyecek ve ne bulursan onu yiyeceksin.
Eğer para bulursan onu denize atmanı söyleyeceğim.
Karını, çocuklarını, ülkeni düşünmeyi bırakacaksın.
Bunların hepsi sana birer saçmalık gibi gelmeye başlayacak.
Aileni bırakıp ya mezarlıkta, ya bir kulede, ya da bir fıçının içinde yaşamaya başlayacaksın.
Böyle bir hayatla, inan bana, Pers kralından daha mutlu olacaksın.
seni bir işkence tahtasına bağlayacak olsalar bile umursamayacaksın.
İnatçı ve kararlı olmalısın.
Karşına çıkan kim olursa olsun aynı şekilde umursamaz davranmalısın.
Karşındaki kral da olsa, sıradan bir insanda, aklından geçeni aynı şekilde söyleyeceksin ki herkesin hayranlığını kazanasın.
Diyojen bir krala da, normal bir vatandaşa da aynı şekilde davranırdı.
Kendisine, dile benden ne dilersen diyen Büyük İskender'e, Güneşinin önünden çekilmesini söyleyecek kadar bu düşünceyi benimsemiş ve uygulamaktan hiçbir zaman çekilmemiş birisidir.
Lukianos anlatmaya devam ediyor.
Konuşmalarında saldırgan olmalısın.
Hatta bir köpek gibi hırlamalısın.
Somurtmalısın ve yüz ifadenle uyumlu bir yürüyüşün olmalı.
Diyeceğim o ki her şeyin vahşi ve hayvani olmalı.
Bütün mütevazılığı, efendiliği bir kenara bırakmalısın.
Uyumlu olmaya çalışmamalısın.
Yüzün asla kızarmamalı, utanmamalısın.
En kalabalık yerleri seç ve oraya gidip tek başına kal.
Kimseyle konuşma.
Kimsenin sana yaklaşmasına izin verme.
Gücünü baltalamalarına izin verme.
Pek çok kişinin kendi özelinde bile yapamayacağı çok cesurca şeyleri herkesin önünde yap.
Şehvet duygularını tatmin edecek en absürt yolları seç.
Eğer istersen bir ahtopot ya da mürekkep balığını çiğ çiğ ye ve öl.
Sana vaat edebileceğimiz mutluluk budur.
Diyojen insanları hiç sevmez ve onları küçümserdi.
Gündüz vakitleri elinde fenerle bir adam arıyorum diyerek sokaklarda gezerdi.
Bunu yaparak Atina'da adam yani iyi ve erdemli birini görmediğini anlatmaya çalışmıştır.
Kinik yaşamı deneyimlemek için böyle bir özgürlüğün gerektirdiği çeşitli fiziksel zorluklara göğüs germek gerekiyordu.
Kinikler bedenlerini ruhlarının iyiliği için eğitirler.
Bunu benimseyen Diyojen, efendisinin çocuklarına da gerekli miktarda spor yaptırırdı.
Diyojen'e değerli bir varlığı olup olmadığı sorulduğunda, ''Var.'' deyip üzerinden değerli bir şey çıkmayınca onunla alay edenlere göğsünü açıp, ''İçinde birbirinden güzel şeyler olan bu vücudu taşıyorum ama
senin gözlerin kapalı olduğundan göremiyorsun.'' demiştir.
Diyojen'in düşünme şekli şüphesiz tarihte bildiğimiz diğer filozoflardan epey farklıdır.
Diyojen olaylara bizim yaklaşmadığımız açılardan yaklaşabilme yeteneğine sahipti.
Bu yeteneğin sayesinde şu anda M.S.
2020 yılında bile kendisinden söz ediyoruz.
Oysa neyi vardı ki?
Bir kral veya çok önemli bir siyasetçi miydi?
Hayır. Düşüncelerinden başka hiçbir şey olmayan bir düşünürdü.
Bugün bile Büyük İskender'le beraber Diyojen'den bahsedip onun düşüncelerini tartışıyoruz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
