İntihar ve İnsan Evrimi: İnsanlar İntihara Karşı Doğal Savunma Yöntemleri Geliştirdi mi?
7 Ocak 2020 · 10 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
İntihar ve insan evrimi.
İnsanlar intihara karşı doğa savunma yöntemleri geliştirdi mi?
Yazar Elizabeth Kulotta.
Çevirmen Aslan Yeşilyurt.
Editör Çağrı Mert Bakırcı.
Seslendiren Deniz Akdeniz.
Evrimsel psikoloji alanında çalışmalar yürüten psikolog Nicholas Humphrey, yıllar önce bir sempozyum düzenleyeceği zaman kökleri Charles Darwin'e dayanan bir gizemi çözmek için bir uzman arıyordu.
Darwin türlerin kökeninde şöyle yazmıştı.
Doğal seçilim asla kendine zararlı olan bir canlıyı üretmez.
Ancak doğal seçilim insanlarda tam olarak bunu yapmış görünmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre her yıl savaşlardan ve cinayetlerden çok daha fazla can alan intihar, yılda 800 bin kişinin ölüm nedeni olmaktadır.
Humphrey bu paradoksu çözme yolunda birçok evrimci düşünürün kafa yorduğunu biliyordu.
Ancak bu düşünürlerin fikirleri arasından intiharın çeşitli boyutlarına uyacak bir cevap bulamadı.
Nihayetinde bu konuyu kendine üstlendi.
Epidemiolojik verilere ve insan kültürlerine evrimci bir bakışla bakan Humphrey, İntiharın muhtemel sorumlusunu buldu.
Sofistike insan beyni.
Sempozyum sonrasında çalışmalarıyla ilgili bir makale hazırlayan Humphrey, onun gibi düşünen bir diğer araştırmacıya rastladı.
Psikoterapist Clifford Soper, doktora tezini, intiharın tahribatının insan zekasının bir sonucu olduğu ve zihinlerimizi, kültürlerimizi şekillendirdiği sonuçlarına vararak noktaladı.
Bu düşünceler, intiharın başlıca nedeni olarak psikolojik rahatsızlıkları gören tıbbi görüşlerle çelişebilir.
İlaveten bazı doktorlar intiharın doğal olduğunun ileri sürülmesinden endişe duyabilirler.
Oysa Humphrey ve Soper insanları riske atan her şeyin aynı zamanda onları kurtardığını düşünüyor.
İnsanların intihar tehlikesine karşılık kültürlerimizin ve psikolojimizin önemli elementlerinden olan dini inanışları geliştirdiklerini öne sürüyorlar.
İnsanlarda intihara pek sık rastlanmamasının nedeni bizlerin hayattan gelen her şeyle mücadele etmek üzere tasarlanmış olmamız.
Ancak intihar karşıtı önlemlerimiz o kadar da güvenilir değil.
Soper bu hipotezlerin intiharın neden fevri bir hareket olduğunun açıklanmasında ve daha etkili önlem stratejilerinin geliştirilmesinde kullanılabileceğini söylüyor.
Evrimsel psikoloji alanında çalışan Todd Shackelford da bu görüşlerin alanı çalkaladığını belirtiyor.
Soper'ın görüşlerinin insanların intihara karşı geliştirdikleri savunma mekanizmalarına dayanmasının evrimsel psikoloji alanında yeni yollar açacağını düşünüyor.
Soper insanlara yardım etmek için intiharın kökenini araştırmaya başladığında kendini evrimsel düşünmenin gücüne kapılmış hissettiğini ve bunu herhangi bir şeyden çok daha faydalı bulduğunu söylüyor.
Soper modelini acı ve beyin olarak açıklıyor.
Bir acıyla karşılaştığında sofistike bir beyin kaçışı olarak intiharı düşünebilir.
Soper modelini geliştirirken aşina olunan durumlarla başladı.
Tüm organizmalar acıyı hisseder.
Çünkü bu tehditlerden kaçınmak için önemlidir.
Ancak insan beyni eşsizdir.
Beynimiz bizlerin karmaşık sosyal ilişkiler kurmasına, kültürler oluşturmasına ve ölüme dair farklı bakış açılarına sahip olmamıza neden olmaktadır.
Humphrey de Soper'a benzer bir sorgulamanın içine girmiştir.
Soper ve Humphrey, avcı-toplayıcı gruplardan endüstri toplumlarına kadar her tür insan topluluğunda görülen intiharın neden insanlara özgü ve aynı zamanda bu denli yaygın olduğunun birkaç nedenle açıklanabileceğini düşünüyor.
4000 yıllık Mısır şiirlerinde ve o dönemden bu yana her tarihi kayıtta intihardan söz ediliyor.
Humphrey, intihara yönelik düşüncelerin ve davranışların intihar eylemini gerçekleştirmekten daha yaygın olduğunun da altını çiziyor.
National Survey on Drug Use and Health raporuna göre, 2017 yılında ABD'de yetişkin nüfusun %4'ü yani yaklaşık 10 milyon insan intihar etmeyi ciddi anlamda düşündüğünü belirtmiştir.
Bu istatistik o yıl intihar edip ölen kişilerin sayısından 200 kat daha fazladır.
İnsanların intihar yatkınlığının aksine Humphrey ve Soper diğer hayvanların kasten hayatlarını sonlandırdıklarına dair ikna edici kanıt bulamamıştır.
Buna ilave eden ergenlik dönemindeki Amerikalılarda intihar oranları yükseliyor olsa da intihar çocuklar arasında son derece nadir görülüyor.
2017'de Amerika'da intihar sonucu ölen 47 binden fazla insandan yalnızca 17 tanesi 8-10 yaşlarındaydı.
Daha küçük çocuklarda intihar görülmedi.
Her ne kadar insan kültürleri arasında izi görülse de İntihar aynı zamanda oldukça nadir gerçekleşen bir eylemdir.
Soper ve Humphrey birçok kültürün intihara karşı kınama ve düşünülemez hale getirmeye karşı stratejiler geliştirdiğine işaret etmektedir.
Soper şöyle diyor. Tüm büyük dinler ve birçok kabile intiharın en azından birkaç şeklini yasaklamıştır.
Örneğin Uganda'nın Bagandalı insanları intihar eden kişinin evini yıkıp yok ediyor ve soylarını yasaklı ilan ediyor.
Doktorlar ve diğer bilim insanları uzun süredir intiharın bulaşıcılığından endişe etmektedir.
Örneğin Plus One'da yayınlanan bir araştırmaya göre aktör Robin Williams'ın intiharının ardından gerçekleşen 1800 intihar 12 ile ilişkilendirildi.
Soper ve Humphrey tarafından alıntılanan araştırma şaşırtıcı yıllık intihar oranlarını da gözler önüne sermektedir.
Filipinlerin Palawan adasının bazı köylerinde yıllık oran %1.7 kadar yüksektir.
Antropologların araştırmalarına göre bu köylerde intihar gündelik hayatta herkes tarafından konuşulabilen bir olgu ve köylülerin ölümden sonraki yaşama dair inancı çok düşük.
2014 yılından uzun süreli bir çalışmaya göre ergenlik dönemindeki Amerikalı çocukların aile ve arkadaşları aracılığıyla şahit oldukları intihar eylemleri onların intihara yönelik düşüncelere sahip olma ve intihar
etme olasılıklarını güçlendiriyor.
Indiana Üniversitesi'nden sosyolog Anna Mueller, intihara karşı yaratılmış kültürel koruma mekanizmaları var ve bunların farkına zayıfladıkları zaman varabilirsiniz.
Indiana Üniversitesi'nden Bernice Pescosolido'ya göre dinin intihara etkisi biraz karmaşıktır.
Çalışmaları sonucu bir dinin doktrini ne olursa olsun yakın sosyal ilişkileri güçlendirdiği sürece insanları intihardan koruyabildiğini göstermektedir.
Soper, akıl hastalıklarının bile intihara karşı savunma mekanizmaları olabileceğini öne sürmektedir.
Bazı akıl hastalıklarının intiharla ilişkilendirilmesinin nedeninin, bu hastalıkların doğal seçilim tarafından intihara karşı son savunma bariyerleri olarak tasarlandığını düşünmektedir.
Örneğin Soper, depresyona eşlik eden girişkenlik eksikliğinin intihara engellemede etkili olabileceğini öne sürmektedir.
Royal College of Psychiatrists'in evrimsel psikoloji grubunu yöneten Riot Abed'e göre Soper'ın argümanı bazı intihar türleri için gayet akla yatkın görünmektedir.
Ancak Abed ve diğer psikiyatrlar bu argümana diğer bozukluklar söz konusu olunca şüpheyle yaklaşmaktadır.
Örneğin kompülsif ilaç kullanımı ve bağımlılığının bazen katlanılmaz acıları yatıştırabileceğine dolayısıyla intiharı da engelleyebileceğine yönelik fikre şüpheyle yaklaşmaktadırlar.
Shackleford bu fikirlerin daha fazla teste tabi tutulması gerektiğini söylemektedir.
Fikri eleştiriye tutan bilim insanlarından biri de Florida Devlet Üniversitesi'nden psikolog ve intihar bilimci Thomas Joyner'dır.
Joyner, babasının intiharı sonucu bu alan üzerinde çalışmaya yönelmiştir ve tıpkı Soper gibi intiharların evrimini anlamanın hastalara büyük ölçüde yardımcı olacağını düşünmektedir.
Ancak Joyner, intihara eğilimli davranışların doğal insan halinden kaynaklanmadığını savunmaktadır.
Joyner, intiharın yuvalarına girmeye çalışan işgalcileri sokarak kendilerini feda eden bal arılarınınki gibi özgecil olmayan, fedakar bir davranış olduğunu düşünmektedir.
İntihara meyilli insanların sevdikleri kişilerin acılarını hafifletmek için intihar etmeye yönelik hatalı düşünceleri olabileceğini söylemektedir.
Joyner'a göre bu tarz ölümlerin psikiyatrik hastalıklardan kaynaklandıkları, dolayısıyla bu şekilde ele alınmalarının gerektiği daha açık olamazdı.
Evrimsel psikiyatri alanında çalışan Randolph Nesse, Super'ın fikri sonucunda merakının uyandığını ancak ikna olmadığını belirtmiştir.
Nesse intiharın birçok nedeni olabileceğini, dolayısıyla birleştirici tek bir evrimsel teorinin bu davranışı açıklamada yeterli olmayacağını söylemiştir.
Humphrey tüm bu eleştirilere rağmen bu çalışmanın hastalara yardımcı olabileceğini umuyor.
İntihara meyilli bir kişi, Beyninin bu korkunç ve kısa süreli çözümü seçebilecek şekilde evrildiğini anlarsa bu çalışma ona yardımcı olabilir.
Bir kişi intihar düşüncelerinin ardında yatan mantığı görürse bunlara direnmekte daha başarılı olabilir.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
