İnsanlıktan Çıkarma: Başkalarına Zarar Vermek Ne Zaman Kolaylaşır?
22 Eylül 2020 · 12 dk
PlatformlardaSpotify
Transkript
Çağrı Mert Bakırcı Seslendiren Devrim Açıkalı Dünya tarihi
insanların birbirine acımasız davranışlar sergilediği olaylarla doludur.
Sadece son yüzyıla baktığımızda bile insanların gazadolarında yakıldığı, akıl almaz işkenceler nedeniyle hayatlarını kaybettiği, kimyasal silahlara maruz bırakıldığı ya da cinsel şiddete
uğradığı pek çok olay örneği görebiliriz.
Bunlar ve benzeri acımasız eylemleri gerçekleştiren kişilerin genellikle yaptıklarından zevk aldıklarına ilişkin kanıtlar bulmakta zor değildir.
Peki insanlar bu kadar kolayca hatta keyif alarak başkalarına nasıl zarar verebilirler?
Kötülük psikolojisine ilişkin yapılan çalışmalar bu konuya birçok farklı açıklama getirecektir.
Bu noktada mağdurları insanlıktan çıkarma eğiliminin şiddeti kolaylaştıran hatta bundan keyif alınmasını sağlayabilen psikolojik mekanizmaları arasında en çok vurgulananlardan biri olduğunu söyleyebiliriz.
Dehumanization yani insanlıktan çıkarma, en genel ifadeyle insanın başkalarını, insana özgü statünün altında ya da dışında algılanmasıdır.
İnsanlıktan çıkartmanın ne şekillerde gerçekleştiğine geçmeden önce, insanlığın ne gibi özellikler kapsamında ele alındığına bakmakta fayda var.
İnsanlıktan çıkarmaya ilişkin en güncel yaklaşımlardan olan ikili modele göre, insaniliği, insan olmayı yansıtan iki özellik grubu vardır.
İnsanın biricikliğini yansıtan özellikler ve insan doğası için gerekli özellikler.
İnsanın biricikliğini yansıtan medeniyet, gelişim, bilişsel kapasite ve benzeri özellikler varoluşsal ve evrensel olarak görülürken, insan doğası için gerekli ahlak, duygusallık,
sıcaklık ve benzeri özelliklerin sosyal inşa sürecinde geliştiği ve kültürler arasında farklılaştığı gözlenmiştir.
Dolayısıyla insan olmak için gerekli iki temel özellik grubundan söz ediyorsak, insanlıktan çıkartmanın da bu özelliklerden yoksun algılanmakla ilişkili olan iki temel boyut üzerinden ortaya çıktığını söyleyebiliriz.
Animalization yani hayvansılaştırma ve Objectification yani nesteleştirme.
Hayvansılaştırma, Başkalarının medeniyet ve gelişim gibi insanın biricikliğini yansıtan özelliklerden yoksun olarak algılanmasıdır ve genellikle küçük düşürülme ya da aşağılanmayla karakterize edilir.
Hayvansılaştırma eğiliminde sıklıkla karşıdakinin bedensel öğeleri öne çıkarılır ve genellikle teksilme uyandıran hayvanlarla ilişkilendirilirler.
Bu durumun en belirgin örneklerini 2.
Dünya Savaşı propagandalarında görmemiz mümkündür.
Bu dönemde Japon düşmanlar, Amerikalılar tarafından Sıklıkla sıçanlar, yarasalar ve diğer haşeratlar gibi insanlarda tiksinme uyandıran hayvanlar şeklinde resmedilmiştir.
Ruanda soykırımında Hutu grubundan olanların Tutsileri hamam böcekleri olarak nitelendirmeleri de yine hayvansılaştırmanın başka bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Burada amaç dış gruptakileri insandan daha aşağı kategoride bir varlık olarak tanımlayarak onlara zarar verilmesini kolaylaştırmaktır.
Başkalarının duygusallık ya da yakınlık gibi insan doğası için gerekli özelliklerden yoksun olarak algılanmasıysa insanlıktan çıkartmanın nesneleştirme boyutuyla ilişkilidir.
Nesneleştirilen bireylere bir nesne ya da makinenin özellikleri atfedildiği için genellikle soğuk ya da yapay olarak değerlendirilirler.
Ayrıca nesneleştirilen birine karşı sıklıkla kayıtsızlık hissedilir ve o kişiye empati kurmakta zorlanılır.
Nesneleştirme, başkalarının insandan daha aşağı bir kategoride değil, insan dışı bir kategoride değerlendirilmesiyle ilişkilidir.
Günümüzde kadınlar, nesneleştirmenin en yaygın hedefleri arasında yer almaktadırlar.
Kadınların nesneleştirilmesi, yaygın bir şekilde görünüşleriyle ön plana çıkarılmasına işaret etmektedir ve yapılan çalışmalarda bunun kanıtlarını ortaya koymaktadır.
2009 yılında Heflik ve Goldberg tarafından yürütülen bir deneyde ilk olarak katılımcılara kadın fotoğrafları sunulmuş ve bir gruptan bu fotoğraflardaki kadının görünüşlerine Başka bir gruptansa kadının
kişiliğine odaklanmaları istenmiştir.
Ardından her iki gruptaki denekler de fotoğraflardaki kadını çeşitli özellikleri açısından değerlendirmişlerdir.
Çalışmanın sonuçlarına göre kişiliğe odaklanan grupla karşılaştırıldığında, görünüşe odaklanan denekler kadını daha yetersiz, soğuk ve ahlaki açıdan daha zayıf olarak değerlendirmişlerdir.
Başka bir deyişle, insan doğası için gerekli özelliklerle daha az ilişkilendirerek nesneleştirmişlerdir.
Karşınızdakini tümüyle insan olarak görürseniz ona kolayca zarar veremeyebilirsiniz.
Ama onu bir fare ya da robot olarak algıladığınızda her şey daha kolay olmaz mı?
Bu sorunun cevabını artık biliyoruz.
Bir insanı hayvan ya da bir nesne olarak algıladığımızda davranışlarımızın sonuçları üzerinde ahlaki bir sorumluluk hissetme ihtimalimiz azalır.
Naziler, Yahudileri, yeryüzünde sürünen, Davut yıldızıyla işaretlenmiş bir haşerat, parazit olarak gördükleri için toplama kamplarında yaptıkları akıl almaz işkencelerden daha az ahlaki kaygı hissetmişlerdir.
Daha da ilginç ve üretici bir örneği, Amerika'nın yaptığı bir katliamda görmek mümkündür.
My Lai katliamını gerçekleştiren ABD askerleri, tüm Vietnamlıları düşman olarak algıladıkları için hedeflerin sivil olup olmadığıyla ilgilenmemiştir.
Vietnam Savaşı sırasında Miley ve yakınındaki köylerde 347 sivilin Amerikan askerleri tarafından katledildiği bu olay bir gazeteci tarafından ortaya çıkarılmış ve ABD ordu fotoğraflarıyla belgelenmiştir.
Olay duyulduktan sonra operasyonu yöneten Teğmen Kelly ve 14 subay hakkında dava açılır.
Dava sürecinde Teğmen Kelly ile soruşturmacı arasında şu diyalog geçer.
Neye ateş ediyorlardı?
Düşmana efendim. İnsanlara mı?
Düşmana efendim. Onlar insan değil miydi?
Evet efendim. Onlar insan mıydı?
Evet efendim. Ne demek istiyorsun ayrım gözetmiyor muydun?
Köydeki bireyler arasında ayrım yapmadım efendim.
Hepsi düşmandı.
Hepsi yok edilecekti.
Teğmen öldürülen Vietnamlıları insan olarak değerlendirmekten kaçınır ve açıkça görüldüğü üzere olay zamanında onların hepsini yalnızca düşman olarak algılamaktadır.
Bunlar ve benzeri olaylar savaş ya da çatışma dönemlerinde insanlıktan çıkartmanın başkalarına zarar vermeyi kolaylaştıran psikolojik mekanizmalardan biri olduğunu göstermektedir.
Bu konudaki ilk çalışmalarda insanlıktan çıkartmanın az önce değinilen örneklerdeki gibi yalnızca savaş ve çatışma durumlarına özgü olduğuna ve soykırım, katliam, vahşet gibi sonuçlara yol açacağına inanılırdı.
Buna karşın günümüzde gruplar arası süreçleri içeren tüm sosyal durumlarda insanlıktan çıkartmanın gerçekleşebildiğini ve olumlu sosyal davranışların azalması, antisosyalliğin artması ahlaki sorumluluğun
azalması gibi sonuçlara da yol açabileceğini biliyoruz özellikle mülteciler eşcinseller kadınlar azınlıklar gibi dezavantajlı gruplar insanlıktan çıkarma davranışının daha çok hedefi olmakta
ve olumsuz sonuçlarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar örneğin insanlıktan çıkarma ve cinsel saldırganlık arasındaki ilişkiyi inceleyen bir çalışmada kadınlara yönelik örtük bir insanlıktan çıkarma eğilim olan erkeklerin
onları cinsel açıdan mağdur etme eğilimlerinin daha fazla olduğu gözlenmiştir.
Avantajlı bir konumda olan erkekler tarafından dezavantajlı bir statüde olan kadınların insanlıktan çıkarılması onlara yönelik cinsel şiddeti kolaylaştırmaktadır.
İnsanlıktan çıkartmanın hep kötü etkilerinden ve sonuçlarından bahsettik.
Hiç iyi yanı yok mu derseniz cevabımız hayır olmayacak.
Medikal alandaki çalışmalar, bazı durumlarda hastaları insanlıktan çıkartmanın olumlu etkilerinden bahseder.
2011 yılında Lemers ve Staple tarafından yapılan bir çalışmada, deneklere hayali bir hastanın tedavisi için iki tıbbi yöntem sunulmuş ve böyle bir durumda hangi yöntemi kullanacakları sorulmuştur.
Bu yöntemlerden biri oldukça acı verici ama bir o kadar da etkiliyken, diğer yöntem acısız ama daha az etkilidir.
Hastaları insan doğası için gerekli özelliklerinden yoksun olarak algılayan katılımcılar oldukça acı verici ancak hastayı kurtarma ihtimali daha yüksek olan yöntemi diğerlerinden daha fazla tercih etmişlerdir.
Başka bir çalışmada ise terminal dönemdeki acı çeken hastalarını daha az insanileştiren sağlık çalışanlarının tükenmişlik sendromu belirtilerini daha az gösterdikleri ortaya çıkmıştır.
Bu çalışmalara göre belirli koşullar altında medikal alanda insanlıktan çıkartmanın, Hasta için etkili tedavi yöntemini seçmekle ve sağlık çalışanlarının daha az tükenmişlik hissetmeleriyle ilgili olabileceği söylenebilir.
Ancak bu alanda yürütülecek daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır.
Medikal etkilerinin dışında, genellikle olumsuz etkileri olan insanlıktan çıkarma eğilimiyle nasıl baş edebiliriz?
Gruplar arası etkileşimi arttırmak ya da ortak bir üst kimliği teşvik edici girişimlerde bulunmak, gruplar arasındaki ayrımı ortadan kaldıracağı için etkili çözüm yolları olabilir.
Ancak yine de insanlıktan çıkartmanın kökenleri ön yargılara dayandığı için üstesinden gelmek o kadar kolay değildir.
İnsanlar genellikle planlı ve programlı bir şekilde başkalarını insanlıktan çıkarmaya karar vermezler.
Bu süreç genellikle otomatik bir şekilde bilinç dışında gerçekleşir.
Yine de karamsar olmayalım.
Günlük yaşamımızda bu sürecin bir parçası olup olmadığımızı düşünmekle ya da tarihteki pek çok olayın kahramanı ben olsaydım ne yapardım diye sorgulamakla dahi Başa çıkmanın ilk adımlarını atabiliriz.
Teğmenkeliğin yerinde siz olsaydınız ne yapardınız?
Hitler döneminde yaşasaydınız toplama kamplarındaki insanlara işkence yapanlardan biri olabilir miydiniz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
