Transkript
Kanser nedir? Kanserin evrimi üzerine.
Yazar Çağrı Mert Bakırcı.
Kanser nedir? Bununla başlayalım.
Kanser, en yalın anlamıyla kontrolsüz hücre bölünmesi demektir.
Hücreler çok iyi bildiğinizi tahmin ettiğimiz üzere sürekli olarak belirli bir döngü içerisindedirler.
Hayatlarının çoğu interfaz denen ve hücre içi sıradan olayların yapımı ve bir sonraki bölünme için iç hazırlıklar olarak tanınabileceğimiz evrede geçirirler.
Daha sonradan DNA'dan emrin gelmesiyle, daha doğrusu belirli bir yüzey alanının hacme oranı değerine eriştikten sonra meydana gelen biyokimyasal geri bildirim sayesinde DNA'nın tetiklenmesiyle.
Hücre bölünmesi için özel çalışmalar başlatılır.
Sırasıyla profaz, metafaz, anafaz ve telofaz evrelerinden geçerek hücre bölünmesi gerçekleşir.
Ancak işler bizlerin lisede öğrendiği kadar basit değildir.
Hücrenin normal yaşama ve bölünme öncesi, sırası ve sonrasında pek çok zincirleme tepkimeler meydana gelir.
Bunlar çeşitli enzim ve proteinlerce denetlenirler.
Her bir faz arası geçiş farklı metotlarla kontrol edilir.
En nihayetinde ise Önce DNA bölünür, telofazın son kısmında ise hücre bölünmesi gerçekleşir ve sonuç olarak tek bir hücreden iki hücre, mayoz durumunda peşi sıra iki bölünme sonucu önce iki sonra
dört hücre meydana gelir.
Ancak bazı kanserojen maddeler, radyasyon ve benzeri etkiler sonucu hücrenin denetim mekanizmalarından bir ya da birkaçı bozulabilir veya doğrudan DNA'ya yapılan bir dış müdahale sonucu bu bölünme
gerektiği gibi kontrol edilemeyebilir.
İşte bu durumda hücre Kontrolsüz bir bölünme işlemine başlar ve böylece gerekenden çok daha fazla hücre üretilir.
İşte bu duruma kötü huylu tümör ya da daha acımasız ismiyle kanser denir.
Ancak unutmamak gerekir ki bu kontrolsüz bölünmeler her zaman kötü huylu değil, iyi huylu da olabilir ve vücuda çok fazla veya ölümcül zarar vermez.
Normalde vücudumuzdaki denyalarda günlük olarak yaklaşık 10 bin kez mutasyon meydana gelir.
Ancak 3,5 milyar yıllık canlı eğitim sonucunda geliştirilen Tamir mekanizmaları sayesinde DNA sürekli olarak kendisini tamir eder.
Ancak muhteşem bir yaratık olmadığımız ve biyokimiyasal tepkimelerde de doğanın her köşesinde bulunduğu gibi istatistiki olarak hata meydana gelme ihtimali bulunduğu için kimi zaman bu mutasyonlar tamir edilemez veya
tamir mekanizmalarının dikkatinden kaçar.
Daha bilimsel açıklamasıyla tamir mekanizması olarak andığımız tepkimeler çeşitli dış faktörlerden ötürü gerçekleşemez ve tamir olayı meydana gelemez.
İşte bu gibi durumlar kansere sebep olabilmektedir.
Kanserli hücreler kontrolsüz bölünürlükleri için diğer doku ve organları da sıçrayabilirler.
Hatta bu kontrolsüz hücreler kan yoluyla vücudun başka kısımlarına taşınıp yerleşebilir ve burada kontrolsüz olarak çoğalmaya devam edebilirler.
Bu yüzden erken tanı kanserde çok önemlidir.
Ve kan ile vücudun farklı yerlerine taşınması olayı gerçekleşmeden bir noktada kontrolsüz olarak bölünen hücreler çeşitli müdahalelerle özellikle de kontrolsüz bölünmeye sebep olan faktörlerin
önünü keserek durdurulmalı veya kontrol altına alınmalıdır.
Normalde hücre bölünmesi sırasında fazlar arası veya fazların kendi içerisinde bazı kontrol noktaları bulunmaktadır.
Bu noktalarda belirli kimyasalların ortamdaki varlığı ve yokluğu aranır.
Yani kimi durumda eğer ki bu özel kimyasallar henüz salgılanmamışsa bölünme işlemi durur ve o kimyasallar ortama sağlanana kadar bölünme devam etmez veya bir başka kontrol noktasında Belirli
bir kimyasalın varlığında bölünme devam etmez ta ki o kimyasallar ortamdan kalkana kadar.
İşte bu ikinci tip kimyasallara tümör baskılayıcı faktörler denir ve kansere karşı tedavide önemli rol oynarlar.
Eğilimsel süreçte gelişen bu kimyasalların varlığında hücre bölünmesi gerçekleşmez.
Ancak kimi durumda işte bu kontrol noktalarına ait kimyasalların sentezinde sorun yaşanır ve hücre bölünmesi kontrolü sağlanamaz.
Bunun sonucuna da kanser meydana gelir.
Normalde erimsel süreç bununla da yetinmemiştir.
Kontrolsüz olarak çoğalan bu hücreler bir noktadan sonra bağışıklık sistemine ait hücrelerin biyokimyasal yapısından ötürü yabancı madde olarak algılanmaya başlanır ve yok edilmelerine uğraşılır.
Bu kimi durumda işe yarar ve daha kanser olarak tanımlamaya zaman kalmadan bağışıklık sistemince mutasyona uğramış hücreler yok edilir.
Ancak işler her zaman bu kadar kolay olmaz ve kimi hücreler yok edildiklerinden çok daha hızlı bölünerek bağışıklık sistemini etkisiz bırakmayı başarırlar.
Bu da kanserin diğer sebeplerinden biridir.
Bu sebeple bağışıklık sisteminin güçlü tutulması sadece grip nezle gibi basit hastalıkların önleminde değil kanser gibi hayati bir hastalığın önleminde de önem arz eder.
Sebebi her ne olursa olsun belirli bir doku veya organda başlayan bu kanserli hücreler ki başladıkları noktaya kanseri adını verir.
Cilt kanseri, karaciğer kanseri, akciğer kanseri gibi.
Bir süre sonra o kadar çok büyürler ve çoğalırlar ki diğer hücrelerin besin kaynaklarını, çalışma mekanizmalarını ve hayati fonksiyonlarını etkilemeye başlarlar.
İşte bu noktadan sonra vücut gerekli işlevlerini yerine getiremez ve bir süre sonra da kademeli olarak sorunlar baş göstermeye başlar.
Eğer kanser vücudun geneline yayıldıysa veya kritik bölgelerinde hasara sebep olduysa çoğunlukla meydana gelen bu durum bedeni ölüme götürür.
Kanser nasıl evrimleşti?
Peki böylesine ölümcül olabilecek bir hastalık nasıl evrimleşmiştir?
Bizim temel sorumuz budur.
Nature dergisinin 27 Ağustos 2008 tarihinde yayınlanan 454.
sayısında yer alan doğal seçilim kanserin evrimi başlık yazıda da açık olarak belirtildiği ve izah edildiği gibi kanser hücreleri çeşit çeşit ve birbirleriyle bir yarış halindedirler ve en uyumlu olan hayatta kalır.
Ancak kanser hücreleri arası mücadele ve seçilim şu anda yeni incelenmekte olan bir dal olduğundan çok fazla ayrıntıya girmek yanıltıcı olabilecektir.
Yine de şu açıklamayı yapmakta fayda görüyoruz.
Biyolojiyi ve tüm alt dallarını anlayabilmek için hayatı, doğa koşullarını gözlemlediğiniz ve üzerinde araştırma yaptığınız organizma odaklı görmelisiniz.
Ve olaylar arasında neden sonuç ilişkilerini bu organizmaya göre kurmalısınız.
Örneğin ölümcül bir bakterinin varlığı bizlere hayret verici ve doğaya aykırı gelebilir.
Çünkü şöyle düşünüyoruz.
Madem bizi öldürüyor o zaman neden var?
Doğa seçilim ile eğlenmesi gerekmez miydi?
Bu açık bir şekilde hatalı bir sordur.
Çünkü doğal seçilim ve genel olarak doğa biz insanlar için var değildir.
Doğal seçilim bizim iyiliğimiz için çalışmaz.
Bizler ne doğanın dolayısıyla...
Ne de doğal seçimin umurundayız.
Biz doğadaki sıradan canlılarız ve bir gün yok olup gideceğiz.
Evet o bakteri bizim için öldürücü olabilir.
Ancak o bakterinin var olabilmesi için bizim ölmemiz gerekiyorsa bu sistemde hangi taraf daha uyumlu ise o hayatta kalacak.
En nihayetinde bakteri de hayatta kalmayı ve üremeyi hedefler ve bunu yaparken insanlara ve diğer canlılara zarar vermeyeyim kaygısı gütmez.
Dolayısıyla doğal seçilim de kör bir saatçi gibi davranacağı için duygusal bir karar vererek daha gelişmiş gibi gözüken, Halbuki son derece sıradan ve gelip geçici bir hayvan olan insandan yana değil kim ortama daha çok
adapte olduysa ondan yana çalışacaktır.
Her zaman olduğu gibi. Her neyse konumuza dönecek olursak kanser hücreleri de işte bu sebeple meydana geldikten sonra vücudumuzdaki diğer tüm hücreler ve dolayısıyla biz gibi de aranacaktır.
Hayatta kalmaya çalışacak ve üreyecektir.
İşte bu sebeple de kendi genleri bunun yolunu kontrolsüz olarak çoğalmakta bulduğu için bu yolu izleyecektir.
Evet bu durum bize zarar verir ancak...
Bunun doğal bir değeri yoktur.
Eğer ki kanser hücrelerini durduracak gücümüz yoksa doğal seçilim bizi eleyecek ve kansere karşı daha dirençli olanlardan yana veya daha basit olarak kanser hücrelerinden yana çalışacaktır.
Normal hücrelerimiz mutasyon geçip de kötü huylu tümör meydana getirdikten sonra yakınlarındaki hücreler üzerinde üstünlük kurma mücadelesine girerler.
Dolayısıyla eğer normal hücrelerimiz buna bağışıklık sisteminize ait hücreler de dahil güçlüyse kanser elenecektir.
Değilse siz eleneceksiniz.
Yapılan araştırmalar kansere sebep olan hücrelerin tek bir mutasyon geçirmediğini ve kademeli olarak nesiller boyunca evrim geçirdiklerini göstermektedir.
Aslında kanser hücrelerini incelemek bile evrimi gözlemenin kolay bir yoldur.
Çünkü hücreler çok hızlı bölünür ve bu da pek çok neslinin hızla geçmesi demektir.
Kanserli hücre popülasyonunun evrimini gözlemek bu sebeple kolaydır.
Üstelik kanserli hücreler üzerinde yoğun bir seçilim baskısı bulunur.
Çünkü vücut tarafından istenmeyen varlıklar olarak görülürler ve Yok edilmeye çalışırlar.
Bu da tıpkı doğada olduğu gibi seçilimin işlemesine ve dolayısıyla evrimin meydana gelmesine sebep olur.
Kanser hücreleri kansere sebep olacak ilk mutasyondan sonra da evrimleşmeye ve bağışıklık sistemi ile komşu hücrelere karşı direnç geliştirmeye çalışırlar.
İşte bu evrimdir.
Howard Hodges Tıp Enstitüsü'nün yayınladığı bir araştırmaya göre bir hücrenin kanserli hale geçebilmesi için en az 3 veya 4 ancak çoğu zaman bundan daha fazla mutasyon geçirmesi gerekir.
Üstelik bunun gerçekleşebilmesi için mutasyonların doğru sırada ve doğru genler üzerinde meydana gelmesi gerekmektedir.
Bu da neyse ki istatistik olarak düşük bir ihtimal verir.
Ancak buna çok güvenmemek gerekir.
Çünkü unutmamak gerekir ki tıpkı ilk canlının oluşumu ya da günümüzdeki evrimde olduğu gibi her zaman daha avantajlı konuma geçen hücreler hayatta daha kolay kalabilecek ve bir sonraki mutasyonu
görebilme ihtimalleri artacaktır.
Çünkü yok olmayacaklardır.
Yani evet...
Tüm mutasyonlar bir anda meydana gelmez ancak her bir mutasyon eğer ki hücreyi bize zararı olsa bile daha avantajlı konuma geçirecekse o hücre varlığını koruyacaktır.
Bu sayede bir sonraki mutasyonun da meydana gelme ihtimali artacaktır.
Buna rağmen kanserden öldüğünü söylenen pek çok insan kanser hücreleri ölümcül hale gelmeden önce bazı diğer hastalıkların yolunu açtığı için veya vücudun bazı işlevlerini engellediği için ikinci il sebeplerle ölmektedirler.
kanserin gerçek anlamda öldürücü olacak kadar gelişebilmesi için uzun ancak insan ömrü için o kadar da uzun olmayan bir evrim süreci gerekmektedir.
Uzun yıllarını bağırsak kanseri araştırmalarına harcamış bir bilim insanı olan Bert Vogelsheim ve ekibi kanserin gelişimi ve evrimini kontrolsüz olarak hızlanan bir arabaya benzetmektedir.
Tıpkı bu durumda olduğu gibi şoför yani vücudumuz bunları durdurmak için eline geleni yapar ancak frenler patladığı için kanser başladığı için artık önüne geçilemez bir dizi reaksiyon meydana gelmektedir.
Üstelik Vogelstein'ın anlattığına göre kanser hücreleri bazı kimyasallar salgılarlar ve bu kimyasallar daha da fazla bölünmeyi tetikler.
Bu da tıpkı zaten kontrolden çıkan aracın şoförünün daha da fazla gaza basması gibidir.
Daha fazla bölünmeyi tetikleyen bu genlere onkojen denir.
Daha önce de belirttiğimiz gibi Vogelstein'da kanserli hücrelerin içerisinde bulunan mutasyonlu genlerin hücre bölünmesini durdurabilecek kimyasalların salgılanmasını kestiğinden bahseder.
Bu da aracın frenlerinin patlaması gibi düşünülebilir.
Normalde frenler aracın hızını ayarlarken frenlerin patlamasıyla araç kontrolden çıkar.
Evrim sürecinde varolma savaşına sahip olduğu özelliklerden ötürü daha avantajlı konuma geçen bazı hücreler ve genler DNA'nın kendisini tamir etme sistemlerini de bozabilir.
Bu da daha fazla mutasyonun tamir edilememesine sebep olur.
Vogelstein bu durumu kötü niyetli bir tamirci tutmaya benzetir.
Aracınız bozulmuşsa tamircinin aracı tamir etmesi beklenir ancak bu tip bir tamirci aracı size belli etmeden daha da bozacak veya bozulmasına sebep olacaktır.
İşte bu durum kanser evrimini daha da hızlandıracaktır.
Kanser tedavisinde yeni yöntem.
Kanserli hücreleri aç bırakmak.
Kanser hücreleri sağlıklı hücrelerin yaptığı gibi yaşlanıp ölmek yerine büyümeye devam ederek bölünür ve vücut içinde çoğalırlar.
Kötü huylu hücrelerin bu şekilde çoğalması tümöre dolayısıyla kansere neden olur.
Kanser hücrelerinin hızla çoğalmasını teşvik eden şeylerden biri hücrenin glikoz alınımının artmasıdır.
Yeni bir araştırmaya göre fazla glikoz üretiminin sorumlusu PARP14 denen bir proteindir.
Normal sağlıklı hücrelerde bulunmayan bu protein hemen hemen her kanser hastasına aşırı miktarda üretilir.
Araştırma sırasında yapılan genetik ve moleküler testlerde PARP14 seviyesi düşürüldüğünde kanser hücrelerinin açlıktan öldüğü kanıtlandı.
Bunun yanı sıra PARP14 seviyesinin kanserin agresifliğini belirlediği, Dolayısıyla hastanın hayatta kalma şansını etkilediği de bulundu.
PARP14 engelleyici bir ilacın piyasaya sunulmasına daha çok var.
Ancak bulgular ilacın piyasaya girmesiyle kanser tedavisinde yepyeni bir dönemin başlayacağını gösteriyor.
Çünkü kemoterapi ve ışın tedavisinin aksine PARP14 engelleyici ilaç sadece kanserli hücrelere zarar verecek.
Bir dipnot olarak şunu belirtelim.
Glikos Hem kanserli hücreye enerji sağlaması hem de doğal hücre ölümüne neden olan moleküllere karşı bu hücreleri koruması açısından önemlidir.
Ancak glikozun ulaşamadığı kanserli hücreler savunmasız kalır.
Bununla beraber bu durum beslenmemizden şekeri çıkarmakla sağlanacak kadar basit değildir.
Biz ne kadar şekersiz beslendiğimizi düşünürsek düşünelim, kanserli hücreler farklı besin maddelerinden glikoz üretecek yollar bulacaktır.
Sonuç, kanseri önlemenin tek bir yolu vardır.
Evrimsel biyolojiyi çok iyi anlamış olmak.
Çünkü evrimsel biyoloji sayesinde kanserin evrimdeki tüm basamakları daha kolay anlayabilecek ve bunların ne amaçlarla evrimleştiğini çözebileceğiz.
Ve evrimin tersine veya ona paralel olsa da engel olacak şekilde izlenecek bir yol sayesinde kanser hücrelerinin kontrolsüz bölümleri kontrol altına alınabilir, engel oldukları kimyasalların salgılanması gerçekleştirilebilir,
hücrelerin bölünme kontrol mekanizmaları güçlendirilebilir veya kontrol edilebilir ve tüm bu çabalar sayesinde kanserin önüne geçilebilir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
